Ürdün neden Biden'ın kazanmasını istiyor?

Trump'ın yeniden seçilmesi, Amman için büyük bir siyasi dönüm noktası veya bölgesel ve uluslararası izolasyonla karşı karşıya kalma anlamına geliyor

Ürdün Kralı 2016 yılında Joe Biden'ı kabul etmişti  (Fotoğraf: Halil Mazraavi)
Ürdün Kralı 2016 yılında Joe Biden'ı kabul etmişti  (Fotoğraf: Halil Mazraavi)
TT

Ürdün neden Biden'ın kazanmasını istiyor?

Ürdün Kralı 2016 yılında Joe Biden'ı kabul etmişti  (Fotoğraf: Halil Mazraavi)
Ürdün Kralı 2016 yılında Joe Biden'ı kabul etmişti  (Fotoğraf: Halil Mazraavi)

Tarık Dilovani
Ürdün hükümeti, ne ABD seçimleri ne de Beyaz Saray'a kimin geleceği ile ilgili resmi tutumlarını ve tahminlerini açıklamaktan kaçınıyor. Amman her zaman ABD’de yönetime ister Cumhuriyetçi Parti ister Demokrat Parti gelsin hepsiyle iletişim kurabileceğini ve Washington ile ilişkisinin stratejik ve sağlam olduğunu vurgulamıştır. ABD’de başkanlık seçimleri yaklaşırken Amman, tablo netleşene kadar birçok iç ve dış dosyayı erteleyen birçok Arap ülkesinin başkentlerinde olduğu gibi endişeyle seçim yarışının sonuçlarını bekliyor.
Amman’ın her ne kadar dile getirilmese de Demokratların başkan adayı Joe Biden’a yönelik bir eğilimi söz konusu ve bu sadece Ürdün diplomasisinin kapalı kapıları ardında dillendiriliyor. Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden seçileceğine olan güçlü inanç, Amman’ı önümüzdeki dört yıl boyunca bu gerçeğin getirdiği büyük bir siyasi dönüşümle veya ekonomik kriz ve içerideki sorunlar çerçevesinde bölgesel ve uluslararası izolasyonla karşı karşıya bırakıyor.

Sağlam bir ittifak
Washington’a yakın Ürdünlü isimlerin en önemlilerinden biri olarak kabul edilen eski Ürdün Enformasyon Bakanı Muhammed el-Mumeni, iletişim ve medya devrimi çağında ABD’deki başkanlık seçimlerinin, artık müdahale edilemeyecek bir iç ve egemenlik meselesi olmadığına işaret etti. Mumeni ayrıca Beyaz Saray'ın dış politikasının, özellikle barış süreci, Filistin meselesi, Suriye'deki kriz ve hatta İran'la nükleer anlaşmaya ilişkin tutum ile ilgili olarak Ürdün ve Ortadoğu'yu büyük ölçüde etkilediğini iddia etti. Mumeni, Trump ve Biden'ın bu dosyalara ilişkin farklı görüşlere sahip olmalarının, ABD başkanlık seçimlerini, belki de şimdiye kadarki en önemli süreç haline getirdiğini söyledi.
Konu Beyaz Saray'ı kimin yönettiğine geldiğinde ise Ürdün'ün ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu söyleyen Mumeni, “Hem Cumhuriyetçilerle hem de Demokratlarla stratejik anlayış aşamasına gelmiş farklı kurumsal ittifaklarımız var.  Beyaz Saray’da başkanlık koltuğuna kim oturursa otursun, yardım, ekonomi ve güvenlik konusundaki ilişkimiz devam eder” şeklinde konuştu.

