İran’dan ABD yaptırımlarını aşmak için petrol karşılığı mal takası önerisi

İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’dan ABD yaptırımlarını aşmak için petrol karşılığı mal takası önerisi

İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Petrol Bakanı Zengene, çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısında konuşurken yanında Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Şeriatmedari görülüyor (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran hükümeti, ABD’nin, petrol satışlarına uyguladığı yaptırımları ve dolarla ticaret yapmasına yönelik engellemelerini atlatma konusunda yeni aşamaya geçerek petrol karşılığında mal takas etme önerisinde bulundu.
İran ekonomisi, ABD'nin İran’ın bankacılık ağına uyguladığı yaptırımları sıkılaştırmasının ardından hükümetin acil önlemler alması sonrası son iki hafta içinde para birimi riyaldeki düşüş nedeniyle büyük zarar gördü. İran bir yandan Japonya, Irak ve Güney Kore'den dondurulmuş mal varlıklarının iadesi için diplomatik faaliyetlerde bulunurken bir yandan piyasalara günlük 50 ila 75 milyon dolar nakit pompalıyor. Piyasalarda yaşanan bu dalgalanma yeni bir fiyat yükselişini tetiklerken insülin gibi ilaçlar da dahil olmak üzere temel ürünler piyasadan bir bir çekiliyor.
İran hükümetinin, son zamanlarda petrolü borsaya arz ederek ön satış yapma fikri, ekonomistlerin uyarılarının ardından başarısız olurken İran Petrol Bakanı Bijen Namdar Zengene, geçtiğimiz perşembe günü, ABD yaptırımlarına rağmen İran’ın petrol satmasını sağlamak için yeni bir plan açıkladı. Zengene, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile İran’ın bölgesel davranışlarını değiştirmek ve mevcut nükleer anlaşma yerine daha kapsamlı bir anlaşmaya varmak için izlediği azami baskı stratejisinin bir parçası olarak yeniden uygulanan ABD yaptırımlarından etkilenen dış ticareti canlandırmak için Petrol Bakanlığı ile Merkez Bankası arasında petrol karşılığında mal takası için ortak bir planın yürürlüğe girmesini onayladığını duyurdu.
Zanganeh, Sanayi ve Tarım bakanlarının yanı sıra Merkez Bankası Başkanı ile yaptığı ortak toplantının ardından ‘takasın, yaptırımlarla mücadele ve ülkelerle dış ticaretin büyümesinin klasik yöntemlerinden biri’ olduğuna dair inancını dile getirdi. Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ise ABD’nin, mevcut koşullar altında, İran’ın finans ve bankacılık sektörlerini engellemek için tüm kararları aldığını, bu yüzden takasın, İran ekonomisi önündeki düğümü çözebileceğini söyledi. Himmeti, ülkesinin dış ticaret alanında ‘büyük bir değişime’ şahit olmasını beklediğini ifade etti. Geçtiğimiz aylarda Çin, Venezuela ve Suriye’nin isimleri, İran'ın petrol yaptırımlarını atlatma girişimleriyle ilişkilendirilse de Petrol Bakanı Zengene ve Merkez Bankası Başkanı, petrolü mal ile takas etmek isteyen ülkeleri açıklamadılar. Himmeti, cuma günü, Merkez Bankası’nın petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki düşüşe rağmen son yedi ayda 18,5 milyar dolar tasarruf ettiğini söyledi.
Himmeti, ‘petrol dışı mallara ek olarak ham petrol ve türevleri ihracatı için çeşitli yolları olduğundan’ ve  ‘nakit rezervi ile ilgili koşulların iyileştiğinden’ bahsederken yaptırımların petrol satışları üzerindeki etkisini ve ABD’nin İran ekonomisine yönelik yeni yaptırımlarını küçümseyerek, İran’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz çerçevesinde döviz stokundaki iyileşme olduğu konusunda piyasalara güven vermeye çalıştı. Himmeti, dış ticaretin büyümesiyle ve yerli üretim imkânlarının kullanılmasıyla, petrol karşılığında temel ürünlerin takasının artacağını’ söyledi. Himmeti ayrıca Sanayi Bakanlığı’nın da dış ticaretten sorumlu olmasından ötürü fabrikaların ham madde ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli ithalatlar üzerinde çalıştığını sözlerine ekledi.
