İran nükleer dosyasında ABD - Avrupa yakınlaşması

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçtiğimiz Eylül ayında Brüksel'de yapılan toplantının oturum aralarında Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (AFP)
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçtiğimiz Eylül ayında Brüksel'de yapılan toplantının oturum aralarında Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (AFP)
TT

İran nükleer dosyasında ABD - Avrupa yakınlaşması

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçtiğimiz Eylül ayında Brüksel'de yapılan toplantının oturum aralarında Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (AFP)
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçtiğimiz Eylül ayında Brüksel'de yapılan toplantının oturum aralarında Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (AFP)

Avrupalılar, son ABD seçimlerinde ipi göğüsleyen Joe Biden’ın Beyaz Saray'a gireceği ve anayasal görevlerini üstleneceği 20 Ocak'ı beklemeden ABD ile yeni bir sayfa açmak için harekete geçti.  Avrupalıların bu acelesi Donald Trump'ın sayfasını dürdükleri anlamına geliyor. Avrupalılar ve Trump arasında, 4 yıllık süre zarfında sıkıntı ve Atlantik’in iki yakasını temel dosyalar üzerinden ayıran derin farklılıklar hakim olmuştu. Trump'ın tek taraflı hareket etmesi, dünyadaki krizlerin çoğulculuk ilkesi ile yönetileceğine inanmaması, Çin ile ticaret savaşı başlatması, kısa menzilli nükleer füze anlaşmasını terk etmesi, START II anlaşmasını uzatmaması, İngiltere'yi, Avrupa Birliği'nden ayrılmaya teşvik etmesi ve NATO’yu "modası geçmiş" olarak nitelemesi gibi hususlar Avrupalılar ve Trump arasındaki anlaşmazlıkların nedenlerine örnek olarak gösterilebilir. Bunlara Filistin-İsrail çatışmasının geleceği ve Türkiye'nin Suriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz sularında izlediği politika da dahil olmak üzere bölgesel dosyaların yönetimi gibi konular eklenebilir. Ancak Washington ile 3 Avrupa başkenti (Paris, Berlin ve Londra) arasındaki sürtüşme eksenini oluşturan en önemli dosya şüphesiz “İran nükleer anlaşması” dosyasıdır. Bu nedenle, Fransa ve Almanya dışişleri bakanları Jean-Yves Le Drian ve Heikou Maas'ın, salı günü, iki Avrupa ve bir Amerikan gazetesinde yayınlanan ortak bir makalede şu iki ana konuya odaklanması şaşırtıcı değildi: NATO'nun geleceği ve “İran nükleer anlaşması” dosyası. ABD Dışişleri Bakanı’nın yurt dışı ziyaretlerinin hedeflerinden biri İran’ın "nükleer" sorununu ele almak olduğu unutulmamalı.
Bahse konu makalede, Trump'ın dört yıllık görev süresine atıfta bulunularak, son yıllarda kötüye giden ve düzeltilmesi gereken pek çok şey olduğu belirtildi. İran'ın nükleer anlaşma dosyası ile ilgili olarak, iki bakan şunları yazdı: ABD'yi İran'la mücadelede ortak bir yaklaşıma dönmeye çağırıyoruz, böylece Tahran’ın nükleer programının barışçıldan başka bir şey olmadığından emin olabilir ve İran’a bizim güvenliğimiz ve bölgenin güvenliği için oluşturduğu diğer zorluklara karşı uygun yanıtlar verebiliriz."
Paris'teki Avrupalı diplomatik kaynaklar, iki bakanın “ortak mesajının" zamanlamasının, şu anda Washington'da konuşulan İran'a ve bölgedeki müttefiklerine daha fazla yaptırım uygulanmasına yönelik iddialar ile ilişkili olduğunu öne sürdü. ABD medyasında dolaşan diğer "iddialara" ek olarak: siber savaş, komando operasyonları, doğrudan saldırı iddiaları da yer alıyor. Bunlar arasında, New York Times'ın geçtiğimiz günlerde ortaya attığı iddiaya göre, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporunda belirtilenlere yanıt olarak Trump, yardımcılarıyla birlikte İran'daki "Natanz" reaktörüne karşı bir askeri saldırı başlatma olasılığını masaya yatırdı. UAEA’nın son raporunda İran'daki "Natanz" reaktöründe yüzde 5 zenginleştirilmiş uranyum stoğunun 2449 kilograma ulaştığı, mevcut stoğun 300 kilogramı geçmediği ifade edildi.
