SDG DEAŞ ailelerini serbest bırakıyor Avrupa endişeli

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin af kararı uyarınca Haseke Hapishanesi’nden serbest bırakılan Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin af kararı uyarınca Haseke Hapishanesi’nden serbest bırakılan Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
TT

SDG DEAŞ ailelerini serbest bırakıyor Avrupa endişeli

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin af kararı uyarınca Haseke Hapishanesi’nden serbest bırakılan Suriyeliler (Şarku’l Avsat)
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin af kararı uyarınca Haseke Hapishanesi’nden serbest bırakılan Suriyeliler (Şarku’l Avsat)

Suriye’nin kuzeydoğu bölgesindeki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurları Haseke vilayeti yakınlarında bulunan el-Hol Kampı’nda alıkonulan DEAŞ örgütü üyelerinin ailelerinden yüzlerce Suriyeliyi nakletmeye başladı.
Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığı habere göre SDG’nin geçen yıl uluslararası koalisyon güçlerinin desteği ile DEAŞ’tan temizlemek için girdiği çatışmaların akabinde kampa DEAŞ militanlarının ailelerinden on binlerce kişi getirilmişti.
ABD merkezli The New York Times gazetesi SDG’nin kamptan ilk grup olarak Suriye uyruklu 15 bin kadın ve çocuğu serbest bırakmaya hazırlandığını bildirdi. Aynı kaynaklara göre halihazırda kampta alı konulan en az 68 bin kadın ve çocuktan 28 bininin Suriye uyruklu olduğu, 30 bininin Irak uyruklu olduğu, geri kalanının ise farklı uyruklardan olduğu ifade edildi.
Gazetenin aktardığına göre Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Yürütme Kurulu Eş Başkanı İlham Ahmed, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kamptaki Suriyeli kadınların ve çocukların hepsinin hızlı bir şekilde serbest bırakılarak kontrol programlarına tabi tutulmak şartıyla evlerine dönmelerine müsaade edileceğine dair taahhüt ettiğini söyledi.
Suriye’nin kuzeydoğusundaki özerk bölgeye atıfta bulunan İlham Ahmed, “kampta kalacakların Özerk Yönetim’in sorumluluğunda olmayacağına” dikkat çekti. Bunun pratikte ne anlama geldiği henüz netleşmiş değil. Yayınlanan bilgilerde, aralarında binlerce yabancı da olmak üzere yaklaşık 10 bin erkeğin tutuklu bulunduğu cezaevinden bahsedilmediği dikkati çekti.
Gözlemcilere göre El-Hol Kampı’nın tahliye edilmesine yönelik atılan adım, kampın en temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaması ile birlikte Kürt yönetiminin omuzlarındaki yükün artması sonucunda geldi. Bu sıkıntıların artması, Kürt yetkililerin bu görevi tam olarak yerine getirmeye yetecek kadar araçları olmadığına dair defalarca kez uyarıda bulunmasına sebep oldu. ABD merkezli Washington Post gazetesi kamptaki durum için karanlık bir tablo çizerek sağlık hizmetlerinin sağlanamadığına, çocukların eğitimden mahrum kaldığına, çadırlara kanalizasyon sularının sızdığına, vahşi köpeklerin yiyecek aramak üzere kampın etrafında dolaştığına işaret etti. Kampın bu durumu insan hakları örgütlerini endişelendiriyor.
Vatandaşları DEAŞ’a mensup olan yabancı ülkeler endişeli gözlerle bu gelişmeleri izlemeye devam ediyor. Bu ülkeler radikalizm yanlısı vatandaşlarını ülkeye almayı reddedip sadece çocukların dönmesi için sınırlarını açıyor. Diğer taraftan Almanya hükümeti El-Hol kampının DEAŞ örgütünün tehlikeli bir kuluçka merkezine dönüştüğü konusunda uyarıda bulundu ve örgüte mensup kadınların çocuklarını DEAŞ’ın gelecek nesli olmaya hazırladığını ifade etti. Hükümete göre bu durum “saatli bir bomba” anlamına geliyor.
