Sudan’da parlamentonun kurulmasını zorlaştıran engeller

Parlamento tecrübesinin Sudan toplumunda kök salması zaman almadı (Hasan Hamid- Independent Arabia)
Parlamento tecrübesinin Sudan toplumunda kök salması zaman almadı (Hasan Hamid- Independent Arabia)
TT

Sudan’da parlamentonun kurulmasını zorlaştıran engeller

Parlamento tecrübesinin Sudan toplumunda kök salması zaman almadı (Hasan Hamid- Independent Arabia)
Parlamento tecrübesinin Sudan toplumunda kök salması zaman almadı (Hasan Hamid- Independent Arabia)

Mina Abdulfettah
Yaklaşık iki yıllık bir gecikmenin ardından Sudan geçiş hükümeti, Yasama Meclisi’nin en geç 31 Aralık’a kadar kurulacağını ilan etti. Darfur, Mavi Nil ve Güney Kordofan’daki silahlı hareketleri kapsayan ‘Devrimci Cephe’ ile meclise ilişkin uzlaşı sağladı.
Egemenlik Konseyi’ndeki askeri bileşen ve Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), Devrimci Cephe lehine bazı koltuklarından feragat ederken durum, barış anlaşmasını imzalayan diğer tarafların (Sudan’da sivil devletin inşasını zayıflatabilecek ve yetkilerin genişlemesine izin verebilecek) güç ve servet paylaşımına uzanacak bir diyalog yürütme talepleri hususunda, Devrimci Cephe ile bizzat görüşmeler başlatmasına kapı açtı.

Parlamento tecrübesi
Sudan Yasama Meclisi’ni (parlamento) oluşturma tecrübesi, farklı devlet kurumlarının tamamen ele geçirilmesine dayalı kapalı ve otoriter bir siyasi gerçeklikle sonuçlanan, tek ideolojik partinin yöntemi uyarınca, 30 yıllık totaliter ve tek taraflı bir yönetimin ardından gelmesi dolayısıyla büyük bir ivmeye sahip. Bu nedenle bu tecrübe, sadece kısa ve aralıklı parlamenter demokrasi dönemlerine dayandırılacak tarihsel bir suret bulmadı.
İlk olarak 1948 yılında 79 üyeyi içeren ve 1953 yılındaki ilk parlamento seçimlerine kadar devam eden ‘Yasama Konseyi’ adlı bir yasama kurumu kuruldu ve Aralık 1955’teki bağımsızlık ilanının yolunu açtı. Daha sonra Ümmet ve Ulusal Birlik partileri arasında bir koalisyon hükümetinin ortaya çıktığı ve iktidarın dizginlerini General İbrahim Abbud’a teslim eden Ümmet Partisi’nden Abdullah Halil önderliğindeki 1958 seçimleri geldi. General Abbud’a karşı Ekim 1964 devriminin patlak vermesi sonrasında, 1965 yılında üçüncü parlamento seçimleri yapıldı ve ardından 1968 yılında dördüncü parlamento seçimleri gerçekleştirildi. Ekonomik krize yol açan şiddetli siyasi bölünmelerden sonra Cafer en-Numeyri, 25 Mayıs 1969 darbesine liderlik etti. Beşinci parlamento seçimleri ise Nisan 1985’te Numeyri rejimine karşı ayaklanmadan bir yıl sonra 1986’da yapıldı ve üçüncü demokrasi dönemi, 30 Haziran 1989’daki Ömer el-Beşir darbesine kadar devam etti. Sudan toplumunun tanık olduğu bu kısa dönemlere rağmen, son derece zor şartlar altında demokratik bir parlamenter tecrübe kazanılabildi. Ancak her dönemde karşılaştığı büyük zorluklar nedeniyle bu tecrübenin, toplumda kök salması pek de zaman almadı.

