Sağlık Bakanı Koca: Her vaka, hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor

Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, (AP)
Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, (AP)
TT

Sağlık Bakanı Koca: Her vaka, hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor

Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, (AP)
Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, (AP)

Bilim Kurulu gündeminde eğitim konusunun da yer aldığını belirten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Şu ana kadar hazırlık ve 1. sınıflar ile ilgili yüz yüze olan eğitimde ciddi herhangi bir sorun yaşamadık” dedi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı sonrası düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bakan Koca, toplantının ana gündeminin son zamanlardaki vaka oranları olduğunu, bunun yanı sıra salgının dünyadaki ve Türkiye'deki seyrinin, hastane kapasitelerinin ve aşı çalışmalarının ele alındığını bildirdi.

“Akıllı bileklik uygulamasını zorunlu olmadıkça kullanmaktan yana değiliz”
Geçen Bilim Kurulu toplantısı sonrası açıklanan “akıllı bileklik” uygulamasının herkese değil sıkıntı görülen, şüphe duyulan ve sorun yaşanabilecek kişiler için kullanılmasını hedeflediklerini belirten Sağlık Bakanı Koca, “Akıllı bileklik uygulamasını zorunlu olmadıkça kullanmaktan yana değiliz. Ama akıllı bileklikte GPS üzerinden çalışan, Google Maps ile ikisinin çakıştırıldığı ve kesildiğinde veya belli bir mesafeden sonra uyarı veren bir sistemden bahsediyoruz. Bununla ilgili yazılım yapıldı ve bir noktaya gelinmiş oldu. Ayrıca gerektiğinde evde sabit bir yere takılabilen mesafeyi bizim ayarlayabilir olduğumuz, aileden varsa birden fazla kişinin de takip edilebilir olduğu, yani 30-40-50 metre gibi nasıl bir aralık vermeniz gerekiyorsa onun tanımlandığı ve o mesafe aşıldığında yine uyarı sistemi ile devreye giren bir sistem üzerinde çalışıldı ve şu an yapıldı. Ben doğrusu şu uygulamadan yanayım, bu akıllı bilekliği daha çok evde izole olmak istemeyen veya evde bir şekilde izole olmasından endişe ettiğimiz, izole olmayan kişilere uygulanması gerektiğini, sabit olan uygulamanın ise akıllı telefonu olmayan kişiler için gerektiğinde devreye girerek kullanılmasını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Hazırlık ve 1. sınıflar için olan yüz yüze eğitimde ciddi bir sorun yaşamadık”
Eğitim konusunun Bilim Kurulu'nun gündeminde yer aldığını ve üzerine konuştuklarını belirten Bakan Koca, “Şu ana kadar hazırlık ve 1. sınıflar ile ilgili yüz yüze olan eğitimde ciddi herhangi bir sorun yaşamadık. Pazartesi günü Kabine Kurulu Toplantısında da Bilim Kurulunun önerisi gündeme alınmış olundu. Önümüzdeki haftalar, daha önce de biliyorsunuz Bilim Kurulumuzun düşüncesi hazırlık, 1. ve 2. sınıflar şeklindeydi. Muhtemelen 2. sınıflar, 8. ve 12. sınıflar için bununla ilgili Bilim Kurulunun bir önerisi var bunu netleştirip sunmuş olacağız. Gelecek hafta bu konu ile ilgili daha net bir karar alma sürecine gelinirse zaten açıklanmış olunur” açıklamasında bulundu.

“Önümüzdeki hafta Türkiye genelinde salgındaki durumu görmek adına çalışma başlamış olacak”
Son dönemde gençlerde yaşanan vaka artış seyrinin sorulması üzerine Bakan Koca, “Türkiye genelinde 153 bin kişi ile yaptığımız bir çalışma olmuştu. Hem antikor bağışıklığı hem de pozitifliği virüs tespit teme, PCR yöntemi ile bir çalışma yapılmıştı. O dönemde de rakamları açıklamıştık. Yani yüzde 0.28 taşıyıcılık yüzde 0.82 gibi de koruyuculuk bağışıklık söz konusu idi. Aradan 2 aydan fazla zaman geçmiş oldu. Biz bu çalışmayı yeniden tekrarlama kararı aldık. Önümüzdeki hafta zannediyorum başlamış olur. Aradaki farkı da özellikle taşıyıcılık ne durumda, özellikle de salgının arttığı şu dönemde, artı bağışıklık durumunda da aradaki farkı görmek istiyoruz. Önümüzdeki hafta da buna başlamış olacağız” şeklinde konuştu.

