Rusya Esed’in ‘bencil’ tavrından rahatsız

Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)
Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)
TT

Rusya Esed’in ‘bencil’ tavrından rahatsız

Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)
Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)

Rus kaynaklar, Şam rejimi lideri Beşşar Esed’in Rusya’nın resmi haber ajansı Ria Novosti’ye verdiği demecini “bencillik” “siyasi faturadan ve Suriye içindeki temel önceliklerden kaçma çabası” olarak değerlendirdi.
Esed’in, Suriye’deki savaş sürecinde ve dönüm noktalarında Rusya’nın 2015’teki müdahalesini görmezden gelmesi, İran’ın Suriye’deki varlığına ilişkin ifadeleri ve savaşın Fırat’ın doğusu ile İdlib’e doğru devam edeceğinin işaretini vermesi dikkat çekti. Esed’in bu açıklamaları, Rusya’nın Suriye konusundaki pozisyonuyla açık bir şekilde çelişiyor. Nitekim Esed, Moskova’nın özel önem verdiği Suriye Anayasa Komitesi’nin gidişatını küçümseyen ifadeler kullandı.
Beşşar Esed, Rusya’nın Suriye’deki rolü ve Suriye savaşının en önemli dönüm noktalarına ilişkin soruya, “Bahsedebileceğim bir sürü dönüm noktası var, sadece bir nokta değil. Birinci dönüm noktası 2013’te Suriye’nin orta kesimleri başta olmak üzere çok sayıda bölgeyi kurtarmaya başlamamızla gerçekleşti. Sonraki yıl ABD’nin desteğiyle DEAŞ ortaya çıktı” diye yanıt verdi.
Rusya’nın Suriye savaşına müdahalesine de değinen Esed, “Bir diğer nokta ise Rusların gelişiydi. Rusların Suriye ordusuna destek için gelmesinin ardından o süreçte birlikte çok sayıda bölgeyi kurtarmaya başladık. Bu, Halep’in doğu kısmının kurtarılmasında bir dönüm noktasını temsil ediyor. Suriye'nin diğer bölgelerinin kurtuluşu bu noktadan başlayarak burada başlamıştır” dedi.

Esed: Savaş bitmedi Rusya: Savaş bitti
Beşşar Esed’in, Suriye’deki savaşın bitmesine ilişkin soruya verdiği yanıt, Rusya’nın Suriye’deki gelişmelere bakış açısıyla çelişki oluşturan bir diğer noktayı temsil ediyor. Esed, Suriye’de savaşın bitip bitmediği sorusuna, “Hayır, kesinlikle hayır. Suriye’de bazı bölgeleri işgal eden ve çeşitli suçlar işleyen ve suikastlar düzenleyen teröristler olduğu müddetçe, savaş bitmedi. (Savaş) ağalarının uzun süre devam ettirmeye istekli olduğuna inanıyorum. Bizim düşündüğümüz bu” şeklinde cevap verdi. Esed ayrıca “Türk ve Amerikan işgaliye mücadelede halk direnişinden” bahsetti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, son dönemde “Suriye’de hükümet ile muhalefet arasındaki mücadelenin bittiğini” ve “Suriye’nin kuzeydoğusu ile İdlib’de iki gerilim hattı olduğunu” ifade eden üst düzey Rus yetkililer arasında yer alıyor. Bununla birlikte Lavrov, bu iki gerilim hattı için “askeri çözüm olmadığını” belirtmişti.
Esed, İdlib’deki duruma değinerek, “Rusya-Türkiye anlaşması etkili değil. Zira Ankara ve Moskova anlaşması etkili olsaydı, son zamanlarda Halep ve İdlib’deki pek çok bölgede çatışmalara girmek zorunda kalmazdık. Çünkü Türk rejiminin o bölgedeki teröristleri bölgeyi terk etmeye ikna etmesi ve Suriye ordusu, hükümeti ve kurumlarının bölgeyi kontrol etmesinin önünü açması gerekiyordu. Ancak bunu yapmadılar” ifadelerini kullandı.