Anayasanın inşası
Aralık 2018 devrimi sonrasında 2022 yılında yapılması planlanan seçimlere kadar Sudan’da yasama organı olarak görev yapmak üzere bir geçiş konseyi oluşturuldu. 17 Ağustos 2019 tarihinde imzalanan anayasal belgede, ÖDBG’ye parlamentodaki toplam koltukların yüzde 67’sinin verilmesi öngörülüyordu. Kalan yüzde 33’lük kısım ise iktidar koalisyonu olarak devrimi destekleyen siyasi güçlere gidecekti. Ama ufukta birkaç engel belirdi. Bunların başında sağlam bir anayasa olmadan gerçek bir demokratik tecrübe inşa etmenin zorluğu geliyordu, zira anayasal belge hızlı şekilde hazırlanmıştı. Uzmanlar, maddelerinde, tüm tarafların haklarının garanti altına alınmasına izin vermeyen kusurların olduğunu dile getirdi.
Öte yandan devletin zayıflığı ve onu inşa etme ihtiyacı sorunu, bağımsızlıktan beri mevcuttur ve bu sorun, yalnızca art arda gelen askeri hükümetler dolayısıyla da oluşmadı. Sorun, partilerin diktatörlük eğilimlerine yönelmesi ve devlet işlevlerinin boyutunun ve kapsamının daralması nedeniyle baş gösterdi. Faaliyet yürütme yöntemi, ya totaliter dönemlerde devlet sektörünün boyutunu büyütmek ya da kısa demokratik dönemlerde bu boyutu küçültmek için bölündü. Kanıtlanmış olan şey, her hükümetin, bazı başarılar olsa bile öncekinin tarihini silmeye geldiği ve yeniden inşa etmeye başladığı oldu. Bu durum, anayasal belgede de yer aldı.
Uygun bir kurumsal çerçevenin olmaması, yasamanın sağlanamaması, ülkeyi yönetecek bir parlamento kurulmaması, bazı yönetim kurumlarının bozulması ve devam eden ekonomik kriz, devleti kötü bir duruma düşürdü. Bu durum halkın eski rejim ile geçiş hükümeti arasında sallantılı bir karşılaştırma yapmasına neden oldu.. En büyük krizlerden biri de bir dereceye kadar eski rejimi karakterize eden bir duruma benzer olarak mevcut sıralanma durumu oldu. 12 Aralık 2018 tarihinde 534 milletvekilinden yaklaşık 294 milletvekili, 2005 geçiş anayasasını değiştirmek amacıyla, eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in birden fazla başkanlık dönemi için aday olmasına ve 2020’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yeniden adaylığını sunmasına izin verecek bir girişimde bulundu. Söz konusu girişim, eski Cumhurbaşkanı’nın ömür boyu iktidarda kalmasına izin verilmesi de dahil, bazı maddelerde değişiklik yapılması ve ona vali seçimini iptal etme yetkisi verilmesi çağrısı yapıyordu.

Sürecin doğruluğu
Beşir, gerçek seçimlerden veya demokrasi sınavından geçmeden, başta Çinli şirketler olmak üzere, ABD yaptırımlarını atlatan bazı Asya ulusal şirketlerinin yürüttüğü geliştirme projelerine yatırım yaparak bir düzeyde meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak bu, bazı köprüler ve barajlar inşa etmek karşılığında petrol gelirleri gibi büyük miktarda doğal kaynağı tüketen içi boş bir kalkınmaydı. Aynı şekilde hükümeti, yüksek öğrenimin yatay olarak genişletilmesi üzerinde çalıştı ve eğitim gibi temel hizmetlerin altyapısı üzerine ortaya koyulmuş bir faaliyet olmaksızın devlet şirketlerine kapıyı ardına kadar açtı, aynı durum sağlık ve diğer hizmetler için de geçerli. Bu hareketler, kökleri olmayan bir kalkınma örtüsü üzerindeydi ve uzak, dışlanmış bölgelere ulaşmadan Beşir, meşruiyetini kaybetti. Nihayetinde uzun bir tahammülün ardından protesto kıvılcımı patlak verdi. Şu an Sudanlılar, anayasa ve gerçek kalkınma projeleri ile tesis edilecek bir meşruiyet arıyorlar. Bu da parlamentonun oluşturulmasıyla ilgili zorluklar dizisine ek olarak başka bir zorluk oluşturabilir.

