Kafkasya, Ankara ile Moskova arasında çatışma veya uzlaşma sahası mı oluyor?

Dağlık Karabağ Bölgesi, eski Sovyetler Birliği'ndeki etnik gruplar arasında yaşanan ilk çatışmaya tanık oldu

Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)
Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)
TT

Kafkasya, Ankara ile Moskova arasında çatışma veya uzlaşma sahası mı oluyor?

Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)
Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)

Basil el-Hac Casim
Dünya dün, Ermenistan ile Azerbaycan arasında yeni bir askeri gerilimin yankılarıyla güne uyanırken her iki taraf da gerginlik nedeniyle bir birilerini suçladılar. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Ermenistan ve Azerbaycan’a acil ateşkes ilan etmek ve gerginliği azaltmak için doğrudan müzakerelerin başlatılması çağrısında bulunulurken, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ‘Azerbaycan'a yönelik son Ermeni saldırısı’ olarak nitelendirdiği gerilimi kınadı ve Ankara'nın Bakü'ye bu konuda tam destek verdiğini duyurdu.
Ermenistan ile Azerbaycan arasında 1994 yılında yapılan ateşkes anlaşması, 1988 yılında Dağlık Karabağ Bölgesi’nde başlayan savaşı sona erdirirken savaşı Ermenistan tarafı kazandı.  Ancak iki ülke arasında bugüne kadar bir barış anlaşmasına varılamadı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) Minsk Grubu (Rusya, ABD ve Fransa) himayesinde yürütülen müzakerelere rağmen Bakü ve Erivan, Dağlık Karabağ Bölgesi’nin statüsü konusunda bir anlaşmaya varamazken bölgede ateşkes ihlal edilmeye devam ediyor.
Nüfusunun 145 bin civarında olduğu tahmin edilen Dağlık Karabağ Bölgesi, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'nün batısında yaklaşık 270 kilometre uzaklıkta ve yaklaşık 4 bin 800 kilometrekarelik bir alanda bulunuyor. Bu (uluslararası olarak tanınmayan) ülke, Azerbaycan ile Ermenistan arasında dört yılı aşkın bir süre devam eden ve 30 binden fazla ölüme neden olan şiddetli bir savaşa sahne oldu. Savaş, çoğunluğu Azerbaycanlı olmak üzere yüz binlerce insanı yerlerinden ederken bölgede çoğunluğu oluşturan Ermeniler, altı Azeri vilayetinin yanı sıra Dağlık Karabağ topraklarının kontrolünü ele geçirdi.
Dağlık Karabağ Bölgesi, eski Sovyetler Birliği’ndeki etnik gruplar arasındaki ilk çatışmaya tanık oldu. Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ Bölgesi nedeniyle yaşanan çatışma, bölgeden yaklaşık 300 bin Ermeni ve 600 bin Azerinin yerlerinden edilmesine yol açtı. Bu da bazılarının çatışmayı ‘etnik bir çatışma’ olarak tanımlamasına neden oldu.
İki ülke sürekli olarak kapsamlı bir savaşın eşiğine geliyor. Ancak, kısa süre sonra arabulucuların müdahalesiyle durum sakinleşiyor ve gerilim azalıyor. Böylece bölgesel ve muhtemelen uluslararası bir çatışmaya dönüşebilecek bir savaşın patlak vermesi engelleniyor.
