Avrupa Birliği değişen güvenlik ortamına uyum sağlıyor

Arşiv-İHA
Arşiv-İHA
TT

Avrupa Birliği değişen güvenlik ortamına uyum sağlıyor

Arşiv-İHA
Arşiv-İHA

Neil Quilliam
(Londra’daki Azor Stratejik Araştırma Kuruluşu’nun Genel Müdürü Neil Quilliam. Chatham House'da (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı’nda görev yapmaktadır.)

Doğu Akdeniz bölgesindeki çatışma, Avrupa Birliği (AB) ve AB’ye üye devletler açısından gitgide karmaşıklaşıyor. Bu çerçevede çatışma ‘bölgesel güvenlik sorunu, enerji güvenliği sorunu ve göç sorunu’ olmak üzere birbiriyle iç içe geçmiş üç konuyla karakterize edilebilir. AB, bu konuları eş zamanlı ele almak için elinden geleni yapıyor. Öyle ki bunlar arasında, kararlı bir eylem gerektiren son derece hassas bu üç süreç de yer alıyor. Bu gereklilik ise kendi içerisinde AB’nin kapsamı dışında görünüyor.
Bu çerçevede ilk olarak, her şeyden önce AB, sürekli değişen bölgesel güvenlik ortamına uyum sağlamaya devam ediyor. ABD, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana, özellikle de Rusya tarafından ortaya koyulan ve devam eden zorluklar karşısında Avrupa kıtası için güvenilir bir güvenlik ortağı olduğunu kanıtlamış olsa da, Barack Obama başkanlığı döneminden beri güvenlik vaatlerini ve dış taahhütlerini büyük ölçüde baltaladı. Donald Trump’ın başkanlık yıllarında durum aynı şekilde devam etti ve belki de daha fazlası yaşandı. ABD dış politikasında Avrupalı ​​müttefikleri bölgesel güvenlik için önemli sorumluluklar üstlenmeye itme yönündeki mevcut eğilim, AB liderliğine büyük zorluklar ve yükler getirdi.
Aynı şekilde Rusya, Avrupalı ​​pozisyonların Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’daki siyasi ve askeri nüfuzunu yeniden ortaya koyma konusundaki isteksizliğiyle birlikte, ABD’nin diplomatik rolünün azalması fırsatından yararlandı. Aslında ABD’nin geri çekilmesiyle boşalan alandaki varlığını doğrulayan yalnızca Rusya değildi, diğer bölge ülkeleri de bu boşluğu doldurmaya hevesliydi.
Muhtemel Joe Biden yönetimi, AB’ye önceki yönetimlerden daha güçlü diplomatik destek sağlayabilse de AB liderleri, küresel güç dengesindeki yapısal dönüşümün, ABD’nin Avrupa’daki müttefiklere yeterli desteği sağlamak için yeni bir şey getirmeyeceği anlamına geldiğinin tamamen farkındalar.
Bunun sonucunda AB, ilk olarak Rusya’nın askeri maceralarına ve fırsatçı politikasına karşı koymak için her zamankinden daha güçlü ve sert dış ve güvenlik politikaları benimsemek zorunda kaldı. Bununla birlikte AB’nin bazı üye ülkeleri, bazı ikili konularda AB’nin genel gidişatı ile tutarsız olduğu düşünülen politikalar benimsedi. Örneğin Almanya hükümeti, doğal gaz ithalatının yüzde 40’ını sağlayan Kuzey Akım (Nord Stream) hattının sağladığı enerji güvenliği konusunun yanı sıra kısmen iki ülke arasındaki tarihsel ilişkiler nedeniyle, hiçbir şekilde Rusya hükümetine karşı katı bir tavır takınmaktan kaçınmadı.
Özellikle Rusya, yıllar içerisinde kanun maddelerini ve uluslararası normları ceza almaksızın ihlal edebilmeyi hesaba kattığı için, ekonomik yaptırım uygulama tehdidini içeren politikaların benimsenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte (Almanya parlamentosuna karşı siber güvenlik tehditlerinin, Mart 2018’de İngiltere’de yaşanan meşhur bir olayda sinir gazı kullanımının ve son olarak ünlü Rus muhalif Aleksey Navalny olayının yanı sıra) Ukrayna, Suriye ve Libya’daki Rus askeri maceralarının yığılmış etkileri, Almanya’nın görüşünün Avrupalı ortaklarla yakınlaşmasına yol açmış bu da, yeni doğal gaz boru hattı Kuzey Akım -2’nin yeniden gözden geçirilmesi çağrısıyla sonuçlanmıştır. Bu bağlamda Rusya’nın doğalgaz ithalatına olan bağımlılığını kırmak, son zamanlarda yeni bir önem ve ivme kazanmıştır.
