ABD ile Rusya arasında Suriyeli mülteciler konulu konferans gerilimi

İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)
İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)
TT

ABD ile Rusya arasında Suriyeli mülteciler konulu konferans gerilimi

İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)
İdlib'in kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir bölgede, yerlerinden edilenler için kurulan kampın yakınlarından geçen bir Suriyeli (AFP)

Washington, 11-12 Kasım tarihlerinde Şam’da yapılması planlanan ‘Suriye Mülteciler Konferansı’ aracılığıyla Moskova’nın ‘Şam’a uygulanan tecriti delme, Suriye hükümetini meşrulaştırma ve askeri başarıları siyasi kabullere dönüştürme’ hedefine ulaşmasını engellemek ve bununla birlikte Avrupa ve Arap ülkeleri ile Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının Moskova’nın eylemlerini boykot etmesini sağlamak için diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor. Washington ayrıca, Rusya’nın mültecilerin geri dönüş süreci ile siyasi süreç ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması konularını bir birinden ayırma girişimini önlemeye çalışıyor.

Hmeymim’den davet
Rusya’nın Suriye’de kullandığı Hmeymim Hava Üssü, Ekim ayı başlarında mültecilerle ilgili bir konferans düzenlemek üzere davetler göndermeye başladı. Şarku’l Avsat’a gönderilen davette de şu ifadeler yer aldı:
“Suriye Arap Cumhuriyeti'ndeki krizi çözmek ve durumu eski haline getirmek, uluslararası gündemin önceliklerinin başında geliyor. Bu bağlamda Rusya, dünyanın dört bir yanındaki mülteciler ve yerinden edilmiş kişilerin anavatanlarına dönmesinin önemli olduğuna inanıyor. Suriye'deki krizin nispeten istikrara kavuştuğu ve mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler üzerindeki yüklerin arttığı göz önüne alındığında, uluslararası toplum, ülkelerine dönmek isteyen tüm Suriyelilere kapsamlı destek sağlamak ve yaşamları için uygun koşulları (altyapı, yaşam tesisleri ve insani yardımlar) yaratmak amacıyla çabalarını iki katına çıkarmalıdır. Rusya Federasyonu ve Suriye Arap Cumhuriyeti, dünyanın çeşitli ülkelerindeki mültecilere ve yerinden edilmiş kişilere destek ve Suriye’de barışı sağlamanın yollarını tartışmak üzere 10 - 14 Kasım tarihleri ​​arasında Şam’da uluslararası bir konferans düzenlemeyi öneriyor.”
Ayrıca Rus ve Suriyeli makamlarca yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı tüm koruma önlemlerinin alınması ve katılımcıların güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilen davette, ‘katılımcıların Rusya-Suriye insani faaliyetlerin yerinde görülmesi ve Humus'ta mülteciler için yapılan geçici barınakların ziyaret edilmesi’ gibi etkinliklerin de olacağı kaydedildi.
Fakat ‘gerek askeri operasyonlar gerekse Rusya’nın düzenlemeleri yoluyla ülkenin kuzeybatısını ve kuzeydoğusunu geri almak’ için bastıran Şam, Rusça metinde geçen ‘Suriye krizinin nispeten istikrarlı olduğu’ ifadesinden pek de memnun değildi. Bu nedenle 20 Ekim’de, Suriye Dışişleri Bakanlığı, Şam'daki diplomatik misyonlara, yurtdışındaki büyükelçilikleri aracılığıyla BM’ye ve diğer yerlere davetin başka bir nüshasını gönderdi. Şarku’l Avsat’a gelen davette ise şu ifadeler yer aldı:
“Suriye Arap Cumhuriyeti’nin geniş bölgelerine güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanması, altyapının yeniden inşası ve yenilenmesi, Suriyeli mültecilerin ve yerlerinden edilmiş kişilerin, şehirlerine ve köylerine geri dönebilmeleri için gerekli koşulları sağlamaya yönelik temel bir adımdır. Ayrıca, savaş getirdiği şartlar nedeniyle yasadışı yollardan ülkeyi terk etmeye zorlanan vatandaşlar için bir dizi af ve yerleşim kararı çıkarıldı. Suriye hükümeti bu amaçla, yurt dışından dönen vatandaşlara insan onuruna yakışır bir yaşam sağlamak için her türlü desteği temin etmeye her zaman hazır olduğunu teyit etmektedir. Hükümet, Suriye'de devam eden savaşta en büyük kaybın, Suriye’nin evlatlarının ve usta kadrolarının anavatanlarından ayrılması olduğunu farkındadır. Bu da onların anavatanlarına dönüşlerini ve yeniden inşa çabalarına katılımlarını sağlamak için hiçbir çabadan kaçınılmamasını gerekmektedir. Bu bağlamda hükümet, vatandaşlarının, Suriye'ye dönüşünü kolaylaştırmanın yollarını tartışmak üzere sizi 11-12 Kasım 2020 tarihlerinde Şam'da düzenlenecek mültecilerin dönüşü konulu uluslararası konferansa katılmaya davet etmekten onur duyar. Kovid-19 salgınına karşı tüm sağlık önlemlerinin alındığını ve konferansın yurtdışındaki Suriyelilere ülkelerinin kendilerini beklediğine dair bir umut mesajı vermede başarısını sağlamayı teyit ediyoruz.”
Davette ayrıca 1 Kasım’dan önce konferansa katılım onayının bildirilmesi talep edildi.
Rusya’nın davetinin ardından, Avrupa ülkeleri ve ABD ortak bir toplantı düzenledi ve katılımcılar, oybirliğiyle konferansı boykot etme kararı aldılar. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından belirlenen standartlara uyulması gerektiğinin altını çizerek, mültecilerin geri dönüş koşullarının ‘sağlanmadığını’ açıkladı. BM tarafından yayınlanan belgede, “Mültecilerin geri dönüşü, genelde Suriye'deki, özelde ise geri dönüşlerin yapılması istenilen bölgelerdeki koşullara ilişkin ilgili ve güvenilir bilgilere dayanarak, özgürce alınan kararlarla ve gönüllü olarak gerçekleşmelidir” ifadeleri yer aldı. BM yetkilileri ayrıca, yerinden edilmiş kişilerin mal varlıklarına ve her bir Suriyelinin ülkesine döndükten sonra yüz dolar ödemesine ilişkin 10 sayılı kanunun kaldırılmasının yanı sıra güvenli bir ortamın sağlanması, geriye dönen mülteciler hakkında soruşturma başlatmama garantisi verilmesi ve BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulamaya yönelik siyasi süreçte ilerleme kaydedilmesi gerektiğini belirttiler.