Halkın katılımı krizi
Sudan devletinin, parlamento düzeyinde yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Ancak bir önceki anayasanın feshi ve yıkıntıları üzerine yeni bir anayasanın hazırlanması, bazı koşulların sağlanmasını gerekli kılıyor. Bu koşulların başında ise siyasi rıza geliyor. Geçiş dönemindeki hükümeti çevreleyen siyasi kriz, silahlı hareketlerle siyasi bir uzlaşıya ve nihai bir barışa ulaşılamamaktan kaynaklanıyor. ÖDBG, Yasama Meclisi’nin kurulmasının ertelendiğini açıkladığında bu, geçiş hükümeti ile silahlı hareketler arasında adil bir barış sağlanacağı beklentisinden kaynaklanıyordu. Bu temelde geçiş hükümeti, bugüne kadar parlamentonun işlevlerini yerine getirmeye devam etti.
Egemenlik Konseyi üyesi Şemseddin Kabaşi’nin geçtiğimiz günlerde Güney Sudan devletinin başkenti Cuba’da düzenlenen çalıştayın sonuçlarını reddetmesinin ardından Abdulaziz el-Hillu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) örgütü, krizin köklerine yaklaştıktan sonra 3 Eylül 2020 tarihinde Addis Abada Anlaşması’nda dile getirilen ‘din ve devleti ayırma’ konusunu bir kez daha gündeme getirdi. Bu anlaşmaya eşlik eden açıklayıcı noktalar daha önce onaylanmıştı. Malik Akar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi de Güney Kordofan ve Mavi Nil’deki kuvvetleri için yasama ve yürütme otoritesinin yüzde 80’i, ÖDBG için yüzde 20’si ve kalkınma için iki bölgede 10 yıllığına üretilen kaynakların yüzde 70’ine olan talebini artırdı. Bu durum, özellikle de bir savaşa girmeden yoksulluk ve dışlanmadan mustarip başka alanların mevcut olması ve SPLM’nin taleplerini talep etmemesi dolayısıyla yaygın tepkilere neden oldu.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.


Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok
TT

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Cumhurbaşkanlığı ekibinin 29 Ocak tarihli anlaşmanın uygulanmasını takip eden sözcüsü Ahmed el-Hilali, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşma kapsamında Haci Muhammed Nebo’nun, bilinen adıyla “Ciya Kobanê”nın, Halep ve Haseke illerinde konuşlu 60. Tümen’in komutan yardımcılığına atandığını doğruladı.

Hilali, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Haseke’de eski SDG unsurlarından oluşan üç tugayın 60. Tümen’e bağlanacağını söyledi.

fvfrb
Çiya Kobanê, Suriye Ordusu'ndaki 60. Tümen komutanın yardımcılığına atandı (Arşiv)

Askerî kaynaklara göre Kürt komutan, ABD güçlerine yakın bir isimdi ve Haseke, Deyrizor ve Rakka’da önemli askerî operasyonlara liderlik etti.

Kadın birlikleri tartışması

“Özerk Yönetim”e bağlı Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) Suriye ordusuna entegrasyonu konusuna değinen Hilali, SDG’nin etkinliğinin azalmasından önce kadın savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğunu, ancak bugün Kamışlı, Haseke, Derbesiye ve Amude gibi kuzeydoğu bölgelerinde SDG’nin varlığını sürdürmesine rağmen bu sayının 7 binin altına gerilediğini belirtti.

Suriyeli yetkili, bu kadın kadroların askerî alan dışında da değerlendirilebileceğini, özellikle İçişleri Bakanlığı bünyesinde kadın polis ihtiyacına dikkat çekerek, sorgulama, cezaevleri ve kamu kurumlarında görev alabileceklerini ifade etti.

grbgr
Suriye güvenlik yetkilileri, İçişleri Bakanı Enes Hattab eşliğinde, Şam kırsalındaki Kadın Polis Enstitüsü'nü gezdi (Suriye İçişleri Bakanlığı).

