18 Ekim İran için ne ifade ediyor?

Tahran, önümüzdeki hafta kendisine uygulanan ‘silah ambargosunu’ daha önce eşi benzeri görülmemiş silah vaatleriyle kaldırmaya hazırlanıyor

Tahran, füze ve iha alanlarındaki askeri yeteneklerini geliştirmek için yıllardır çabalıyor (Getty Images)
Tahran, füze ve iha alanlarındaki askeri yeteneklerini geliştirmek için yıllardır çabalıyor (Getty Images)
TT

18 Ekim İran için ne ifade ediyor?

Tahran, füze ve iha alanlarındaki askeri yeteneklerini geliştirmek için yıllardır çabalıyor (Getty Images)
Tahran, füze ve iha alanlarındaki askeri yeteneklerini geliştirmek için yıllardır çabalıyor (Getty Images)

Ziyad el-Fifi
İran'a uygulanan silah ambargosunun sona ermesine günler kala Tahran, ambargonun sürmesini isteyen Washington'a karşı ‘tarihi zaferini’ ilan etmeye başladı bile. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade, düzenlediği basın toplantısında, “18 Ekim'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2231 sayılı kararıyla İran’a uygulanan silah yaptırımları ve kısıtlamaları kaldırılacak” ifadelerini kullandı. Hatipzade, ülkesinin ‘tüm yasadışı girişimlerine ve ambargoyu sürdürmeye yönelik tüm adımlarına rağmen başarısız olan ABD'ye ‘tarihi bir kayıp verdirmeye’ hazırlandığı söyledi. Hatipzade, ABD’nin İran’ın ‘üzerinde görünen bir güç’ olmadığının ortaya çıktığını vurguladı.
Washington, geçtiğimiz Ağustos ayında İran’a uygulanan silah ambargosunun kalıcı hale getirilmesi için BMGK’ya bir karar taslağı sundu. Ancak BMGK üyelerinin büyük bir bölümü, ABD'nin 2018 yılında nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi nedeniyle anlaşma çerçevesindeki yaptırımları yeniden uygulamaya hakkı olmadığını belirterek karar taslağını onaylamadılar. Bu yüzden ABD,  Tahran'a uygulanan silah ambargosunu uzatma çabasında başarısız oldu. Ancak Beyaz Saray, ya BMGK aracılığıyla yasal bir biçimde ya da Washington'ın genellikle yaptığı gibi tek taraflı olarak yaptırım uygulamaya devam etmekte kararlı görünüyor.

Yaptırımlar uygulanmaya devam ediyor
İran'ın nükleer programına ilişkin Tahran ile P5+1 ülkeleri (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ve Almanya) arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın yasal çerçevesini belirleyen 2231 sayılı BMGK kararı uyarınca İran'a silah ithalatı ve ihracatı konusunda uygulanan yasağın bu hafta sonu itibarıyla kaldırılması bekleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Tahran’a karşı dilediği ‘azami baskı’ politikasının bir parçası olarak İran'a yeniden katı ekonomik yaptırımlar getirdi.
Nükleer anlaşmayı imzalayan tarafların, anlaşmaya bağlılıklarının bir gereği olarak yaptırımların kaldırılması maddesine olan bağlılıklarını açıklamasının ardından Washington geçtiğimiz hafta dosya ile ilgili politikasını duyurdu. Bu politika çerçevesinde Washington’ın İran’a uygulanan silah ambargosunun uzatılmasına ilişkin BMGK içerisindeki girişiminin iptal edildiği açıklandı. Bununla birlikte ABD Hazine Bakanlığı, İran'daki bazı büyük bankalara tek taraflı olarak ek yaptırımlar uygulandığını duyurdu.
Tahran, Washington’ın bu adımını, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hatipzade’nin dilinden şu sözlerle yorumladı:
“Amerikalıların yaptırımlara bağımlı olduğunu söylerdik, ama şuan adeta çıldırma aşamasına gelmiş durumdalar. Akla hayale sığmayacak konularda bile yaptırım uyguladıklarını göz ardı etmiyoruz.”
Hatipzade, Washington’ın ‘kendilerine tabi olmayanlara karşı çılgınca yaptırımlar uygulamaya başvurduğunu’ ve bu tür yaptırımların birçok ülkeyi ‘ABD dolarına alternatif aramaya’ ittiğini belirtti.
İran, Trump yönetiminin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uyguladığı yaptırımlardan kaynaklanan ve İran riyalinin dolar karşısında değerinin önemli ölçüde düşmesine neden olan ekonomik zorluklarla karşı karşıya.
Öte yandan İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, yeni yaptırımları ‘kelimenin tam anlamıyla bir suç’ olarak nitelendirerek, “ABD Başkanı ambargo ve ekonomiye yönelik azami baskı politikası uygulamaktan duyduğu memnuniyeti ifade ediyor. Sizin gibi aşağılık insanlar dışında hiç kimse bir halka karşı suç işlemekle bu kadar övünemez” şeklinde konuştu.
Ancak ABD yönetimi, ABD'nin eski İran Özel Temsilcisi Brian Hook'un da teyit ettiği üzere, İran’ın ve nükleer anlaşmaya taraf olan diğer ülkelerin itirazlarını umursamıyor. Washington, Tahran'ın nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda yaptırımların yeniden uygulanması hakkı veren ‘snapback’ mekanizması aracılığıyla İran’a yönelik uluslararası yaptırımları yeniden aktifleştirmeye çalışacağını açıkladı. Ancak Washington 2018 yılında, snapback mekanizmasının yer aldığı yer alıyor nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekildi. Bu yüzden nükleer anlaşmanın tarafları, Washington’ın snapback mekanizmasını aktifleştirme hakkı olmadığını savunuyor.