Washington'un nükleer anlaşmadan ayrılması karşısında Tahran'ın 2018 yılının baharında zenginleştirme tavanı, doymuş miktarlar, santrifüj sayısı ve kalitesi, daha fazla sahanın işletimi ve yeniden araştırılması maddelerini de içeren nükleer yükümlülüklerinden aşamalı bir şekilde ayrılması dikkat çekici oldu.
İşin gerçeği şu ki, Paris, Berlin ve diğer Avrupa ülkeleri, kalan son iki ayında Trump yönetiminin atacağı adımlar hususunda endişe duyuyor. Bu nedenle, Avrupa ülkelerinin alelacele diplomatik hamlede bulunması ve çetrefilli dosyalarda işbirliği yapma isteğini ifade etmesi, Biden’ın İran'a karşı "esneklik" vurgusu yapması ve nükleer anlaşmaya geri dönmeye hazır olduğunu belirtmesi bağlantılıdır. Ancak Avrupalı kaynaklar, kimilerinde oluşan, “Washington’un kendiliğinden, vakit kaybetmeden ve koşulsuzca anlaşmaya dönmesi” kanaatinin safiyane olduğunu ifade ediyor. Kaynaklar buna ek olarak son beş yılda, yani nükleer anlaşmanın imzalandığı tarih ile Trump döneminin son safhası arasında meydana gelen ihtilafların görmezden gelinerek Washington yönetiminin koşulsuzca anlaşmaya döneceğini düşünmenin de saflık olacağını kaydediyor. Biden’in açıklamasının dikkatlice okunması gerektiğini belirten kaynaklar konuya ilişkin şunların altını çiziyor: Biden’ın anlaşmaya geri dönme sözü verdiği doğru, ancak Biden bunu Tahran’ın anlaşma karşısındaki tüm ihlallerinden vazgeçmesine bağladı. Bu ihlallerin sayısı da çok.  Biden aynı şekilde İran'ın füze ve balistik programını ve bölgesel politikasını ele almak üzere müzakerelerin başlamasını da Tahran’ın anlaşma karşısındaki tutumuna bağladı. Biden, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu koruması halinde Kongre ile zorlu bir mücadele vermek zorunda kalacak.  Trump’ın bıraktığı miras bir çırpıda yok edilemez.”
İki temel olasılık var: Birincisi; Nükleer anlaşmanın korunması ve İran’la müzakerelerin yapılması yönündeki Fransa-Avrupa önerisinin göreve gelecek ABD yönetimi tarafından büyük ölçüde benimsenmesi. İran’la yapılacak olası müzakerelerde füze-balistik dosyası, nükleer programın 2025 sonrasındaki geleceği, İran'ın komşularına yönelik saldırgan politikası ve başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmesi konuları masaya yatırılacak. Birinci olasılık, 3 yıl önce başlayıp günümüze kadar devam eden durumun aksine ABD ve Avrupa ülkeleri arasındaki işbirliği ve koordinasyonu "kolaylaştıracaktır". İkinci olasılık, Washington'un reddetmeyeceği İran'ın da isteyeceği olası bir çarpışma nedeniyle önümüzdeki aylarda şiddetli diplomatik savaşların patlak vermesi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, “İran” gazetesine verdiği demeçte, ABD'de göreve gelecek yeni yönetimin yaptırımları kaldırması halinde İran'ın askıya aldığı tüm nükleer taahhütlerine şartsız şekilde geri döneceğini söyledi. Ancak İran’da, 250 milyar dolar olarak tahmin edilen yaptırımlar sonucunda Tahran'a verilen zarar için ABD’den tazminat talep edilmesini isteyenler olduğu gibi Washington ile yapılabilecek herhangi olası bir müzakereyi reddedenler de bulunuyor. Öte yandan, İran dini lideri Ali Hamaney, balistik füze programı meselesinin "müzakere dışı" olduğunu daha önce defalarca dile getirdi.

