Afganistan’da savaş liderlerinin çocukları barışın peşinde

Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
TT

Afganistan’da savaş liderlerinin çocukları barışın peşinde

Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani (ortada), Abdürreşid Dostum ile Nisan 2014'te Kabil'de bir görüşme sırasında (The New York Times)

Afganistan hükümeti ile Taliban arasındaki müzakerelerin her iki tarafında da Sovyet işgaline (1979-1989) karşı direnişin önderlerinin çocukları yer alıyor.
O günden bu yana, ebeveynlerinden bazıları ölene kadar mücadeleye devam etti. Bazıları intihar saldırılarında can verirken, savaşta hayat kalan komutanlar madalyalar ve şatafatlı rütbeler kazandılar. Süreç milyonlarca kişinin sefaletine neden olsa da savaş lordlarını zenginleştirdi. Yeni lider kuşağı, saraylarda yaşıyor ve muazzam zenginliğin ve siyasi konumlarının tadını çıkarıyor. Ancak yine de ölümle "saklambaç" oynuyorlar. 
Babaları, ortaya çıkan iktidar boşluğunda silahlarını birbirlerine çevirmeden ve vahşetin damgasını vurduğu bir iç savaş başlatmadan önce, Sovyetler’i kovmak için yan yana savaştılar.
Yeni nesil liderler ise ABD ordusu ile Katar’ın başkenti Doha’da barış görüşmeleri yaparken artık bir yol ayrımına geldiklerinin farkındalar.
Savaşan Afgan taraflar bir iktidar paylaşımı formülü üzerinde anlaşamazlarsa, Afganistan yeni bir iç savaşa girebilir ve çatışma yeni düşmanların ve yeni liderlerin varlığında başka bir nesil için devam eder.
Babası, Afganistan’ın kaosa sürüklenmesinin başlangıcında, Sovyet işgaline karşı direniş komutanlarından biri olan Fatıma Geylani, konuyla alakalı yaptığı açıklamada, “Bu fırsatı kaybedersek Afganistan'ı kaybederiz. Bu fırsatı kaçırırsak Afganistan halkına ihanet etmiş oluruz. Her çocuğa ve her kadına ihanet ederiz ve her şeyden önce bu savaşta ölen insanlara ihanet etmiş oluruz" diyor.
Şubat ayında Taliban ile ABD askerinin geri çekilmesini sağlayan anlaşmaya varılmasının ardından Geylani, Eylül ayında Katar'ın başkenti Doha'ya, hükümeti temsilen 20 müzakereciden biri olarak geldi.
Geylani, üçüncü boğaz kanseri ameliyatının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Katar'a geldi ve sesi hala kısıktı.
Afganistan en son 80'lerde böyle bir dönüm noktasındaydı. O dönem Geylani’nin babası Sovyetlere karşı savaşan mücahitlerin lideriydi ve savaş sona erdiğinde ve Sovyetler çekilmeye yaklaşırken babası Geylani’yi mücahit gruplarının sözcüsü olması için doktoradan vazgeçmeye ikna etmişti.
O dönemin hiç bitmeyen bir kabusa dönüştüğünü belirten Geylani, “Kısa sürede birbirlerine karşı savaşmayı bıraktıklarını, aralarında hükümette kadınlara yer vermeyen radikalizm yanlılarının, babası gibi ılımlı grupların sayısından fazla olduğunu” belirtti. Geylani açıklamasında, “66 yaşında bir kadınım ve karamsar değilim. Başka bir fırsat elde ettiğimizde çalışmalıyız” dedi.
Müzakerelerde, Taliban tarafında da Sovyetler’e karşı savaşan liderlerin çok sayıda çocuğu veya akrabası var. Direnişin önde gelen liderlerinden biri olan merhum Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in oğlu Mevlevi Mutiulhak Halis (60) bu isimlerden biri. Babası Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in ünü, Beyaz Saray'ı ziyaret ettiğinde, mücahitleri öven ve onları "özgürlük savaşçıları" olarak nitelendiren eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın yanında durduğunda başladı.
Katar'daki müzakerelerin isyancı tarafında önde gelen isimler arasında, ince uzun boylu, henüz 26 yaşında olan ancak Afgan şehirlerini kasıp kavuran ölümcül bombalamalarla uzun zamandır eşanlamlı olan “Hakkani” lakaplı bir figür yer aldı. Gerçek adı, bir zamanlar Sovyetler karşısında ABD’nin müttefiki olan, ancak daha sonra ABD’yi Afganistan'dan çıkarmaya zorlamak için Taliban'ın meşhur Hakkani örgütünü kuran Celaluddin Hakkani'nin en küçük oğlu Enes Hakkani. Örgütün başında ise Celaluddin Hakkani'nin diğer oğullarından biri olan Siraceddin var ve şu anda Taliban liderinin en yüksek yardımcısı olarak biliniyor.
