SLM/AM lideri Abdulvahid Nur Şarku’l Avsat’a konuştu: Cuba Anlaşması, krizi çözmek yerine daha da derinleştiriyor

Sudan Kurtuluş Hareketi lideri, alternatif bir barış girişimi fikrine sahip olduğunu, ancak koronavirüs salgınının ülkeye dönüşünü geciktirdiğini söyledi

Abdulvahid Nur’un, Paris'te Başbakan Hamduk ile görüşmesinden bir kare
Abdulvahid Nur’un, Paris'te Başbakan Hamduk ile görüşmesinden bir kare
TT

SLM/AM lideri Abdulvahid Nur Şarku’l Avsat’a konuştu: Cuba Anlaşması, krizi çözmek yerine daha da derinleştiriyor

Abdulvahid Nur’un, Paris'te Başbakan Hamduk ile görüşmesinden bir kare
Abdulvahid Nur’un, Paris'te Başbakan Hamduk ile görüşmesinden bir kare

Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) lideri Abdulvahid Muhammed Nur, Güney Sudan'ın başkenti Cuba'da, Sudan geçiş hükümeti ile ülkenin batı ve güneyinde ‘Devrimci Cephe’ çatısı altında bir araya gelen silahlı hareketler arasında imzalanan barış anlaşmasının (Nur’un lideri olduğu SLM/AM bu anlaşmanın dışında kaldı) krizi çözmek yerine daha da derinleştireceğini söyledi. Nur’a göre bu, krizin temellerine inen bir anlaşma değil.  
Geçiş hükümetinin kendisini barış müzakerelerine katılmaya ikna etmek için büyük çaba harcadığı Abdulvahid Nur, lideri olduğu hareketin, barış sürecine girmesi için gerekli şartların oluşmadığını, müzakerelere katılması için davet edildiğini, ancak daha önce olduğu gibi bu müzakerelere de katılmayacağını söyledi.
Fransa'nın başkenti Paris'te yaşayan Nur, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:
“Sudan Kurtuluş Hareketi’nin elinde, yakında Sudan'a dönerek başlatmayı planladığı ve Sudan halkının tüm kesimlerinin katılımına dayalı alternatif bir girişim bulunuyor.”
Nur, aylardır geri dönmeyi planladığını, ancak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bunu ertelemek zorunda kaldığını söyledi.
Sudan'daki en büyük silahlı hareketler olan ve diğer birçok silahlı hareketin aksine sahada üsleri ve askeri güçleri bulunan Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki SLM/AM ve Abdulaziz el-Hılu liderliğindeki muhalif silahlı grup Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) Cuba’daki müzakerelere katılmadılar. Her ne kadar Hılu’nun lideri olduğu hareket, geçiş hükümeti Başbakanı Abdullah Hamduk ile din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılması ve Mavi Nil ile Güney Kordofan halkının kendi kaderini tayin hakkı gibi konuları içeren yeni müzakerelerin başlatılmasına yönelik bir ilkeler anlaşması imzalasa da Abdulvahid'in lideri olduğu hareket, hem mevcut hükümetle hem de önceki rejimle herhangi bir müzakereye girmekten kaçındı.
Nur, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Bir temsilci veya bakan gibi herhangi bir görev istemiyorum. Sadece sorunun kökenine hitap eden ve onu daha da derinleştirmeyecek sürdürülebilir bir barış anlaşması yapılmasını istiyoruz. Ordu ve siviller devrimi kaçırdılar ve bize fiili bir politika dayattılar. Bunu reddediyoruz. Sudan halkının tüm bileşenleri ile diyalog kurmak istiyoruz. Bağımsızlıktan bu yana onlarca yıldır büyüyen krizin kaynağını biliyoruz. İktidar ve muhalefet arasındaki görüşmeler her zaman güç paylaşımı ile sonuçlanır. Sudan'daki asıl kriz de budur. Sorunun çözümü burada değil. Burada sadece uzmanların sorununa bir çözüm var. Ne var ki bu yöntem, Sudan'ın 1956'daki bağımsızlığından bu yana takip ediliyor” ifadelerini kullandı.
