El Kaide'nin iki numarası İran'da gizli bir operasyonla öldürüldü

Ebu Muhammed el-Masri, İran’da Lübnan kimliğiyle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun koruması altında yaşıyordu. Tahran, Masri’nin öldürüldüğünü yalanladı.

FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
TT

El Kaide'nin iki numarası İran'da gizli bir operasyonla öldürüldü

FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)

ABD’li istihbarat yetkilileri, 1998 yılında Afrika’daki iki ABD büyükelçilik binasının hedef alındığı kanlı saldırıların planlayıcısı olmakla suçlanan El Kaide’nin iki numarasının üç ay önce İran’da öldürüldüğünü doğruladılar.
Mısırlı Ebu Muhammed el-Masri kod adlı Abdullah Ahmed Abdullah'ın ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerini hedef alan saldırıların yıldönümü olan 7 Ağustos’ta, Tahran sokaklarında motosikletli iki kişi tarafından öldürüldü. Suikast sonucunda Masri'nin El Kaide'nin kurucularından Usame Bin Ladin'in oğlu Hamza ile evli olan kızı Meryem de yaşamını yitirdi.
İstihbarat yetkililerine göre suikast, ABD'nin talebi üzerine İsrailli ajanlar tarafından gerçekleştirildi. Ancak, Ebu Muhammed el-Masri ve İran'daki diğer El Kaide üyelerinin hareketlerini yıllardır takip ettiği bilinmesine rağmen ABD’nin suikastta oynadığı rol belirsizliğini koruyor.
Henüz teyit edilmeyen suikast, jeopolitik ve casusluk entrikaları ve terörle mücadele çabalarıyla dolu bir yeraltı dünyasında gerçekleştirildi. Halen aydınlatılamayan bazı noktalar nedeniyle El Kaide, üst düzey liderlerinden birinin öldürüldüğüne dair bir açıklamada bulunmadı. Hatta İranlı yetkililer haberin üstünü örttü ve hiçbir ülke, suikastın sorumluluğunu üstlenmedi.
El Kaide’nin kurucularından mevcut lider Eymen el-Zevahiri’nin muhtemel halefi olarak görülen 58 yaşındaki Masri, ABD tarafından Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerini hedef alan ve 224 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin ise yaralanmasına neden olan bombalama olaylarına karışmakla suçlanması nedeniyle uzun zamandır ABD’nin Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) en çok arananlar listesinde yer alıyordu.
FBI, Masri’nin yakalanmasını sağlayacak her türlü bilgi için 10 milyon dolarlık ödül teklif etmişti ve resmi, geçtiğimiz cuma gününe kadar en çok arananlar listesinde yer aldı.
Öte yandan Ebu Muhammed el-Masri'nin İran'da yaşaması oldukça şaşırtıcıydı. Zira Şii dini yönetimine giren İran ile Sünni aşırılık yanlısı bir grup olan El Kaide’nin Irak ve dünyanın başka bölgelerinde birbirleriyle çatışmaları nedeniyle İran ve El Kaide eski düşmanlar olarak biliniyorlar.
ABD’li istihbarat yetkilileri, Ebu Muhammed el-Masri'nin 2003 yılından bu yana İran’ın ‘gözetimi altında’ olduğunu, ancak yaklaşık 2015 yılından beri Tahran'ın lüks semti Pasdaran’da özgürce yaşadığını söylediler. Ebu Muhammed el-Masri, sıcak bir yaz gecesi akşam saat dokuz sularında kızıyla birlikte beyaz bir Renault L90 sedan kullanırken, motosikletle yanlarına yaklaşan iki kişi tarafından susturuculu silahlarla üzerine beş el ateş edildi. Masri’nin aracına dört mermi isabet ederken beşincisi yakındaki bir arabaya isabet etti. İran'ın resmi medyasında saldırı haberi kamuoyuna, kurbanların Lübnanlı bir tarih profesörü olan Habib Davud ve 27 yaşındaki kızı Meryem oldukları şeklinde aktarıldı. Lübnan merkezli ‘MTV’ haber kanalı ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) sosyal medya sayfaları Prof. Davud’un Lübnan'da İran'ın desteklediği silahlı örgüt Hizbullah'ın bir üyesi olduğunu belirttiler.