Ancak Enes Hakkani, müzakere masasında Taliban’ı temsil ederken bile, kişisel bir konuşma yaparak her şeyden çok bir şair gibi görünmeye çalıştı.
ABD, 2001 yılında Afganistan'ı işgal etmeye hazırlanırken, Hakkani'nin babasıyla mücahitlerin mücadelesine dayanan yakın bağları olan Üsame bin Ladin'in peşine düştü ve Enes Hakkani o zamanlar sadece 7 yaşındaydı. ABD, Pakistanlı arabulucularla birlikte, Taliban ve Üsame bin Ladin’den müttefiklerinin kendilerini karşı yeniden ihanet edip etmeyeceğini görmek için Celaluddin Hakkani'ye yakınlaştı.
Enes, o sırada 60’lı yaşlarında olan babasının yetkisi üzerine babasının ABD’lilere uyarısını aktararak, “Sorunlar konuşarak çözülür. Ama bir işgalci olarak geldiyseniz sizi Sovyetlerle savaştığım silahla vururum" dedi.
Celaluddin Hakkani, Sovyetlere karşı savaş sırasında elde edilen ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) parasıyla Pakistan'ın aşiret bölgelerinde, kanunsuz bölgede inşa edilen ve desteklenen geniş bir üs geliştirdi. Dört oğlunu suikastlarda ve ABD insansız hava araçları saldırılarında kaybeden Hakkani, iki yıl önce yaşlılığından dolayı hastalanarak hayatını kaybetti.
Hakkani’nin geride bıraktığı mirası, yarım asırlık direnişi ve müdahaleci yabancı güçlere karşı mücadelede çocuklarını zafer peşinde koşmaları için eğittiği eksiksiz bir altyapısıydı. Hakkani’nin verdiği örnek açıktı ve şu sözleri mevcut durumu açıklıyordu: “Eski dostlar, Afganistan'da başka bir savaşta her zaman yeni düşman olabilir.”
Taliban, Hakkani’nin bu yıl ikinci ölüm yıldönümünde bir video yayınladı. Videoda Hakkani şu ifadeleri kullanıyor:
"Sağda duranlar silah, para ve sayı bakımından zayıf olabilir. Ancak yine de hakikate dayanarak batıl olanı engelleyebilir ve hatta kafatasını kırabiliriz." Videodaki görüntülerde zayıf görünen ve titrediği halde hala askeri üniformasını giyen Hakkani,  “Amerikalıların kafatasını parçalanması Allah’ın hakikati işte budur" ifadesini kullandı.
Hakkani söz konusu videoda, ABD’nin Afganistan’dan bir çıkış yolu arayışıyla ilgili olarak, “Kayıplarını örtmeye çalışıyorlar. Ancak bunu örtmeye çalışmak deveye pantolon giydirmek gibi. Deve ilk adımlarını attıktan sonra tüm mahremi ortaya çıkacaktır" diye konuşuyor.
Masanın diğer tarafında, baba Hakkani'nin alternatifi olan ve daha yumuşak bir demokratik siyaset tablosu sunarak babalarının silahla kazandıklarını sağlamlaştırmaya çalışan Hakkani'nin oğulları ve öncelikli mirasçıları yer alıyor. Üst düzey talimatlar, danışmanlar ve kaynaklar sayesinde bu oğullar bakanlık pozisyonlarını ve parlamento sandalyelerini elde etmeyi başardı. Bunlardan en küçüğü 25 yaşındaki Halid Nur, İngiltere'de askeri diploma alırken ABD’de de lisans diploması aldı. Babası, diktatör Ata Muhammed Nur, ihlallerle suçlanan önde gelen milis güçlerine liderliği sayesinde Afganistan'ın kuzeyinde en güçlü siyasi güçlerden biri olarak onun yetkisini kısmen sağlamlaştırdı.
Batur Dostum henüz 31 yaşındayken, iç savaşın en ünlü adamlarından biri olan ve Afganistan çatışmasının muhtemelen en büyük kurtulanı olan babası Abdurreşid Dostum tarafından inşa edilen bir siyasi partinin liderliğini miras aldı.
On yıllardır süren insan hakları ihlali suçlamalarından bunalan Abdurreşid Dostum, bir zamanlar zulüm gören etnik Özbek azınlığın destekçisi oldu ve başkan yardımcılığına yükseldi. Dostum bununla kalmayarak, alenen bir siyasi rakibiniı kaçırma ve saldırı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasına rağmen, kısa süre önce ülke tarihinde sadece üç kişiye verilen fahri askeri rütbe olan Mareşal rütbesini aldı.