Son tablo
ABD-Avrupa yakınlaşması ve anlaşmanın devamının İran’ın istikrara zarar verebilecek faaliyetlerini kısıtlayan başka bir anlaşmayla sağlanması konusundaki fikir birliği. Bu, Tahran'ın reddedici politikasından vazgeçmesi halinde yeni müzakerelerin başlatılabilmesi demek. Yeni bir anlaşmanın sağlanması uzun yılları alabilir; 2015 Viyana Anlaşması'na ulaşılmadan önce 10 yıl geçtiği unutulmamalı.



ABD'nin Salt Lake City kentinde meydana gelen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti

Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
TT

ABD'nin Salt Lake City kentinde meydana gelen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti

Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)

Yerel medya dün, ABD’nin Utah eyaletindeki Salt Lake City kentinde bir kilisede düzenlenen cenaze töreni sırasında meydana gelen silahlı saldırıda iki kişinin hayatını kaybettiğini, bazı kişilerin de yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Deseret News’ten aktardığına göre saldırı, kiliseye ait otoparkta gerçekleşti. KUTV televizyonu ise şüphelinin henüz yakalanamadığını aktardı.

Saldırı sırasında kilise içinde onlarca kişinin bulunduğu, hayatını kaybedenlerin ve yaralananların tamamının yetişkin olduğu kaydedildi.

AP’nin aktardığına göre polis, saldırganın herhangi bir dine karşı özel bir husumet taşıdığına dair bulgu olmadığını açıkladı.

xsdfrgt
Kilise binasının yanındaki polis aracı (AP)

Salt Lake City Polis Şefi Brian Reid, “Bunun belirli bir dine veya benzer bir şeye yönelik hedefli bir saldırı olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

Polis, olayın rastgele gerçekleştiğine de inanmadıklarını açıkladı. Yetkililer, hâlâ herhangi bir şüphelinin yakalanmadığını bildirdi.

Brennan McIntyre, eşi Kina ile birlikte otoparkın bitişiğindeki dairelerinde televizyon izlerken silah seslerini duyduklarını söyledi. McIntyre, “Koltuktan fırladım ve durumu görmek için dışarı koştum” dedi.

McIntyre, “O anda yerde birini gördüm. İnsanlar ona yardım etmeye çalışıyor, ağlıyor ve bağrışıyordu” şeklinde konuştu.

juı
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)

Olayın ardından yaklaşık 100 polis ve güvenlik aracı bölgeye sevk edildi, helikopterler ise havadan gözetleme yaptı.

Belediye Başkanı Erin Mendenhall, “Böyle bir şeyin asla ibadet yerinde olmaması gerekirdi. Asla bir cenaze töreni alanında yaşanmamalıydı” ifadelerini kullandı.

Kilisenin sözcüsü, kurumun kolluk kuvvetleriyle iş birliği içinde olduğunu ve kurtarma ekiplerinin çabalarına minnettar olduklarını açıkladı.

xcdfgth
Olayın meydana geldiği kilisenin yakınında sevdiklerinin yasını tutan yakınları (AP)

Kilisenin merkezi Salt Lake City’de bulunuyor ve Utah eyaletinin 3,5 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı bu dine mensup. Silahlı saldırının yaşandığı kiliseye benzer ibadet yerleri, eyalet ve şehir genelinde farklı bölgelerde de yer alıyor. Geçen ay Michigan eyaletinde eski bir deniz piyadesinin bir kilisede ateş açıp yangın çıkarmasının ardından, bu kilise de en yüksek güvenlik alarmı durumuna geçirildi. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırganın motivasyonunun ‘dine yönelik düşmanca inançlar’ olduğunu belirledi.


WSJ: Trump, Venezuela petrolünü kontrol altına almayı ve varil fiyatını 50 dolara düşürmeyi düşünüyor

Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
TT

WSJ: Trump, Venezuela petrolünü kontrol altına almayı ve varil fiyatını 50 dolara düşürmeyi düşünüyor

Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ) dün yayımladığı haberde, ABD Başkanı Donald Trump ve danışmanlarının önümüzdeki yıllarda Venezuela petrol sektöründe hakimiyet kurmayı planladığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığına göre Trump, çabalarının petrol fiyatlarını varil başına 50 dolara düşürmeye yardımcı olabileceğine inandığını yardımcılarına iletti.

Haberde, konuya yakın kaynaklara dayandırılarak, ABD’nin, devlet şirketi Petreleos de Venezuela (PDVSA) üzerinde belirli bir kontrol sağlamayı, şirketin petrol üretiminin büyük bir kısmını ele geçirip pazarlamayı içeren bir plan üzerinde çalıştığı öne sürüldü. Reuters, haberin doğruluğunu henüz bağımsız olarak teyit edemedi.


Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
TT

Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)

Ali Yahi

Sahel bölgesi, askeri cuntaları iktidara getiren darbeler nedeniyle ülkeleri her düzeyde kırılganlık yaşarken, uluslararası çatışmanın ve büyük güçlerin savaş arenası haline geldi. Askeri darbeler, silahlı hareketlerin ve terör örgütlerinin yeniden canlanmasının yanı sıra, uluslararası organize suç ağlarının da oluşmasına yol açan bir güvenlik boşluğuna neden oldu. Bu durum, Çin de dahil olmak üzere dış tarafları, silah anlaşmaları dahil çeşitli kanallar aracılığıyla “yumuşak” müdahaleye teşvik etti.

