Avrupa'daki Yahudi nüfus bin yılın en düşük seviyesine geriledihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2591431/avrupadaki-yahudi-n%C3%BCfus-bin-y%C4%B1l%C4%B1n-en-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCk-seviyesine-geriledi
Avrupa'daki Yahudi nüfus bin yılın en düşük seviyesine geriledi
Fotoğraf (AP_Arşiv)
Tel Aviv/Şarku’l Avsat
TT
TT
Avrupa'daki Yahudi nüfus bin yılın en düşük seviyesine geriledi
Fotoğraf (AP_Arşiv)
Londra'daki Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü tarafından yürütülen yakın tarihli bir araştırma, Avrupa'daki Yahudi sayısının bin yılın en düşük seviyesine gerilediğini gösterdi. Zira sayıları bugün sadece 1,3 milyon. Bu sayı, Yahudi gezgin Benjamin Tudela'nın 1170'deverdiği sayıyla aynı.
Araştırma, Avrupa'daki Yahudi sayısındaki azalmanın sadece onlara yönelik Nazi imha projesinden kaynaklanmadığını gösteriyor. Örneğin 1970'te Yahudi sayısı 3,2 milyondu ancak Avrupa bu sayının yaklaşık yüzde 60'ını kaybetti. Özellikle Demir Perde'nin yıkılması ve sosyalist sistemin çökmesinden sonra, 1980’lerde yaklaşık 1,5 milyon kişi Kıta’dan ayrıldı. Yapılan araştırma, Avrupa'dan çıkan Yahudi göçmenlerin çoğunun İsrail'e gitmek yerine başta ABD, Kanada ve Avustralya olmak üzere başka ülkeleri tercih ettiğini ortaya koyuyor.
Çalışmada Avrupa'da en fazla Yahudi nüfusunu barındıran ülke olan Fransa örneği verildi. 1970'e kadar 530 bin Yahudi'ye ev sahipliği yapan Fransa’da bugün, 449 bini yaşamaya devam ederken, 51 bini İsrail'e, 30 bini de Kanada’ya ve diğer ülkelere göç etmiş durumda. Çalışma, bugün 118 bin Yahudiye ev sahipliği yapan Almanya'daki varlıklarının neredeyse kalmadığını, kalanların da yüzde 40'ının 65 yaşın üzerinde olduğunu gösterdi. Türkiye'de de 1970 yılına kadar yaklaşık 39 bin Yahudi vardı. Bu sayı bugün 14 bin 600'e düştü.
Araştırma, Avrupa'daki Yahudi sayısının azalmasının nedenlerinin başına ‘anti-Semitizm’de yaşanan artışı koyuyor. Ancak İsrail'deki durum ve dini yasalar gibi diğer nedenlerin yanı sıra Yahudiler için karma evlilik olgusu da Yahudi sayısının Avrupa’da azalmasının nedenlerinden bazıları olarak ön plana çıkıyor. Örneğin Polonya'da Yahudilerin yüzde 70'ini erkekler oluşturuyor. Birçoğu Yahudi olmayanlarla evlenmeyi seçmiş durumda. Macaristan’da bu durum yüzde 50 civarında. Yine Hollanda, Danimarka ve İsveç'teki Yahudilerin yarısı da Yahudi cemaati dışından evlilikler gerçekleştirmiş durumda. Fransa'da Yahudi olmayanlarla evlilik oranı yüzde 31, Britanya'da da yüzde 24. Belçika büyük bir dindar Yahudi topluluğuna ev sahipliği yapmasına rağmen karma evlilik oranı yüzde 14.