Kafkasya'da gerilim her alevlendiğinde gözler her zaman Rusya-Batı ilişkilerine çevrildi. Bu durum, 2011'de Suriye’deki çatışmaların patlak vermesine kadar devam etti. Bununla birlikte eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi, Türkiye’nin bölgedeki diğer taraflarla mücadelede Batı’nın çıkarlarını korumaya öncülük etmesi nedeniyle NATO ülkelerinden birinin çıkarlarına aykırı bir politika benimsedi. Ardından özel olarak Moskova ve Ankara arasındaki ilişkilere odaklanıldı. Aralarında bir takım zorluklar vardı. Çünkü Güney Kafkasya'daki çatışmanın tarafları olan Azerbaycan ile Türkiye’nin, Ermenistan ile de Rusya’nın özel bağları bulunuyordu.
Türkiye’nin Batı sisteminin bir parçası olduğu doğru, ancak Suriye'de Ankara ile Moskova arasında son zamanlarda (doğrudan çatışmalar, vekâlet savaşları ve bu durumu Libya'da körüklemek için girişimlerde bulunulan pazarlıklardan sonra) ortaya çıkan uzlaşı hali bazı Batılı tarafları rahatsız etti. Bugün Moskova ile Ankara arasındaki herhangi bir anlaşmazlığın, Batı'nın çıkarına olduğu herkesçe biliniyor.
Bununla birlikte Rusya'nın geleneksel müttefiki Ermenistan’ın yanı sıra Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ve diğer bölgesel ekonomik ittifaklara dahil olmaya ve Gürcistan-Rusya çatışması çerçevesinde önemli bir jeopolitik konuma sahip bir olan Azerbaycan'a da ihtiyacı var.
Öte yandan Moskova ve Bakü arasında, sınır ötesi güvenliğinden Hazar Denizi kaynaklarının kullanımına ve ulaşım projelerine kadar birçok işbirliği var ve Kremlin, Azerbaycan’ın veya Ermenistan’ın Gürcistan veya Ukrayna gibi olmalarını istemiyor. Sonuç olarak Moskova, Bakü'yle kendi elleriyle karşı karşıya gelmeyecek ve bu da dış güçlere Rusya'yı bölgenin dışına itme fırsatı verecektir.
Moskova, Erivan'ın Rusya'ya, Rusya'nın ise Ermenistan'a daha çok ihtiyacı olduğunun farkında. Yani onu kaybetmek, eski Sovyetler Birliği’nin arka bahçelerinden birini kaybetmek anlamına geliyor. Böyle bir kaybın, manevra kabiliyeti üzerinde uzun soluklu bir etkisi olabilir. Zira Rusya, genel olarak dünya sahnesine ve özel olarak da eski Sovyetler Birliği ülkelerine, uluslararası bir güç olduğu fikrini dayatıyor.
Aslında, Rusya'nın Ermenistan ile bir ittifak kurduğunu görüyoruz. Azerbaycan ile de bir ortaklık durumu var. Bu da, Ermenistan-Azerbaycan sorununun çözümünde (her iki taraf için de kabul edilebilir) bir arabulucu rolü oynamasına izin veriyor. Erivan'ın askeri olarak Rusya'ya neredeyse tamamen bel bağlamasına rağmen, Azeriler arasında Moskova'ya karşı bir düşmanlık durumu öz konusu değil. Moskova, Ermenistan'a yapılan silah ithalatının yüzde 94'ünü karşılarken Rusya’dan Ermenistan’a yapılan silahlar arasında Suhoy Su-30 savaş uçaklarının da bulunuyor. Ayrıca Ermenistan topraklarının çeşitli noktalarında Rus askeri üslerine ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte Azerbaycan'a yapılan silah ithalatının yüzde 31'ini de Moskova karşılıyor.
 Azerbaycan ve Ermenistan, nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu bir Azerbaycan yerleşim bölgesi olan ‘Dağlık Karabağ’ topraklarında geçtiğimiz yüzyıldan bu yana yaşanan bir çatışmaya tanık oluyorlar. Türkiye de ‘işgal edilmiş topraklarını’ geri kazanması için ‘kardeş ülke’ Azerbaycan'ın yanında yer alıyor. Beş yıl süren savaşın ardından Ermeniler1993 yılında, Azerbaycan topraklarında Dağlık Karabağ ile Ermenistan sınırında bulunan ve yaklaşık 8 bin kilometre karelik bir alana (yani Azerbaycan'ın yaklaşık yüzde 20'sine) sahip ‘güvenli bölgenin’ kontrolünü ele geçirdiler.
