İsrail ve Lübnan, barışsız bir anlaşma geçmişine sahip

Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)
Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)
TT

İsrail ve Lübnan, barışsız bir anlaşma geçmişine sahip

Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)
Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)

Tony Boulos
Lübnan - İsrail ilişkileri, iki taraf arasındaki çatışmaya son verecek bir anlaşma veya anlayışa ulaşmak üzere, duraksayan çok sayıda müzakere aşamasına tanık oldu. Ancak bu ‘kırılgan’ anlaşmalar, hızla çöktü ve çatışmaya geri dönüş yeniden başladı.
İki ülke arasında imzalanan son anlaşma, bir aydan uzun süren Temmuz 2006 savaşından sonra Lübnan ve İsrail arasındaki tüm düşmanlıkların sona ermesini içeren, 11 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanmış Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayısı kararı kapsamında geldi.
BM kararına göre Lübnan ve İsrail’i ayıran ‘Mavi Hat’ çizildi. Ancak 13 nokta askıda kaldı. Beyrut ise işgal edilen bölgelere dikkati çekmekte ısrar etti ve kurtuluş çağrıları yaptı. On yıl önce, dört ABD elçisi sırayla bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı. Ancak Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, nihayetinde iki ülke arasındaki 1996 tarihli anlaşmaya ve BM sancağı altındaki 1701 sayılı uluslararası karara dayalı olarak İsrail ile deniz ve kara sınırlarını belirleme konusunda anlaştığını açıklayana kadar bu, işe yaramadı.

Savaş eylemlerinin durması
BMGK, oybirliğiyle ‘ABD ve Fransa tarafından hazırlanan’ ve Lübnan’daki savaşın sona ermesi çağrısında bulunan bir karara ulaştı. 15 bin BM askerinin, İsrail kuvvetlerinin geri çekilmesini takip etmek, Lübnan ordusunun güneye konuşlanmasına yardımcı olmak ve ateşkesin uygulanmasını sağlamak üzere konuşlanmasıyla eş zamanlı olarak karar, İsrail’e kuvvetlerini güneyden çekmesi çağrısı yapıyordu.
Lübnan’ın ısrarı üzerine ABD ve İngiltere, BM tarafından güçlü bir barışı koruma operasyonuna izin veren, BM Sözleşmesi’nin yedinci bölümüne yönelmekten vazgeçme hususunda uzlaşı sağladı. Ancak metin, hala BM gücü için güçlü çatışma kuralları içeriyor. Karar, o dönemde ‘Ortadoğu’da kalıcı, acil ve kapsamlı bir barışın tesis edilmesi gerekliliğini’ kapsıyordu.

Gazap Üzümleri ve Lübnan’ın yeniden inşası
11 Nisan’da ‘Gazap Üzümleri’ adı altında İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı geniş çaplı saldırının ardından 26 Nisan 1996 tarihinde bir anlaşma imzaladı.Anlaşma, ABD idaresinin pozisyonundan başlayarak, 27 Haziran 1996 tarihinde Fransa’da toplanan 7 ülke de dahil, Kahire zirvesine kadar bölgesel ve uluslararası açıdan destek gördü.
Özellikle de Hizbullah ve silahlı örgütlerin İsrail’i füzelerle hedef almasını durdurma anlaşması, bunun karşılığında da İsrail ve iş birliklerinin Lübnanlı sivilleri hedef almayı bırakması anlaşması olmak üzere o dönemde bu anlayış, iki ülke arasındaki krizi çözecek noktalara ulaştı. ABD, Fransa, Suriye, Lübnan ve İsrail’den uluslararası bir izleme grubunun kurulması sağlandı. Grup, ABD başkanlığındaki Danışma Grubu tarafından temsil edilen ve ‘Lübnan’ın yeniden inşasının sağlanmasını’ hedefleyen bir ekonomik mekanizma içeriyordu.