Nur, lideri olduğu hareketin, elli yıl boyunca dizginleri ordunun elinde bulunan Sudan’ı, kurumsallaşamamış bir ülke olarak gördüğünü, Sudan ordusunun ayrılmaları için güneydeki Sudanlıları öldürmeye devam ettiğini, Darfur, Nuba Dağları ve Mavi Nil vatandaşlarını da katlettiğini söyledi. Nur, “(Eski) Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hükümeti, Darfur'da ve diğer çatışma bölgelerinde milisleri silahlandırmaya çalıştı. Cancavid olarak bilinen bu milisler ve diğerleri, Darfur’u yakıp yıkarken halkı öldürme konusunda serbest bırakıldı” dedi.
Barışın kalıcı olabilmesi için öncelikle sahadaki güvenliğin sağlanması ve önceki hükümetin silahlandırdığı milis ve aşiretlerin silahsızlandırılmaya başlanması gerektiğini söyleyen Nur, ikinci olarak, Darfur'da Beşir rejiminin personeli tarafından örgütlü bir şekilde soykırım ve etnik temizlik uygulanan aşiretler olduğunu, söz konusu personelin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından arandığını, bu aşiretlerin topraklarından kovulduğunu, bu yüzden topraklarına geri dönmeleri ve yerlerine gelen yerleşimcilerin buralardan gönderilmesi gerektiğini söyledi. Nur üçüncü olarak ise bu aşiretlere toplu ve bireysel tazminatlar ödenmesi ve suçluların adalete teslim edilmeleri gerektiğini söyledi.
Darfur’daki krize benzer krizlerin, diğer çatışma bölgelerinde ve ülkenin tüm bölgelerinde de olduğunu söyleyen Nur, “Bu yüzden, insanları ellerine silah almaya iten nedenleri düzeltmeliyiz. Savaşın nedenlerini ve çözümlerini belirlemeliyiz. Neden dünyanın gıda sepeti olması beklenen tarım arazileri, su kaynakları ve iklim çeşitliliğine sahip bir ülke olduğumuz halde, açlıktan mustarip ve sıfır ekonomiye sahip bir ülke olduğumuzu kendimize sormalıyız” şeklinde konuştu.
Bir Sudanlı olarak bir araya gelmelerinin önemli olduğunu düşündüğünü vurgulayan Nur, “Böylece ekonomimizin sorunlarını tespit edebilir ve bunlara yönelik çözümler geliştirebiliriz” ifadelerini kullandı. Nur, “Eğer Sudan’ın sahip olduğu kültürlerin ve dinlerin çeşitliliğini ve çokluğunu nasıl yöneteceğimiz konusunda anlaşırsak, herkesin eşit olduğu bir devlet inşa edebiliriz. Şuana kadar bu konuda başarısız olduğumuzu kabul etmeliyiz” dedi.
Nur’u lideri olduğu hareket, Başbakan Hamduk ile din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılması ve Mavi Nil ile Güney Kordofan halkının kendi kaderini tayin hakkı gibi konularda anlaşmaya varan Abdulvahid’in hareketinin aksine kendi kaderini tayin hakkı talebinde bulunmayıp Sudan'ın birliğinin korunması gerektiğine inanıyor. Nur, “Darfur, Sudan topraklarının yarısından fazlasına tekabül ediyor. Buna göre kendi kaderimizi tayin etme talebinde bulunmak en doğal hakkımız olurdu. SPLM/N’nin adımını takdir ediyoruz, ama buna katılmıyoruz. İnsanları, kendi kaderini tayin hakkı talep etmeye iten nedenleri ortadan kaldırmak istiyoruz. Dini ve devlet işlerini bir birinden ayırma konusunda ise düşüncelerini açıkça ortaya koyan başlıca gruplardan biriyiz. Laik ve demokratik bir Sudan çağrısında bulunduk” şeklinde konuştu.