Öte yandan Ankara ile Bakü arasındaki işbirliği sadece askeri, ticari ve ekonomik alanlarla sınırlı değil. Enerji ve madencilik sektörlerinde de aralarında çeşitli işbirlikleri bulunuyor. Azerbaycan'ın Türkiye’ye sağlanan doğalgaz piyasasındaki konumunu önemli ölçüde güçlendirmesini sağlayan Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) inşası 2019 yılında tamamlandı.  Bakü, 2020’nin ilk yarısının sonunda Türkiye’ye ‘mavi yakıt’ tedarikinde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 23,4 (yaklaşık 5,5 milyar metreküp) artışla birinci sırada yer aldı.
Azerbaycan'da, Türkiye’nin askeri varlığı, son dönemlerde Moskova ile Ankara arasındaki ilişkilerin soğukluğu veya sıcaklığıyla bağlantılı olarak tartışma konusu oluyor. Konu, özellikle Ermenistan ile Azerbaycan çatışması her alevlendiğinde bu ülkelerdeki siyasi ve medya çevreleri, Güney Kafkasya'da Azerbaycan topraklarında bir Türk askeri üssü kurulması konusunu tartışmaya başlıyorlar.
Rusya, Türkiye’nin bölgedeki en büyük rakibi olarak görülüyor. Türkiye'nin NATO üyeliği göz önüne alındığında Azerbaycan'da askeri ve siyasi dengeyi sağlamak ve Ermenistan'daki Rus askeri üssüne karşı ağırlık oluşturmak için bir Türk askeri üssünün kurulması, Rusya-Azerbaycan ilişkilerini zora sokmaktan başka bir işe yaramayacak ve İran için de bir endişe kaynağı olacaktır.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki savunma işbirliği, ilki 1990'ların başlarında oluşturulan iki yasal çerçeveye dayanıyor. Birinci çerçeve, Azerbaycan askeri personeli, Türk askeri kuruluşlarında eğitim alabilmesidir. İkinci çerçeve ise Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını talep etmesi halinde iki ülkenin birbirine yardım edeceğini açıkça belirten ‘stratejik ortaklık’ anlaşmasıdır.  Bu ‘yardımın’ niteliği ikili istişarelere bağlı olmakla birlikte, anlaşma acil durumlarda askeri araçların kullanılabileceğini de açıkça belirtiyor.
Azerbaycan basınına göre, Azerbaycan ile Türkiye arasında birkaç hafta önce üst düzey heyetler arasında Bakü’ye ve Ankara'ya yapılan karşılıklı ziyaretler sırasında çok önemli belgeler hazırlandı. Bu ziyaretler sırasında iki taraf, Azerbaycan'ın Nahçivan ve daha sonra Abşeron şehirlerinde birer adet Türk askeri üssü kurulması konusunu ele aldılar.
Ermenistan ile İran arasındaki yakın işbirliği çerçevesinde Ermeniler, bu senaryodan korkuyorlar.  Tahran'ın Erivan ile ilişkileri, Müslüman bir çok ülkeyle olanlardan daha güçlüdür. Ermenistan'da ayrıca Türkiye'nin Dağlık Karabağ bölgesindeki müzakere sürecine katılabileceğine ilişkin bir endişe hakim.
Moskova'daki karar alıcılara yakınlığı ile tanınan Rusya merkezli Valday Tartışma Kulübü tarafından Türkiye'nin Azerbaycan ve Orta Asya ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve askeri işbirliğini güçlendirmeye ilişkin yayınlanan rapor dikkate değerdi. Rapora göre Ankara'nın muhtemel hedefi, yabancı basın organlarında ‘Moskova ile Ankara arasındaki yeni cephe: Kafkasya’ gibi manşetlerin yer almasının ardından Moskova ile uzlaşmak.