Suikast, tekrar tekrar meydana gelen patlamalarla dolu geçen yaz aylarında, Beyrut Limanı’ndaki büyük patlamadan günler sonra ve ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) İran'a uygulanan silah ambargosunun uzatılmasına yönelik karar tasarısını sunmasından bir hafta önce ABD-İran geriliminin tırmandığı sırada gerçekleşti. Suikastın, BMGK’nın ABD’nin sunduğu karar tasarısını oylamasından önce Batı’nın İran'ı kışkırtmak için yaptığı bir provokasyon olabileceği yönünde spekülasyonlar vardı. Bir motosiklet üzerindeki iki silahlı kişi tarafından gerçekleştirilen cinayet, İsrail'in İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik daha önce düzenlediği suikastlara benziyordu. İsrail, kendisiyle savaşa her zaman hazır olduğunu teyit eden bir Hizbullah liderini öldürmüş gibi görünse de İsrail'in Hizbullah’ı savaşa kışkırtmamak için liderlerini ve üyelerini öldürmekten kaçındığı da biliniyor.
Ancak gerçek şu ki, ilk etapta Habib Davud ismi ortada yoktu. Çünkü İran'a yakın birçok Lübnanlı isim, ne Davud’un adını ne de öldürüldüğünü duymadıklarını bildirdi. Lübnan basını tarandığında, geçtiğimiz yaz İran'da Lübnanlı bir tarih profesörünün öldürüldüğüne dair hiçbir haber bulunamadı. Ülkenin tüm tarih profesörlerinin listelerine erişimi olan bir eğitim araştırmacısı, kayıtlarda Habib Davud adında kimsenin olmadığını söyledi.
Bir istihbarat yetkilisi, Habib Davud’un İranlı yetkililerin Ebu Muhammed el-Masri'ye verdikleri bir takma ad olduğunu ve tarih profesörü olarak tanıtılmasının da konuyla hiçbir ilgisi olmayan bir ört-bas etme hikâyesinden başka bir şey olmadığını söyledi. Mısır'da faaliyet gösteren İslami Cihad Örgütü’nün eski lideri Nebil Naim, geçtiğimiz Ekim ayında, Ebu Muhammed el-Masri'yi eski bir dostu olarak tanımladı ve aynı hikayeyi anlattı.
İran, ABD’nin düşman ilan ettiği bir ismi barındırdığı gerçeğini gizlemek için iyi bir nedene sahip olabilir. Fakat İranlı yetkililerin neden bir El Kaide liderine ev sahipliği yapmayı kabul ettikleri henüz netlik kazanmadı.
Bazı terörizm uzmanları, Tahran’ın El Kaide liderlerine en sahipliği yapmasının, grubun İran içinde terörist faaliyetlerde bulunmamasını sağlayacak bir sigorta görevi görebileceğini savundular. Amerikalı terörle mücadele yetkilileri, İran'ın ortak düşmanları olan ABD'ye karşı eylemler planlamak için El Kaide liderlerinin İran topraklarında kalmalarına izin vermiş olabileceğine inanıyorlar.
Daha öncede Filistin’de Hamas ve İslami Cihad hareketlerini ve Afganistan’da Taliban'ı destekleyen İran, Sünni milis grupların üyelerine ilk kez kucak açmıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ABD merkezli The Soufan Center (TSC) adlı araştırma merkezinde terörle mücadele analisti olan Colin P. Clarke, “İran, rejimin işine geldiği durumlarda mezhepçiliği bir sopa olarak kullanıyor. Ama İran'ın çıkarlarına uyduğunda da Sünni-Şii ayrımını görmezden gelmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
Ancak İran, El Kaide liderlerine ev sahipliği yaptığını sürekli olarak inkar ediyor. 2018 yılında dönemin İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, İran'ın Afganistan'la olan uzun sınırı nedeniyle bazı El Kaide üyelerinin İran'a girdiklerini, ancak tutuklanıp ülkelerine geri gönderildiklerini açıklamıştı.