Afganistan’da tüm taraflar özeleştiri yapmalı
Barışı sağlamak aynı zamanda, Afganlar arasında muazzam bir özeleştiri sürecini gerektiriyor. Önceki nesillerin yıkımlarından kurtulmak ve en azından bu yıkımın daha fazla uzamaması için bu savaşı durdurma kararı alınması ihtiyacı söz konusu.
Batur Dostum bununla alakalı yaptığı açıklamada, “Maalesef son 40 yıldır tüm taraflar hatalar yaptı. Bugün herkesin kendisini yorgun hissettiği açık. Herkes artık sadece silahların susmasını istiyor. Geçmişten ders almalıyız ve bu hataları tekrarlamamak için geleceğe dair daha dikkatli olmalıyız” dedi.
Enes Hakkani ise, örgütünün başkalarında açtığı yaraları iyileştirmek için ne yapabileceği sorulduğunda yine bir şiir aracılığıyla cevap vererek, ailesinin halihazırda işlemediği suçlamalarla karşı karşıya olduğunu söylemeye çalıştı. Hakkani sorulara şu beyitle cevap verdi:
“Körler bana yüzümün çirkin olduğunu söylüyor.
Sağır olanlar da bana söylediklerimin yanlış olduğunu söylüyor.”
Buna rağmen, kaçınılmaz gerçek şu ki, Afganistan savaşında en korkunç şiddet eylemlerinin arkasında babasının örgütü ve onu miras alan çocukları yer alıyor.
Enes Hakkani ise, hapishanede geçirdiği sürenin kalbinin yumuşamasına katkıda bulunduğunda ısrar etti. Hakkani, fotoğraflar kime ait olursa olsun sosyal medyada artık savaşın kanlı görüntülerine bakamadığını belirtti.
Son olarak Hakkani, “Şahsım adına, diğerlerinin içinde bulunduğu durumu anlayabiliyorum. Yaralarını iyileştirmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Kardeşlerimin vücutlarının parçalanmasını kendi gözlerimle izledim. Ben de sevdiklerimi kaybettiğim için çok üzüldüm ve acı çektim" dedi.

*Şarku’l Avsat tarafından The New York Times’tan tercüme edilmiştir.



Netanyahu'nun BM konuşması: İsrail'in itibarı ciddi zarar gördü

Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
TT

Netanyahu'nun BM konuşması: İsrail'in itibarı ciddi zarar gördü

Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'ndaki konuşmasında salonun boşalması gündem oldu.

Netanyahu'nun konuşması sırasında farklı ülkelerden onlarca temsilci salondan ayrıldı. Bazı delegeler yuhalayarak lidere tepki gösterirken, Netanyahu'nun beraberindeki heyet ayağa kalkarak siyasetçiyi alkışladı.

İsrail lideri ise "Bu salonu henüz terk etmemiş başka ahlaki korkaklar varsa, lütfen şimdi bunu yapsınlar" dedi.

Netanyahu'nun konuşması, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine az süre kalmışken ülkedeki siyasi tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geldi.

İsrail gazetesi Haaretz, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasının uluslararası kamuoyuna hitap etmekten çok İsrail'deki seçmenlere yönelik olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca Netanyahu'nun, konuşmasında dünya genelindeki Yahudilerin karşı karşıya olduğu tehlikelerden bahsetmesine rağmen ikinci yıl üst üste ABD'deki Yahudi liderlerle görüşmediğine işaret ediliyor.