Silah ithalatının yüzde 26'sı Çin'den

Fransız “Jeune Afrique” dergisinde yayınlanan bir haber, Çin'in Batı ülkelerine kıyasla sunduğu sayısız avantajın gölgesinde, Pekin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışlarındaki artışı ortaya koydu. Haber ayrıca 2020-2024 yılları arasında Batı Afrika'daki silah ithalatının dörtte birinden fazlasının, yani askeri teçhizatın yaklaşık yüzde 26'sının Çin'den ithal edildiğini de açıkladı. Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal’in talebin en yüksek talebin en yüksek olduğu ülkeler olduğu belirtildi.

hyjukıl
Bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımları ihtiyaçlarına göre değişiyor (AFP)

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nde (SIPRI) araştırmacı olan Simon Wezeman, Pekin'in Sahel bölgesi de dahil olmak üzere Batı Afrika'da önde gelen silah ve askeri teçhizat tedarikçisi haline geldiğini vurguladı. Jeune Afrique dergisinin haberi bağlamında, bu değişimin iki faktörden kaynaklandığını belirtti; birincisi, Pekin'in kıtanın kaynaklarına olan stratejik ilgisi ve ekonomik varlığını güçlendirme ve bölge pazarlarına erişimi güvence altına alma çabaları. İkinci faktör ise rejimlerin zayıflığından kaynaklanan kırılgan güvenlik durumu nedeniyle bölgede silaha olan talebin artması. Çin silahları, Batılı muadillerine kıyasla daha düşük maliyetleri nedeniyle güçlü bir rakip haline geldi. Dahası, Fransa ve ABD gibi Batılı ortakların insan hakları endişeleri nedeniyle bazı Batı Afrika ülkelerine silah ihracatı üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmaları gibi siyasi ve insan haklarıyla ilgili kısıtlamalardan da muaflar.

Artan bölgesel talep

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımlarının ihtiyaçlarına göre değiştiğini, ancak zırhlı araçlar ve insansız hava araçlarının en çok talep edilen ürünler olduğunu vurguladı. Burkina Faso, 2015 ile 2024 yılları arasında 122 araç ile her türden zırhlı aracın en büyük alıcısı olurken, onu 118 araçla Nijerya takip etti. Enstitü ayrıca, Afrika ordularının yaklaşık yüzde 70'inin Çin zırhlı araçlarına sahip olduğunu belirtti.

Haberde, bölgedeki Amerikan nüfuzunun gerilediği, Pekin'in askeri varlığının ise genişlediği ifade edildi. Son yirmi yılda Çin, 20 ortak askeri tatbikat gerçekleştirdi, Afrika limanlarına 44 ziyaret yaptı ve üst düzey askeri yetkililer arasında yüzlerce karşılıklı ziyaret gerçekleştirildi. Haber, Çin'in askeri varlığında yaşanan bu genişlemeyi, 2015-2019 yılları arasında bölgesel silah talebinde yüzde 100'lük bir artış ile 2010-2014 dönemine kıyasla yüzde 82'lik artışa bağladı. En yüksek artışlar Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal'de kaydedildi. Haberde, Rusya'nın Ukrayna'ya yapılan saldırıdan bu yana ihracatını azaltmasına rağmen, Afrika kıtasında önemli bir silah tedarikçisi olmaya devam ettiği de belirtildi.

Ekonomiden stratejik güvenlik ortaklıklarına

Bu bağlamda, Uluslararası İlişkiler Profesörü Selim Talis, kendisi ile özel röportajda, Afrika'da her düzeyde yaşanan dönüşümlerin Pekin'i nüfuzunu güçlendirmeyi amaçlayan proaktif adımlar atmaya sevk ettiğini belirtti. Bu adımlar, sık sık ziyaretler yoluyla Afrika ülkeleriyle, özellikle Sahel bölgesindekilerle, askeri iş birliğini genişletmeyi, Afrikalı subayların eğitimini ve yetiştirilmesini denetlemeyi, çeşitli silah türleri satmayı ve ortak askeri tatbikatlar yapmayı içeriyor. Çin'in Cibuti'deki üssüne ilave olarak Batı Afrika'da ikinci bir kalıcı askeri üs edinme çabalarına işaret eden haberlerin, Pekin'in Afrika ile ilgili niyetlerini ortaya koyduğunu açıkladı.