İki devletli çözüm
Gazeteci yazar Fahd el-Haytan ise Mumeni’den farklı düşünüyor. Haytan’a göre Trump'ın seçimleri kaybetmesi, Ürdün için, örneğin İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki barış trenini durdurmak ve rakibi Joe Biden'ın desteklediği ve Ürdün'ün çıkarına olan iki devletli çözüme bağlı kalmak gibi bir çok konuda önem arz ediyor. Yine Haytan’a göre Trump'ın seçimleri kazanması halinde ise bölgedeki en az beş ülkenin İsrail ile barış anlaşması imzalayanların arasına katılacağı, Beyaz Saray'da daha baskın bir yönetim olacağı ve Suudi Arabistan ile Mısır dışında Arap ülkelerinden istenen desteğin alınamaması nedeniyle Ürdün'ün siyasi tutumunun zayıflayacağı, Filistin meselesinin ivmesini tamamen kaybedeceği, uluslararası diplomasi gündeminde sadece ikincil bir dosya haline geleceği ve bölgede yeni oluşacak ‘Ülkeler Ligi'nin İsrail liderliğinde olacağı anlamına geliyor.

Dönüm noktası
Eski Kültür ve Gençlik Bakanı Muhammed Ebu Rumman ise ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarının Ürdün’ün ABD ile ilişkilerinde bir dönüm noktası olacağına inanıyor. Amman’ın seçenekleri ve Filistin meselesiyle ilgili tutumlarına ilişkin Ürdün’ün stratejilerinde büyük bir değişiklik olabileceğine işaret eden Ebu Rumman, Ürdün, Trump’ın ikinci kez başkan olması durumunda, özellikle ABD'nin Ürdün’ün gücünün kaynaklarından biri olan bölgede oynadığı jeostratejik rolünü ve bölgedeki ABD-İsrail politikalarında arabulucu veya önemli bir aktör olma potansiyelini görmezden geldikten sonra Amman’ın Washington’ın uzlaşı ve Filistin meselesi konusundaki tutumlarına uyum sağlaması gerektiğini belirtti.  Ebu Rumman ayrıca, Ürdün’ün Filistin Yönetimi'nin parçalanması halinde, Trump’ın Ürdün pahasına Filistin meselesini tasfiye etmesi veya Ürdün'ün Batı Şeria'daki rolünü yeniden canlandırmasıyla ilgili üstü kapalı endişeleri olduğuna işaret etti.
Geçmişte Cumhuriyetçilerin Ürdün'e Demokratlardan daha yakın olduğunu öne süren Ebu Rumman, Trump’ın tüm bu denklemleri tersine çevirdiğini, bu nedenle Amman’ın, iki devletli çözüm olan bağlılığı nedeniyle Biden'ı tercih ettiğini söyledi. Çünkü Biden, ABD’nin barış planına kısmen karşı çıkarken İsrail’in tek taraflı adımlarına da karşı çıkıyor. Bu yüzden Biden’ın seçilmesi, Ürdün'ün üzerindeki yükü hafifletebilir.  Fakat Biden’ın aynı zamanda ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasını ve Arap ülkeleri ile İsrail arasında yapılan barış anlaşmalarını desteklediği biliniyor.