Çalışma, Yahudilerin İsrail'den göçüne de ışık tutuyor. Sadece 70 bin İsraillinin kalıcı olarak Avrupa'yı seçtiğini gözler önüne seriyor. 18 bini İngiltere’yi, 10 bini Almanya'yı, 9 bini Fransa’yı ve 6 bini de Hollanda'yı seçmiş durumda. Araştırmada Yahudi göçünün İsrail'deki nüfus artışı için temel bir kaynak olduğuna dikkat çekiliyor. İsrail Merkez İstatistik Bürosu'na göre 1948'de kurulmasından bu yana İsrail’e göç eden Yahudilerin sayısı 3,3 milyon. Uluslararası alandaki Yahudi sayısı yaklaşık 14,7 milyona ulaştı. Sadece 6,8 milyonu Yahudi devletinde, geri kalanının çoğu ise başta ABD olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Kanada’nın Ontario eyaleti ile ABD’nin Michigan eyaletini birbirine bağlayan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü’nün açılışının durdurulabileceği tehdidinde bulundu. Trump, Kanada’yı ABD’ye ‘on yıllardır adil davranmamakla’ suçladı.
Trump, dün akşam Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Herkesin bildiği gibi Kanada, ABD’ye onlarca yıldır son derece adaletsiz davrandı. Şimdi ise işler ABD’nin lehine ve hızla değişiyor. Düşünün, Kanada Ontario ile Michigan arasında devasa bir köprü inşa ediyor. Köprünün hem Kanada hem de ABD tarafı onlara ait ve elbette bunu neredeyse hiçbir Amerikan malzemesi kullanmadan yaptılar” ifadelerini kullandı.
Eski ABD Başkanı Barack Obama’yı da hedef alan Trump, Kanada’ya muafiyet tanındığını ileri sürdü. Trump, “Başkan Barack Obama, ‘Amerikan ürünleri satın al’ yasasını aşabilmeleri için onlara aptalca bir muafiyet verdi. Böylece Amerikan çeliği dahil hiçbir Amerikan ürünü kullanmadılar. Şimdi Kanada hükümeti, ABD Başkanı olarak benim buna göz yummamı, yani ‘Amerika’yı sömürmelerine’ izin vermemi bekliyor. Peki ABD bunun karşılığında ne alacak? Hiçbir şey” dedi.
Trump, Kanada’nın Amerikan ürünlerine kısıtlamalar getirdiğinden şikâyet etti. Trump, Ontario eyaletinde Amerikan menşeli içkilerin ve diğer alkollü içeceklerin satışına izin verilmediğini belirterek, “Ontario, Amerikan içkilerinin mağazalarında satılmasına izin vermiyor; bunlar tamamen yasak. Şimdi ise tüm bunların üzerine Başbakan Mark Carney, Kanada’yı tamamen yutacak olan Çin ile bir anlaşma yapmak istiyor. Bize düşecek olan ise sadece kırıntılar olacak. Buna inanmıyorum” ifadelerini kullandı. Trump, paylaşımında Kanada’nın ulusal sporu olan buz hokeyine de atıfta bulunarak, “Çin’in yapacağı ilk şey, Kanada’daki tüm buz hokeyi maçlarını bitirmek ve Stanley Kupası’nı tamamen iptal etmek olur” şeklinde konuştu.
Kanada’nın ABD’den ithal edilen süt ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini de eleştiren Trump, bu durumun yıllardır Amerikalı çiftçileri ciddi mali risklerle karşı karşıya bıraktığını savundu. Trump, “ABD’ye tam anlamıyla tazminat ödenmeden bu köprünün açılmasına izin vermeyeceğim. Daha da önemlisi, Kanada’nın ABD’ye hak ettiğimiz adalet ve saygıyla yaklaşması gerekiyor. Müzakerelere derhal başlayacağız. Onlara sağladığımız tüm katkılar göz önüne alındığında, bu projenin en azından yarısına sahip olmamız gerekir. Amerikan pazarından elde edilecek gelirler muazzam olacak” değerlendirmesinde bulundu.