Bu arka plan uyarınca Doğu Akdeniz’deki doğalgaz sorunuyla ilgili gelişmeler, AB ve üye ülkeleri için öncelikli konulardan biri haline geldi. Bu bölgedeki doğalgaz rezervleri, Rusya’dan yapılan gaz ithalatına geniş bir alternatif sunuyor ve bu, kelimenin tam anlamıyla AB’nin arka bahçesinde bulunan bir alternatiftir. Ancak bu bölgeden çeşitli Avrupa pazarlarına gaz dağıtımı yalnızca pahalı bir proje olarak görülmüyor. Aynı şekilde durum, bir yandan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), diğer yandan da Türkiye arasında ‘deniz sınırlarına ve deniz altındaki doğal enerji kaynakları üzerinde egemenlik kurma hususuna’ ilişkin mevcut çatışma durumu göz önüne alındığında, Brüksel tarafından daha güçlü ve daha sürdürülebilir bir siyasi iradenin güvence altına alınmasını da gerektirecektir. Bu çerçevede AB üye devleri olan Yunanistan, Fransa, İtalya ve GKRY çıkarları, Kıbrıs karasularına erişimi güvence altına almayı amaçlayan karşı hamlelerin yanı sıra Türkiye’nin karşıt iddialarına meydan okurken, AB’nin politikalarını da ileriye taşımak üzere hareket ediyor.
Doğu Akdeniz’deki gaz kaynakları, farklı karşıtlıklar yoluyla bu ülkelerin her birinde güvenlik, ticari ve diplomatik çıkarların zengin bir karışımını temsil ediyor. Örneğin Yunanistan ve GKRY, bölgede enerji rezervlerinin geliştirilmesinde ortak maddi çıkarlara sahipken, aynı zamanda münhasır ekonomik bölgenin bulunduğu egemen suları savunmak için çalışarak, piyasalara giden en karlı yolu buluyor. Bu nedenle Ürdün, Mısır, İsrail, Filistin ve İtalya’nın üyeliğiyle Doğu Akdeniz Gaz Forumu, savaş gemilerine eşlik eden arama gemilerini Kıbrıs’ın karasularına göndererek münhasır ekonomik bölgelerin meşruiyetine karşı Ankara tarafından ortaya koyulan zorluklarla birlikte, Türkiye ve Lübnan’ı kasıtlı olarak dışlayarak kuruldu.
Fransa, Girit adasındaki bir askeri üsse 2 ‘Rafale’ uçağının yerleştirilmesine ek olarak bu yılın Ağustos ayında ortak askeri tatbikatlara katılmak amacıyla ‘Lafayette’ firkateynini Doğu Akdeniz’e göndererek, bu çatışmada Yunanistan ve Kıbrıs’ın en önde gelen ve en güçlü müttefiklerinden biri oldu.
Fransız çıkarları, Paris ve Ankara arasındaki yoğun rekabetin yanı sıra, Akdeniz’de daha geniş Fransa stratejisine odaklanarak, Yunanistan ve GKRY ile ilgili farklı bir dizi faktöre dayanıyor.
Fransa dış politikası, Fransa’nın iç bölgelerini göç dalgalarına karşı güvence altına almanın ve Akdeniz boyunca Türkiye ile nüfuz kavgalarından uzak durmanın bir yolu olarak terörle daha iyi şekilde mücadele edebilmeleri için Sahel bölgesindeki hükümetleri destekleyip, petrol ve gaz alanındaki ticari çıkarlarını güvence altına alırken, Libya’da da istikrarı tesis etmeye çalışıyor. Bu nedenle Doğu Akdeniz’deki gaz sorununun ‘Euromed’ bölgesinde Fransa açısından diğer önemli konulardan biri olmasına rağmen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki mevcut rekabet durumu, tüm AB’nin Doğu Akdeniz’deki gaza yaklaşımı üzerinde önemli derecede derin bir etkiye sahip.