Silah ambargosunu aşmak
İran’ın 18 Ekim’den sonra yıllarca askeri yeteneklerini geliştirmesini kısıtlayan ve silahlı kuvvetlerinin kalitesini büyük ölçüde bozan silah ambargosunu aşmayı başarması halinde Tahran, askeri güçler dengesiyle ilgili önemli bir avantaj yakalayacak. Avrupa’nın, İran’ın ihtiyaç duyduğu askeri teçhizatı edinmesine ilişkin tutumu belirsizliğini koruyor. Nükleer anlaşmaya katılan Avrupalı ​​taraflar, anlaşmada öngörüldüğü üzere Tahran'a uygulanan yaptırımların kaldırılması konusunda ısrar etseler de, Avrupalı yetkililer, yakın gelecekte İran’la anlaşma yapma konusunda yüzeysel açıklamalarda bulunuyorlar. Avrupa Birliği (AB) ambargoyu kaldırmakla ilgilenmediğini açıklarken BMGK’nın tutumu ne olursa olsun, nükleer anlaşmadaki maddeler ne derse desin İran'a silah satışına uyguladığı kısıtlamaları 2023 yılına kadar kendi yasası uyarınca uygulamaya devam edeceğini söyledi.
Ancak doğudan gelen başka bir seçenek daha var. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, temmuz ayı ortalarında gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinde silah ambargosu ve kısıtlamalar sona erdikten sonra iki ülke arasında askeri iş birliği olasılığını ele aldılar. Tahran, yine Temmuz ayında Pekin ile 25 yıllığına bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Pekin, abluka altındaki İran’a 400 milyar dolarlık yatırım yapma karşılığında İran’dan petrol tavizleri ve istisnai yatırım fırsatları elde edecek.
Tahran ile Pekin arasında yapılan anlaşmanın ayrıntıları henüz netleşmese de sızan bilgiler, İran kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Bu tartışmalarda, Pekin'in İran'ın askeri yeteneklerinin inşasına katkıda bulunarak ve Körfez'de ordusu için üsler kurarak başta İran ordusu olmak üzere ülkedeki çoğu alanda nüfuz sahibi olacağı öne sürülüyor. İran’da bazı çevrelerin anlaşmanın gizli kalan kısmının açıklanması taleplerine rağmen İranlı yetkililer hem bunu açıklamayı hem de öne sürülen iddiaları reddettiler.

