Macron'dan Fransız halkına: Terör nedeniyle korkuya teslim olmayın

Fransa Cumhurbaşkanı, dün Nice'teki terör saldırısının olduğu yerde Fransız askerleriyle görüştü (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı, dün Nice'teki terör saldırısının olduğu yerde Fransız askerleriyle görüştü (Reuters)
TT

Macron'dan Fransız halkına: Terör nedeniyle korkuya teslim olmayın

Fransa Cumhurbaşkanı, dün Nice'teki terör saldırısının olduğu yerde Fransız askerleriyle görüştü (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı, dün Nice'teki terör saldırısının olduğu yerde Fransız askerleriyle görüştü (Reuters)

14 Temmuz 2016 gecesi saat 22.00 sularında Tunus asıllı Fransız vatandaşı Muhammed Lahouaiej Bouhlel, gasp ettiği kamyonu İngiliz Kordonu'ndaki kutlamalara katılanların üzerine sürmüştü. Fransa’nın en güzel şehirlerinden biri olan Nice’de dört dakika süren saldırıda, aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu 86 kişi hayatını kaybetmişti. Fransız Ulusal Günü münasebetiyle havai fişekleri izleyen yüzlerce kişi de yaralanmıştı.  Dün sabah saatlerinde olayın gerçekleştiği yere sadece on metre uzaklıkta bulunan katedrali hedef alan terör saldırısı, terör kılıcının hala Fransızların başlarında asılı olduğunu yeniden hatırlattı. Özellikle iki hafta önce meydana gelen Çeçen asıllı Rus vatandaşın gerçekleştirdiği terör eyleminden sonra dün meydana gelen Nice olayıyla korku daha da yerleşti. İki hafta önce gerçekleşen terör eyleminde Samuel Paty adlı bir öğretmenin başı kesilmişti. Eylemin gerekçesi öğretmenin derste “düşünce ve ifade özgürlüğü” maddesini anlatırken Charlie Hebdo dergisindeki Hz. Muhammed’e yönelik çirkin karikatürleri öğrencilerine göstermesiydi.
Dün henüz Nice sakinleri uykularından uyanmadan bir kez daha dehşete düşmüştü. Güvenlik servislerinden sızdırılan bilgilere göre, kısa süre önce İtalya'nın Lampedusa adası üzerinden Fransa'ya gelen Tunus vatandaşı İbrahim adlı 21 yaşındaki bir adam, elinde bıçakla Katedrale gitti ve Katedralin temizlik görevlisini öldürdü.  Ardından iki kadına saldırdı. Onlardan birinin boğazını kesti, diğerini ise ağır yaraladı. Bu kadın kaçmayı başardı ancak sığındığı kafede hayatını kaybetti. Öğleden sonraya kadar kimlikleri belirlenemeyen yaralılar da vardı. Bir vatandaşın haber vermesiyle polis olaya çok hızlı bir şekilde müdahale etti. Fransız Haber Kanalı LCI, polisin baskınını ve yaralı failin ele geçirilmesiyle ilgili bir video yayınladı. Saldırgan yaralı halde Pastör Hastanesi’ne kaldırıldı. Belediye Başkanı’nı “terörist yakalandıktan sonra tekbir getirmeye devam etmesinin bu eylemin İslamcı terör eylemi olduğuna dair bir kanıt olduğunu” vurguladı. Nice Belediye Başkanı Christian Estrosi, "Bugün, İslami faşizme yeni kurbanlar vererek çok daha ağır bedeller ödemekteyiz. Buna şüphe yok Sürekli 'Allahu Ekber' diye tekrar tekrar bağırdı" dedi.
Belediye Başkanı yaptığı açıklamada,  “Yeter artık! Şimdi Fransa'nın, topraklarımızdaki İslamcı faşizmi kalıcı olarak ortadan kaldırmak için Fransa'yı barış yasalarından muaf tutma zamanı” dedi ve şehrin güvenliğini sağlamak ve sakinlerini rahatlatmak için ek güvenlik gücü talebinde bulundu. Bu olayla ilgili olarak terör olaylarında uzmanlaşmış Cumhuriyet savcılığı “terörist eylemler yapmak, suikast girişiminde bulunmak, suç örgütü oluşturmak “Suçlarından tahkikat başlattı. Nice operasyonu, güvenlik güçlerinin endişesini ve Fransızların kızdıran tek saldırı değildi, birkaç saat sonra, ülkenin güneyinde polis memurları, yoldan geçenlere “Allahu Ekber” diyerek bıçakla saldıran bir adamı vurdu.