İran hava sahası yasağı, Hürmüz’ün yeniden açılması için baskıyı artırıyor

17 Mayıs’ta Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası’nda bulunan Khasab kıyı kenti açıklarında Hürmüz Boğazı’nda demirleyen gemiler (AFP)
17 Mayıs’ta Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası’nda bulunan Khasab kıyı kenti açıklarında Hürmüz Boğazı’nda demirleyen gemiler (AFP)
TT

İran hava sahası yasağı, Hürmüz’ün yeniden açılması için baskıyı artırıyor

17 Mayıs’ta Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası’nda bulunan Khasab kıyı kenti açıklarında Hürmüz Boğazı’nda demirleyen gemiler (AFP)
17 Mayıs’ta Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası’nda bulunan Khasab kıyı kenti açıklarında Hürmüz Boğazı’nda demirleyen gemiler (AFP)

İran’a yönelik hava sahası yasağının dün Irak’taki havalimanlarında da uygulanmaya başlaması, Tahran üzerinde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda müzakere çabalarını yoğunlaştırması yönündeki baskıyı artırdı.

Irak’tan yapılan açıklamalara göre, İran açısından kritik öneme sahip bazı havalimanları, Washington’un iki gün önce dünya genelindeki bütün İran hava trafiğine yönelik açıkladığı yasak kapsamında Tahran ve diğer kentlere düzenlenen günlük seferleri durdurdu. Irak’taki bazı havalimanlarının yasağa uyması, İran havacılık sektörünü mali ve operasyonel açıdan ağır bir darbe ile karşı karşıya bıraktı.

İranlı havayolu şirketi Mahan Air, uçuşlarına izin verilmeyeceğinin bildirilmesinin ardından Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil ve Süleymaniye’de bulunan Celal Talabani Havalimanı’na planlanan seferlerini iptal ettiğini açıkladı. Irak Haber Ajansı da Necef Havalimanı’nın İran’a yönelik ve İran’dan gerçekleştirilen tüm uçuşları askıya aldığını bildirdi.

Lider Ali Hamaney’in danışmanı Muhammed Muteber ise Tahran’ın uçuş gerçekleştirmesinin ve havalimanı hizmetlerinden yararlanmasının engellenmesi halinde, bölgedeki hiçbir ülkenin de bu hizmetlerden yararlanamayacağını söyledi.

İran hava trafiğine yönelik yasağın uygulanması, Tahran’ın Washington’a yedi günlük bir plan sunduğunu açıklamasıyla eş zamanlı olarak gereçekleşti. Plana göre Hürmüz Boğazı yeniden açılacak ve iki ülke arasında yedi aydır devam eden savaşı sona erdirecek nihai bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla müzakereler yeniden başlatılacak.

Şarku’l Avsat'ın CNN’den aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “İran’ın arabulucular vasıtasıyla ABD’ye sunduğu teklif, Washington’un müzakerelerin yeniden başlatılması ve boğazın yeniden açılması için yedi gün içinde belirli şartları yerine getirmesini öngörüyor” dedi.


Beyaz Saray: CNN'in Trump’a başkanlık uçağında eşlik etmesi engellendi

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık uçağı “Air Force One”da basın mensuplarına konuşurken (AFP – Arşiv)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık uçağı “Air Force One”da basın mensuplarına konuşurken (AFP – Arşiv)
TT

Beyaz Saray: CNN'in Trump’a başkanlık uçağında eşlik etmesi engellendi

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık uçağı “Air Force One”da basın mensuplarına konuşurken (AFP – Arşiv)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık uçağı “Air Force One”da basın mensuplarına konuşurken (AFP – Arşiv)

Beyaz Saray, bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’a başkanlık uçağında eşlik edecek basın mensupları arasında CNN’in yer almayacağını bildirdi. Bu karar, medya kuruluşlarına yönelik son kısıtlama olarak değerlendirildi.

Beyaz Saray perşembe günü yaptığı açıklamada, federal yargıç Tim Kelly’nin ABD Başkanı Donald Trump’ın “MS NOW”, “CNN” ve “Politico” adlı medya kuruluşlarına yönelik yasağının “muhtemelen anayasaya aykırı” olduğuna hükmetmesinin ve gazetecilerin derhal yeniden içeri alınması yönünde karar vermesinin ardından, bu kuruluşların gazetecilerinin Beyaz Saray’a yeniden girişine izin verdiğini duyurmuştu.