17 Mayıs anlaşması ve siyasi bölünme
Lübnan iç savaşı çerçevesinde 17 Mayıs 1983 anlaşması, İsrail’in Lübnan’ı işgalinden bir yıl önce Lübnan’ın zorlu tarihi koşullarında ortaya çıktı. Suriyeli güçlerin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Lübnan’dan ayrılması ve güneyde ağır silahlar konuşlandırılmaması şartıyla, İsrail güçlerinin ülkeden geri çekilmesi sağlandı.
O dönemde ABD himayesinde ortaya koyulan anlaşma, iki ülke arasındaki savaş halinin 8-12 hafta içinde sona erdirilmesine ve anlaşmanın uygulanmasında ABD himayesinde iki taraftan oluşan bir temas komitesi kurulmasına olanak tanıdı. Ancak çatışma denklemine taraf olarak Suriye, anlaşmayı şiddetle reddetti ve Suriye rejimi bir yandan anlaşmayı imzalayan taraflara saldırdı, muhalifleri (Velid Canbolad, Reşid Karami, Süleyman Franjiye ve diğerlerinden oluşan Ulusal Kurtuluş Cephesi) destekledi, bir yandan da anlaşmayı devirmeye çalıştı.
İç çatışmaların patlak vermesi ve ‘bir yandan anlaşmaya bağlı olan hükümet ve Cumhurbaşkanı Emin Cemayel, diğer yandan da reddedenler arasında’ siyasi sahnenin bölünmesi başta olmak üzere anlaşmanın imzalanması, Lübnan’ın iç düzeylerinde yankı uyandırdı.
Özellikle çok sayıda Fransız Deniz Piyadesi ve paraşütçünün öldürülmesinden sonra Lübnan içerisindeki yabancı kuvvetlerin hedef alınmasında tırmanışa tanık olunan bir dönemde Cumhurbaşkanı Emin Cemayel, 5 Nisan 1984 tarihinde anlaşmanın iptal edildiğini duyurmaya yöneldi.

1949 ateşkesi
1948 yılında Filistin’deki Arap- İsrail savaşının sona ermesi ve ilgili Arap ülkeleri (Mısır, Suriye, Lübnan, Irak ve Ürdün) ile İsrail arasında ateşkes anlaşmalarının yapılmasıyla ateşkes sınırları çizildi. Lübnan ve İsrail arasındaki anlaşma da bu anlayışların bir parçasıydı.

Çatışmanın durmasının ardından Yunanistan’ın Rodos adasında ateşkes görüşmeleri yapıldı. Lübnan ve İsrail, 23 Mart 1949 tarihinde Nakura’da anlaşmayı imzaladılar ve o dönemde, ateşkesin ayrım hattı, Lübnan ve Filistin arasındaki uluslararası sınır olarak kabul edildi. Aynı şekilde BM’ye bağlı ateşkes komitesi himayesinde sınırın her iki tarafındaki iki ekibin askeri güçlerinin 25 km derinliğe geri çekilmesine ve bu bölgede sadece bin 500 İsrail askerinin hafif silahlarla Lübnan tarafından olmasına karar verildi.

Paulet - Newcombe Anlaşması
Tarih ve Siyaset Bilimi Profesörü İmad Murad, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin ‘İsrail ve Lübnan arasındaki deniz sınırının çizilmesi hususunda müzakerelerin başladığını’ duyurmasıyla birlikte, ‘direniş’ sembolünün İsrail hükümetini tanıdığı göz önünde alındığında bu müzakerelerin ‘işgal altındaki Filistin sınırı gibi İsraille ilgili söylemlerde, eski terminolojiyi terk ettiğine’ dikkat çekiyor. Murad, “Bugün, İsrail'in yazılarını ve okumalarını hatırladığımızda, stratejik, ulusal ve hatta vatansever açıdan bir hata yapmıyoruz, çünkü Berri bunu bizim için yasallaştırdı” dedi.
Profesör, “İki noktaya dönmeden Lübnan ile İsrail arasındaki ayrım hattında söz etmek mümkün değil. İlk olarak, Fransız mandası (Suriye, Lübnan) İngilizler lehine çizilen Filistin arasındaki sınırların çizildiği 1923 yılındaki Paulet- Newcombe Anlaşması…” ifadelerini kullandı. İmad Murad, “Güney Lübnan’ın bazı bölgelerinin denizden ilhakı, yani Nakura’dan Şeba Çiftleri’ne kadar, İsrail’e bol yüzey ve yer altı sularının stratejik alanlarını ilhakı planlandığı için İsrail’in çıkarını barındırıyordu” dedi.
“1923 yılında anlaşma imzalandığında İsrail yoktu, ancak 1917’deki Balfour Deklarasyonu’ndan itibaren kurulması planlanıyordu” diyen Murad, Paulet- Newcombe Anlaşması’nın bazı bölgeleri İsrail’e veya İngiliz mandasına verdiğini söyledi. Profesör, İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan Fransa’dan daha güçlü çıktığını söylerken, “Bu hat, Lübnan’dan bazı bölgelerden ve hassas merkezlerden alınan bir şeydi” dedi.