Hilali, Suriye Arap Ordusu’nun yapısında kadınlara özel birliklerin bulunmadığını ve şu aşamada böyle bir planın da olmadığını vurguladı. Bunun gerekçesinin ise ülke yönetiminin önceliğini askerî genişleme yerine istikrar, güvenli alanların oluşturulması, barış ortamının güçlendirilmesi ile yeniden imar ve hizmetlere vermesi olduğunu söyledi.

Bireysel katılım vurgusu

Kadın unsurların İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik kurumlarında görev alabileceğini belirten Hilali, “Alan geniş, her ilde gönüllü olunabilir” dedi. Ancak bu katılımın toplu değil bireysel olacağını, ayrıca özel eğitim programlarının düzenleneceğini ifade etti.

Hilali daha önce yaptığı açıklamada, entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte “Özerk Yönetim” ve “Asayiş” gibi paralel yapıların ortadan kalkacağını belirtmiş, Kürt subay ve unsurları Suriye ordusuna dönmeye çağırmıştı.

“Olumlu işaret” değerlendirmesi

Hilali, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin siyasi ve devrimci gerekçelerle yapılan tutuklamaların durdurulmasına yönelik taahhütlerine bağlı kaldığını ve son dönemde yeni gözaltı vakalarının kaydedilmediğini belirterek bunu “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.

dcds
YPJ merkez karargahı

Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’in de anlaşma kapsamında tüm bileşenlerin haklarının güvence altında olduğunu, SDG dışında kalan Kürtler dâhil herkesin haklarının korunacağını ifade etti.

Öncelikler: Tutuklular ve geri dönüş

Hilali, tutuklular dosyası ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün öncelikli konular arasında olduğunu, kayıpların akıbetinin araştırıldığını ve cezaevlerinin devlet kontrolüne devri için koordinasyon yürütüldüğünü söyledi. Resulayn’dan yerinden edilenlerin dönüşünün de gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşeceğini belirtti.

Öte yandan, Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararname kapsamında çalışmaların kademeli şekilde sürdüğünü ve bunun olumlu karşılandığını, Cezire bölgesinde yeni projelerle destek sağlandığını ifade etti.

Newroz gerilimi

Kuzey ve Doğu Suriye’de Newroz kutlamaları sırasında Afrin ve Ayn el-Arab (Kobani) bölgelerinde ulusal bayrağın indirilmesiyle yaşanan gerilime de değinen Hilali, devletin Kürt dosyasına açık yaklaşımına rağmen bazı tarafların kışkırtma ve nefret söylemini körüklediğini söyledi.

fvfd
Suriye Kürtleri, 21 Mart'ta Afrin kentinde Newroz'u kutluyor (Reuters)

İç güvenlik güçlerinin olayları kontrol altına almak için sorumlu şekilde hareket ettiğini belirten Hilali, Afrin ve Kobani’de bayrağın indirilmesi ve saldırı olaylarına karışan kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Kürt siyasi aktörler ve yapılar da bayrağın indirilmesini “bireysel bir davranış” ve “fitne çıkarma girişimi” olarak kınayarak gerilimi düşürmeye çalıştı.

dvf
Suriye'nin kuzeyindeki Afrin'de 21 Mart'ta Newroz kutlamaları sırasında genç bir aile (Reuters)

 


Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
TT

Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)

Mütevazı ve sakin görüntüsüne rağmen, Irak’ta Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad, rakipleri dâhil birçok kişi tarafından kurnaz, fırsatları değerlendirmede son derece yetenekli ve düşmanlarına karşı “sert mücadeleler” yürütebilen bir isim olarak görülüyor. Bu özellikleri, kurum içindeki yoğun kutuplaşma ve güç mücadelelerine rağmen, onu 10 yılı aşkın süredir Haşdi Şabi’nin zirvesinde tutmayı başardı.