Gazetecilerin yeniden içeri alınmasına günün ortasında izin verilirken, bundan önce saatler boyunca Beyaz Saray’a gazetecilerin girişinin engellenmesi nedeniyle kaos yaşandı.


Netanyahu'nun BM konuşması: İsrail'in itibarı ciddi zarar gördü

Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
TT

Netanyahu'nun BM konuşması: İsrail'in itibarı ciddi zarar gördü

Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'ndaki konuşmasında salonun boşalması gündem oldu.

Netanyahu'nun konuşması sırasında farklı ülkelerden onlarca temsilci salondan ayrıldı. Bazı delegeler yuhalayarak lidere tepki gösterirken, Netanyahu'nun beraberindeki heyet ayağa kalkarak siyasetçiyi alkışladı.

İsrail lideri ise "Bu salonu henüz terk etmemiş başka ahlaki korkaklar varsa, lütfen şimdi bunu yapsınlar" dedi.

Netanyahu'nun konuşması, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine az süre kalmışken ülkedeki siyasi tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geldi.

İsrail gazetesi Haaretz, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasının uluslararası kamuoyuna hitap etmekten çok İsrail'deki seçmenlere yönelik olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca Netanyahu'nun, konuşmasında dünya genelindeki Yahudilerin karşı karşıya olduğu tehlikelerden bahsetmesine rağmen ikinci yıl üst üste ABD'deki Yahudi liderlerle görüşmediğine işaret ediliyor.

Netanyahu'nun Türkiye, Suriye, Katar, Birleşik Krallık ve Fransa yönetimlerini sert şekilde eleştirdiği konuşmasının diplomatik ilişkileri onarmaktan ziyade İsrail'deki seçmenlere siyasi mesaj verme kaygısı taşıdığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda 71 yaşındaki liderin BM Genel Kurul kürsüsünü “seçim kampanyası sahnesine" dönüştürdüğü yazılıyor.

Netanyahu konuşmasında, "Yahudi karşıtı yalanları geniş çapta yayan bir diğer ülke de Türkiye. Erdoğan da bir tiran. Kendisi aynı zamanda Hamas'ın terör elebaşlarına da ev sahipliği yapıyor" iddialarını ortaya attı.

Ankara ise açıklamaya sert tepki gösterdi. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Netanyahu için "hadsiz ve alçak" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de açıklamaları en güçlü şekilde kınadıklarını söyledi.

Ben Samuels'ın analizinde Netanyahu'nun İsrail'in uluslararası itibarına ciddi zarar verdiği ve bunu yeniden tesis etmenin liderin öncelikleri arasında görünmediği yorumu yapılıyor.

Times of Israel'deki analizdeyse Netanyahu'nun Gazze savaşındaki tutumunu güçlü biçimde savunduğu ileri sürülürken, liderin 7 Ekim 2023'te çatışmaları başlatan Hamas saldırılarındaki sorumluluğunu gündeme getirmediği yazılıyor.

David Horovitz imzalı yazıda, Netanyahu'nun İsrail'deki toplumsal bölünmelerden de bahsetmediği belirtiliyor. Ayrıca liderin radikal sağcı Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddeti önemsizleştirmeye çalıştığı vurgulanıyor.

Wall Street Journal da Netanyahu'nun bu hafta Trump'la görüşmek için randevu almaya çalıştığını ancak çabalarının sonuçsuz kaldığını yazıyor.

ABD'li ve İsrailli yetkililer, Trump'ın takviminin yoğunluğu nedeniyle görüşmenin yapılamadığını söylüyor.

Netanyahu'nun hem ülkesinde zorlu bir seçim sürecine girdiği hem de uluslararası arenada giderek daha fazla yalnızlaştığı ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Wall Street Journal