Dünya, 9 ay geçmesine rağmen Kovid-19 ile mücadele çaresizliğini sürdürüyor

Madrid'de bir kadın Kovid-19 kurbanlarının anısına çimlere bırakılan İspanyol bayrakları arasında yürürken (AP)
Madrid'de bir kadın Kovid-19 kurbanlarının anısına çimlere bırakılan İspanyol bayrakları arasında yürürken (AP)
TT

Dünya, 9 ay geçmesine rağmen Kovid-19 ile mücadele çaresizliğini sürdürüyor

Madrid'de bir kadın Kovid-19 kurbanlarının anısına çimlere bırakılan İspanyol bayrakları arasında yürürken (AP)
Madrid'de bir kadın Kovid-19 kurbanlarının anısına çimlere bırakılan İspanyol bayrakları arasında yürürken (AP)

Geçtiğimiz yıl 11 Ocak’ta, Vuhan'da haftalar önce ortaya çıkan gizemli virüse maruz kaldıktan sonra solunum sistemini etkileyen ciddi bir iltihap sonucu Çinli yaşlı bir adam 61. yaş gününden iki gün önce Çin'de hayatını kaybetmişti. Kimse bu ölümün dünyanın çehresini değiştireceğini hayal edemezdi. Olayın ardından 9 ay geçtiği halde, bilim dünyasını da şaşkına çeviren ve hayatı alt üst eden bu virüse milyonlarca insan kurban gitti. İnsanlar artık şu soruları sormaya başladı; Bu kabus ne zaman bitecek? İşimi kaybedecek miyim yoksa geçimimi yeniden kazanabilecek miyim? Bana da virüs bulaşır mı ve yarın ben de ölenler arasında olur muyum?
Tıbbın artık salgını tedavi etme ve şiddetini azaltma konusunda daha güçlü olduğu ve aşı geliştirme çalışmalarının ileri aşamalara ulaştığı bilinse de, salgının başlangıcından bu yana çalışmalarına hız kesmeden devam eden Dünya Sağlık Örgütü (WHO) uzmanları, şu ana kadar 23 milyondan fazla insanı etkileyen virüs konusunda uyarılarına devam ediyor. Uzmanlar, koronavirüsün dünyanın dört bir yanında bulaşma kapasitesinin hala yüksek olduğu ve her gün yeni bir sürpriz taşıdığı konusunda uyarıyor. Birçok ülke, salgını kontrol altına alarak kurbanlarını asgariye indirebildiklerini düşündüğü halde bugün, tam bir kapanma dönemine geri dönecek ve sağlık sistemlerini ve çökmüş ekonomilerini tehdit edecek ikinci bir dalga ile karşı karşıyalar.
 Mevcut durum, Rus Diktatör Josef Stalin’in “Bir kişi ölürse trajedi; Bir milyon kişi ölürse istatistik olur” sözlerini akla getiriyor. Ancak bu istatistik, dünyanın en küçük günlük detaylardan ekonomiye, sosyal ilişkilere ve jeopolitik dengelere kadar nasıl değişerek bu noktaya kadar geldiğini açıklıyor.
Cenevre Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü İsviçreli Epidemiyolog Antoine Flahault, Kovid-19 salgınını, Fransız besteci Maurice Ravel'in dünyaca ünlü klasik müzik eseri Bolero parçasına benzetiyor. Fransız bestecinin bu eserinde alçaktan başlayan ses düzeyi en yükseğe ulaşır ve tekrar alçak bir melodi ile çalmaya devam eder. Ardından melodi tekrar zirveye çıkar. 
Flahault açıklamasında, Çin, Japonya, Vietnam, Tayland ve Avustralya gibi salgının yayılımının azaldığı bölgelerden, daha önce görülmemiş bir sağlık felaketiyle karşı karşıya olan Latin Amerika'ya ve durumun hala kontrolden çıktığı ve korkunç sonuçlarla tehdit ettiği ABD’deki geniş bölgelere kadar mevcut salgın durumunu ele aldı. Flahault, Avrupa'da salgınla ilgili olarak, “Ölümlerde bir artış olmadığı halde vakalarda yüksek artışın yaşandığı yaz döneminden sonra, bugün virüsün bulaş riskinin hala aktif olduğunu ve riskli vakalarda sürekli bir artış olduğunu fark ettik. Bu da açıkça gösteriyor ki, ikinci bir dalganın başlangıcındayız ve tekrar tam izolasyon önlemlerine geri dönmek zorunda kalabiliriz” dedi.
Öte yandan WHO, ortalıkta dolaşan rakamlar ve karşılaştırmalar karşısında durumu kontrol altına almaya çalışırken, asıl dersin salgın hastalıkların ortaya çıkmasının kaçınılmazlığı ve her zaman olduğu gibi bunlara hazırlıklı olma ve kaybolmaları ya da geri çekilmeleri ile onları unutmama ihtiyacı olduğunu vurguladı. WHO, 2018'de sıtmanın 405 bin kişiyi öldürdüğünü ve 1980'lerin başından bu yana toplam 32 milyon AIDS kurbanlarından 690 binin sadece geçen yıl kaydedildiğini belirtti. Ayrıca grip nedeniyle yılda 290 bin ila 650 bin kişinin hayatını kaybettiğini ve 1969'da artarak bir milyonun üzerine çıktığını kaydetti. Tüm bu rakamlar toplumun hafızasında net bir iz bıraktı.