Ancak Batılı istihbarat yetkilileri, El Kaide liderlerinin İran hükümeti tarafından ev hapsine alındığını ve ardından bazı üyelerini serbest bırakmak için 2011 ve 2015 yıllarında El Kaide ile en az iki anlaşma imzaladığını söylediler.
BM’nin geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan terörle mücadele raporuna göre DEAŞ son yıllarda El Kaide'yi gölgede bırakmış olsa da, El Kaide halen güçlü ve tüm dünyada aktif uzantıları bulunuyor.
Reuters’ın haberine göre İran, New York Times’ın Masri’nin Tahran’da suikasta uğradığı haberini yalanlayarak, topraklarında ‘El Kaideli teröristler’ olmadığını belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade yaptığı açıklamada, “Washington ve Tel Aviv, zaman zaman, bu terörist grupların suç faaliyetlerinin sorumluluğundan kaçınmak için yalanlar yayarak ve medyaya yanlış bilgiler sızdırarak İran'ı bu ve bölgedeki diğer terörist gruplarla bağlantılı olarak göstermeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanlık Ofisi ve Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi'nin sözcüleri ise konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.
El-Masri, İran'da bir süre tutuklu kalan Seyfu’l Adl ile birlikte uzun yıllar El Kaide’nin büyük bir gizlilikle eylemlerini yürüten konseyin üyeliğini yaptı. İkili, örgütü yönetmesi için yetiştirilen Hamza bin Ladin ile birlikte, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan'dan kaçmaya zorladığı ve İran'a sığınan bir grup El Kaide lideri arasındaydı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi tarafından 2008 yılında yayınlanan çok gizli bir belgeye göre el-Masri, ‘ABD veya müttefiklerinin hapishaneleri dışındaki en deneyimli ve yetenekli terör eylemi planlayıcısı’ idi. Belgede, Seyrfu’l Adl’e ‘yakın çalışan eski eğitmen’ olarak nitelendirdi.
İran’da ise terör uzmanları, El-Masri’nin Hamza bin Ladin’in akıl hocası olduğunu belirttiler. Daha sonra Hamza bin Ladin, Masri'nin kızı Meryem ile evlendi. İran, kaçırılan İranlı bir diplomatın serbest bırakılması karşılığında 2011 yılında Hamza'yı ve bin Ladin ailesinin diğer üyelerini serbest bıraktı. Öte yandan Beyaz Saray geçtiğimiz yıl Hamza bin Ladin'in Afganistan-Pakistan sınırındaki bir bölgede gerçekleştirilen bir terörle mücadele operasyonunda öldürüldüğünü duyurdu.
Ebu Muhammed el-Masri, 1963 yılında Mısır’ın kuzeyindeki Rabia mahallesinde doğdu. ABD’deki davalarda alınan ifadelere göre gençliğinde Mısır'ın en büyük üniversitesinde profesyonel bir futbolcuydu. Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgalinden sonra, Afgan güçlerine yardım etmek için yapılan seferberlik çağrısıyla‘cihat’ hareketine katıldı.
Mısır, Sovyetler Birliği’nin işgalden 10 yıl sonra geri çekilmesinin ardından el-Masri’nin geri dönmesine izin vermeyi reddetti. Bu yüzden Afganistan'da kaldı ve daha sonra El Kaide'nin kurucu grubu arasında katıldı ve Bin Ladin'in yanında yer aldı. 170 liderin yer aldığı örgütün yedinci kurucusu olarak listelendi.