Gerginliğin artması ve anlaşmazlıklar
Söz konusu paylaşım, ABD ile Kanada arasındaki ticari gerilimlerde yeni bir tırmanışı yansıtırken, Trump ile Carney arasında bir süredir devam eden anlaşmazlıklar bağlamında değerlendiriliyor. Trump’ın, Kuzey Amerika’nın en büyük altyapı projelerinden biri olarak görülen köprünün açılışını, ABD’ye tazminat ödenmemesi ve projede kısmi mülkiyet verilmemesi halinde engellemekle tehdit etmesi, bu adımın ikili ilişkiler ve bölgesel ekonomi üzerindeki olası etkilerine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Efsanevi buz hokeyi oyuncusunun adını taşıyan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü, Kanada’nın Ontario eyaletindeki Windsor kenti ile ABD’nin Michigan eyaletindeki Detroit şehrini Detroit Nehri üzerinden birbirine bağlayan iddialı bir proje olarak öne çıkıyor.
Toplam 2,5 kilometre uzunluğundaki köprü, 37,5 metre genişliğe ve 220 metre yüksekliğe sahip olup, Kuzey Amerika’nın en uzun askılı köprüsü olma özelliğini taşıyor. Proje, altı şeritli olarak tasarlanırken, kapasitenin sekiz şeride çıkarılmasına imkân tanıyor; ayrıca yayalar ve bisikletliler için de ayrı bir geçiş alanı bulunuyor.
İnşasına 2018 yılında başlanan köprünün toplam maliyetinin 4,4 milyar ABD dolarına ulaştığı belirtiliyor. Proje, Kanada federal hükümetine bağlı Windsor-Detroit Bridge Authority (WDBA) tarafından tamamen Kanada hükümeti kaynaklarıyla finanse ediliyor. Çalışmalar kapsamında her iki ülkede yeni giriş limanları inşa edilirken, Michigan’daki otoyol altyapısında da kapsamlı iyileştirmeler yapılıyor.
Gordie Howe Uluslararası Köprüsü'nün açılışı için hazırlıklar kapsamında inşaat çalışmaları devam ediyor. (AP)
Köprünün, Kovid-19 salgını nedeniyle yaşanan gecikmelerin ardından bu yıl içinde hizmete açılması bekleniyor. Projenin, sınır ötesi ticareti güçlendirmesi hedefleniyor. Windsor-Detroit hattı, iki ülke arasındaki en büyük ticaret koridoru olma özelliğini taşırken, yıllık değeri 600 milyar doları aşan ikili ticaretin yaklaşık yüzde 25’i bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyor.
Proje, Bridging North America adlı konsorsiyumla kurulan bir kamu-özel sektör ortaklığı kapsamında yürütülüyor. Konsorsiyumda Fluor, ACS ve Aecon gibi şirketler yer alırken, 36 yıllık anlaşma; tasarım, inşaat, finansman, işletme ve bakım süreçlerini kapsıyor.
Ancak Trump, eski Başkan Obama döneminde tanınan muafiyetin Kanada’nın Amerikan menşeli malzemeleri kullanmaktan kaçınmasına olanak sağladığını savunuyor. Trump’a göre bu durum, köprüyü ABD açısından herhangi bir ekonomik getiri sağlamayan ve ülkenin ‘sömürülmesi’ anlamına gelen bir proje haline getiriyor.
Trump ve Carney arasındaki anlaşmazlıklar
Trump’ın tehdidi, Kanada Başbakanı Mark Carney ile bir süredir biriken anlaşmazlıklar çerçevesinde değerlendiriliyor. Trump, Kanada menşeli çelik ve alüminyum ürünlerine gümrük vergileri getirmiş, bu adım ilk başkanlık döneminde Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) yeniden müzakere edilmesine yol açarak anlaşmanın ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) adıyla yürürlüğe girmesiyle sonuçlanmıştı.
Buna karşın, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de iki ülke arasındaki gerilimler devam etti. Trump yönetimi, Kanada’yı fentanil kaçakçılığı ve düzensiz göçle mücadelede yeterince iş birliği yapmamakla suçlarken, Kanada’nın elektriğe yönelik uygulamalarına karşılık bazı Kanada ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük tarifeleri getirdi.