İran, takas planını, silah ambargosunun kaldırılmasının ardından temel ihtiyaçlarına göre silah satın alabileceğini açıklamasının üzerinden bir haftadan kısa bir süre geçtikten sonra duyurdu. Nükleer anlaşmayı destekleyen Avrupalı ​​çevreler, ABD’nin silah ambargosunun kaldırılması karşıtı tutumunun öneminin yanı sıra Tahran'ın ekonomik sorunlar yaşarken silah satın alma anlaşmaları yapma şansını da azaltmaya çalıştı.
İran’ın ABD yaptırımları ve ekonomik krizin üstesinden gelmek için petrol karşılığında silah satın almaya başvuracağı varsayımı, aylar önce öne sürülen hipotezlerden biriydi.
Bu arada Mali Eylem İzleme Grubu (FATF) cuma günü, İran ve Kuzey Kore'nin küresel finans sistemi için en tehlikeli ülkeler listesinde kalmaya devam edeceklerini duyurdu.
ABD Hazine Bakanlığı’ndan cuma günü yapılan açıklamada, FATF’nin, ABD ve BM yaptırımlarını atlatmayı ve kitle imha silahlarının yayılmasını hedefleyen fonların izlenmesini güçlendirmek amacıyla kriterlerini değiştirmeyi kabul ettiğini söyledi. Bakanlık, FATF’nin geçtiğimiz hafta yaptığı toplantıda yeni kriterleri onayladığını ve bu tür silahların yayılmasını engellemek için küresel tepkiyi güçlendireceğini söyledi.
Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Kuzey Kore ve İran, ABD ve BM yaptırımlarından kaçınmak ve ‘tehlikeli amaçlarını’ sürdürmelerine yarayacak fon akışını sağlamak için FATF üyesi pek çok ülkede kurulmuş paravan şirketler de dahil olmak üzere karmaşık mali ağlara sahip” ifadeleri yer aldı.
Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın İran'ın yarı resmi haber ajansı Fars’ın haberine göre İran-Irak Ticaret Odası Başkanı Yahya İshak, doların 300 bin riyalin üzerine çıkarmasını, ‘kullanılmamış altın bir fırsat’ olarak niteledi. İshak, ülkede para yönetimiyle ilgili bir değişiklik yapılması çağrısında bulundu.
İranlı yetkili açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“İhracat kaynaklarının ülke ekonomisine geri döndürülmesine ihtiyaç duyulmasına rağmen, Merkez Bankası’nın ihracat kaynaklarını kontrol etme ve yönetme yöntemi, sadece etkin bir döviz yönetimiyle sınırlı olmamalıdır. Planların mevcut ekonomik gerçeklere dayandırılması da gerekir.”
İshak, ihracat kaynaklarını yönetme kriterinin ‘bu ürünlerin yönetimi ve ithalatı çerçevesinde değil, ekonomi üzerindeki etkileri’ bağlamında olması çağrısında bulundu.
Kötüleşen ekonomik durum, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile muhalifleri muhafazakarlar ve iktidardaki ortakları arasında, dış politikanın gereklilikleri ve ülke yönetimi konusunda yeniden ortaya çıkan bölünmenin ana nedeniydi.
Bu arada Cumhurbaşkanı Ruhani, tarihte Şiilerin ikinci imamı Hasan bin Ali'nin Muaviye bin Ebî Sufyan'la yaptığı barışı hatırlatarak ABD ile müzakere masasına dönme olasılığına dair küçük bir imada bulundu.
Ruhani göreve geldiği günden bu yana, sorgulanması yönündeki çağrılar da dahil olmak üzere daha önce eşi-benzeri görülmemiş eleştirilere maruz kaldı. Dahası, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politikalar Komisyonu Başkanı Mücteba Zünnur, Ruhani için idam çağrısında bulundu.
Diğer yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, cumartesi günü bazı eleştirileri ‘saldırgan’ ve ‘yanlış’ olarak nitelendirerek Cumhurbaşkanı ile muhalifleri arasındaki çatışmayı sonlandırdı.
İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Mahmud Vaizi, Hamaney’in desteğinin ‘hükümet ile tüm siyasi taraflar arasındaki son söz olması’ çağrısında bulundu.
Ülkenin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını krizi ve daha önce eşi-benzeri görülmemiş yaptırımlarla karşı karşıya olduğu bir zamanda, kamuoyunun ‘faydasız meselelerle’ meşgul edilmemesi uyarısında bulunan Vaizi, ‘halihazırda var olan tehlikeli durumları en az zararla’ atlatmanın yanı sıra ‘birlik ve uyumu korumanın’ önemine dikkati çekti.



Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
TT

Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)

CNN'in baş veri analistine göre ABD Başkanı Donald Trump, 2024'te kendisini Beyaz Saray'a taşıyan Hispanik erkekler arasındaki desteğini kaybediyor.

Kablolu yayın ağı CNN'den Harry Enten, 2024 seçiminde Hispanik erkeklerin Trump'ı eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e tercih ettiğini gösteren istatistikleri sundu. Bu, Trump'ın 2020'de kaybettiği Arizona'yı geri almasına ve 2004'te George W. Bush'tan bu yana Nevada'yı kazanan ilk Cumhuriyetçi başkan adayı olmasını sağlamıştı.

Ancak Enten, artık Hispanik erkeklerin yüzde 51'inin Trump'ın başkanlık performansını onaylamadığını söyledi.

Veri uzmanı, "Bu, Birleşik Devletler Başkanı'na karşı 51 puanlık bir değişim" dedi.

Gördüğünüz tüm bu hareketlilikte, Başkan Trump'ın Hispanik erkekler arasında sergilediği tarihi performansta.

Bu rakamlar, Hispanik seçmenlerin 2025'te Virginia ve New Jersey'deki ara seçimlerde Demokratların kazanmasına yardımcı olmasının ardından geldi. Demokratlar ayrıca Trump'ın Hispanikler arasındaki düşüşünün, Teksas Senato yarışını, yoğun Porto Rikolu nüfusa sahip Lehigh Vadisi'ndeki bir kongre bölgesini ve Nevada valiliğini kazanmalarına yardımcı olacağını umuyor.

Teksas Senato adayı James Talarico gibi Demokrat adaylar, Dünya Kupası sırasında İspanyolca reklamlar yaparken, Demokratlar Rio Grande Vadisi'ndeki bazı eğilimleri tersine çevirmeyi umuyor.

Enten'a göre Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteğinde yaşadığı en büyük sorun ekonomiden kaynaklanıyor. 2024'te Trump, Hispanik erkekler arasında Harris'e karşı 11 puanlık üstünlüğe sahipti. Birçok Hispanik erkek seçmen, Biden yönetimi döneminde özellikle benzin ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yükselen hayat pahalılığından şikayet etmişti.

Enten, sunucu John Berman'a "Bakın şimdi, ortalama anketlerde net onay oranı 49 puan geride" dedi.

Bu, Birleşik Devletler başkanının ikinci dönem için yeniden seçilmesini sağlayan temel meselede kendisinin aleyhine 60 puanlık bir değişim yaşandığı anlamına geliyor.

Trump'ın politikalarının çoğu, başkanlığı döneminde yaşam maliyetinin artmasına neden oldu. Geçen yıl, karşılıklı gümrük vergileri açıkladığı "Kurtuluş Günü" duyurusu fiyatların fırlamasına yol açmış ancak Yüksek Mahkeme nihayetinde bunları iptal etmişti.

cdfrgthy
Teksas'tan James Talarico gibi Demokratlar, Trump'ın Hispanik erkek seçmenler arasındaki kayıplarından faydalanmayı umuyor (AFP)

Ardından Trump, İran'da bir savaş başlattı. Bu, İran rejiminin dünyanın petrol arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına yol açtı. Bu da benzin fiyatlarının galon başına 4 doların çok üzerine çıkmasına neden oldu.

Enten, bu memnuniyetsizliğin Cumhuriyetçilerin tarihsel açıdan partinin güçlü yönlerinden olan ekonomi konusunda darbe almasına yol açtığını söyledi. 2024'te Cumhuriyetçiler Hispanik erkeklerin oylarını 8 puan farkla kazanmıştı. Ancak artık Demokratlar Hispanik erkekler arasında 20 puanlık avantaja sahip.

Enten, "Bu, sözlerimi bitirirken, Cumhuriyetçi Parti aleyhine 28 puanlık bir değişim anlamına geliyor" dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler, başkanın ülkede yasadışı bulunabilecek ancak şiddet suçları işlememiş göçmenleri agresif bir şekilde sınır dışı etmeyi bırakması konusunda uyardı. Diğerleri ise Demokratların ön seçimlerde sosyalist adayları seçmesinin, Miami gibi yerlerdeki Küba kökenli Amerikalı seçmenleri caydırabileceğini umuyor. Bu seçmenlerin çoğu Fidel Castro rejiminden kaçanlar veya onların çocukları.

Ancak bunun şimdiye kadar ülke genelinde kayda değer bir etkisi olmadığı görülüyor.