1918 ile 1920 arasında yaklaşık 50 milyon insanı öldürdüğü tahmin edilen İspanyol gribi, en sık yapılan karşılaştırmalardan biri. Ancak Fransız demografi uzmanı Jean-Marie Robine, “Şu anda bir milyona yaklaşan Kovid-19 kaynaklı ölümler şüphesiz gerçek rakamlardan çok daha düşük. Çoğu ülkede vakaların sayısı konusunda birden fazla kaynak var ve bunların bilgileri genellikle çelişkilidir. Koronavirüsten kaç kişinin öldüğünü tam olarak öğrenmemiz uzun zaman alacak” diye konuştu.
Robine açıklamasında, Kovid-19 salgınının gerilemesi ve önümüzdeki yılın sonuna kadar bir aşı veya tedavi ile kontrol altına alınması halinde demografik istatistiklerin sınırlı seviyede kalacağını belirterek şunları kaydetti:
“Ortalama yaşam süresi bu yıl Avrupa ülkelerinde beş veya altı ay düşebilir, ancak genellikle savaşlar veya salgın hastalıklardan sonra olduğu gibi, hızlı bir şekilde önceki seviyesine dönecektir. Kriz uzarsa ve salgın dalgaları düzenli olarak değişirse, sonuçlar çok daha büyük olacak ve ortalama yaşam süresinin artmasını önleyecek. Böylece zengin ülkelerde bugün söylediğimiz şey (yeniden inşa devrimi) sona erecek.”
Jeopolitik meselelerde uzman bir araştırmacı olan Robert David Kaplan, Kovid-19 krizinin başka bir yönünü ele alarak şunları kaydetti:
"Sayılar siyasi çatışmalarda bir silaha ve bir araca dönüştü. Dünyadaki ölüm oranlarını karşılaştırırken çok fazla kanıta başvurmam gerekmiyor: Çin'de her bir milyon kişi başına 3, Güney Kore 8, Almanya 114, Fransa 486 ve ABD 629 veya İspanya 668.  Bu durumda karşılaştırmanın despotik ve demokratik rejimler arasında değil, akıllı ve aptal hükümetler arasında bir karşılaştırma şeklinde yapılması gerektiğini düşünüyorum.”
Dış Politikalar Enstitüsü Jeopolitik Araştırmalar Bölümü Başkanı Kaplan, "Koronavirüs, küreselleşmenin iki aşaması arasında bir dönüm noktası oldu. 1990'ların başında Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle başlayan ilk aşama, demokrasiyi dünyanın birçok bölgesine taşıdı. İkinci aşama ise, otoriter rejimlerin yükselişine tanıklık etti ve büyük güçler arasındaki rekabetin yoğunlaşmasıyla öne çıktı.”
“Başkan Trump'ın politikası ABD'nin itibarını zedelerken, Çin'in itibarı ve konumu güçlendirildi” diyen Kaplan, “Pandemi çemberinin dışında, kaderini bilmediğimiz en büyük olay, Avrupa, Ortadoğu ve Uzak Doğu'da önemli jeopolitik sonuçları olabilecek ABD başkanlık seçimleridir” ifadesini kullandı.
Paris Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Profesörü olan Isabel Megan, Kovid-19 salgınının küreselleşmenin çarklarını durma noktasına getirdiğini düşünmüyor. Megan, "İnsanların hareketi dursa da, mallardaki hareketliliğin Avrupa'da ve dünyada devam ettiğini ve hatta bazen canlandığını" belirtti. Ancak tehlikenin, ekonomik büyüme düzeyi üzerinde yıkıcı ve geniş kapsamlı etkileri olan 1929 krizinden sonra olduğu gibi, jeopolitik gerilimlerin ve korumacı önlemlerin şiddetlenmesinden kaynaklanıyor olabileceğini kaydetti.
Diğer taraftan BM, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma yolunda pandeminin neden olduğu etkilerden endişe ediyor. Gelişmekte olan ülkelerde benzeri görülmemiş işsizlik krizlerinin patlamasının yanı sıra, dünyada açlık yaşayan kişi sayısındaki artışın tehlikeli boyutlara ulaşmaya başlaması ve diğer hastalıklar ve salgın hastalıklarla mücadele kampanyalarının geri kalanının ihmal edildiğine dair tehlikeli göstergelerin olması sosyal, politik ve göçmenlik alanındaki zorluklarda yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe