Sudan Nihai Barış Anlaşması yıllardır süren iç savaşı bitirebilir mi?

Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi (sağda), Salva Kiir (ortada) ve Abdulfettah el-Burhan dün barış anlaşması imza törenindeyken (Reuters)
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi (sağda), Salva Kiir (ortada) ve Abdulfettah el-Burhan dün barış anlaşması imza törenindeyken (Reuters)
TT

Sudan Nihai Barış Anlaşması yıllardır süren iç savaşı bitirebilir mi?

Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi (sağda), Salva Kiir (ortada) ve Abdulfettah el-Burhan dün barış anlaşması imza törenindeyken (Reuters)
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi (sağda), Salva Kiir (ortada) ve Abdulfettah el-Burhan dün barış anlaşması imza törenindeyken (Reuters)

Sudanlılar, sevinç ve umut dolu bir atmosfer içinde Cuba’da, Sudan’ın eski lideri John Garang’ın anıt mezarına yakın bir noktada, ülkede yıllardır süren ve  binlerce kişinin ölümüne yol açan ve ülkelerini terk etmek zorunda bırakan iç savaşların sonu olması beklenen benzeri görülmemiş barış anlaşmasının imzalanmasına tanık oldu.
2005 yılında imzalanan Naivasha Barış Anlaşması ile sona eren ve Hartum güçlerine karşı yaklaşık 25 yıl süren bir gerilla savaşına liderlik eden merhum Sudanlı lider John Garang de Mabior'un anıt mezarının yanındaki Özgürlük Meydanı'nda binlerce Güney Sudanlı geleneksel müzik aletleriyle birlikte törene katılmak için toplandı. 
Cuba'da Güney Sudan hükümetinin arabuluculuğunda, Sudan geçiş hükümeti ile yaklaşık 20 yıldır Sudan ordusuyla savaşan silahlı hareketlerden oluşan Devrimci Cephesi arasında, 30 yıllık Ömer el-Beşir iktidarının devrildiği 11 Nisan 2019'daki darbenin ardından Sudan yönetimi ile silahlı hareketler arasında uzlaşı sağlanması amacıyla bir yıldan fazla bir süredir barış görüşmeleri yapıldı.
Sudan’da dün, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri Malik Akkar, Sudan Adalet ve Eşitlik Hareketi Başkanı Cibril İbrahim, Sudan Kurtuluş Hareketi Başkanı Minni Arko Minawi ve diğer hareketlerden liderler bir araya geldi. Ayrıca, Devrimci Cephesi koalisyonu bünyesindeki Doğu, Orta, Kuzey bölgelerinin temsilcilerinin yanı sıra, Müzakere heyeti Başkanı ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dakalu Hartum hükümeti adına imza attı.
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi, Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, BAE, Katar, Afrika Birliği ve BM temsilcileri de tanık ve garantörler olarak anlaşmayı imzaladı.
İmza törenine, Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu, Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi, Etiyopya Devlet Başkanı Sahle-Work Zewde’nin yanı sıra, Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir Miyardit,  BAE Altyapı ve Enerji Bakanı Suheyl el-Mezrui, Suudi Arabistan’ın Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Ahmed Kattan, ABD'nin Sudan Temsilcisi Donald Booth ve batı ve bölge ülkeleri temsilcileri ile bir dizi batı ülkesinden temsilciler katıldı.
Ayrıca, imza töreni etkinliklerine Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, Egemenlik Konseyi üyeleri ve bir dizi bakan, Sudan'da geçiş hükümetinin siyasi referansı olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'nin (ÖDBG) liderleri, medya, sanatçılar, şairler, aktivistler ve direniş komitelerinin temsilcilerinden oluşan Sudanlı bir heyet katıldı.
Dün imzalanan anlaşma, birleşik bir ordu oluşturmak için muhalif güçlerin tasfiye edilerek silahlı unsurların ulusal orduya entegrasyonunu ile ilgili güvenlik düzenlemeleri protokolüne ek olarak, geçiş dönemi adaleti, tazminatlar, arazi mülkiyeti, göçebeler ve çobanların desteklenmesi, servet ve iktidar paylaşımıyla mültecilerin ve sığınmacıların geri dönüşüne ilişkin sekiz protokol içeriyor. 
Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) lideri Abdulvahid Nur ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey (SPLM-N) örgütünün Güney Kurdufan lideri Abdulaziz el-Hılu anlaşmayı imzalamaya katılmadı. Başbakan Abdullah Hamduk, cuma günü Cuba'da el-Hılu ile bir araya gelerek onu ülkedeki kapsamlı barış sürecine girmeye çağırmıştı. Sudan’ın resmi haber ajansı SUNA’nın haberine göre Hamduk, Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit'in huzurunda Cuba'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Hılu ile yaptığı görüşmede, barış sürecindeki gelişmeler ve iki taraf arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlaması konusunu görüştü.
Başbakan Abdullah Hamduk, imza töreninde yaptığı konuşmada hem Abdulvahid Nur'u hem de Abdulaziz el-Hılu'yu barış anlaşmasına katılmaya çağırarak, hükümetinin onlarla tüm meseleleri görüşmeyi tamamladığını söyledi. Ayrıca Sudan'da sürdürülebilir kalkınmanın önemine değinerek, “Kalkınma ve demokrasi olmadan barış olmaz” dedi.
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ise konuşmasında bir daha savaşa dönülmeyeceğini belirterek şunları kaydetti:
"Barış yolundan sapmayacağız. Varılan mutabakat tüm bölgeleri kapsıyor. Zaman gelip geçti ve bir kez daha Cuba'ya  baş harflerle imzalanan anlaşmayı garantilemek için geldik.”
Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit, barış anlaşmasının uygulanmasının Sudan şartlarında zor olduğunu söyleyerek, uluslararası topluma ve Arap dünyasına anlaşmanın uygulanmasını desteklemek için verdiği taahhütlere uymaları çağrısında bulundu.
Salva Kiir, öncülüğünü yaptığı anlaşmayı "tarihi" olarak nitelendirdi ve vatandaşlarını karşı karşıya olduğu zorluklara rağmen ülkelerinin Sudan'da barışı sağlama çabalarından dolayı gurur duymaya çağırdı. Salva Kiir, arabuluculuğunu "Sudan'ın Güney Sudan'da barışın sağlanmasında oynamaya devam etmesine karşılık bir borç" olarak değerlendirdi. Ayrıca, el-Hılu ve Abdulvahid Nur’u barış yolculuğuna katılarak güney Sudan'da uzlaşma ve barışa olan bağlılığını teyit etmeye ve farklılıkları diyalog yoluyla çözmeye çağırdı.
Başbakan Abdullah Hamduk ise anlaşmayı "Sudan'ın rönesansı için yeni bir sayfa" olarak nitelendirdi ve "Bugünkü anlaşmamız bir güç paylaşımı anlaşması değil" dedi. Hamduk açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemiz barışın ilk aşamasını sabırla geçti. Sürdürülebilir kalkınma ve demokrasi olmadan sürdürülebilir bir barış olamaz. Bu barış, kendi ellerimizle, anlaşmalara olan bağlılığımız ve Güney Sudan’daki kardeşlerimizin değerli çabaları ile vardığımız Sudan’ın kimliğinin yazıldığı bir barış.”
Müzakere heyeti başkanı Muhammed Hamdan Dakalu ise, anlaşmanın savaşı durdurup barış ve adaleti sağlayacağını belirterek, “Bu anlaşma ile silah seslerinin durduğu ve kan dökülmeyen bir Sudan'a doğru ilk adımı atmış olacağız. Bugün ülkemiz, geçmişteki karanlık günlere veda ediyor. İstikrar, gelişme ve kalkınma hayalimize ulaşmanın zorluklarını hep birlikte aşacağız” diye konuştu.
Devrimci Cephesi Başkanı El Hadi İdris Yahya, barış anlaşmasının Sudan ve Güney Sudan halkları arasındaki ilişkiyi güçlendireceğini ifade etti. Ayrıca Sudan'ın istikrarının ulusal, bölgesel ve uluslararası bir sorumluluk olduğuna dikkati çeken Yahya, uluslararası toplumun anlaşmaya verdiği desteğin ve anlaşmanın faydalarını sağlamasının önemini vurguladı.
Sudan Kurtuluş Hareketi Başkanı Minni Arko Minawi, anlaşmanın imzalanmasını "Mucize gibi bir başarı" olarak nitelendirdi. Aynı zamanda Sudan’da güvenliğin sağlanması için anlaşmanın savaş mağdurları için destek olması ve geçici hükümet için siyasi kuralları genişletmesi gerektiğini belirtti. 
Afrika Birliği (AfB), anlaşmanın uygulanması için Sudan'ın yanında yer alma sözü verdi. AfB Komisyonu Başkanı Musa Faki, anlaşmanın imzalanmasını barış sürecinde belirleyici nokta olarak nitelendirdi. Ayrıca Sudan halkının anlaşmanın birincil garantörü olduğunu belirtti.
ABD'nin Sudan Temsilcisi Donald Booth, Troyka ülkelerinin (ABD, Norveç, İngiltere)  Sudan'da adalet ve barışın sağlanmasına verdiği desteği belirtti. Booth, barış anlaşmasının imzalanmasında karşılaşılan zorluklara ve Sudan'da barışın karşılaştığı pek çok zorluğa değinerek, sığınmacı kamplarında birçok Sudanlı için daha iyi bir yaşam sağlamanın önemini vurguladı.
Avrupa Birliği (AB) ise imza törenindeki temsilcisi aracılığıyla barış anlaşmasına katılmayan hareketleri barışa katılmaya ve Sudan halkına "öncelik" vermeye çağırdı.
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz adına imza törenine katılan Suudi Arabistan’ın Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Ahmed bin Abdülaziz Kattan, Sudan halkının özlem duyduğu meşru taleplerine ulaşması için Suudi Arabistan Krallığı'nın desteğinin devam ettiğini belirterek, “Suudi Arabistan kardeş Sudan halkının yıllardır barışı gerçekleştirme yolundaki gücüne inandı. Bu çabalar bugün sonuç verdi” dedi.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise anlaşmayı destekleme sözü verdi ve bu desteğinin iki ülke arasındaki köklü ilişkilerden kaynaklandığını belirtti. Törene katılan BAE Petrol Bakanı Said el-Mazrui, “İnşallah Sudan halkı bu anlaşmanın meyvelerinden yararlanır. Bu anlaşmayı sadece cesur olanlar gerçekleştirebilirdi” diyerek, ülkesinin her düzeyde anlaşmaya destek vereceğini ve barışın sürdürülmesini sağlayacağına dair söz verdi.
Cuba'daki Özgürlük Meydanı, dün büyük bir kutlama alanına dönüştü. Etkinliklerde, davulların ritimlerine halk ezgileri eşlik etti ve Sudanlışarkıcılar meşhur şarkılarını söyledi. Bunun yanı sıra etkinlikte, çeşitli Güney Sudan dillerinde halk şiirleri söylendi, Sudan’da barışın gerçekleşmesini kutlamak için coşkulu Afrika dans gösterileri de düzenlendi. Ardından sevinç gözyaşlarına yağan yağmurlar eşlik etti.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.