Sudan’da imzalanan barış anlaşması, yasadışı silahların toplanmasına katkı sağlar mı?

Sudan, Afrika'daki komşu ülkeler arasında yaşanan savaşlar nedeniyle adeta bir silah deposuna dönüştü

Sudan'da yasadışı silahların sayısına ilişkin tahminler değişiklik gösterirken, sayılarının açıklanan rakamlardan daha yüksek olduğu düşünülüyor (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da yasadışı silahların sayısına ilişkin tahminler değişiklik gösterirken, sayılarının açıklanan rakamlardan daha yüksek olduğu düşünülüyor (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan’da imzalanan barış anlaşması, yasadışı silahların toplanmasına katkı sağlar mı?

Sudan'da yasadışı silahların sayısına ilişkin tahminler değişiklik gösterirken, sayılarının açıklanan rakamlardan daha yüksek olduğu düşünülüyor (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da yasadışı silahların sayısına ilişkin tahminler değişiklik gösterirken, sayılarının açıklanan rakamlardan daha yüksek olduğu düşünülüyor (İndependent Arabia - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Sudan’da geçiş hükümeti ile ülkenin batısı ve güneyinde Devrimci Cephesi çatısı altında birleşen silahlı örgütler (Abdulaziz el-Hılu liderliğindeki muhalif silahlı grup Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) ve Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) hariç)  arasında çatışmaları sona erdirecek nihai barış anlaşmasının 3 Ekim'de imzalanması, ülkedeki yasadışı silahların toplanmasını umutlarını yeşertti.
Uluslararası kuruluşlar, ülkedeki yasadışı silahların toplanması için önceki iktidar döneminde bir kampanya başlatsa da aşiretler arasında çatışmalar ve askeri kutuplaşmalar rejimin işine geldiği için kampanya başarıya ulaştıramadılar. Bu yüzden ülkedeki yasadışı silahların toplanması çağrısı eksiye dayanmaktadır. Sudan geçiş hükümeti geçtiğimiz yıl Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Orgeneral Muhammed Hamdan Dakalu başkanlığında Silah Toplama Yüksek Komitesi’ni kurarak, bu kampanya için yapılan çağrıyı yineledi.  
Mayıs 2020'de Sudan'ın tüm eyaletlerinde silahların toplanması için ortak bir güç oluşturulurken Silah Toplama Yüksek Komitesi 30 Eylül'de yaptığı açıklamada, son üç yılda vatandaşlardan gönüllü olarak toplanan 300 bin ruhsatsız silahın imha edildiğini duyurdu.
Her ne kadar bu adım başarılar elde etse de yabancı tarafların ülkeye yasadışı yollarla silah sokmaya devam etmelerinin yanı sıra devletin ilgi alanı dışında kalan aşiretler arasındaki çatışmaların alevlenmesiyle bir silah kaçakçılığı krizi yaşanmasından korkuluyor.

Silahlanma mirası
Sudan’ın siyasi tarihinde ilk aşiret silahlanması, Muhammed Ahmed el-Mehdi tarafından başlatılan Mehdilik (el-Ensar) Hareketi sırasında gerçekleşti. Muhammed Ahmed el-Mehdi, aşiretleri kendisiyle birlikte Türk-Mısır idaresine başkaldırmaya ve ardından İngiliz güçlerine karşı mücadeleye çağırdığında başlayan silahlanma süreci gelişmiş silahlarla donatılmış bir aşiret ordusu yarattı. İngiliz güçlerinin elindeki modern silahların karşısında durdu. Verdiği mücadeledeki savaşların sonuçları değişkenlik gösterirken defalarca yenilgiye uğradı.
Mehdilik Hareketi, cihadın gerekliliği çerçevesinde dini bir ideolojiydi. Çünkü bu mücadelenin milliyetçi değil, dini bir mücadele olduğunu telkin ettiler. Bu yüzden Mehdi Ordusu, dogmatik bir ordu olarak oluştu.
Savaşçılar aşiretleri baz alınarak silah altına alındı. Bu yüzden savaşa katılmak onlar için bir onur olduğundan silah taşıyabilen herkes Mehdi Ordusu’na katıldı. Sudan’ın bağımsızlığından sonra aşiretleri silahlandırma konusunda bir gerileme olmadı. Aksine Korgeneral İbrahim Abud 1960'larda güneydeki savaş sırasında Sudan ordusunu desteklemek için bu kişileri daha fazla silahlandırdı. Güney Sudan savaşı sırasındaki silah stokunun yanı sıra 1970'lerde ve 1980'lerde Çad-Libya çatışması ve 1970'lerde Uganda-Tanzanya savaşı gibi komşu ülkelerde çıkan savaşlar sonucunda ülke adeta bir silah deposuna dönüştü. Ardından Darfur'daki savaşla birlikte Orta ve Doğu Afrika'daki iç savaşlar bu silahlanmanın devam etmesine nende oldu.
1985 yılına gelindiğinde dönemin Devlet Başkanı General Nimeyri iktidarının devrilmesi sonrası kurulan Askeri Konsey, güneyle temas hattındaki aşiretleri barış sağlandıktan sonra toplanması kolay olması için yasal yollarla ayrım gözetmeksizin silahlandırdı.
Üçüncü demokrasi döneminde Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin (SPLM) güneydeki savaşı Güney Kordofan bölgesine taşımasıyla silahlanma devam ederken SPLM lideri John Garang'ın bunu duyurmasıyla Batı Sudan'daki aşiretler hazırlık olarak yoğun bir silahlanma yarışına girdiler. Durum devam ederken, Ümmet Partisi bu aşiretleri harekete geçirdi ve onları Hartum'a ve El Cezire eyaletine taşıdı. Seçimleri kazanmak için onları yerleşim bölgelerine rastgele yerleştiler. Sadık el-Mehdi hükümeti ‘Baggara’ aşiretlerini Afrika kökenlilerin ağırlıkta olduğu ‘Nuba’ kabilelerine karşı eğitip silahlandırdı ve onlardan ‘Marahil’ kuvvetlerini oluşturdu.