“İl Hıfzıssıhha Kurulları HES kodunun yaygınlaşması için karar alabilir”
Bilim Kurulunun daha önceki toplantılarında da HES kodunun yaygın bir şekilde kullanılmasını önerdiğini ve bu kapsamda ulaşımda da HES kodunun yaygın kullanılmasının önemini bildiklerini belirten Bakan Koca, özellikle şehir içi ulaşımda kart sistemine işlenerek pozitif ya da riskli olan kişilerin araçlara binmesinin önlenmesini amaçladıklarını söyledi. Ayrıca Bakan Koca, il bazlı veya bölgesel olarak salgının yoğunluğuna göre İl Hıfzıssıhha Kurullarının, HES kodunu daha da yaygınlaştırabilmek üzere karar alabileceğini ifade etti.
Din görevlilerine yüzde 100 oranında ek ödeme yapılacağı iddialarına cevap veren Bakan Koca, bu ödemenin vefat edenleri, özellikle de Covid-19 özelinde yıkayan gassallar için yapılan bir ödeme olduğunu ve bu oranın 200 - 250 liraya karşılık geldiğini kaydetti.
Öte yandan asemptomatik vakaların vaka, semptom gösterenlerin ise evde veya hastanede tedavi görmesi fark etmeksizin hasta olarak kabul edildiğini belirten Bakan Koca, “Bizim verdiğimiz günlük hasta sayısı, zaten 29 Temmuz'dan itibaren de günlük hasta sayısı olarak verdik” ifadelerini kullandı.

“Aşı için önümüzde 2-3 aylık süre kaldığına göre tünelin ucundaki ışık göründü”
Aşı için 2-3 aylık süre kaldığının bilgisini veren Koca, “Tünelin ucundaki ışık göründü. Bazıları bu tünelden emek vermeden sırf konuşarak başarılı çıkmak istiyor ve hazır alacakaranlıktayken yarın unutulacak bazı iddialar ileri sürüyor. Bu yolun emekçilerin hakkı vardır. Bu tedbirlere uyan ve devletine net güven duyanlarında hakkıdır. Herşey den önce kelimeleri yerli yerinde kullanmak gerekir. Salgınlar birlikte hayatımıza giren bazı kelimeler oldu. Aşı konusunda katledilen yol bu kelimelerde bazı değişikliklere yol açtı. Artık dalgalardan tiklerden değil tedaviden bağışıklıktan bahsediyoruz. Testten, vakadan ağır hastadan bahsediyoruz” diye konuştu.

“Her vaka hasta değil, çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var”
Testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenlerin olduğunu belirten Koca, “Her vaka hasta değil, çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor. İz sürücüler olan filyasyon ekibimiz ağırlıklı olarak bunları tespit ediyor. Bu kişilere asonmatik pozitifler diyoruz. Bunların sağlık açısından önemi bulaştırıcı yani taşıcı olmalarıdır. Eğer tespit ile izole edilmezlerde salgının büyümesine yol açarlar. Gerekli destekle izole edildiğinde bu kişilerin testi ortalama 1 hafta sonra zaten negatif çıkmaktadır. Söz konusu şartlar yerine getirildiği için bu gruptakiler salgın için artık 1. öncelikle yeri yoktur. Her gün açıklanana ve üzerinde durduğumuz yeni hasta sayısı asıl dikkat konusu olmalıdır. O halde durumun özeti şudur: test sonucu pozitif çıkanların her biri bir vakadır. Bunların büyük kısmı belirti göstermeyen taşıyıcılardır. Kalan kısmı ise hastalık bulgusu olup tedavi altına alınan hastalardır. Bir kısmını evde önemli bir kısmını da hastanede takip ve tedavi ediyoruz. Hastanede tedavi altına aldıklarımızı ayrıca yatan hasta olarak raporluyoruz” şeklinde konuştu.