Lideri olduğu hareketin, eskiden olduğu gibi bakanlık kotalarıyla değil, bağımsız isimlerden oluşan bir geçiş hükümeti programı önerdiğini belirten Nur, “Tüm Sudanlılara, özellikle devrimin başını çeken nesli ve Kandakeleri, özgür ve adil seçimlere ulaşana kadar umut verici bir program uygulayacak bir geçiş hükümeti kurmaya çağırıyoruz. Sudan halkı ayağa kalktı ve Beşir rejimini devirdi. Fakat ordu ve siviller gelip, bu devrimi bozdular. Başarısız ulaşıncaya kadar bize ‘oldu-bitti politikası’ uyguladılar. Şimdi önemli olan, vatandaşların önceliklerini karşılayan acil bir planı hayata geçirmek ve hem orta hem de uzun vadeli planlar üzerinde anlaşmaktır. Ancak bu şekilde ekonomik ve sosyal tüm sorunların üstesinden gelebiliriz. Aksi takdirde kriz devam edecektir” yorumunda bulundu.
Ayrıca Sudan Kurtuluş Hareketi’nin müzakere koşullarının olmadığını, fakat barış sürecinin ülkedeki tüm kesimlerin katılımıyla gerçekleşmesi gerektiğine ve ülke yönetiminin halkın yaşadığı sorunların farkına varması için söz konusu müzakereleri Sudan'ın dört bir yanında gerçekleştirmesi gerektiğine inandığını söyleyen Nur, “Biz yeniden yapılanma arayışındayız. Bu açıdan girişimimiz birçok ayrıntıyı barındırıyor” açıklamasında bulundu. Söz konusu girişimi sunmak için yakında Sudan’a gideceğini söyleyen Nur, “Sudan Kurtuluş Hareketi, Sudan'ın dört bir yanında faaliyet gösteren siyasi bir harekettir. Korona salgını öncesinde Sudan'ın tamamında binlerce vatandaşın katıldığı onlarca miting düzenleyen tek organizasyondur” dedi. Nur, bu mitinglerde gerek telekonferans aracılığıyla gerek hareketin liderleriyle sahada doğrudan hitap ettiğini söyledi.
Abdulvahid Nur şöyle devam etti:
“Hareketin lideri olarak ben ve diğer bazı liderler Sudan yönetiminin talebi üzerine yurtdışındayız. Ülkeye dönmemizde gayet doğal bir durum. Sadece koronavirüs salgını dönüşümüzü geciktirdi. Kesinlikle geri döneceğiz ve Sudan dışından başarılamayacağını düşündüğümüz barış girişimimizi yanımızda götüreceğiz. Nasıl ki bizler soykırım, etnik temizlik ve bize karşı savaş suçları uygulayan bir rejimle cesurca silahlanıp mücadele ettiysek, kapsamlı bir ulusal projeyi de yanımızda aynı cesaretle taşıyacağız. Barış konusunda daha ciddiyiz ve kesinlikle bir görev beklentisi içerisinde değiliz. Savaşa, gerginliğe ve adaletsizliğe yol açan sebepleri kalıcı olarak ortadan kaldıracak bir devletin kurulmasını istiyoruz.”
Cuba'da imzalanan anlaşmayla ilgili olarak ise Nur, bu anlaşmanın da Nijerya’nın başkenti Abuja’da, Katar’ın başkenti Doha’da ve diğer yerlerde yapılan anlaşmaların bir tekrarı olduğunu ve tüm silahlı grupların, Sudanlıların sorunlarına ve silahlanma nedenlerine değinilmeden, hükümette kendilerine yer aramaları anlamına geldiğini söyledi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.