“Cenevre siyasi oyun”
Esed’in konuşmasında Rusya tarafı ile bir diğer ihtilaf noktasını ise anayasal reform dosyası oluşturuyor. Nitekim Moskova bu sürece özel önem veriyor. Esed, konuyla ilgili olarak, “2012’de anayasayı değiştirdik. Şimdi de Cenevre görüşmelerinde anayasayı tartışıyoruz (…) En nihayetinde Cenevre müzakereleri siyasi bir oyundan ibaret, Suriyelilerin çoğunun odaklandığı şey değil. Suriye halkı anayasa hakkında düşünmüyor ve kimse onun hakkında konuşmuyor. Halkın endişeleri, yapmamız gereken reformlar ve ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak için değiştirmemiz gereken politikalarla ilgili. Şu anda tartıştığımız konu bu” diye konuştu.

“Suriye’de İran güçleri yok”
Esed’in, Suriye’deki İran güçlerinin varlığını reddetmesi ve iki yıl önce İranlıların Suriye’nin güneyinden uzaklaştırılmasını öngören anlaşmayı yalnızca “ABD tarafının Ruslara bildirmesi” şeklinde niteleyerek küçümsemesi, Moskova’nın tutumu ile çeliştiği bir başka noktayı temsil ediyor. Esed, bu konuda “Bizde İran güçleri yok. Onlar Suriye’yi destekliyorlar, askeri uzmanlar gönderiyorlar ve sahadaki güçlerimizle çalışıyorlar ve Suriye ordusuyla birlikteler. İran askerleri olmamasına rağmen, yaklaşık bir yıl önce Amerikalılar Ruslara, İranlıları İsrailliler tarafından işgal edilen Golan Tepeleri ile sınırlardan 80 kilometre uzakta olmaları gerektiğine ikna etmeleri için haber verdiler. Ancak İranlılar çok esnek davrandılar” dedi. Esed, ‘İran varlığı’ meselesinin ABD’liler açısından Suriye topraklarını işgal etmek ve teröristleri destekleme bahanesinden ibaret olduğunu ve bu meseleyi “gerçek amaçlarını gizlemek için” kullandıklarını söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Rus kaynaklar, Esed’in açıklamasını, Rus heyetin geçen ay Suriye’deki temasları sırasında sunduğu Rusya’nın vizyonuna ‘pratik bir yanıt’ olarak değerlendirdiler. Kaynaklar, Esed’in açıklamasının “Suriye yönetimin siyasi çözüm sürecini ilerletmeye dönük herhangi bir adım atmaya ve Moskova’nın Suriye’deki işini kolaylaştırmaya hazır olmadığının” kanıtı olduğunu ifade ettiler.
Bir başka Rus kaynak ise, Esed’in ifadelerini “İç krizden kaçma ve pozisyonuna bağlı olduğu hususunda destekçilerine güvence verme çabası” diye nitelendirdi. Kaynak, “Esed’in bazı gerçekleri tersine çevirme çabası güven verici değil. Çünkü bu çaba, Esed’in, ülkesindeki iç sorunun özünü ve büyüklüğünü kabul etmek istemediğini ve siyasi çözüm sürecinde yürümeye hazır olmadığını bir kez daha gösteriyor” ifadesini kullandı.
Esed’in iki gün önce kullandığı “Anayasa Komitesi Türkiye tarafının yarattığı bir sorun” ifadesini hatırlatan kaynak, “Suriye lideri, Rusya’nın pozisyonunun aksine, daima Anayasa Komitesi çalışmalarının ilerletilmesine önem vermediği izlenimi vermeye çalışıyor” dedi.
Kaynak, Rusya’nın, Suriye’deki ekonomik durumu kurtarmak için Komite çalışmalarının ilerletilmesi gerektiğine dair bir pozisyon benimsediğini ve Moskova’yı en son ziyaret eden Suriyeli üst düzey hükümet heyetinin görüşmelerinin merkezinde bu meselenin yer aldığını dile getirdi. Kaynak, “Suriye hükümeti tarafından belirli siyasi adımlar atılmadan ekonomik düzeyde veya diğer düzeylerde elle tutulur sonuçlardan söz etmek mümkün değil” dedi.
Suriye’den üst düzey bir heyet, son iki gün Moskova’daki temasları kapsamında ekonomi ajandasına odaklanarak, Şam’ın ekonomideki kötü gidişat ile mücadelesinde acil ve güçlü bir desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. İki heyetin görüşmelerinde, Moskova ve Şam arasında ekonomik işbirliği güçlendirmenin, karşılıklı ticaret hacmini artırmanın ve ABD’nin Ceaser Yasası kapsamında Suriye’ye uyguladığı ekonomik ablukanın yaşam koşulları üzerinde oluşturduğu etkileri hafifletmenin yolları ele alındı. Ancak bu görüşmelerin asıl gündemi, Şam’ın Rusya’dan acil kredi talep etmesidir.
Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yakın diplomatik çevreler, daha önceki açıklamalarında, Şam’ın son iki aydır Moskova’yı acil kredi vermesi konusunda ikna etmeye çalıştığını belirterek, Rusların bunun için uygun zamanı beklediğini çünkü Rusya’nın Suriye’deki ekonomik iklimin iyileştirilmesini ve ülkedeki mevcut durumla mücadeleyi, siyasi sürecin hızlandırılması şartına bağlamayı umduğunu belirtmişlerdi. Yani Rusya, Suriye’nin bu şartı kabul edip etmemesine bağlı olarak bölgesel ve uluslararası aktörleri yardım için seferber etmeyi düşünüyor. Nitekim bu mesele, Rus heyetin geçen ay Şam’da gerçekleştirdiği görüşmelerde de gündeme gelmişti.



Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti
TT

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Iraklı kaynaklar dün yaptıkları açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması için tanınan sürenin 30 Eylül 2026’da sona ermesinin ardından hükümetin uygulamaya koymayı planladığı yol haritasının ayrıntılarını açıkladı. Buna göre plan, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen silahlı grupların lider kadrolarına ait mevzilerin ‘çevrelenmesini’ ve ardından bu grupların ‘kademeli olarak dağıtılmasını’ öngörüyor. İranlı yetkililerin ise Bağdat’ın ‘silahlı çatışmaya yol açmayacak bir süreç tasarlamasına’ rağmen planı engellemeye veya ertelemeye çalıştığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, gelecek ayın sonunu ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi için son tarih olarak belirlemişti. Aynı tarih, silahlı grupların elindeki silahların devletin kontrolüne geçirilmesi için tanınan sürenin de sona ereceği tarih olacak.

Kuşatma planı

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hükümetin 30 Eylül sonrasına ilişkin planının, ordu, Terörle Mücadele Birimi ve seçkin birliklerden oluşan düzenli güçlerin silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere ulaşan güzergâhlara konuşlandırılmasını öngördüğünü söyledi. Bu adımla söz konusu merkezlere giriş çıkış yapan sevkiyat ve ikmal hareketlerinin kısıtlanmasının amaçlandığı belirtildi.

Kaynaklar, hükümet güçlerinin aşamalı olarak subayların komutasında kontrol noktaları kurmaya başlayacağını ve silah hareketliliğini takip ederek bunlara el koyacağını ifade etti. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve füzeler üzerinde durulacağı kaydedildi.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, silahlı grupların merkezlerinin çevresinde herhangi bir çatışmaya yol açmadan sıkı bir güvenlik çemberi oluşturacak. Operasyonun nihai hedefinin ise grupları ‘ya İHA’ların sevk edilmesi gibi bir hata yapmaya, ya silahlı çatışmaya girmeye ya da tek kurşun atmadan mevzilerini resmî kurumlara bırakmaya’ zorlamak olduğu belirtildi.

DMO tarafından yönetilen grupların silahları konusunda yürütülen hassas görüşmelere yakın bir kaynak, “Hükümet güçleri, bu mevzilerin çevresindeki kısıtlayıcı tedbirleri sistematik biçimde aşamalı olarak artıracak ve sonunda yıllardır girilmesi zor olan bu bölgelerde kontrolü sağlamaya imkân verecek bir aşamaya ulaşacak” dedi.

bfdbf
Bağdat’taki Terörle Mücadele Birimi’nin bir üyesi (Arşiv – AFP)

Askeri ve siyasi liderliklerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunda taraflar arasında ‘askeri çatışmayı’ önleyecek bir yöntem üzerinde yürütülen görüşmelerin ardından bu formül üzerinde uzlaştığı belirtildi.