Gerilim, Trump’ın Kanada’yı ‘ABD’nin 51’inci eyaleti’ olarak ilhak etme yönündeki söylemleriyle daha da tırmandı. Trump, Kanada’nın zengin maden kaynaklarına erişmek için ‘ekonomik güç’ kullanılabileceğini savunurken, Carney’i Çin ile anlaşmalar yapmaya çalışmakla suçladı ve Çin’in Kanada’yı ‘tamamen yutacağını’ ileri sürdü.
Carney’nin tepkisi sert oldu. Carney, Trump’ın açıklamalarını ‘Kanada’nın egemenliğine yönelik bir tehdit’ olarak nitelendirirken, Davos Forumu’nda yaptığı konuşmada ‘küresel bölünmeye’ karşı ‘merkez güçlerin’ bir araya gelmesi çağrısında bulundu. Bu çıkış, Trump’ın tepkisini çekti ve Carney’nin Gazze Şeridi’yle ilgili özel barış konseyine daveti geri çekildi.
Gümrük tarifeleri, Kanada’nın ABD menşeli elektrikli araçlara yönelik bazı yetkilendirmeleri iptal etmesine ve enerji ile ticaret alanlarında karşılıklı yaptırımlar uygulanmasına da yol açtı.
Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre Trump’ın köprünün açılışını engelleme tehdidi, 100 milyar dolara ulaşan ABD-Kanada ticaret açığını azaltmayı ve daha avantajlı ticaret koşulları dayatmayı hedefleyen ‘Önce Amerika’ stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Buna karşın, projenin Kanada hükümeti tarafından finanse edilip denetlenmesi nedeniyle tehdidin hukuki açıdan uygulanabilir olmadığına dikkat çekiliyor. Bloomberg’in yetkililere dayandırdığı haberinde, köprünün büyük ölçüde tamamlandığı ve gelecekteki geçiş ücretleriyle finanse edileceği belirtilerek, gümrük tarifelerinin projeyi durdurmasının beklenmediği ifade edildi.
Ancak Trump’ın çıkışı, iki ülke ilişkilerinde ‘yeni bir gerilim dönemine’ işaret ediyor. Bloomberg’e göre bu yaklaşım, köprünün iş birliğinin sembolü olmaktan çıkıp ‘geçmişin bir anıtına’ dönüşmesi riskini beraberinde getiriyor.
Raporda, özellikle Michigan’ın Ontario ile ticarete bağımlı olduğu otomotiv ve enerji sektörlerinde, gerilimin tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabileceği uyarısında bulunuldu.
Analistler ise Trump’ın tehdidinin, köprüyü bir baskı unsuru olarak kullanarak yeniden müzakere zemini oluşturmayı amaçladığı görüşünde.
Kanada cephesinde Carney’nin Çin ile anlaşmalar yoluyla ekonomik bağımsızlığı güçlendirmeye çalıştığı, ancak bu adımın ABD’nin gümrük tarifelerini yüzde 100’e kadar çıkarma riskini artırdığı belirtiliyor.
Sonuç olarak, söz konusu tehdit, iki ülke arasındaki ilişkilerin ortaklıktan rekabete doğru kaydığını ve gerilimin sürmesi halinde bölgesel istikrar açısından ciddi riskler doğabileceğini ortaya koyuyor.
Kosova'nın eski cumhurbaşkanına savaş suçlarından 45 yıl hapis cezası istendihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5239181-kosovan%C4%B1n-eski-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1na-sava%C5%9F-su%C3%A7lar%C4%B1ndan-45-y%C4%B1l-hapis-cezas%C4%B1-istendi
Kosova'nın eski cumhurbaşkanına savaş suçlarından 45 yıl hapis cezası istendi
Haşim Taçi (AP)
Lahey'de görülen davanın son aşamasında, Kosova eski Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve üç eski askeri yetkili için 1990'lardaki Sırbistan ile yaşanan çatışma sırasında işledikleri savaş suçları nedeniyle 45 yıl hapis cezası talep edildi.
Dört sanık, Kosova ve Arnavutluk'taki onlarca yerde Sırplar, Romanlar ve Kosovalı Arnavutlar da dahil olmak üzere yüzlerce sivil ve savaşçı olmayan sivilin öldürülmesi, işkence görmesi, zulüm görmesi ve yasadışı olarak gözaltına alınmasıyla suçlanıyor. Ayrıca insanlığa karşı suçlarla da karşı karşıyalar.