Avrupa Konseyi, Türk hükümetinin Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının belirlenmesiyle ilgili olarak, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile Kasım 2019’da bir mutabakat imzalaması sonrasında, ‘Yunanistan ve GKRY’nin egemenlik haklarının doğrudan ihlalini temsil ettiği’ gerekçesiyle mutabakatı hızlı şekilde kınamıştı.
Ancak geçen Ağustos ayında Mısır ve Yunanistan hükümetleri ortak denizcilik anlaşması imzaladığında, Avrupa Konseyi böyle bir adım atmadı. ENİ enerji şirketi aracılığıyla ifade edilen diplomatik ve ticari çıkarları nedeniyle yakın bir zamana kadar Türkiye’nin Libya’daki tavrını destekleyici bir politika benimseyen İtalya hükümeti bile, dış politikalarını AB’nin yaklaşımlarına daha uyumlu olacak şekilde yeniden düzenledi. Fransa ve İtalya dış politikalarının görünürdeki yakınlaşması, Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve İsrail ile ilgili mevcut bölgesel uyumun arkasında Doğu Akdeniz bölgesinde güçlü bir AB politikalarının kümelenmesiyle sonuçlandı. Libya krizi devam ederken Türkiye, Libya’ya askeri müdahalede bulundu ve bu, durumu tepe taklak etti. Türkiye, Ağustos’un ortalarında Kıbrıs sularına 3 ikmal gemisi eşliğinde Oruç Reis araştırma gemisini ve 2 gemiyi Akdeniz’de keşif ve sondaj faaliyetleri için göndermek gibi sürekli manevralar gerçekleştirdi ve bu da Brüksel’deki AB liderliği açısından tam bir güvenlik sorununa yol açtı.
Yukarıda bahsi geçen durumların yanı sıra her iki kampta iki taraf arasındaki farklılıklara rağmen, Moskova ve Ankara arasında Suriye ve Libya’da belirgin olan yakın işbirliği, özellikle de Türkiye’nin ‘Türk Akım’ boru hattı aracılığıyla Rusya’dan Avrupa’ya gaz geçişi sağlayan bir ülke olması dolayısıyla, gerginlik ve endişelerin ana nedenlerinden birini oluşturuyor.
Son olarak Türkiye hükümeti, Almanya’nın AB içerisindeki en büyük diken olduğuna inanıyor. Ancak Almanya’nın, ‘Ankara’nın Avrupa’ya doğru mülteci akışını engellemeyi bırakacağına dair’ güçlü korkusu, Ankara’ya karşı herhangi bir güçlü önlem karşısında Türkiye’ye bir derece güvenlik sağlıyor. Bu bağlamda Türk hükümeti, meseleleri bu açıdan değerlendirmiş gibi görünüyor. Yunanistan ve GKRY’nın arkadan destek toplamasına rağmen Fransa’nın Türkiye’ye yaptırım uygulama çağrıları, nihayetinde başarısızlığa mahkumdur. AB’nin merkezindeki Berlin ve Paris arasında görünen açık ayrılık, çıkmaza ve muhtemelen eylemsizliğe yol açacaktır. Durum böyle kalırsa Türkiye hükümeti, mevcut rutin bakım işlemlerini tamamladıktan sonra araştırma gemisi Oruç Reis’i tekrar Kıbrıs karasularına gönderecektir.
Belki de Doğu Akdeniz meselesi, nihayetinde AB’nin sert bir güvenlik tepkisiyle birlikte birleşik ve güçlü bir dış politikanın ortaya çıkmasıyla sonuçlanan bir sorundu.
Bu bölgenin önemi, ABD’nin AB ülkelerini sorumlulukları üstlenmeye zorlamada azalan rolü nedeniyle arttı. Bu durum da Brüksel’i, benzer Rus kaynaklarına uzun vadeli bağımlılığı kırarak, Doğu Akdeniz kaynaklarından enerji güvenliği yeteneklerini artırmaya itiyor. Yani bu durum, AB’nin Türkiye hükümetinin Akdeniz’deki düşmanca politikalarına kesin olarak yanıt vermeye hazır olduğu anlamına geliyor. Fransa ve AB’ye üye diğer ülkelerin buna hazır olmasına rağmen, özellikle de Türkiye hükümetinin daha fazla mülteci ve göçmeni Avrupa’ya göndermekle tehdit etmeye devam etmesi nedeniyle Almanya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin, Ankara’yı bölgeden uzaklaştırma riskini göze almaya istekli olacağı belirsizdir veya kesin değildir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.