Talis, saldırıların artması ve bilhassa can kayıplarının boyutu ile terör örgütlerinin kontrolünün genişlemesi göz önüne alındığında, Sahel bölgesinin küresel terörizmin merkezi haline geldiğini, buna karşılık iktidardaki askeri cuntaların başarısız olduğunu belirtti. Bu durum, Çin'i bir dayanak noktası arayışı içinde bölgeye sızmaya itti. Pekin'in Sahel bölgesinde büyük güçlerin tek başlarına nüfuz için rekabet etmelerine izin vermediğini, bunun yerine, Mali, Nijer ve Burkina Faso Batı'nın yerini alacak yeni müttefikler ararken, Pekin’in hızla odağını ekonomik yönden stratejik güvenlik ortaklıkları kurmaya kaydırdığını söyledi.

Dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı

Çin, dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı sayılıyor ve çeşitli silahlı çatışmalarda yaygın kullanımı nedeniyle Çin silah satışları hızla artıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre 2020-2024 yılları arasındaki beş yıllık dönemde ortalama silah ihracatı, 2000-2004 yılları arasındaki döneme kıyasla üç kattan fazla arttı.

Enstitü, Çin'in askeri sanayisinin büyük dönüşümler geçirdiğini, seri silah üretimine odaklanmaktan niteliksel verimliliği artırmaya doğru kaydığını açıkladı. Bu durum Pekin'e modern savaşlarda rekabet avantajı sağladı, çatışmalardaki konumunu güçlendirdi ve Washington ile bölgesel müttefiklerine yeni caydırıcılık denklemleri dayattı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, özellikle nispeten düşük fiyatlar ve ithalat üzerindeki siyasi kısıtlamaların azlığı nedeniyle, Çin bazı Afrika ve Asya ülkeleri için önemli bir silah tedarikçisi haline geldi.

Çin'in bölgede artan varlığının arkasındaki hesaplar

Sahel bölgesinde güvenlik konularında uzman bir gazeteci olan Hüseyin Lansari, Çin'in Sahel'deki artan varlığının ardında çeşitli hesaplar olduğunu değerlendiriyor. Bunlar arasında, özellikle Çinli şirketlerin ekipmanlarına yönelik saldırılar, vatandaşlarının ve işçilerinin kaçırılmasının ardından terör örgütlerinin Çin'in bölgedeki özellikle madencilik ve enerji sektörlerindeki büyüyen çıkarlarına yönelik artan tehditlerinin yanı sıra, Pekin'in bölgenin doğal kaynaklarına olan artan ilgisi de yer alıyor. Bu kaynaklar, Çin'in devasa ekonomisinin ihtiyaç duyduğu stratejik hammaddeler için hayati bir kaynak. Mali, Burkina Faso, Nijer ve bölgedeki diğer ülkeler, Çin'in teknolojik ve askeri endüstrileri için hayati önem taşıyan altın, uranyum, lityum ve diğer mineraller açısından zengin rezervlere sahip. Lansari, Pekin'in kendisini yeni bir sömürgeci güç olarak göstermemeye özen gösterdiğini ve ortaklıklarının karşılıklı fayda ve ulusal egemenliğe saygıya dayalı olduğunu vurguladığını belirtti.

Lansari, özellikle Fransız ve Amerikan varlığının gerilemesiyle birlikte, Çin'in askeri alanda yer edinmek için öncelikle ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklandığını açıkladı. Pekin'in stratejisinin, bölgesel hükümetlerin Çin'i katı siyasi koşullar olmaksızın yatırım ve finansman alternatifleri sunabilen önemli bir ekonomik ortak olarak görmelerini sağladığını belirtti. Pekin'in eğitim, askeri ve askeri olmayan teçhizat ve istihbarat paylaşımı sağlayarak bölgedeki ülkelerle güvenlik iş birliğini geliştirdiğini ifade etti. Pekin'in bilhassa bölge hükümetleri tarafından memnuniyetle karşılanan ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklanmasıyla, Sahel'de Çin varlığını güçlendirme fırsatlarının umut verici göründüğünü açıkladı. Uluslararası rekabetin Çin'in etkisini genişletme hevesini körüklediğini, ancak en önemli zorluğun ön siyasi koşullar veya sahada askeri varlığa sahip olmadan karşılıklı fayda sağlayabilen, güvenilir bir ortak olarak kendini sunabilme yeteneği olmaya devam ettiğini vurguladı.