Polis kaynaklarından alınan bilgiye göre, devriye saldırgandan emirlere uymasını ve bıçağını bırakmasını istedi, ancak o bunu reddetti. Bu nedenle polis, önce plastik mermi sonra da mermi kullandı ve saldırgan öldürüldü. Her iki olayda da güvenlik güçleri, özellikle katedrale giden yolların kapalı olduğu Nice'de, birçok restoran, kafe, sebze, balık ve çiçek pazarlarının bulunduğu şehrin en işlek caddelerinden Jacques Medicine de dahil olmak üzere kapattı. Söz konusu cadde, çok sayıda yerli ve yabancı turistin uğrak yeri.
Öte yandan kentteki dini yetkililerin, terör saldırıları olasılığına karşı güvenlik yetkililerinden uyarı aldıklarının ortaya çıkması dikkat çekiciydi. Şehirde görevli rahip Gil Florini, kilisenin "yaklaşan Azizler Günü nedeniyle saldırılar konusunda iki veya üç gün önce" uyarı aldığını söyledi. Rahip, “kilise yetkililerinin tetikte olduklarını, ancak saldırının bu şekilde olmasını beklemediklerini" belirtti.
Olaylara karşı tepki gecikmedi. Macron'un önümüzdeki Aralık ayına kadar tüm Fransız topraklarına karantina uygulama planını onaylamak için toplanan milletvekilleri, çalışmalarını durdurdu ve kurbanlar için yas tutup bir dakikalık saygı duruşunda bulundular. Daha sonra Başbakan Jean Castex, İçişleri Bakanlığı'nda Cumhurbaşkanı Macron başkanlığındaki İçişleri Bakanı Gerald Darmanin ve güvenlik görevlilerinin bulunduğu kriz toplantısından döndükten sonra, “hükümetin güvenlik durumunu maksimum düzeye çıkarmaya karar verdiğini ve terörist operasyona vereceği tepkinin "katı, sert ve acil olacağını" söyledi. . Nice operasyonunu "korkak bir saldırı" olarak nitelendiren Başbakan, Yüksek Savunma Konseyi toplantısının bu sabah Elysee Sarayı'nda yapılacağını da sözlerine ekledi.
Her terörist saldırıda olduğu gibi Macron, İçişleri, Adalet bakanları ve Katolik Kilisesi'nden yetkililer eşliğinde Nice'i ziyaret etti. Fransa Cumhurbaşkanı'nın kaza mahalline gelişi üzerine, Conflans-Saint-Honorine operasyonu hakkındaki yorumunda kullandığı ifadenin aynısını hatırlatan "İslamcı terör saldırısını" kınayan bir açıklama yaptı. Macron, ülkesinin değerlerini savunması nedeniyle saldırıya uğradığını göz önünde bulundurarak, Fransa'nın "inanç özgürlüğü veya inanmama özgürlüğü" nden bahsetti ve kaşlarını belirgin bir şekilde çatarak, "değerlerinden ödün vermeyeceğini" sözlerine ekledi. Her seferinde olduğu gibi, Macron Fransızları, kendilerini hedef alan tekrarlanan terörist operasyonlar yüzünden birlik olmaya çağırdı. Yaklaşan Noel nedeniyle ibadethaneler için yeterli koruma sağlanması amacıyla çalışan askeri personel sayısının 3 binden 7 bine çıkarıldığı ortaya çıktı.
Siyasi düzeyde de olay, tepkilere yol açtı. Aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi'nin (FN) lideri Marine Le Pen, Fransa'da tekrarlanan terörist operasyonların önüne geçmek için geleneksel yasaların kabul edilmesi çağrısında bulundu. Merkez sağ çizgideki Cumhuriyetçi Parti milletvekili Eric Ciotti ise, "Hükümetin terörizmle mücadeleye yaklaşımını ve yasal çerçevesini değiştirme zamanı" diyerek, güvenlik teşkilatlarının tanıdığı tehlikeli kişilerin ihraç edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Cioti, İslamcı radikallerin bulunduğu güvenlik tehdidi içeren kişilerin bulunduğu listeye atıfta bulunuyordu. Conflans-Saint-Honorine operasyonunun ardından İçişleri Bakanı bunlardan 261'inin sınır dışı edileceğini söyledi. Ayrıca statüsü gözden geçirilecek 51 dernek var. “Baraka City” ve “Şeyh Yasin” dernekleri de bu süreçte radikal İslamcı nitelendirilmesiyle tasfiye edilme emri aldı. Terör operasyonları nedeniyle kendilerini tehlikede hisseden Müslümanların da terör olaylarına tepkisi gecikmedi. Fransız Diyanet Konseyi Başkanı Muhammed Musevi “Nice'deki Notre Dame Katedrali yakınlarında meydana gelen terörist saldırıyı şiddetle kınıyorum. Kurbanlar ve yakınları ile olan üzüntü ve dayanışmamızın bir ifadesi olarak Fransa Müslümanlarını Peygamberimizin doğum günü kutlamalarını iptal etmeye çağırıyorum” dedi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.