Saha kaynakları, ‘ordu ve Terörle Mücadele Birimi güçlerinin bu haftanın başında planın deneme aşaması kapsamında bazı bölgelerde ve ana yollarda gözetleme noktalarında görev yapmak üzere çok sayıda subayı konuşlandırmaya başladığını’ söyledi.

Kaynaklar ayrıca, bazı gözetleme noktalarının ‘son birkaç hafta içinde Irak’ın farklı bölgelerindeki çeşitli noktalara gönderilen İHA sevkiyatlarını ele geçirmeyi başardığını’ doğruladı.

Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre plan, ağırlıklı olarak başkentin güneyinde bulunan ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) bünyesindeki silahlı grupların önemli merkezleri olarak bilinen Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgelerine odaklanıyor. Curf es-Sahr, Ketaib Hizbullah’ın, Curf en-Nedaf ise Nuceba Hareketi’nin kalesi olarak öne çıkıyor.

Curf es-Sahr bölgesi, 2014’ten bu yana silahlı grupların en önemli kalelerinden biri olarak görülüyor. Bölgenin, gruplara ait kamplar, hapishaneler, depolar ile füze ve İHA üretim tesislerini barındıran stratejik bir askeri üsse dönüştüğü düşünülüyor. Ancak çok sayıda kişi, buranın DMO’nun operasyon merkezi olduğuna inanıyor.

Bağdat’ın güneydoğu eteklerinde, Bağdat-Medain yolu yakınında bulunan Curf en-Nedaf bölgesi ise son yıllarda Haşdi Şabi ile bağlantılı silahlı gruplara ait karargâh ve tesislerin bulunduğu bir bölge olarak öne çıktı.

Iraklı güvenlik kaynaklarına göre bölgenin silah ve mühimmat depolama tesisleriyle ve İran yanlısı silahlı grupların askeri faaliyetleriyle bağlantılı olması nedeniyle bölgeye yönelik güvenlik ilgisi de arttı.

Temmuz 2026’da güvenlik kaynakları, ortak bir güvenlik gücünün Curf en-Nedaf bölgesinde Nuceba Hareketi’ne ait olduğu düşünülen bir karargâha baskın düzenlediğini bildirdi. Kaynaklar, söz konusu yerde İHA üretim tesisi bulunduğunu ve buranın çeşitli hedeflere yönelik İHA saldırılarında kullanıldığını belirtti.

dfvgthy
Curf es-Sahr’daki Ketaib Hizbullah mensupları (AFP)

Iraklı kaynaklar, “İstihbarat değerlendirmeleri, ele geçirilen veya farklı hedeflere doğru gönderilen İHA sevkiyatlarının bu bölgelerdeki bir kontrol merkeziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi.

Baskına Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, federal polis ve Haşdi Şabi Güvenlik Müdürlüğü güçleri katılırken, operasyon güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesi ve karargâhta arama yapmamasıyla sonuçlandı.

Siyasi bir kaynak ise “Curf en-Nedaf karargâhına düzenlenen baskının başarısız olması, askeri yönetime planı karargâhlara doğrudan baskın düzenlemek yerine bu noktaları kuşatma ve buralara erişim kapasitesini kısıtlama yönünde değiştirmesi için yeterli fikir verdi” ifadesini kullandı.

Daha geniş çaplı konuşlandırma

Silahlı grupların varlığı, Bağdat’ın güneybatısında bulunan Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgeleriyle sınırlı değil. Ancak bu iki bölge, stratejik önemleri ve başkente yakınlıkları nedeniyle özel bir odak noktası oluşturuyor.

Grupların Bağdat’ın kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde bulunan Tuzhurmatu ve Amirli’de de çeşitli mevzileri bulunuyor. Ayrıca Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde Eşref Kampı ile başkentin güneydoğusunda yer alan Vasit vilayetinin merkezi Kut kentinde de silahlı gruplara ait noktalar bulunuyor.

Üst düzey bir siyasi yetkiliye göre, DMO tarafından yönetilen grupların iki temel görevi öne çıkıyor. Bunlardan ilki, gerektiğinde hızlı müdahale edebilme kapasitesini güvence altına almak amacıyla Bağdat’a çok yakın noktalarda konuşlanmak. Grupların başkent çevresindeki çok sayıda noktada yoğun şekilde varlık göstermesi de bu durumla açıklanıyor.