Verimli toprak
Aşiretlerin silahlandırılması, bu aşiretlerin idaresini iktidara gelen hükümetlerin yetkisi dışında kılan bir tarım sistemini barındıran ülkenin doğal zenginliklerinden kaynaklanıyor. Bununla birlikte aşiretler bağımsız bir yol izlemeyi tercih ediyorlar. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı topluluğun devletin planlarına, projelerine ve politikalarına daha az duyarlı olduğu bir gerçektir. Çünkü kendilerini, özellikle hükümetlerin çevredeki marjinalleşmeyi derinleştirmesi nedeniyle işlerini devletin idari gölgesi altında olmaktan daha iyi yürütebilecek kişiler olarak görürler. Hükümetlerin uyguladıkları politikalar, onların bağımsızlık eğilimini daha da kamçıladığından davranış, silahlanma ve askeri seferberlik konusunda devlete paralel bir yapıları vardır. Aşiretler kendi korumalarını da sağlarlar. Hükümete başvurmadan diğer aşiretlerin saldırılarından kendilerini korur veya devletin kanunlarını dikkate almadan başkalarına saldırılar düzenlerler. Yine bu tarım ve hayvancılığa dayalı sistem nedeniyle Sadık el-Mehdi hükümeti döneminde Marahil milislerine, hükümet safın mücadele ettikleri için çiftlik hayvanları ve mülkleri yağmalamalarına, tarım arazilerine el koymalarına göz yumularak ödeme yapılıyordu.

Kontrolün ele geçirilmesi
Ulusal Kurtuluş Rejimi, (Ömer el-Beşir iktidarı) Darfur'da siyasi kontrol sağlamak amacıyla el-Mesiriye, er-Razikat ve el-Havazma gibi kendisine sadık Arap aşiretlerini silahlandırmaya çalışırken bir yandan da etnik olarak onlardan farklı olan ve Afrika kabilelerine kadar uzanan diğer aşiretleri silahlandırdı. Her iki tarafın da silah bulundurması, halkın kurbanları olduğu çatışmaları şiddetlendirdi. Hükümetin ile ortaya çıkan silahlı hareketler arasında silahlı güç bakımından önemli bir eşitsizlik yoktu. Savaş ve çatışma için hazırlanan bu zemin, sürtüşme ve karşı saldırı olasılığını doğurdu. Bununla birlikte uluslararası toplumun, yaşanan çatışmaları kontrol altına almaya yönelik çabaları başarısız oldu.
Aşiretlerin bürokratik sistemden uzak olmasına rağmen, Beşir rejimi devlet kurumlarındaki pozisyonları aşiretler arasında hiçbir denge olmaksızın aşiret temelinde dağıtıyordu. Aşiretler arası güç dengesi de silahlanma yarışını besledi. Önceki rejim, güney savaşı sırasında SLPM lideri John Garang’ın Dinkalara mensup olması sebebiyle Pibor bölgesi yakınlarındaki Nuerler ve Murleleri silahlandırma politikası izledi. Ayrıca kuzey ile güney arasındaki petrol zengini olan tartışmalı sınır bölgesi Abyei’de Dinkalara karşı Rizeigat kabilesini silahlandırmaya çalıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre,Ulusal Kurtuluş Rejimi, darbenin hemen ardından, Güney Sudan'daki çatışmalarda silahlı kuvvetlere destek kuvvetleri olan Halk Savunma Kuvvetleri’ni kurdu. Halk Savunma Kuvvetleri’nin tohumları Sadık el-Mehdi liderliğindeki üçüncü demokratik hükümet tarafından atılsa da Ömer el-Beşir'in gerçekleştirdiği darbeden sonra bu kuvvetlerin inançsal ideoloji temelleri üzerine kurulduğu ortaya çıktı.