Kovid-19 salgını , Suriye halkının acıların daha da derinleştirdi
ABD kendisiyle birlikte Suudi Arabistan, Mısır, Fransa, Almanya, Ürdün, Amerika ve İngiltere’den oluşan ‘Küçük Grup’ dışişleri bakanları toplantısında çalışmalarını sürdürdü. 20 Ekim’de yapılan toplantıda katılımcılar, Suriye halkının yaklaşık 10 yıl süren savaşın ardından Kovid-19 salgını ve ekonomik krizle çektikleri acıların ‘daha da derinleştiğine’ işaret ettiler. Tüm Suriyelilerin ‘insani yardımlara güvenli ve engelsiz bir şekilde erişmelerinin öneminin’ vurgulandığı toplantıda, uluslararası topluma ‘Suriyeli mültecileri ve onlara ev sahipliği yapan ülke ve toplumları desteklemeye devam edilmesi, böylece Suriyelilerin kendi ülkelerine güvenli ve onurlu bir şekilde gönüllü olarak dönmelerinin sağlanması’ çağrısında bulunuldu. Çağrıda ayrıca, ‘zorunlu demografik değişimin reddedilmesi ve Suriyeli mülteciler için UNHCR tarafından belirlenen standartlara uymayan herhangi bir çözüm sürecine hiçbir şekilde yardım edilmemesi’ istendi.