Netanyahu'nun Türkiye, Suriye, Katar, Birleşik Krallık ve Fransa yönetimlerini sert şekilde eleştirdiği konuşmasının diplomatik ilişkileri onarmaktan ziyade İsrail'deki seçmenlere siyasi mesaj verme kaygısı taşıdığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda 71 yaşındaki liderin BM Genel Kurul kürsüsünü “seçim kampanyası sahnesine" dönüştürdüğü yazılıyor.

Netanyahu konuşmasında, "Yahudi karşıtı yalanları geniş çapta yayan bir diğer ülke de Türkiye. Erdoğan da bir tiran. Kendisi aynı zamanda Hamas'ın terör elebaşlarına da ev sahipliği yapıyor" iddialarını ortaya attı.

Ankara ise açıklamaya sert tepki gösterdi. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Netanyahu için "hadsiz ve alçak" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de açıklamaları en güçlü şekilde kınadıklarını söyledi.

Ben Samuels'ın analizinde Netanyahu'nun İsrail'in uluslararası itibarına ciddi zarar verdiği ve bunu yeniden tesis etmenin liderin öncelikleri arasında görünmediği yorumu yapılıyor.

Times of Israel'deki analizdeyse Netanyahu'nun Gazze savaşındaki tutumunu güçlü biçimde savunduğu ileri sürülürken, liderin 7 Ekim 2023'te çatışmaları başlatan Hamas saldırılarındaki sorumluluğunu gündeme getirmediği yazılıyor.

David Horovitz imzalı yazıda, Netanyahu'nun İsrail'deki toplumsal bölünmelerden de bahsetmediği belirtiliyor. Ayrıca liderin radikal sağcı Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddeti önemsizleştirmeye çalıştığı vurgulanıyor.

Wall Street Journal da Netanyahu'nun bu hafta Trump'la görüşmek için randevu almaya çalıştığını ancak çabalarının sonuçsuz kaldığını yazıyor.

ABD'li ve İsrailli yetkililer, Trump'ın takviminin yoğunluğu nedeniyle görüşmenin yapılamadığını söylüyor.

Netanyahu'nun hem ülkesinde zorlu bir seçim sürecine girdiği hem de uluslararası arenada giderek daha fazla yalnızlaştığı ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Wall Street Journal


BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, cuma günü Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik devam eden saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Saldırıların sivilleri ve enerji altyapısını etkilediğine, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu sivillerin yaralanmasına yol açtığına dikkat çeken Konsey, Husilerin Yemen'deki askeri tırmanışından duyduğu derin endişeyi dile getirerek grubun bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik tehdidinden kaygı duyduğunu bildirdi.

Açıklama, Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Jérôme Bonnafont tarafından okundu. Konsey üyeleri, Suudi Arabistan'ın topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında ülkeyle dayanışma içinde olduklarını ifade ederken, Suudi Arabistan'ın uluslararası hukuk uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Bu ay Konsey başkanlığını yürüten Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Bonnafont, üyelerin Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'de deniz taşımacılığına yönelik saldırı ve tehditleri kınadığını yineledi. Bonnafont, ticari gemilerin ve mürettebatlarının güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekti.

Konsey, başta Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka uygun hareket edilmesinin yanı sıra uluslararası insancıl hukuka ve seyrüsefer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesinin önemini vurguladı. Konsey, Husilerden askeri tırmanışı derhal durdurmalarını ve sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarına son vermelerini istedi.

Üyeler, 2216 sayılı karar ve sonraki kararların eksiksiz uygulanmasının önemini vurgulayarak Husilerin silah ve ilgili ekipman, teknik yardım, eğitim ve finansman dahil askeri faaliyetlerle bağlantılı her türlü desteği elde etmesini engellemek için Yemen hükümetiyle iş birliği de dahil olmak üzere somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Konsey, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin verilerine göre, bu ayın başından bu yana Yemen genelinde en az 125 bin sivilin öldüğü, yaralandığı veya yerinden edildiğine ilişkin haberlerden derin endişe duyduğunu bildirdi. Konsey ayrıca Husilerin saldırıları nedeniyle sivil yerleşimlerin ve altyapının zarar görmesinden kaygı duyduğunu belirtti.