Stratejik ortak
Araştırmacı yazar Zeyd Nivayse, Ürdün’ün onlarca yıldır ABD’nin önemli bir stratejik ortağı olduğunu, bu yüzden Amman’ın Washington ile olan ilişkisinin Demokrat veya Cumhuriyetçi bir başkanın seçilmesinden etkilenmeyeceğini, Trump’ın yeniden kazanmasına hazırlanmasına rağmen herhangi bir partiden çıkacak başkanla da iletişim kurabileceğini söyledi. Bununla birlikte Nivayse, Trump'ın, ABD’de başarılı olan Cumhuriyetçi başkanlar arasında dahi Ürdün’e bir dost gibi görünmediği ve Yüzyılın Anlaşması’nda Ürdün’ün siyasi ve egemen çıkarlarını hesaba katmadığı için farklı bir başkan olduğunu düşünüyor.
ABD Başkanı'nın Filistin Yönetimi'nin rolünü sınırlama, ABD’nin desteğini durdurma, ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma ve iki devletli çözümü kapsayan Arap Barış Girişimi’ni iptal etme gibi kararları nedeniyle Ürdün'ün Filistin meselesinde ödediği bedeli daha da ağırlaştırdığına inanan Nivayse, Amman’ın Ortadoğu ve Filistin meselesine farklı bir yaklaşım sergileyebileceği veya en azından Yüzyılın Anlaşması’nı iyileştirilebileceği için Biden'ın başkan olması halinde daha rahat hareket edebileceğini belirtti.
Nivayse sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer Biden kazanırsa Ürdün için olumlu sinyaller verdiğinden görev süresi boyunca Amman ile Washington arasındaki ilişkiler iyileşebilir. Ancak Demokratların siyasi vizyonu ve Hillary Clinton'ın siyasi reformlar, siyasal İslamcı hareketler ile diğer grupların benimsenmesi ile ilgili verdiği mesajlar da rahatsız edici.”

 İki ülke arasındaki bir gergin bir gevşek ilişki
Ürdün-ABD ilişkileri, Trump’ın ABD başkanlığı sırasında, özellikle 2019 yılında Amman’ın Trump'ın barış planını reddettiğini açıklaması ve Washington’ın İsrail’in Ürdün Vadisi ile Batı Şeria'da egemenliğini tanıyacağını açıkladığı sırada gerildi. Bununla birlikte ABD’nin Amman Büyükelçisi, 2017'den Mayıs 2020’ye kadar Ürdün’e adım atmadı. Bu süre zarfında Ürdün, Beyaz Saray ve ABD Kongresi ile iletişim kanallarını açan Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın Ürdün-ABD ilişkilerini doğrudan yönetmesine rağmen, ABD yönetimiyle, özellikle Beyaz Saray'da etkili olan (Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı Jared) Kushner akımıyla uzlaşıya varılamadı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Ürdün, ABD’nin yeni Amman Büyükelçisi Henry T. Wooster tarafından dile getirilen ‘yeni Ürdün’ ifadesinden duyduğu endişeyi de dile getirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre 2019’da Ürdün’e yapılan ekonomik yardım hacmi bir milyar doları aştı. Bu yüzden Washington her zaman Amman'ın başlıca ve en güçlü müttefiki ve en önde gelen mali bağışçısı olarak görüldü. ABD-Ürdün ilişkileri son 40 yıldır yakın ve iyi bir çizgide devam etti. ABD, 1951 yılından bu yana Ürdün'e 20 milyar dolardan fazla yardımda bulunurken güvenlik, sağlık, eğitim ve su kaynakları alanlarında önemli destek sağladı.



Trump: İran, nükleer silaha sahip olmayacağını kabul etti, ABD’ye petrol ve doğalgaz alanında çok büyük bir hediye verdi… İran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
TT

Trump: İran, nükleer silaha sahip olmayacağını kabul etti, ABD’ye petrol ve doğalgaz alanında çok büyük bir hediye verdi… İran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Salı) yaptığı açıklamada, İran’ın enerji alanında Amerika’ya “büyük bir taviz” sunduğunu belirterek bunu olumlu bir gelişme olarak nitelendirdi. Ancak detay vermedi. İran, nükleer silaha sahip olmayacağını kabul ettiğini ifade eden Trump, müzakerelerin “doğru kişilerle” yapıldığını ve tarafların çatışmaları durduracak bir anlaşma imzalamaya istekli olduğunu belirtti. Washington ve Tahran’dan gelen çelişkili işaretler, savaşı sona erdirmek için kırılgan bir diplomatik sürecin başladığını gösterse de bunun gerçek müzakerelere dönüşüp dönüşmeyeceği hâlâ belirsiz.