Ateşkes için ‘şerefe’
İmad Murad, “İsrail Devleti’nin ilanından ve 1948 yılında onunla savaşın patlak vermesinden sonra Lübnan ordusu, İsrail’e sınırlar koyabildi. Böylece ilk olarak ona verilen savaş yetenekleri, ikinci olarak da Alman, Sovyet, Amerikan ve İngiliz destekleri ortaya çıktı. Daha sonra 1949’da BM’nin talebi üzerine ateşkes anlaşması imzalandı” dedi. Murad, “Ateşkes, İsrail’in normalleşmesinden ve tanınmasından değil, sınırların çizilmesinden konuşan iki askeri heyet içeriyordu. Nitekim ateşkesi kutladılar ve onun için kadeh kaldırdılar. Ama Nakura başta olmak üzere gümrük merkezlerinde görev yapan Lübnan alayının yiyecek ve içeceklere eşlik eden kişi olduğunu bilen kimse kadeh kaldırmadı” diyerek, o sırada gazetelerin ‘Lübnan’ın, anlaşmanın imzalanmasına rağmen İsrail ile normalleşmediğini’ yazdığına dikkati çekti.
Siyaset Bilimi Profesörü, tarihin tekerrür etmediğini, yalnızca olayların birbirine benzediğini söylerken, “Anlaşma şartlarını incelersek, İsrail’in 1923 yılında Paulet - Newcombe Anlaşması’nı ele aldığı mevziilere değinmediği ve buraları belirlemediği ortaya çıkıyor” dedi. İmad Murad, “Ateşkesin İsrail-Filistin krizini bitirmekle hiçbir ilgisi yoktu. Ancak Lübnan ve İsrail taraflarında sınırların her iki tarafına yerleştirilmesine izin verilen askeri güce değiniyordu. Bu açıdan Lübnan, ateşkesin imzalanması sırasında Paulet - Newcombe Anlaşması’nın değiştirilmesini talep etmedi” değerlendirmesinde bulundu.

Teknik askeri heyet
Deniz ve kara sınırlarının belirlenmesi konusunda Lübnan ve İsrail arasında devam eden müzakerelere dönersek müzakere heyetinin niteliğinden, tarafların her birinin ‘niyetlerini’ anlamak açıkça mümkün. Öyle ki Lübnanlı heyet, askeri bir karaktere sahip. Daha sonra heyete, jeolojik araştırmada uzmanlaşmış siviller eklendi. Bunun nedeni ise Lübnan hedeflerinin, müzakereleri teknik şekilde sınırlandırmaya çalışması.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Heyette, güney deniz sınırlarının belirlenmesinden sorumlu başkan, Genelkurmay Yardımcısı ve güneydeki Kfar Tebnit kasabasından Tuğgeneral Pilot Bessam Yasin yer alıyor. Edinilen bilgilere göre Yasin, Silahlı Kuvvetler Komutanı General Joseph Avn tarafından bu pozisyon için seçildi. İki isim, Harp Akademisi’ne girdiklerinden beri bir dostluk ilişkisine sahip. Heyet ayrıca Deniz Piyadesi Albay Mazen Basbus’u da içeriyor. Basbus, uluslararası deniz hukuku alanında uzman olup kara ve deniz sınırları ile ilgili çalışmalara sahip. Lübnan’ın deniz hakkının 860 km’lik bir alanı aştığına inanıyor.
Heyette, Beyrut’taki Saint Joseph Üniversitesi ve Paris’teki Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde okuyan uluslararası hukuk ve deniz hukuku uzmanı Necib Mesihi de yer alıyor. Mesihi, Latin Amerika’da ve başka bazı alanlarda birçok sınır müzakerelerine katıldı. Lübnan’ın pozisyonunun belirlenmesine uzanan tartışmalara katkıda bulundu. Aynı şekilde heyet, Petrol Sektörü Yönetim Otoritesi Başkanı Vessam Şubat’ı da içeriyor. İsrail’in, heyetinde Enerji ve Petrol Bakanlığı’ndan üst düzey çalışanların yer alacağını açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın kararıyla son dakikada heyete adı eklendi. Hizbullah ve Emel Hareketi, müzakerelerin ilk oturumundan birkaç saat önce ortak bir açıklama yaparak duruma şiddetle karşı çıktı. Söz konusu bu iki hareket, heyete sivilleri dahil etmenin, müzakereleri teknik rollerinden uzaklaştıracağı kanaatindeydi.

