Türkiye, ‘dar bir köşeye’ sıkışması sonrasında, ‘başlangıç noktasına’ geri dönüyor

Türkiye, ‘dar bir köşeye’ sıkışması sonrasında, ‘başlangıç noktasına’ geri dönüyor
TT

Türkiye, ‘dar bir köşeye’ sıkışması sonrasında, ‘başlangıç noktasına’ geri dönüyor

Türkiye, ‘dar bir köşeye’ sıkışması sonrasında, ‘başlangıç noktasına’ geri dönüyor

Türkiye, belirlenen ve Birleşmiş Milletler’e (BM) rapor edilen ‘kıta sahanlığı alanlarını kazma hakkına sahip olduğu’ ısrarını sürdürürken, özellikle de Doğu Akdeniz ve Ege Denizi olmak üzere deniz sınırları hususunda çatışma yaşadığı Yunanistan başta olmak üzere, Doğu Akdeniz bölgesi ülkeleriyle ihtilafını dile getirdi. Türkiye ayrıca, Akdeniz’de en uzun sınıra sahip olduğuna da dikkati çekti.
Bölge ülkelerini ve Avrupa Birliği’nin (AB) ‘Türk manevralarının yasadışı olduğuna’ dair açıklamalarına rağmen Ankara, Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaza yönelik araştırma ve arama faaliyetlerinin, uluslararası yasalara uygun olduğunu iddia ediyor.
‘Kıta sahanlığı’ terimi, ilk kez 1945 yılında ABD Başkanı Harry S. Truman tarafından yapılan bir açıklamada dile getirildi. Terim, kıyı devleti topraklarının deniz veya okyanus altındaki uzantısı anlamına geliyor. Uzmanlar, ülkelerin kıta sahanlığının belirlenmesinin temelinin, denizleri çevreleyen karanın yüzölçümü olduğuna dikkat çekiyor. Yunanistan, geçen ay karasularının sınırlarını, uluslararası alanda izin verilen maksimum sayı olarak, 6 milden 12 mile çıkaracağını duyurdu. Türkiye ise, denizyolu hatlarının ağır bir zarara uğrayacağı nedeniyle bu duruma izin vermeyeceğini ve Yunanistan’ın bu tür bir adımının ‘savaş sebebi sayılacağını’ vurguladı.
Yunanistan, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesine dayanarak, karasularını 12 mile çıkarmayı planlıyor. Ancak Türkiye, söz konusu sözleşmeyi imzalamamıştır ve sözleşmeye taraf değildir. Ancak karasuların yanı sıra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır, Lübnan ve İsrail arasında uzlaşı sağlananlar gibi, özel ekonomik bölgeler de mevcut. Bu alanlar ise 200 deniz miline kadar çıkarılabilir.
Türkiye, 2013 yılında Mısır ve GKRY arasında imzalanan münhasır ekonomik bölgeler anlaşmasını kabul etmeyip, meseleyi BM’ye bırakarak Doğu Akdeniz’de imzalanan tüm anlaşmaları reddettiğini açıkladı. Daha sonra 27 Kasım 2019 tarihinde Ankara ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında imzalanan mutabakat zaptına uzanan yolu tıkaması nedeniyle, geçtiğimiz Ağustos ayında Mısır ve Yunanistan arasında deniz sınırlarını belirlemek için imzalanan anlaşmayı da reddettiğini duyurdu. Türkiye, mutabakatı imzalama sırasında Akdeniz’e iradesini dayatacağını ve ‘kendisinden izin almadan kimsenin denizden geçemeyeceğini’ ifade ediyordu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk yetkililer, tekrar tekrar “Türkiye, ülkeyi denizde dar bir şeritle sınırlamak için çizilen haritaları yırtıp atacaktır” dedi. Ankara, AB’yi Türkiye’ye ‘ilk’ yaptırımları uygulamaya çağıran GKRY ve Yunanistan kıyılarına yakın bölgelere arama ve keşif gemileri göndermiş ve ayrıca Avrupa Konseyi’nin 24- 25 Eylül’deki toplantısı sırasında bu iki ülkenin tırmanışlarına dikkat kesileceğini duyurmuştu.
İki tur arabuluculuk faaliyetinin başarısız olması sonrasında gerginliğin tırmanması ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) müdahale etmesiyle birlikte AB’nin dönem başkanı olan Almanya’nın parmağı ve Brüksel’de teknik görüşmelerde Türk- Yunan askeri heyetlerini bir araya getirme başarısı, şaşırtıcı bir şekilde Ankara’yı, 10 Ağustos’ta Yunanistan’ın Meis adası yakınlarında faaliyet için gönderdiği sismik araştırma gemisi Oruş Reis’i, 25 Eylül’e kadar sürecek önemli bir kararla geri çekmeye yöneltti.
Avrupa baskısının artması ve sert yaptırımlar tehdidinin ardından Türkiye ekonomisindeki krizler şiddetlenirken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da ‘ülkesinin, Doğu Akdeniz’deki Türk faaliyetleriyle ilgili endişelerini’ açıkça ifade eden GKRY’ye bir ziyarette bulundu. Pompeo, ziyareti sırasında tüm taraflara ‘diplomatik çözümü destekleme’ çağrısı yaptı.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesindeki tek hedefi enerji değil. Uzmanlara göre Erdoğan, deniz filosunun büyümesini ve bölgesel bir güç olma arzusunu göstermeye, ayrıca ittifaklarını çıkarları doğrultusunda değiştirmelerine rağmen Avrupa, ABD ve Rusya’ya karşı koyabileceğini ilan etmeye hevesli.
Kaliforniya Denizcilik Yüksek Lisans Okulu’nun Milli Güvenlik İşleri Bölümü’nde Türkiye konusunda uzmanlaşmış Profesör Ryan Gingeras, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hedeflerini şu ifadelerle özetledi:
“Bu hamlelerin arkasında, başta Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki en büyük güç olduğu ve ona bu esas üzerine davranılması gerektiği fikri olmak üzere birçok etken yatıyor. Türkiye, kendisini hasım ve düşmanlarla çevrili olarak görüyor ve varlığını kanıtlamak için güç kullanacak.”
Gingeras, Erdoğan’ın 2023 yılını ‘silah alanında tam bağımsızlığa kavuşma tarihi’ olarak belirlediğine dikkati çekerken, özellikle 750 milyar dolara ulaşan ekonomik engel çerçevesinde bu durumun gerçeklikten uzak göründüğünü dile getirdi. Gingeras’a göre bölgedeki faaliyetleri nedeniyle kendisini yaptırımlarla tehdit eden, Türkiye’nin ana ticaret ortağı Avrupa Birliği (AB) ile de gerginlikler tırmanış gösterdi.
Öte yandan ABD, GKRY’ye silah ihracatına yönelik onlarca yıldır uygulanan yasağı kaldırma kararı aldı. Fransa, modern ‘Rafale’ uçaklarını Kıbrıs’taki bir hava kuvvetleri üssüne konuşlandırarak gücünü gösterdi ve AB’nin iki üyesi olan Yunanistan ve Kıbrıs’a mutlak desteğini ilan etti. Son günlerde yaşanan gelişmeler, Avrupa, NATO ve Washington’un Türkiye’ye uyguladığı baskı ve Ankara’nın bölgede tecrit edildiğini fark etmesi sonrasında Türkiye’yi, katı söyleminde büyük bir değişiklikler yapmaya ve tüm taraflarla diyalogdan söz etmeye başlamasına ittiğini gösteriyor.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.