İran müttefiklerine ne ihraç edebilir?
Fakat İranlı yetkililer sadece silah satın alma vaatlerinde bulunmakla kalmayıp, bölgedeki müttefiklerine gizlice aktarılan silahlarının açıktan ihracatı konusunda kararlı olduklarını da vurguladılar.
Ancak İran silah sanayisi, sözde ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan ülkelerde kendileri tarafından finanse edilen grupların izlediği sokak çatışmaları için silahlar sağlamaya odaklandığından, İran’ın Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan gibi milislerle bağlantılı olduğu ülkeler dışında yeni alıcılar bulması pek de olası değildir.
İran son olarak üretim bandına, geçtiğimiz Ağustos ayında İran Savunma Bakanı Tuğgeneral Amir Hatam tarafından tanıtılan Karrar (vurucu) tankını çıkardı. Sovyet tankı ‘T-72M1’in gelişmiş bir versiyonu olan Karar tankı sayesinde Tahran, Kara Kuvvetleri’nin düşük kaliteli ürünlerinden kalite açısından farklı bir ürün üretmeyi başardı.
Bununla birlikte İran, askeri projesinin başlangıcından itibaren askeri yetenek ve mühimmat bakımından kendisinden üstün bir düşmanla doğrudan karşı karşıya gelmesine gerek kalmadan mücadele etmesine olanak tanıyan insansız silahlara yöneldi.  Bu durum İran’ı büyük bir başarı elde ettiği füze yetenekleri ve insansız hava araçları (İHA) geliştirme çalışmalarına yatırım yapmaya itti.  Böylece bölgedeki krizlerde bir aktör olduğunun teyit edilmesine katkıda bulundu.

Yıllarca süren uluslararası kısıtlamalar
Bu da İran'ın askeri projesini kesintiye uğratan yaptırımlar dizisindeki ‘talihsizlere’ odaklanmasını açıklıyor. ABD Hazine Bakanlığı, geçtiğimiz Haziran ayında biri Almanya'da, üçü Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) olmak üzere çelik, alüminyum ve demir sektörlerinde faaliyet gösteren ve İran'ın füze programıyla bağlantısı bulunan dört İran şirketini yaptırımlar listesine ekledi. ABD, BMGK’nın İran’ın nükleer silah taşıyabilen balistik füze üretimini kısıtlayan 2010 tarihli kararı çerçevesinde diğer ülkelerin İran’a füzelerle ilgili teknolojiyi sağlamasını engelleyen bu yaptırımları ilk kez uygulanmıyordu.
ABD, 2009 yılında Çinli işadamı Li Fangwei’yi İran’a füze parçaları satmakla suçlayarak, kendisini ve şirketini kara listeye ekledi. Singapur Eylül 2010’da, füze üretiminde kullanılmak üzere İran'a götürülen 18 ton alüminyum tozu ele geçirdi. Kolombiya’da bir mahkeme Mart 2012'de, bir Avustralya vatandaşını İran'a füze parçaları ihraç etmekten suçlu buldu. Almanya'daki bir İran şirketi 2012 ve 2013 yılları arasında Ortadoğu'ya yakıtla çalışan balistik füzelerin üretimi için parça tedarik etmeye çalışmakla suçlandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabai’dan aktardığı habere göre, ABD Adalet Bakanlığı Ekim 2013'te İran asıllı ABD vatandaşı Reza Olangyan'ı ‘karadan havaya’ füzeler üretmeye ve İran'a göndermeye çalışmaktan suçlu buldu.

İran, çeteler aracılığıyla Almanya’nın füze teknolojisini ele geçirmeye çalıştı
Almanya’da güvelik yetkilileri Şubat 2014'te, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) İran'ın füze programı için tahmini 315 bin dolarlık çift kullanımlı pompalar sağladığı gerekçesiyle İran asıllı bir Alman vatandaşını tutukladı. Ayrıca Malezya merkezli bir şirket aracılığıyla ABD’nin askeri teknolojisini elde etmeye çalışan iki İranlı tutuklanırken 2017 yılında Almanya’nın füze teknolojisini ele geçirmek için 32 kez girişimde bulunan bir kaçakçılık çetesi çökertildi. Bir Alman istihbarat raporuna göre İran, bu çeteler aracılığıyla Almanya’nın füze teknolojisini ele geçirmeye çalışıyordu.
Ukrayna da İran için çekici bir askeri teknoloji kaçakçılığı kaynağıydı. Kiev'deki yetkililer, 2018'de biri İran büyükelçiliğinde askeri ataşe olmak üzere iki İranlıyı, Ukrayna'dan gemi karşıtı füze satın almaya çalışmakla suçladı.
Washington ise geçtiğimiz Şubat ayında Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) çerçevesinde İran, Kuzey Kore ve Suriye'ye ait Irak, Türkiye, Rusya ve Çin'de bulunan 13 kuruma yaptırımlar uyguladı.
Son halkasına gelmiş gibi görünen uluslararası anlaşmalar zinciri, İran’ın askeri yeteneklerini, insansız silahlar aracılığıyla geliştirmeyi sürdürdüğüne işaret ediyor. Ayrıca İran ordusundaki boşlukların belirlenmesine ve yabancı firmaların ürünlerini İran’a pazarlayarak bu boşlukları doldurmalarına fırsat veriyor.



Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.