“Hayatta olanı ölmüş gösteremeyeceğiniz gibi, öleni de hayatta göstermeniz mümkün değildir”
Türkiye'deki veriler hakkında iddialara açıklık getiren Koca, bu konudan da bir tartışma galibiyeti bekleyenlere ise seslendi. Koca, “Sayısal bir galibiyet arıyorsanız lütfen ruhaniyeti çiğnemeyin kayıtlarımıza saygı gösterin. Ölüm sayılarıyla skor arayışında olanlar, sayıları gerçeğinden yüksek göstermeye çalışanlar nerede dayanak arıyor? Türkiye'de ölüm verileri 2 kaynakta toplanmaktadır. Biri belediyelerimizin e devlet veri tabanında yer alan defin sayılarıdır. Diğeri Türkiye İstatistik Kurumudur. Söz konusu 2 ayrı veri tabanının birlikte kullanımı yanlıştır. Ayrıca ölüm raporları bulanan bazı kategorik bilgiler yanlış yorumlanıyor. Öncelikle ölüm konusu sayısında açıklık getirmek istiyorum. Ölüm bildiriminde kullanılan form yeni değildir. 2013 yılından beri kullanılmaktadır. Bu belgede yer alan iki hane önemlidir. Bu hanelerden biri ölüm şekli diğeri ise ölüm nedenidir. Ölüm şeklinin ise amacı şu bilgiyi vermektedir. Ölen kişi mesela adli bir vaka veya normal ölüm mü ? Bu sorunun cevabı doğal ölüm ve adli vaka sonucu ölümdür. Bu haneye hastalığa bağlı diğer ölümün izahı için bulaşıcı hastalık veya bulaşıcı olmayan hastalık açıklaması da eklenmiştir. Kayıtlar bu yılki ölümlerin yaklaşık onda birinde ölüm şeklinin bulaşıcı hastalık sonucunda doğal ölüm olduğu göstermektedir. Onda 9'u ise bulaşıcı olmayan hastalık veya yaşlılık olarak işaretlenmiştir. Bu hanedeki bilgi ölümün nedenini hastalık bazında göstermez. Bunda kovid-19 ölüm sayıları anlaşılmaz. Bulaşıcı tek hastalığın kovid-19 olduğunu düşünen varsa yanılıyor. Raporda ölüm nedeni hanesi asıl bilgiyi veren kısımdır. Bu hanede hastayı takip eden doktorun kayıdır 2'inci bir hekim tarafından onaylayarak kesinleşir. Defin sonrası alınan kesin ölüm raporunda hastanın onaylanmış ölüm nedeni bu hanede yer almaktadır. İstatistiklerde kovid-19'un ölüm nedeni olarak gösterilebilmesi buradaki dayanır. Vefat sayılarına ilişkin yanıltıcı iddialar bazı belediyelerin açıklamalarına dayanıyor. Belediyelerin e devlet veri tabanında yer alan mezarlık bilgi sisteminde söz konusu ildeki defin sayıları yer alır. Defin raporları ise kişilerin öldüğü ilde verilir. Ölen kişi ya öldüğü ilde veya resmen ikametinin olduğu ilde ya da ailesinin uygun gördüğü yerde ilde defnedilebilmektedir. 3 ayrı yer 3 ayrı il söz konusudur. Belediyelerin verileri kendi illerinde defin sayılarını ortaya koyar. TÜİK verilerinde dağılım ölen kişilerin ikamet adresine göre yapılmaktadır. Yani kişi İstanbul'da yaşadığı halde ikamet adresi Sivas ise TÜİK onu Sivas olarak kaydeder. Dolayısıyla belediye ile TÜİK onu başka kaydeder. Bu farkı yılın 9'uncu ayında görürsünüz. Fakat 31 Aralıktan yeni yıla devir ettiyse toplam vefat sayıları 2 kaynakta eşitleri. 11 il belediyesi verilerine bakıp, sonuç çıkarmak yanlıştır. Yılın sonu beklenirse TÜİK verileri ile diğer verilerin çakıştığı zaten görülecektir. Şu bilinmelidir devletin ve salgınla mücadelenin itibarını zedelemek isteyen kendi itibarını zedeleri. Birinin ölümünü ise saklama imkanı yok, 2020'deyiz. Hayatta olanı ölmüş gösteremeyeceğiniz gibi, öleni de hayatta göstermeniz mümkün değildir. Yıllık öngörülen yüzde 2,2 artışla bunun şimdi 336 bin 518 olması beklenmektedir. Şu ana kadar Kovid-19 kaynaklı ölümler dahil 339 bin 26 ölüm gerçekleşmiştir. Aradaki fark 7 bin 244'tür. Kovid-19 kaynaklı tespit edilen ölüm sayısı ise 8 bin 62'dir. Kovid-19 ölümlerinin bulaşıcı hastalık başlığı altında verilmediği açıktır. Bunları sırf bulaşıcı hastalık sebebiyle ölüm diye Kovid-19 hanesine yazan varsa yanılıyor” açıklamasında bulundu.