Tahran, doğrudan herhangi bir müzakere yürütülmediğini belirterek aracılar üzerinden iletilen mesajların bir müzakere sürecine girdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

Trump, söz konusu “hediyenin” Hürmüz Boğazı ile ilişkili olabileceğine işaret etti. Boğaz, petrol taşımacılığı açısından kritik bir su yolu ve ABD, burayı açık tutmak istiyor. Trump Beyaz Saray’da gazetecilere şunları söyledi: “Bize bir hediye verdiler, bugün ulaştı ve çok büyük bir hediye, devasa bir paraya eşdeğer. Bu nükleer bir konu değildi, petrol ve gaz ile ilgiliydi ve yaptıkları son derece olumlu bir adım oldu.”

Başkan Trump, ABD’nin savaşı kazandığını belirtti. Savunma Bakanı Pete Hegseth’in operasyonun hızlı ilerleyişinden hayal kırıklığı duyduğunu ifade etti:

“Pete, işlerin bu kadar hızlı bitmesini istemiyordu.”

Trump, ABD’nin İran’da “doğru kişilerle” görüştüğünü ve düşmanlıkları sona erdiren bir anlaşmaya ulaşmak istediklerini söyledi. İranlıların da anlaşmaya güçlü bir şekilde istekli olduğunu belirten Trump “Şu anda İran ile müzakereler halindeyiz” dedi.

Başkan Trump, İran rejiminin değiştiğini de vurgulayarak, “Şimdi İran’da yeni bir lider kadromuz var, bakalım performansları nasıl olacak” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı, Washington’ın İran ile “mevcut çatışmayı durdurmak” amacıyla müzakereler yürüttüğünü de doğruladı. Trump, “Dün söylediğim her şey tamamen doğru. Şu anda müzakereler yürütülüyor” diyerek, görüşmelere temsilcisi Steve Witkoff, damadı Jared Kushner, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun katıldığını belirtti.

Trump, ABD’nin savaş hedeflerine zaman çizelgesinin önünde olduğunu, İran’ın füze üslerini, askeri silahlarını ve nükleer reaktörlerini tahrip ettiklerini söyledi. Trump ayrıca, “Enerji tesislerini yok etmek isteseydik yapardık, kimse bunu engelleyemezdi” dedi.

Bu açıklamalar, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon)’un, İran’a karşı operasyonları güçlendirmek amacıyla yaklaşık 3 bin  kişilik 82. Hava İndirme Tümenini Ortadoğu’ya konuşlandırmayı planladığını duyurmasıyla geldi. Şarku’l Avsat’ın  Wall Street Journal’dan aktardığı habere göre resmi yazılı emir önümüzdeki saatlerde çıkacak.

Gazeteye göre yetkililer, İran’a doğrudan kara kuvvetleri gönderme kararı alınmadığını belirtti. Ancak, 82. Hava İndirme Tümeni’nin konuşlandırılması, Başkan Trump’a bir dizi stratejik seçenek sunuyor.

Çoklu arabuluculuk çabaları

Bölgedeki birçok ülke, özellikle Pakistan, doğrudan görüşmeler veya mesaj iletimi için devreye girdi. Ancak İran, İsrail ve Avrupa kaynaklarına göre hâlâ büyük bir uçurum var ve hızlı bir anlaşma ihtimali sınırlı.

Pakistan, olası doğrudan görüşmeler için öne çıkan aday olarak öne çıktı. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Salı günü, Trump’ın enerji altyapısı hedefli saldırıları ertelemesinin ardından, ülkesinin ABD ve İran arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Şerif, “Pakistan, savaşın sona erdirilmesi için yürütülen diyalogu destekliyor ve taraflar kabul ederse, kapsamlı bir çözüm için yapıcı ve kararlı bir diyaloğu kolaylaştırmaya hazırdır” dedi.