Konsey üyeleri, Husilerin Yemen'deki askeri tırmanışının, Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını sürdürmesinin, Kızıldeniz'de uluslararası deniz taşımacılığına yönelik saldırı ve tehditlerinin ve Bab el-Mendeb'deki ilerleyişinin "çatışmanın daha da tırmanması, deniz güvenliği ve uluslararası ticaretin tehdit edilmesi ve Yemen'de barışın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaların sekteye uğraması" riskini taşıdığını ifade etti.

Üyeler, devam eden tırmanışın Yemen'de zaten ağır olan insani durumu daha da kötüleştireceğini ve daha fazla sivilin yerinden edilmesine yol açabileceğini vurguladı. Ayrıca tüm üye devletlerin hedefli silah ambargosu kapsamındaki yükümlülüklerine uyması gerektiğine dikkat çekti.

BM Güvenlik Konseyi, ihtiyaç sahibi tüm sivillere insani yardımın eksiksiz, güvenli, hızlı ve herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının sağlanması gerektiğini vurguladı. Konsey ayrıca insani yardım çalışanlarının, BM personelinin ve BM ile bağlantılı çalışanların güvenlik ve emniyetinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Üyeler, aralarında 73 BM çalışanının yanı sıra ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, sivil toplum temsilcileri ve diplomatik misyonlarda görev yapanların bulunduğu tüm tutuklu ve alıkonulan kişilerin derhal, koşulsuz ve güvenli şekilde serbest bırakılması çağrısını yineledi.

Konsey üyeleri, Yemen hükümetine desteklerini ve ülkenin birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik sarsılmaz bağlılıklarını yineledi. Üyeler, Yemen'de kalıcı barışın şiddet, zor kullanma veya güç yoluyla sağlanamayacağını vurguladı.

Konsey ayrıca BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'e ve onun üzerinde mutabık kalınan referanslara dayanan, ilgili Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumlu, kapsamlı ve müzakereye dayalı bir siyasi çözüme ulaşma çabalarına desteğini yineledi. Konsey, taraflara bu doğrultuda BM'nin yürüttüğü çabalara yapıcı şekilde katılma çağrısında bulundu.


ABD, Çin'i İran'a destek vermemesi konusunda uyardı

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
TT

ABD, Çin'i İran'a destek vermemesi konusunda uyardı

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında hız kazanan diplomatik temaslarda İran dosyası, ABD, Çin, Rusya ve Katar'ı kapsayan uluslararası görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri oldu. Tahran üzerindeki savaş ve Hürmüz Boğazı krizi kaynaklı baskının arttığı bir dönemde Washington, Pekin'i İran'a herhangi bir destek sağlamaması konusunda doğrudan uyarırken iki ülke arasında boğazın deniz trafiğine açık tutulması gerektiği konusunda görüş birliği ortaya çıktı.

ABD'nin Çin Büyükelçisi David Perdue, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleşen görüşmenin bazı ayrıntılarını paylaşarak İran dosyasının iki lider arasındaki zirvede gündeme geldiğini doğruladı.

Perdue, cuma günü CNBC'nin aktardığı açıklamasında Trump'ın Şi'ye, Çin'in İran'a sağlayacağı herhangi bir yardımın “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu açıkça ifade ettiğini söyledi.

Bu mesaj, Çin'in İran açısından önemli bir ekonomik rol oynadığı bir dönemde geldi. Pekin ise aynı zamanda kendisini gerilimin düşürülmesine ve diplomatik sürecin ilerletilmesine katkı sağlayabilecek bir aktör olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Zirvenin ardından iki taraf İran dosyasında herhangi bir ilerleme sağlandığını açıklamadı. Ancak Şi, ABD ile İran'ın daha önceki mutabakatlara dönmesi ve diyaloğu yeniden başlatmasına destek verdiğini belirtti. Perdue'nun açıklamaları ise Washington'ın görüşmeyi İran'a yönelik olası Çin desteğinin sınırlarını net biçimde çizmek için de kullandığını gösterdi.