İkinci görev ise Sünni bölgelerin, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik coğrafi geçiş noktalarının kontrolünü ele geçirerek bu bölgeler üzerindeki baskıyı artırmak.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (AFP)

Kaynaklar, “DMO tarafından yönetilen grupların tesislerinin çevresinde güvenlik çemberi oluşturulması ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm tugayların bütün şehirlerden çıkarılmasını ve grupların liderlerinden bağımsız olarak askeri komutanlık tarafından belirlenecek bir plan doğrultusunda yeniden konuşlandırılmasını içeren daha kapsamlı bir planın parçası” dedi.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümet planı, gruplarla silahlı çatışmadan kaçınacak şekilde tasarlandı. Ayrıca ileri bir aşamada silahlı grupların statüsü ve mensuplarının geleceği konusunda yetkililerle ulusal bir çerçevede ciddi müzakerelere girmesini hedefliyor” ifadelerini kullandı.

İran için ‘uygun zaman değil’

Şu ana kadar İran’ın müttefiki olan Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Nuceba Hareketi’nin tamamı silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş ekseni, Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra dahi silahlarını teslim etmeyecek” derken, meydan okuyan bir tutumla açıkça ‘devletin silahlarının grupların elinde toplanması’ çağrısında bulundu.

Hükümetin planı, grupların elinde bulunan stratejik silahların yanı sıra DMO’ya bağlı İranlı danışmanların görev yaptığı komuta ve kontrol merkezlerinin akıbeti konusunda İranlı yetkilileri endişelendirdi.

İki siyasi kaynağın aktardığına göre İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi ittifakı liderlerine harekâtın zamanlamasının son derece kötü olduğunu bildirdi. Yetkililer, bölgesel durumun müttefiklerin, özellikle de Irak’taki müttefiklerin, silahlarını ellerinde tutmasını gerektirdiğini savundu.

Şii bir siyasi parti liderine yakın siyasi bir kaynak, söz konusu liderin İranlıları Başbakan üzerindeki baskıyı daha fazla artırmamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi. Kaynak, Başbakan’ın silah meselesi nedeniyle zaten ABD’nin karşı baskısı altında olduğunu belirterek, “Bu hükümetin başarısız olması, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının ve ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunan genç hükümetinin de sonu anlamına gelecek” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “İranlılar, hükümeti planın uygulanmasını ertelemeye zorlamak amacıyla Koordinasyon Çerçevesi’ne baskı yapıyor. Gruplar ise nihayetinde yerel ve bölgesel güç dengeleri değişene ve askeri varlıklarının konuşlandığı noktaları değiştirebilecekleri bir ortam oluşana kadar zaman kazanmaya çalışacak.”


Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Parlamentosu tarafından dün kabul edilen “genel af yasası”, bazıları yargılanmadan 10 yılı aşkın süre cezaevinde tutulan İslamcı tutuklular sorununu çözmeye yönelik süreci başlattı. Parlamento, yasa tasarısını geniş bir çoğunlukla kabul ederken, Hizbullah ve Özgür Yurtsever Hareketi milletvekilleri, geçmişteki güvenlik olayları sırasında Lübnan ordusu mensuplarını öldürmekle suçlanan kişileri de kapsadığı gerekçesiyle oylamadan çekildi.

Bir yargı kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk aşamada yaklaşık 2 bin 300 mahkûmun serbest bırakılabileceğini belirtti. Kaynağa göre bunlar, genel aftan yararlanma şartlarını taşıyan ve çeşitli suçlardan yargılanan kişilerden oluşuyor.

Bu arada, Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu Başkanı Amerikalı General Joseph Clearfield, Beyrut ile Tel Aviv arasında mekik diplomasisi yürüterek güvenlik ve operasyonel konularda görüşmeler gerçekleştiriyor. Söz konusu temaslar, İsrail'in süreci ağırdan alması ve Lübnan'ın taleplerini yerine getirmekte isteksiz davranması karşısında, “çerçeve anlaşmasını” kurtarmaya yönelik Amerikan baskısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.


Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.