Independent Türkçe


Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
TT

Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Japonya'yla ihtilaf yaratan Kuril Adaları'nı ziyaretinin yankıları sürüyor.

Putin, 13 Ağustos'ta Kuril Adaları'nın parçası olan İturup Adası'nı ziyaret etmişti. Bu, Putin'in Kuril Adaları'na gerçekleştirdiği ilk ziyaret olmuştu.

Rus liderin ziyareti, Moskova ve Tokyo arasında II. Dünya Savaşı'nın ardından büyüyen toprak anlaşmazlığını yeniden gündeme getirdi.

Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi, Putin'in eylemlerini "kesinlikle kabul edilemez" diye nitelemişti. Japon lider, "Rus tarafının bu konunun ciddiyetini tam anlamıyla kavrayacağını umuyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Dışişleri Bakanı Toşimitsu Motegi de ziyareti "şiddetle protesto ettiklerini" duyurmuştu.

Bu gelişmelerin ardından Japonya'nın Moskova Büyükelçisi Akira Muto, bugün Rusya Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Rus medyasının aktardığına göre Muto, bakanlıkta 25 dakika kaldı ve herhangi bir açıklama yapmadan binadan ayrıldı.

Guardian, iki ülke arasında patlak veren diplomatik krizin daha da büyüyebileceğini yazıyor.

Analizde, sağcı Japonya lideri Takaiçi'nin Rusya'yla ilişkileri daha ılımlı sürdürmek istediği ancak son dönemdeki gelişmelerin durumu değiştirebileceği belirtiliyor.

Japonya Dışişleri Bakanlığı, Kuril Adaları anlaşmazlığındaki tutumuna ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 7 Şubat'ta "Kuzey Toprakları Günü" adlı bir anma etkinliği düzenliyor.

Özellikle ultra milliyetçi kesimler bu tarihte Tokyo'daki Rusya Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenliyor.

Putin'in ziyaretinin, Takaiçi üzerindeki Moskova'ya karşı daha sert bir çizgi izlemesi yönündeki baskıyı artırabileceği yorumu yapılıyor.

Japon medya kuruluşu Asahi'nin analizinde, Takaiçi'nin göreve gelirken kendisini eski Başbakan Şinzo Abe'nin siyasi mirasçısı olarak konumlandırdığı hatırlatılıyor. Abe, başbakanlığı döneminde Putin'le 27 kez görüşmüştü.

Analize göre Kremlin, Takaiçi hükümetinin Rusya'ya karşı Abe dönemindekine benzer şekilde daha ılımlı bir politika izlemesini beklemiş olabilir. Ancak Tokyo'nun Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırımları sürdürmesi, Moskova'nın bu beklentisinin karşılanmadığını gösteriyor.

Keio Üniversitesi'nden uluslararası siyaset uzmanı Yoko Hirose ise Putin'in ziyaretinin, Rusya'da "Militarist Japonya'ya Karşı Zafer Günü" olarak anılan 3 Eylül'ün öncesine denk gelmesine dikkat çekiyor.

Hirose'ye göre ziyaret, Putin'in Kuril Adaları üzerindeki Rus egemenliğini yeniden vurgulamasının yanı sıra Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki kamuoyuna da mesaj verme amacı taşıyor olabilir.

Akademisyen ayrıca Kuril Adaları'nın Rusya açısından yalnızca egemenlik meselesiyle sınırlı kalmadığını, ABD'ye karşı Pasifik'te yürütülen askeri stratejinin de önemli bir parçası olduğunu belirtiyor.

Rusya Bilimler Akademisi'nden Japonya uzmanı Valeri Kistanov ise Putin'in ziyaretinin Rusya-Japonya ilişkilerinde önemli bir değişime yol açmayacağını savunuyor. Akademisyene göre Tokyo yönetimi, Moskova'ya uygulayabileceği yaptırımların neredeyse tamamını zaten hayata geçirdi.  

Japonya ve Rusya arasındaki yaklaşık 150 yıllık toprak anlaşmazlığı

Japonya ve Rusya'nın 1855'te imzaladığı Şimoda Anlaşması'yla Kuril Adaları'ndaki sınır İturup'la Urup arasından geçecek şekilde çizilmişti. Bugün ihtilaf konusu olan İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai adaları Japonya tarafında kalmıştı.  

1875'te ise St. Petersburg Anlaşması imzalandı. Çarlık Rusyası, Urup'un kuzeyindeki 18 Kuril Adası'nı Japonya'ya verdi. 1855'teki anlaşmayla zaten Japonya'nın kontrolündeki 4 ada bu takasın dışındaydı.