“Ankara'da hasta sayısı son 2 hafta içinde yarı yarıya azaldı”
Ankara'daki vaka sayısının son 2 hafta içinde yarı yarıya azaldığının bilgisini veren Bakan Fahrettin Koca, “Salgın devletin vatandaşlarına karşı yükümlüklerini de hedef almaktadır. O yüzden mesuliyeti olmayan bazı kişilerin tenkitleri fotoğrafın bir noktasına mercekle bakıp leke aramaktan farksızdır. Yolun en güç kısmını açtığımızı inanıyorum. Tedbirleri titizlikle devreye soktuğumuzda korkunun yerini özgüven alıyor. Son 3 haftada yapılan bölgesel müdahalelerin sonuçlarını gördük. Yüksek artışlardan söz ettiğimiz birçok ilimizde başarı sağladık. Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır, Van, İzmir, Samsun'a değerlendirme ziyaretleri yapmıştık. Değerlendirmelere civar illeri de dahil ettik. Bir haftayı da İstanbul da yapılan gözden geçirmeye ayırdık. Böyle toplam 23 ilimizin sağlık altyapımızı inceleme fırsatı bulduk. 2 haftaki önceki toplantımız da Ankara'daki durumu değerlendirmiş sayılarda artışın yüksek olduğunu ifade etmiştim. Bu artış sadece Ankara'yla ile sınırlı değil Anadolu'nun birçok bölgesini etkileyen bir durumdu. En fazla dikkat çeken yer Ankara'ydı. Ankara'da hasta sayısı son 2 hafta içinde yarı yarıya azaldı. Bunu hastanelerimizdeki yoğunluk azalıştaki durumu anlamak mümkündür. Testlerin erken sonuçlanması, tedaviye erken başlanması, filyasyon ekiplerinin arttırılması, temaslı izolasyon semptomlulardan hızla numune alınması ve izolasyon etkili etkili olarak bilinen hususlardır” dedi.

“İstanbul'un 2 katı olan vaka sayısı, İstanbul'un da altına indi”
Ankara'daki vaka sayısı hakkında konuşan Koca, “Aile hekimlerinin yanı sıra Ankara üzerinde kurulan çağrı sisteminde 110 görevli evleri arayıp semptom takibi yapıyor. Son 1 ayda oluşturduğumuz 120 kişiden doktor ekipleri evlere giderek hasta takibi yapıyor. 3'er kişiden oluşan 780 filyasyon ekibimiz sahada sadece Ankara için söylüyorum. Bu tedbirlerle son 10 gün içinde günlük hasta sayısı yüzde 60'a yakın bir şekilde azaldı. İstanbul'un 2 katı olan vaka sayısı, İstanbul'unda altına indi. Buna paralel olarak yoğun bakımda yatan hasta sayımızda, ağır hasta sayımızda da azalmış oldu” diye konuştu.
“Yaş ve kronik hastalık önceliğini gözeten bir aşılama programı olacak”
Aşı konusunda önceliğin yaş ve kronik hastaların olduğunu aktaran Bakan Koca, “Aşı konusunda denemelerin çok ötesine geçildiğini vurgulamak isterim. Türkiye olarak tedarik girişimlerini başlattık. Yaş ve kronik hastalık önceliğini gözeten bir aşılama programı olacak. Bağlantılı olduğumuz ülkeler aşıdan sonuç aldıklarını rapor ettiler. Bu sürece paralel olarak yerli aşı çalışmalarımız devam ediyor. Halen 13 çalışma var. Bunlardan faz-1 deneylerine başlamak olanlar var. Hayvan deneyleri büyük ölçüde tamamlanmıştır. Çok yakında kendi aşımızın üretimine başlayacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.