Petrol - Askeri heyeti
Lübnan heyetinin aksine İsrail heyetine ‘petrol’ karakterinin hakim olması, Tel Aviv’in müzakereleri, teknik durumun ötesine genişletme niyeti taşıdığı ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirme olasılığını düşündüğü izlenimi veriyor. Heyete Udi Adiri başkanlık ediyor. Adiri, 2017 yılından bu yana İsrail Enerji Bakanlığı’nın Genel Müdürü olarak görev yapıyor. Tel Aviv Üniversitesi’nde ekonomi ve tarih mezunu. Maliye Bakanlığı Bütçe Bölümü’ndeki görevi sırasında büyük bir tecrübe kazandı. İsrail Ordusunda Binbaşı rütbesiyle Zırhlı Kolordu’da görev yaptı. Heyet, Enerji Bakanı Yuval Steinitz’in uluslararası danışmanı olan Mor Halutz’u da içeriyor. Kendisi 2015 yılında Washington’da ABD Kongresi üyesi Alcee Hastings’in ofisinde İsrail ve Ortadoğu konularında danışman olarak çalıştı.
Heyette ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu’nun dış politika danışmanı, Milli Güvenlik Konseyi ve İsrail güvenlik kurumunda üst düzey bir yetkili olan Reuven Azar da bulunuyor. Azar, Amman ve Kahire’de görev yaptı ve Ortadoğu ile ilgili çoğu pozisyonda ‘İran Yaptırımları’ ekibinin başında bulundu. Ortadoğu’da Ekonomik Araştırma Direktörü Alon Bar ise Dışişleri Bakanlığı’nda siyasi birimin başında yer alıyor. 2016 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın Uluslararası Kuruluşlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığını üstlendi. İsrail ordusunu stratejik tugayının başkanı olan Oren Sitter, İstihbarat Bölümü, Silahlar ve Altyapı Geliştirme Müdürlüğü ve Hava Kuvvetleri’nde çeşitli liderlik pozisyonlarında bulundu.
BM tarafından, BM Genel Sekreteri’nin Temsilcisi Jan Kubis, Koordinatörlük ofisinin siyasi bölümü başkanı Ala Abdulaziz, BM Koordinatörlüğü ofisinden Lina el-Kidve yer alıyor. ABD tarafından ise müzakerelerin açılış oturumuna ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Schenker, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Dorothy Shea, ABD’nin eski Cezayir Büyükelçisi John Desrocher, Dışişleri Bakanlığı’ndan Nadine Zaatar ve Cassandra Kildo katıldı. Müzakerelerin ikinci turu ise John Desrocher, Nadine Zaatar ve Cassandra Kildo’nun katılımıyla sınırlıydı.



Fas seçimleri parlamentoda yeni bir tablo ortaya koydu

“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
TT

Fas seçimleri parlamentoda yeni bir tablo ortaya koydu

“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)

Fas’ta çarşamba günü gerçekleştirilen parlamento seçimleri, parlamentoda yeni bir siyasi tablo ortaya çıkardı. “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi (PAM) birinci sıraya yükselirken, 2021 seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında “Ulusal Bağımsızlar Birliği” (RNI) ve “İstiklal” Partisi geriledi. Buna karşılık “Adalet ve Kalkınma Partisi” (PJD) güçlü bir dönüş yaparak yeniden siyasi gündemin ön sıralarına çıktı.

Sonuçlara göre “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi 97 sandalye kazanırken, onu 66 sandalyeyle “Ulusal Bağımsızlar Birliği”, 65 sandalyeyle “İstiklal” Partisi ve 54 sandalyeyle “Adalet ve Kalkınma Partisi” izledi. Kalan sandalyeler ise “Halk Güçleri Sosyalist Birliği”, “Halk Hareketi”, “İlerleme ve Sosyalizm Partisi” ile “Anayasal Birlik” arasında dağıldı. Seçime katılım oranı yüzde 38,02 olarak gerçekleşti.

Oylama başlamadan önce de “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi içerisinde, bir sonraki hükümetin başbakanlığı konusunda gayri resmi tartışmalarda iki isim öne çıkmıştı: Fouzi Lekjaa ve Fatima ez-Zehra el-Mansuri.