Masri, 1990’lı yılların başlarında Usame bin Ladin ile birlikte, önce askeri hücreler oluşturmaya başladığı Hartum'a ardından da Somalili savaş ağası Muhammed Farah'a sadık milislere yardım etmek için Somali'ye gitti. Burada milisleri, 1993 Mogadişu Savaşı’nda ‘Kara Şahin (Black Hawk) Saldırısı’ olarak bilinen olayda Amerikan helikopterlerini düşürmek üzere eğittiler.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Tel Aviv merkezli Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nde uzman Yoram Schweitzer, “El Kaide 1990'ların sonlarında terör eylemleri gerçekleştirmeye başladığında, Ebu Muhammed el-Masri, Bin Ladin'in en yakın üç yardımcısından biriydi. Örgütün operasyon departmanının başıydı. Bilgisi ve kararlığıyla biliniyordu. O tarihlerden itibaren örgütün özellikle Afrika’daki eylemlerinin büyük bir kısmında yer aldı” ifadelerini kullandı.
Bin Ladin, Mogadişu Savaşı'ndan kısa bir süre sonra Masri’yi Afrika’daki ABD’ye ait hedeflere yönelik eylemleri planlama sorumlusu olarak atadı. 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi bir eylemin uluslararası arenada büyük yankı uyandıracağını düşünen El Kaide liderleri, farklı ülkelerde nispeten iyi korunan iki hedefe aynı anda saldırı kararı aldılar.
7 Ağustos 1998'de saat 10:30 sularında patlayıcı yüklü iki kamyon, Kenya'nın başkenti Nairobi ve Tanzanya’nın başkenti Darusselam’daki ABD büyükelçiliklerine doğru hareket etti. Patlamalar büyükelçiliklerin etrafındaki insanları da etkiledi. Binaların dış duvarları yıkıldı, yakındaki binaların camları kırıldı.
Ebu Muhammed el-Masri, 2000 yılında, El Kaide yönetim konseyinin dokuz üyesinden biri oldu ve örgüt üyelerinin askeri eğitiminin başına geçti. Eski bir İsrail istihbarat yetkilisine göre Masri, örgütün Afrika’daki eylemlerinin başında olmaya devam etti ve 2002'de Kenya'nın Mombasa kentinde 13 Kenyalı ve 3 İsrailli turistin ölümüyle sonuçlanan saldırı emrini verdi. Masri, 2003 yılına gelindiğinde, El Kaide’ye düşman olmasına rağmen Amerikalıların kendilerine ulaşamayacağı bir yer olarak görünen İran'a kaçan birkaç El Kaide liderinden biriydi.
Yoram Schweitzer değerlendirmesinde ayrıca şunları söyledi:
“İran rejiminin Amerikalılarla kelleleri üzerine bir takas anlaşması yapma şansının oldukça zayıf olduğuna inandıklarından ABD’nin İran’da kendilerine karşı harekete geçmesinin çok zor olacağını düşündüler.”
Masri, 11 Eylül saldırılarının faillerini ve diğer örgüt liderlerini arayan ABD’nin elinden kurtulan birkaç üst düzey örgüt üyesinden biriydi. Masri ve İran’a kaçan diğer El Kaide liderleri, burada başlangıçta ev hapsindeydiler.
Bu arada İran, 2015 yılında, El Kaide ile bir anlaşma yaptığını duyurdu. Bu anlaşma çerçevesinde Yemen'de kaçırılan İranlı bir diplomat karşılığında Masri de dahil olmak üzere örgütün beş lideri serbest bırakıldı. Masri daha sonra ortadan kayboldu. Fakat bir istihbarat yetkilisine göre Tahran'da önce DMO’nun, daha sonra İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı'nın koruması altında yaşamaya devam etti. Başta Afganistan, Pakistan ve Suriye olmak üzere yurtdışına seyahat etmesine izin verildi.
ABD’li bazı analistler, Masri’nin ölümünün, El Kaide’nin geriye kalan başlıca liderlerinden biri ile Bin Ladin'in 2011'deki ölümünden sonra ortaya çıkan savaşçılar kuşağı arasındaki bağları koparacağını düşünüyorlar. Eski ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Nick Rasmussen konuyla ilgili olarak, “Eğer bu bilgi doğruysa, bu durum El Kaide’nin eski ekolü ve cihat ile yeni nesil savaşçılar arasındaki bağları koparır. Bu da El Kaide'nin parçalanmasına ve ademi merkeziyetinin ortadan kalmasına katkıda bulunur” şeklinde konuştu.
New York Times



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.