ABD: Rusya’nın girişiminde üç hata var
Washington'a göre Rusya’nın girişiminde ‘üç hatalı düşünce’ bulunuyor. Bunlardan birincisi Avrupa ülkelerine, rejimin kontrolü altındaki bölgelere fon temin etme karşılığında mültecilerin geri dönmesi şeklinde bir takas yapmaları için baskı yapılması. ABD’ye göre Rusya’nın Avrupa’nın tutumunun esnek olduğuna dair inancı yanlış, çünkü Avrupa bu konudaki tutumu sabit. İkincisi, ev sahibi ülkeler ile uluslararası toplum arasında bir sürtüşme yaratmak. Rusya ve İran’ın Suriye’nin komşusu olan ülkeler üzerinde baskı uygulamalarına rağmen Arap ülkeleri mültecilerin dönüşü için uygun koşulların oluştuğunu düşünmüyor. Üçüncü hatalı düşünce ise ABD seçimlerinden sonra Washington’da bir değişiklik olacağı iddiası. Çünkü böyle bir değişiklik olsa bile ABD’nin Suriye'ye yönelik politikası değişmeyecek ve yaptırımlar Sezar Yasası çerçevesinde devam edecek.
Batılı bir yetkili konuya ilişkin değerlendirmesinde, mültecilerinden iltica etmelerinin nedenlerini bildiklerini belirterek, “Suriye hükümetinin davranışları değişmedikçe mülteciler geri dönmeyecek. Sorunun sorumlusu Moskova, Tahran ve Şam'dır. Bu yüzden çözümden sorumlu olamazlar. Mültecilerin geri dönüşü için gerekli şartları sağlamanın bir yolu var. O da, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde gerçek bir siyasi çözüm uygulamak ve rejimin halkına yönelik davranışlarını değiştirmektir” ifadelerini kullandı.

Rusya’dan karşı kampanya
Rusya, ABD kampanyasına karşı bir kampanya başlatırken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev, Amman, Beyrut ve Şam'ı ziyaret ederek Arap ülkeleri ve ‘üçüncü taraf ülkeler’ ile konferansa katılmaları için diplomatik temaslarda bulundu. Suriye hükümetinden yapılan resmi açıklamaya göre Lavrentiev, bölgede çok sayıda Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan bir dizi ülkeye yaptığı ziyaretlerin sonuçları ile ilgili Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e bilgi verdi. Lavrentiev ayrıca Rusya’nın bu insani yardım dosyasının kapatılmasına yardımcı olmak için Suriyeli kurumlarla ortak çalışmaya devam etme konusundaki kararlılığını teyit etti. Açıklamada Esed’in, heyet üyelerine ve Rusya Federasyonu'na, konferansın başarıya ulaşması için verdikleri destek ve sarf ettikleri çabalardan dolayı teşekkür ettiği belirtildi. Açıklamada söz konusu konferansın, ‘Suriyeli mültecilerin acı çekmeye devam etmelerine ve anavatanlarına dönmelerinin önlenmesine katkıda bulunan bazı Batılı ülkelerin herhangi bir siyasi istismarından uzak bir şekilde, herkesin bu dosyaya sadece insani bir açıdan bakmaya başlaması için bir fırsat oluşturduğuna’ dair fikir birliği olduğu belirtildi.
İlgili bağlamda Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen ile geçtiğimiz hafta yaptığı görüşmede, Batı’nın ‘temelsiz argümanlara dayanarak Suriyeli mültecilerin anavatanlarına dönüşlerini engellediğini’ ve bunun ‘insani dosyanın tamamen siyasallaştırılması ve siyasi gündemler için kullanılan bir kart haline getirilmesi’ olduğunu söyledi.

Lavrentiev’in ziyaret turu Türkiye’yi kapsamadı
Öte yandan Lavrentiev’in ziyaret turu, Astana Süreci’nin garantörlerinden biri olduğu için kendisi ile koordine edilmeden yapılacak düzenlemelerin ‘hayal kırıklığı’ yarattığını ifade eden ve dünyada en fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye'yi kapsamadı. UNHCR istatistiklerine göre Türkiye, Lübnan, Irak, Ürdün ve Mısır'daki toplam Suriyeli mülteci sayısı 5,6 milyonu bulurken 3,5 milyonu (yüzde 63,8’i) Türkiye'de, 952 bini Lübnan'da ve 673 bini Ürdün'de bulunuyor. Bununla birlikte yaklaşık 7 milyon kişi ülke içinde yerinden edilmiş durumda.
Bu arada Tahran, konferansı desteklediğini açıklayarak Beyrut'a da konferansa katılmasını ‘tavsiye etti’. İran Dışişleri Bakanı'nın Siyasi İşlerden sorumlu Özel Asistanı ve Suriye ile Yemen Özel Temsilcisi Büyükelçi Ali Asgar Haci, pazartesi günü ‘uluslararası toplumu konferansa aktif olarak katılmaya’ çağırarak, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’e, mülteci sorununa insani bir sorun olarak çözüm bulmanın ve Suriyeli taraflar arasında güveni yeniden inşa etmenin yanı sıra bu krize siyasi bir çözüm bulmanın önemi vurgulanan bir mesaj gönderdi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.