Japonya da bunun karşılığında Sahalin üzerindeki haklarından vazgeçti.

Asıl kırılmaysa II. Dünya Savaşı'nın ardından yaşandı. Sovyetler Birliği, Japonya'nın teslimiyet sürecine girdiği savaşın son günlerinde adaları ele geçirdi.

Diğer yandan Müttefik Kuvvetler'le Japonya arasında 1951'de imzalanan San Francisco Barış Antlaşması kapsamında Japonya, Kuril Adaları üzerindeki hak iddiasından vazgeçti.

Ancak Tokyo yönetimi İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai'yi bu anlaşma kapsamında değerlendirmiyor ve bu adaların Japonya'nın egemenliğindeki "Kuzey Toprakları'nın" parçası olduğunu savunuyor.

Sovyetler Birliği ise konferansa katılmış ancak antlaşmayı imzalamayı reddetmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Asahi, RIA Novosti, Reuters


Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
TT

Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hürmüz Boğazı'ndaki Amerikan faaliyetlerini engellemesi halinde Umman'ı bombalamakla tehdit etmesinin yankıları sürüyor.

Trump, dün Fox News'a açıklamasında, ABD'nin Hürmüz'deki faaliyetlerine müdahale etmesi durumunda Umman'ı "fena bombalayacağını" söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dünkü açıklamasında Tahran'la Maskat arasındaki görüşmelerin olumlu geçtiğini belirtti. Özellikle denizcilik güzergahlarını belirleyen harita hakkında uzlaşı sağlandığını duyurdu.

Trump'ın Umman'ı bombalama tehdidi de bu haberin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la telefon görüşmesinde, Umman'la diyaloğu ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakereleri sürdürmeye kararlı olduklarını vurguladı. 

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta Umman, İran'ın misillemelerinin hedefi olmuştu.

Beyaz Saray, Katar ve Pakistan arabuluculuğundaki müzakerelere yönelirken, Umman'ı genellikle sürecin dışında bırakmayı tercih etmişti. Ancak İran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin düzenlenmesine ilişkin Umman'la bir süredir müzakere yürütüyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Umman ve İran arasındaki görüşmelerin olumlu sonuçlanması, Hürmüz'deki gemi trafiğinin nispeten normale dönmesini sağlayarak küresel enerji piyasaları üzerindeki yükü kısmen hafifletebilir.

Öte yandan Trump yönetiminden bazı isimler, Umman'ın Tahran açısından daha elverişli bir anlaşma yapmayı hedeflediğini ve gizlice İran'ın tarafında olduğunu savunuyor. Diğerleri ise İran'la bir türlü anlaşmaya varamayan Trump'ın Umman'ı "günah keçisi ilan ettiğini" söylüyor.

İran'la ABD arasında haziranda imzalanan 60 günlük mutabakatın süresi pazartesi günü (17 Ağustos) doldu.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Nate Swanson, Trump'ın Umman'a yönelik tehditlerine ilişkin şunları söylüyor:

Trump'ın Umman'ı tehdit etmesi, kendi yarattığı ve elinde iyi bir seçeneğin kalmadığı bu durumdan duyduğu hayal kırıklığının bir yansıması. Sadece refleks olarak saldırıyor.

ABD'li düşünce kuruluşu Cato Enstitüsü'nden Justin Logan ise "Asıl trajik olan ABD'nin Ortadoğu'daki savaş öncesi duruma dönmek için çabalayıp durması" diyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, 5 Ağustos'taki açıklamasında müzakere edilen güzergahın 2 ila 4 ay sürmesi beklenen "geçici bir rota" olduğunu belirtmişti. Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılmasının ABD'nin tutumuna bağlı olacağını vurgulamıştı.

Trump, mayısta da Umman'ı bombalamakla tehdit etmişti. ABD başkanının sert çıkışı, Amerikan istihbaratının, Umman'ın İran'la anlaşarak Hürmüz'deki geçişlerden para almayı planladığı değerlendirmesinin ardından gelmişti.

Umman, savaş öncesinde de ABD ve İran arasındaki nükleer müzakerelerde arabuluculuk yapıyordu. Körfez ülkesinin dışişleri bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, müzakereler sürerken ABD'nin İsrail'le ortak operasyon düzenleyerek savaş başlatması üzerine "Hayal kırıklığına uğradım. Müzakereler bir kez daha baltalandı" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times, Tesnim