Reuters, Pakistanlı bir yetkilinin, doğrudan görüşmelerin birkaç gün içinde İslamabad’da yapılabileceğini aktardı. Başka bir yetkili ise, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Witkoff ve Kushner’in bu hafta İranlı yetkililerle başkentte görüşebileceğini belirtti. Bu görüşmeler, Trump ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir arasında yapılan temaslar sonrası gündeme geldi.

Ancak Pakistan Dışişleri Bakanlığı temkinli davranarak, “çatışmayı diplomasi yoluyla çözmeye bağlı” olduklarını açıkladı ve medyayı spekülasyonlardan kaçınmaya çağırdı.

Trump ve İran ilişkili gelişmeler

Trump, Pazartesi günü, Ortadoğu’daki çatışmaları sona erdirmek için “çok iyi ve yapıcı” görüşmeler yapıldığını belirterek, İran enerji tesislerini bombalama planını beş gün ertelediğini duyurdu. Bu, görüşmelere fırsat tanımak içindi.

Ancak İran, bu açıklamayı yalanladı. Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile herhangi bir müzakere yapılmadığını söyledi ve bu tür haberleri “finans ve petrol piyasalarını manipüle etmek için kullanılan sahte haberler” olarak nitelendirdi. İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD mesajlarının “dost ülkeler” aracılığıyla iletildiğini, fakat Tahran’ın son günlerde herhangi bir görüşme yapmadığını belirtti.

Reuters’a konuşan üç üst düzey kaynak, savaşın başlangıcından bu yana Devrim Muhafızları’nın etkisinin arttığını ve İran’ın ciddi müzakerelere geçilirse büyük tavizler talep edeceğini söyledi.

İran yalnızca savaşın durmasını talep etmeyecek, aynı zamanda gelecekte saldırı yapılmayacağına dair garantiler, savaşın yol açtığı kayıpların tazmini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki resmi kontrolle ilgili düzenlemeler isteyecek. Tahran ayrıca balistik füze programına ilişkin hiçbir kısıtlama üzerinde müzakere etmeyecek, bunu kırmızı çizgi olarak görüyor.

İran, müzakerelerin nihai kararını Devrim Muhafızları’na bırakacak. Şu aşamada görüşmeler, Pakistan, Türkiye ve Mısır ile yalnızca ön görüşmeler düzeyinde gerçekleşti.

Stratejik ve bölgesel endişeler

Tecrübeli kaynaklar, ABD’nin diplomatik sinyallerini bir aldatma planı olarak değerlendiriyor ve Tahran bu mesajlara güvenmiyor. Tahran, düşman askeri varlığının değişmediğini ve yeni kara veya sabotaj eylemleri olabileceğini öne sürüyor.

İsrailli yetkililer, Trump’ın anlaşmaya kararlı olduğunu belirtse de İran’ın ABD taleplerine uymayacağını öngörüyor. ABD talepleri, büyük olasılıkla nükleer program ve balistik füze programına sınırlamalar içeriyor. İsrail, ABD-İran görüşmelerine taraf olmadığını ve başarılı olma ihtimalinin düşük olduğunu vurguluyor.

Hürmüz Boğazı, olası müzakerelerde kilit unsur olarak öne çıkıyor. İran, boğazın kontrolünü egemenlik ve güvenlik meselesi olarak görürken, ABD ve müttefikleri boğazın yeniden açılmasını gerilimi azaltma ve küresel enerji istikrarı için temel şart olarak değerlendiriyor.

İran, boğazın kontrolünü ve güvenli geçişi koordinasyon ile sağlayacağını belirtiyor. Ayrıca yaptırımların hafifletilmesini talep ediyor, ancak ABD önceden herhangi bir hafifletmeyi İran’ın nükleer ve diğer taahhütlerini yerine getirmesine bağlamıştı.

Diplomasi sınırları

Bu görüşmeler şimdilik mesaj alışverişi ve nabız yoklama aşamasını geçemedi. Trump “verimli görüşmeler” olduğunu söylese de, Tahran doğrudan müzakereyi reddediyor. İran’ın katı şartları, İsrail’in temkinli yaklaşımı ve bölgesel belirsizlikler, diplomasiyi sahadaki gelişmelerin gölgesinde tutuyor.


İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında 6 kişi yaralandı

İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
TT

İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında 6 kişi yaralandı

İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)

İsrail'in Magen David Adom (MDA) acil sağlık hizmetlerine göre, İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında altı kişi hafif yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre son İran füze saldırısının ardından Tel Aviv'in merkezine şarapnel parçaları düştü ve birçok bina ve araç hasar gördü.

Acil durum ekipleri, İran füze saldırısının olduğu bölgede çalışıyor (Reuters)

İsrail ordusu bugün erken saatlerde İran'dan İsrail'e roket atıldığını tespit ettiğini ve bunları önlemeye çalıştığını açıklamıştı.

Resmi televizyonun bildirdiğine göre İran, bugün İsrail'e yeni bir roket saldırısı düzenlediğini duyurdu; kısa bir süre sonra ise “İran roketlerinin İsrail'in füze savunma sistemlerini birkaç kez aştığı” ifade edildi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, hasar ihbarları üzerine arama kurtarma ekiplerinin İsrail'in güneyindeki çeşitli noktalara doğru yola çıktığı belirtildi.

İsrail ambulans servisi ise kuzey İsrail'deki hasar görmüş bir binanın videosunu yayınlayarak, olay sonucunda herhangi bir can kaybı olmadığını duyurdu.


İran’ın askeri gücündeki gerileme, Körfez üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmıyor

14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
TT

İran’ın askeri gücündeki gerileme, Körfez üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmıyor

14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında patlak veren savaşın başlangıcından bu yana, balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen 5 binden fazla İran saldırısına maruz kaldı. Söz konusu saldırıların, ağırlıklı olarak sivil ve kritik altyapı tesislerini hedef aldığı belirtildi.

Körfez Araştırma Merkezi (GRC) tarafından bugün yayımlanan bir raporda, Körfez ülkelerinin çatışmanın tarafı olmamasına rağmen bu saldırıların gerçekleştiği vurgulandı. Rapora göre, İran’ın bu ülkeleri çatışma alanına çekmeye ve savaşın kapsamını genişletmeye yönelik girişimlerine rağmen, Körfez ülkeleri gerilimi tırmandırmama ve doğrudan çatışmaya dahil olmama politikasını sürdürdü.

İran’dan Körfez’e yönelik 5 bin 61 saldırı

Rapora göre, 28 Şubat ile 24 Mart 2026 tarihleri arasında toplam 5 bin 61 saldırı kaydedildi. Bunların bin 131’i balistik füze, 3 bin 930’u ise İHA saldırısı olarak gerçekleşti. Saldırıların Körfez ülkelerine dağılımına bakıldığında, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2 bin 156 saldırıyla en fazla hedef alınan ülke oldu (bin 789 İHA ve 367 füze). Onu 953 saldırıyla Suudi Arabistan (850 İHA ve 103 füze) izledi. Ayrıca Kuveyt 807 saldırıya (542 İHA ve 265 füze), Katar 694 saldırıya (449 İHA ve 249 füze) ve Bahreyn 429 saldırıya (282 İHA ve 147 füze) maruz kaldı. Umman ise tamamı İHA’larla gerçekleştirilen 22 saldırıyla en az etkilenen ülke oldu.