Hürmüz konusunda görüş birliği

Krize ilişkin bir diğer başlıkta Perdue, Washington ile Pekin'in Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine açık tutulması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Büyükelçi, küresel enerji ticaretinin başlıca güzergâhlarından biri olan boğazdan geçişlerin sürmesinin önemi konusunda Çin'in ABD ile aynı görüşü paylaştığını belirtti.

xcsdvdfv
Ortadoğu’da gerilimin sürdüğü bir dönemde Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Arşiv - Reuters)

Washington ile Pekin'in İran'a yaklaşım biçimleri farklı olsa da Hürmüz konusunda ortaya çıkan bu ortak tutum, iki ülke arasında önemli bir kesişme noktası oluşturuyor. Bu görüş birliği, boğazın savaşın sona erdirilmesi ve bölgedeki gerilimin düşürülmesi çabalarında başlıca pazarlık kozlarından biri haline geldiği bir dönemde ortaya çıktı.

İran dosyası, Pekin ile Tahran arasındaki yakın ekonomik ilişkiler ve Çin'in krizde diplomatik bir rol üstlenme çabaları nedeniyle Trump ile Şi arasında ele alınması beklenen başlıca konulardan biriydi.

Diplomasinin alternatifi yok

New York'ta Rusya ve İran da Hürmüz krizinin diplomatik yollarla çözülmesine bağlılıklarını teyit etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi'nin gerçekleştirdikleri görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmeleri, özellikle İran'la ilgili durumu ele aldıklarını bildirdi. Bakanlık, iki tarafın krize ilişkin “diplomatik çözümün alternatifi olmadığı” konusunda mutabık kaldığını açıkladı. Moskova ve Tahran krizin ABD ve İsrail'in “yasa dışı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.

Görüşmede ayrıca ikili ilişkiler ile farklı düzeylerde gerçekleştirilmesi planlanan Rusya-İran temaslarının takvimi ele alındı. Bu durum, bölgesel gerilimin tırmandığı bir dönemde Moskova ile Tahran arasındaki koordinasyonun sürdüğüne işaret ediyor.

Diyalog için uygun koşullar oluşturulması

Katar da paralel olarak arabuluculuk ve gerilimi düşürme çabaları kapsamında Tahran'la temaslarını yoğunlaştırdı.

Katar Dışişleri Bakanlığı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin New York'ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile “diyalog için uygun koşulların oluşturulmasını” görüştüğünü açıkladı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirilen görüşmede taraflar, Katar'ın açıklamasına göre “bölgedeki son gelişmeleri, gerilimi düşürmek ve diyalog için uygun koşulları oluşturmak amacıyla yürütülen çabaları” ele aldı. Bu çabaların bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Katar'ın girişimleri, krizin tarafları arasında siyasi kanallar açılmasına yardımcı olma yönündeki Doha çabalarının bir parçası. Ancak daha kapsamlı bir mutabakata ulaşma ihtimali, Washington ve Tahran'ın uzlaşma şartlarına ilişkin tutumlarına bağlılığını koruyor.

Kolombiya Tahran'la ilişkilerini kesti

İran üzerindeki siyasi baskının genişlediğini gösteren bir diğer gelişmede Kolombiya, Tahran'la diplomatik ilişkilerini kesti. Böylece Kolombiya, Latin Amerika'da Washington'ın bir diğer müttefiki olarak bu yönde adım atan son ülkelerden biri oldu.

Kolombiya hükümetinin perşembe günü açıkladığı karar 19 Eylül'de yürürlüğe girdi. Bogota, kararın “Batı Yarımküre'nin ulusal güvenliği” ile ilgili değerlendirmelere dayandığını bildirdi.

xs
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi (Arşiv - Reuters)

Kolombiya hükümeti İran'ı “uyuşturucu ticaretine karışan ve ülkenin güvenliğini tehdit eden terörist gruplarla ilişkiler kurmakla” suçladı ancak bu iddialara ilişkin herhangi bir kanıt sunmadı.

Bogota ayrıca İran'ı Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini engellemek ve Orta Doğu'daki diğer ülkelere saldırmakla eleştirdi. Açıklamalar, İran ile ABD ve İsrail arasındaki devam eden çatışma bağlamında yapıldı.

Kolombiya hükümeti bununla birlikte İran'la konsolosluk ilişkilerini sürdüreceğini bildirdi.