Ancak Batılı hükümetler çocukları babalarından ve annelerinden ayırmanın mümkün olmadığını söyleyen ve bu yüzden vatandaşlarının hatta radikalizm yanlılarının bile ülkeye geri getirilmesi gerektiğini savunan bazı siyasi blokların ve partilerin iç talepleri yüzünden kendilerini bir çıkmazın ortasında buluyor. Gözlemcilere göre Batılı hükümetler bu tavırlarında haklı olabilir. Zira DEAŞ’ın yenildiğinin ve topraklar üzerindeki hakimiyetinin sona erdiğininin duyurulmasının ardından El-Hol kampı, örgütün atan kalbi haline geldi ve radikalizm yanlısı ideolojisi burada yayılmaya devam etti.
1990 savaşı sırasında Suriye sınırına kaçan Iraklı mültecilere sığınak olmak üzere yaklaşık 30 yıl önce inşa edilen kamp, ​​2003 yılında ABD öncülüğündeki işgalin ardından Suriye-Irak sınırındaki üç büyük kamptan biri olması hasebiyle Iraklılar için yeniden bir sığınak olmuştu. Ancak kamp zamanla, DEAŞ’ın yayılma yıllarında ihlalleri kolaylaştıran bir merkeze ve örgütle yapılan savaşlarda yakalanan DEAŞ unsurlarının militanları için bir toplanma noktası haline dönüştü.
Kamp ikiye bölünerek nispeten daha büyük ölçüde hareket özgürlüğüne sahip olan Suriyeliler ve Iraklılar’a tahsis edildi. Aynı şekilde el-Mülhak ismi ile bilinen ve çoğunlukla yabancı unsurları barındıran daha küçük bir bölüm de bulunuyor. Kamp nüfusunun neredeyse tamamı DEAŞ dönemindeki hayat tarzını hala sürdürüyor. Kampın içerisinde şiddet olayları yayıldı. Radikalizm ile ilgili pek çok olay kaydedildi. Buna geçim ve eğitim hizmetlerinin zayıf ve yetersiz altyapısı, yerel ve uluslararası desteğin eksikliği ve çocuklar başta olmak üzere kamp sakinlerini rehabilite etmek üzere herhangi bir kapsamlı programın olmaması gibi pek çok etken zemin hazırladı.
İngiltere ve Fransa gibi ülkeler, kendi uyruklarından sadece az sayıda yetimi almaya hazırdı. Sol Parti Meclis Grubunun iç politika sözcüsü Ulla Jelpke “Alman hükümeti en azından Alman kökenli DEAŞ’lı kadınların çocuklarına anneleriyle birlikte bakmalı. İnsani bir felaketin yaşanmasını ve yeni nesil DEAŞ teröristlerinin oluşmasını engellemenin başka bir yolu yok” dedi.
Almanya hükümeti, DEAŞ ya da diğer terör örgütlerine mensup oldukları gerekçesiyle tutuklanan yetişkin Alman vatandaşlarının sayısının 30’u erkek 50’si kadın olmak üzere 80’e ulaştığını düşünüyor.
El-Hol Kampı’ndaki tutukluların serbest bırakılması için atılan adımın Özerk Yönetim’in, Suriye uyruklu tutuklulara karşı yeni bir yaklaşımdan mı yoksa sadece kamp dışındaki ailelerin çocuklarına baktığı bir program çerçevesinde Suriyelileri serbest bırakmaya yönelik devam eden çabaların hızlandırılmasından mı kaynaklandığı bilinmiyor.
Suriye Demokratik Konseyi (SDK), geçtiğimiz Cumartesi günü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından ilan edilen genel af kapsamında yüzlerce DEAŞ üyesinin serbest bırakıldığını duyurmuştu.
SDK Başkanı Amina Omar Kamışlı’da düzenlenen basın toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, genel af kapsamında 631 DEAŞ üyesinin serbest bırakıldığını, halen tutuklu bulunan 253 kişinin cezalarının ise yarıya indirileceğini açıklamıştı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.