İran’ın gücünün azalması, bölgeye yönelik tehdidini ortadan kaldırmıyor

Raporda, savaşın başlangıcından bu yana İran’ın ABD ve İsrail tarafından 9 binden fazla askeri saldırıya maruz kaldığı, bu saldırılar sonucunda ülkenin özellikle füze, deniz ve İHA kapasitesinin önemli ölçüde tahrip edildiği ve işlevsiz hale getirildiği belirtildi. Ancak rapor, bu durumun Körfez ülkeleri için İran kaynaklı tehdidin sona erdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

df fd
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Keremi, İran’ın kuzeybatısındaki sınır bölgelerini denetledi. (Fars Haber Ajansı)

GRC bünyesinde savunma ve güvenlik çalışmaları kıdemli danışmanı olan Abdullah ez-Zayidi, mevcut verilerin İran’ın kalan askeri kapasitesinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti. Ez-Zayidi özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kontrolünde bulunan unsurların önemine dikkat çekti.

Ez-Zayidi, değerlendirmelerin artık İran’ın saldırılar öncesindeki askeri gücünden ziyade, geriye kalan kapasitenin niteliği ve bu kapasitenin Körfez ülkelerine yönelik tehdit oluşturma potansiyeline odaklanması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, balistik füzeler, İHA’lar ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz unsurlarının öne çıktığı ifade edildi.

DMO Deniz Kuvvetleri’nin yetenekleri

Raporda, yoğun askeri kampanyaya rağmen Hürmüz Boğazı’na yönelik İran tehdidinin tamamen ortadan kalkmadığı, ancak önceki döneme kıyasla daha düşük yoğunlukta sürdüğü belirtildi. Şarku’l Avsat’ın GRC’den aktardığı rapora göre DMO, deniz mayınları, sürat tekneleri, İHA’lar ve gemi savar füzeleri gibi asimetrik kapasiteyi elinde tutmaya devam ediyor. Raporda, bu unsurların, dar ve kritik deniz geçişlerinde seyrüseferi aksatmak ve geçiş maliyetlerini artırmak amacıyla tasarlandığı ifade edildi.

Raporda ayrıca, bu kapasitenin asıl riskinin geleneksel deniz hakimiyeti kurmadan da deniz trafiğini sekteye uğratabilme yeteneği olduğu vurgulandı. Söz konusu durumun küresel piyasaları sürekli bir tedirginlik içinde tuttuğu ve tedarik hatlarının güvenliğini sağlamak için ayrılan askeri kaynaklar üzerinde ek baskı oluşturduğu kaydedildi.

Dolaylı tehditler

Raporda, İran’ın tehditlerinin yalnızca geleneksel unsurlarla sınırlı olmadığına dikkat çekilerek, deniz ve deniz altı altyapılarının da hedef alınabileceği belirtildi. Bu kapsamda iletişim kabloları ve kıyıya yakın tesislerin risk altında olduğu vurgulandı. Bu durumun, Hürmüz Boğazı’nın önemine ek bir boyut kazandırdığı ifade edildi. Boğazın yalnızca enerji ve ticaret geçişi açısından değil, aynı zamanda küresel iletişim ağları için de hayati bir koridor olması nedeniyle, olası saldırıların etkisinin çok daha geniş çaplı olabileceği değerlendirildi.

Özet

Raporda, 28 Şubat 2026’da başlayan askeri operasyonun İran’ın deniz kapasitesini büyük ölçüde zayıflattığı, ancak DMO’nun Körfez güvenliği ve Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit oluşturma kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmadığı sonucuna varıldı.

fvdvfd
Muharrek’teki havaalanı yakınlarında bulunan yakıt depolarında yangın çıktı. (Reuters)

Raporda görüşlerine yer verilen ez-Zayidi, geriye kalan kapasitenin büyük ölçüde asimetrik unsurlarda yoğunlaştığını belirtti. Buna, sürat tekneleri ve insansız sistemler aracılığıyla mayın döşeme, İHA’lar ve kıyı konuşlu füze platformları gibi unsurların dahil olduğu ifade edildi. Ez-Zayidi, bu kapasitenin İran’a sınırlı da olsa sürekli bir bozma ve aksatma yeteneği sağladığını, ancak bu kapasitenin yapısal olarak zayıfladığı ve sürdürülebilirliğinde belirgin bir aşınma yaşandığını vurguladı.