Salı günü, ABD’ye ait olduğu düşünülen bir hava saldırısının Musul kentindeki “Arap Mahallesi”nde Feyyad’ın kullandığı bir evi hedef aldığı öne sürüldü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar Feyyad’ın saldırı sırasında evde bulunmadığı ifade ettiler.

Falih el Feyyad kimdir?

Falih el Feyyad, 1956 yılında Bağdat’ta doğdu. 1977’de Musul Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kuzey Bağdat’taki Raşidiye ve Tarmiye bölgelerinde geniş tarım arazilerine sahip olan el-Bu Amir (el-Bu Hamis) aşiretine mensuptur.

fdvdev
Yerel sakinler tarafından kaydedilen görüntüde, bugün Musul’da bombalanan bir noktadan yükselen duman görülüyor. Sakinler, saldırının Haşdi Şabi liderlerinin kullandığı bir evi hedef aldığını belirtti.

Aşiret bağlarının, Saddam Hüseyin döneminde idamdan kurtulmasında etkili olduğu iddia ediliyor. 1980’de yasaklı Dava Partisi’ne üyelik suçlamasıyla idama mahkûm edilen Feyyad’ın cezası, Saddam Hüseyin’in aileyi ziyareti sonrası affedilerek 20 yıl hapse çevrildi.

2003 sonrası erken dönemde siyasete atılan Feyyad, eski başbakan İbrahim Caferi’nin siyasi akımına katıldı. Ancak asıl yükselişini, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve ardından Haşdi Şabi içindeki görevleriyle elde etti.

2014’te, Ali Sistani’nin DEAŞ’e karşı yayımladığı “cihad-ı kifai” fetvasıyla eş zamanlı olarak Haşdi Şabi Komitesi’nin başına getirildi. 2016’da Irak Parlamentosu’nun “Haşdi Şabi Yasası”nı kabul etmesiyle görevi resmiyet kazandı.

Feyyad, bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptı ancak 2018’de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından görevden alındı. 2020’de ise eski başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından yayımlanan kararnameyle Haşdi Şabi Başkanlığı görevine asaleten yeniden atandı.

Gücünü koruyan isim

Kurum içindeki çekişmeler, özellikle Asaib Ehl el-Hak’ın açık muhalefetine ve 2021’de insan hakları ihlalleri gerekçesiyle ABD yaptırımlarına rağmen, Feyyad görevini korumayı başardı.

Kaynaklara göre Feyyad, siyasi ve güvenlik alanındaki etkisini İran ile yakın ilişkilerinden ve özellikle 2020 başında Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani ile kurduğu bağlardan aldı.

rftbrf

Feyyad’ın, Haşdi Şabi’deki merkezi konumunu kullanarak çeşitli ortaklıklar ve sözleşmeler üzerinden mali kazanımlar elde ettiği de öne sürülüyor. Ayrıca Sünni aşiret güçlerini organize edip sadakatlerini kendi etrafında toplaması, özellikle Ninova ve Musul’da kendisine önemli bir siyasi taban oluşturdu.

Aşiret “seferberliği”

Kaynaklar, genellikle Sünni siyasetçilere bağlı olan aşiret güçlerinin, sağladığı çıkarlar nedeniyle Feyyad’a bağlılık sunduğunu belirtiyor. Bu ilişkiler ağı sayesinde Feyyad, Sünni çoğunluklu bölgelerde, özellikle Ninova’da önemli bir siyasi aktör haline geldi ve yerel mecliste kayda değer bir temsil gücü elde etti.

Buna karşın rakipleri, Feyyad’ı Musul’daki birçok proje ve yatırım üzerinde kontrol kurmakla suçluyor. Ayrıca Haşdi Şabi içinde hassas görevlere kendi aşiretinden kişileri yerleştirdiği iddiaları da dile getiriliyor.