Silahsızlanma kampanyası önüne çıkan engeller
Her ne kadar geçtiğimiz Eylül ayına kadar 300 bin ruhsatsız silah gönüllü olarak toplanmış olsa da, başta başkent Hartum olmak üzere çeşitli şehirlere taşımak amacıyla yoğun bir silahlanma çabasına girişildiği haberlerinin sızmasının ardından Egemenlik Konseyi, bir sonraki adımın zorla silah toplamak olduğunu ve vatandaşların silah bulundurmasını önlemek için sıkı tedbirler alındığını duyurdu.
Mevcut durumun içerdiği risk, özellikle Sudan’ın komşularıyla geniş sınırlara sahip olmasının getirdiği zorluklarla boğuşması nedeniyle hükümetin bu kampanyada kendisine yardımcı olacak geniş çaplı yetkilere sahip olmasını gerektiriyor. Aynı zamanda ülke, aşiretlerin ve kabilelerin genellikle Batı Sudan'ın uzak vahşi bölgelerinde, güneydeki ormanlık alanlarda, Nuba Dağları’nda ve Mavi Nil’deki gibi engebeli ve erişilemez bölgelerdeki dağlarda yaşıyor olmalarının getirdiği zorluklarla da karşı karşıya.
Bu nedenlerden dolayı yasadışı silahlarla ilgili açıklanan rakamlar farklılık gösteriyor. Bağımsız araştırma kuruluşu ‘Small Arms Survey’in 2017 yılında yaptığı silahlarla ilgili küresel çalışmasında, Sudan'daki yasadışı silah sayısının yaklaşık 2,76 milyon olarak tahmin edildiği belirtildi. Ancak diğer tahminlere göre gerçek sayı bunun çok üzerinde.
Öte yandan kampanyanın hedefleri, bazı komşu ülkeler, söz konusu yasadışı silahların Sudan sınırlarındaki dolaşımından şikayet etmesi nedeniyle, sadece iç kesimlerle sınırlı değil. Etiyopya, geçtiğimiz yıl Türk yapımı silahların Etiyopya'ya kaçak yollarla sokulmasına bir son vermek için Sudan'a aralarındaki sınırda kontrollerini sıkılaştırma çağrısında bulundu.
Sonuç olarak iki ülke arasındai silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, kara para akışı ve organize suçların önlenmesini için bir anlaşma imzalandı. Sudan da Etiyopyalı ‘Shifta’ çetelerinin Sudan'ın tarım arazilerine yaptıkları saldırılardan mustaripti.
Ancak iki ülkenin bu suçları önlemek için ortak bir güç kurması öncesinde Shifta çetelerinin eylemlerinde kullandıkları cephane, mühimmat ve silahlarla Gadarif ve Kalabat şehirlerine girmeleri, bu bölgelerdeki kabileleri, topraklarını ve kendilerini savunmak için silahlanmaya itecek ve bu da silahların toplanmasını ve hatta sayılarının belirlenmesini zorlaştıracaktır.

Rekabet aracı
Bu durum, “silah toplama kampanyasından önce barış anlaşması ve güvenliğin sağlanması gerekir mi yoksa silahlar anlaşma imzalamadan önce mi toplanmalı?” tartışmasını başlattı. Mevcut durum her iki seçeneğinde uzun bir süreye ihtiyacı olduğunu ortaya koyarken zira her ikisinin de gerçekleşmesi için başka tedbirler alınması ve yetkiler verilmesi gerekiyor.
3 Ekim’de imzalanan barış anlaşması, ‘nihai ve kapsamlı’ olarak nitelendirilmesine rağmen, Devrimci Cephe'den Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki SLM/AM ve Abdulaziz el-Hılu liderliğindeki SPLM-N’nin anlaşmanın dışında kalmaları barışın tamamlanmasının önünde bir engel teşkil ediyor.
Diğer yandan Sudan Silah Toplama Yüksek Komitesi’nin çalışmaları, Sudan'ın batısı ve doğusunda devam eden aşiret çatışmalarının yanı sıra Hılu tarafından kontrol edilen Nuba Dağları’ndaki kabile bölgesinde yaşanan çatışmaların getirdiği zorluklarla karşı karşıya.
Bu kampanyanın başarılı olabilmesi için hem merkezi hükümetten ve hem de bölge yönetimlerinden yetkililerin katı silahsızlanma politikaları benimsemeleri ve sıkı sınır kontrolleri uygulamalarının yanı sıra aşiretlerin savaşçı kültürünü değiştirmeleri gerekiyor.
Bu zorluklara bir de aşiretler arasındaki silahlı çatışmaları askeri ve sivil unsurlar arasında bir siyasi rekabet aracına dönüştürmeye başlayan geçiş hükümetinin çevresindeki güvenlik çemberinin zayıflığı ekleniyor.
Bu durumun devam etmesi halinde geçiş hükümeti, aşiretler arasındaki çatışmaları çözen bir hükümet olmak yerine, kendisini bu kabilelerin liderleri tarafından yönetilen bir dengesizlik içinde bulabilir.  
Ne var ki geçiş hükümeti, bu yükü üstlenecek veya bir sonraki hükümet için temellerini atacak donanıma sahip olmadığından, vatandaşlar için herhangi bir gelişme sağlayamadan aşiret liderlerini yatıştırmakla yetinecektir.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.