Yemen ordusu, Husilerin Taiz’i Aden’den izole etme girişimini engelledi

Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)
Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)
TT

Yemen ordusu, Husilerin Taiz’i Aden’den izole etme girişimini engelledi

Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)
Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)

Yemen hükümet güçleri, Taiz cephesindeki Hayfan ve El-Mukatira bölgelerinde Husilerin, Hicet el-Abd yoluna yaklaşmayı amaçlayan girişimlerini püskürttü. Söz konusu girişimlerin, Taiz vilayetini güney bölgelerinden ayırarak, Aden’e uzanan güzergâhı kesmeyi hedeflediği belirtildi.

Hükümet güçleri, stratejik öneme sahip yolun güvenliğinin sağlandığını ve vatandaşlar ile yolcuların ulaşımının yeniden başladığını açıkladı. Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, Taiz ve Tur el-Baha eksenlerindeki birlikler ile “Devler Tugayları”nın, Halk Direnişi’nin desteğiyle sızma girişimlerini püskürttüğünü ve saldıran unsurları geri çekilmeye zorladığını belirtti. En-Nezili, Husilerin insan gücü ve maddi kayıplar verdiğini ifade etti.

Hayfan ilçesinde hükümet güçleri, Husilerin El-Ahkûm bölgesine yönelik saldırısını püskürtürken, El-Mukatira’daki El-Eşbut ve Hicet el-Abd bölgelerinde de yola yaklaşmaya ve yol yakınındaki mevzilere konuşlanmaya çalışan unsurlarla çatışmalar yaşandı.

Öte yandan Yemen’de meşru hükümete destek koalisyonu güçleri, dün Husilerin Suudi Arabistan yönüne fırlattığı 6 balistik füzeyi önleyerek imha etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre füzeler, Taif ve Yanbu kentlerini hedef aldı. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husileri uyararak, terör operasyonlarını artırılmasına “kararlılıkla karşılık verileceğini” belirtti.

Saldırı girişimiyle eş zamanlı olarak Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, Mekke, Cidde, Taif, Yanbu ve Tebük’te erken uyarı sirenlerini devreye soktu. Ardından beş kentteki tehlikenin sona erdiği açıklandı.


Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
TT

Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)

Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamaya göre ABD, Ortadoğu’daki savaş sırasında İran yanlısı silahlı gruplar tarafından defalarca hedef alınan Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Müsteşarı ile ABD Maslahatgüzarının dün ABD’nin Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki Büyükelçilik Diplomatik Destek Sahası’nın Irak Hükümetine Devri Anlaşması’nı imzaladığını duyurdu.

Açıklamada, söz konusu adımın ‘Irak hükümetinin Uluslararası Koalisyonun misyonunu ve Irak’taki yabancı askeri varlığını 30 Eylül 2026 olarak belirlenen takvime uygun şekilde sonlandırmaya yönelik prosedürleri tamamlama çabaları kapsamında’ atıldığı belirtildi.

İran ile müttefik olan gruplar, yıllardır Washington liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu bünyesinde Irak’ta konuşlu yabancı güçlerin çekilmesi çağrısında bulunuyor ve ülkedeki ABD tesisleri ile çıkarlarını hedef alıyordu.

Ortadoğu’daki savaş süresince bu gruplar, Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki tesis de dahil olmak üzere ABD mevzilerini 600’den fazla kez hedef aldı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ve diplomatik bir kaynak, bu ayın başlarında AFP’ye yaptıkları açıklamada ABD güçlerinin tesisi tahliye ettiğini bildirdi.

Bağdat ve Washington, radikal örgütün Irak’ın kuzeyi ve batısında geniş alanları ele geçirmesinin ardından 10 yıl önce başlatılan koalisyon misyonunu sonlandırma konusunda 2024 yılında anlaşmaya varmıştı.

Koalisyon güçleri şu anda yalnızca Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deki havalimanında konuşlanmış durumda.

Koalisyonun varlığı, özellikle DEAŞ’ın 2017 sonlarında mağlup edilmesinden bu yana Irak makamları ile gruplar arasında sürekli bir gerilim kaynağı oluşturuyordu.

Bu yıl göreve gelmesinden bu yana Başbakan Ali ez-Zeydi, silahların devletin elinde toplanması ve grupların cephaneliklerini teslim etmesi sözü verdi.

Yetkililer, koalisyon misyonunun sona ermesinin, söz konusu grupların silahlarını ellerinde tutmak için dayandıkları temel gerekçelerden birini ortadan kaldırdığını belirtiyor.