Savcı Kimberly West, savunmanın argümanlarıyla birlikte önümüzdeki hafta sonuçlanması planlanan davanın son bölümünü oluşturan kapanış konuşmasında, "suçlamaların ciddiyetinin zamanla azalmadığını" ifade etti.
Lahey merkezli ancak Kosova yargı sisteminin bir parçası olan mahkemenin, kararını vermeden önce bir ay daha süresi bulunuyor. Beklenmedik durumlar ortaya çıkarsa bu süre iki ay daha uzatılabilir.
57 yaşındaki Haşim Taçi, hakkında iddianame hazırlanmasının ardından cumhurbaşkanlığından istifa etti. İddia edilen suçların işlendiği sırada Kosova Kurtuluş Ordusu'nun (KLA) siyasi lideriydi, diğer üç sanık ise ayrılıkçı grubun üst düzey subaylarıydı. Dört yıl önce başlayan yargılamada üçü de suçsuz olduklarını savundu.
Kosova Parlamentosu tarafından kurulan Kosova Özel Mahkemeleri, Kosovalı savaşçıların Sırbistan ile yaşanan silahlı çatışma sırasında işlediği iddia edilen savaş suçlarını soruşturup yargılıyor. Kosova'nın başkenti Priştine'de bu sanıklar hala bağımsızlık mücadelesinin kahramanları olarak kabul ediliyor.
Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Kosova Kurtuluş Ordusu'nun yürüttüğü " kurtuluş savaşı"nı "soykırım yapan Sırp saldırganların" eylemleriyle eşitleme girişiminin kalıcı barışa zarar vereceğini belirtti.
"Kosova Kurtuluş Ordusu'nun savaşı haklı ve masumdu" diyen Osmani, "bu gerçek, tarihi yeniden yazma ve Kosova halkının özgürlük mücadelesinin önemini azaltma girişimleriyle çarpıtılamaz" ifadelerini kullandı.
Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bir tekneye düzenlenen ABD saldırısında iki kişi öldühttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5239105-pasifik-okyanusunda-uyu%C5%9Fturucu-ka%C3%A7ak%C3%A7%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-%C5%9F%C3%BCphesiyle-bir-tekneye-d%C3%BCzenlenen-abd
Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bir tekneye düzenlenen ABD saldırısında iki kişi öldü
Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen bir tekneye düzenlenen saldırıda iki kişinin öldüğünü duyurdu.
Trump yönetimi, eylül ayından bu yana Venezuela'dan Karayipler ve Pasifik bölgelerinde faaliyet gösteren ve "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplara karşı askeri operasyon yürütüyor.
ABD Ordusu Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, "İki uyuşturucu teröristi öldürüldü, biri saldırıdan sağ kurtuldu" ifadesini kullandı.
ABD Sahil Güvenlik Teşkilatı'na, "hayatta kalan için arama ve kurtarma sistemini harekete geçirme" talimatı verildiğini belirtti.
Trump yönetimi yetkilileri, teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadı; bu da operasyonların yasallığı konusunda tartışmalara yol açarak, yargısız infaz teşkil edebilecekleri endişelerini artırıyor.
Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD'nin bugüne kadar düzenlediği 38 hava saldırısında toplam ölü sayısı en az 130'a ulaştı.
Bu, ABD özel kuvvetlerinin ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yakalamasından beri ABD ordusu tarafından açıklanan, uyuşturucu taşıyan bir tekneye yönelik üçüncü hava saldırısı.
Maduro, hapse girmeden önce Karayipler ve Pasifik'teki ABD askeri harekatının rejim değişikliğini hedeflediğini defalarca iddia etmişti.
Geçtiğimiz ay, saldırılardan birinde öldürülen iki Trinidadlının akrabaları, 14 Ekim'de gerçekleştirilen saldırıda haksız ölüm iddiasıyla ABD hükümetine karşı dava açtı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة