Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD bizimle, Soğuk Savaş zihniyeti doğrultusunda sıfır toplamlı bir oyun oynuyor’

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.
TT

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD bizimle, Soğuk Savaş zihniyeti doğrultusunda sıfır toplamlı bir oyun oynuyor’

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.

Çin Devlet Müsteşarı ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, dünyanın koronavirüs salgınıyla mücadelede Suudi Arabistan önderliğindeki G20’ye büyük umutlar bağladığını söyledi. Wang Yi açıklamasında, Riyad’ın aşılar, makroekonomik politikalar, gelişmekte olan ülkelerin borçları, ticaret, yatırım ve dijital ekonomi alanlarında somut olumlu sonuçlar elde ettiğine dikkat çekti.
Suudi Arabistan’ın talebiyle grup liderlerinin geçen mart ayında düzenlediği olağanüstü zirvenin pandemiyle mücadele konusunda dünya ülkelerinin güvenini artırdığını belirten Bakan şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu durum, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirvede belirttiği meseleyi, yani dünya ülkelerinin çıkarlarının birbirine bağlı olduğunu ve insanlığın tek bir geleceği paylaştığını doğruluyor. Virüs sınır tanımıyor. Irklar arasında ayrım yapmıyor. Onu ancak uyumlu çabalarla yenebiliriz.”
Çinli Bakan, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda uluslararası toplumun Riyad Zirvesi’ni büyük bir ilgiyle takip ettiğini, zirvenin olumlu bir mesaj göndereceğini ve koronavirüs karşısında uluslararası iş birliği için pratik bir vizyon sağlayacağını ümit ettiğini belirtti. Zirvede, küresel yönetim sisteminde salgının ortaya çıkardığı eksikliklerin derinlemesine yeniden düşünüleceğini vurgulayan Wang “Uluslararası toplumun büyük ve acil endişelerine, çok taraflılığı uygulama ve küresel yönetimi tamamlama taahhüdüne cevaben pandemi sonrası dönemde reform çözümleri arıyoruz” dedi.
Wang Yi, koronavirüs konusunda ülkesine yönelik ‘şeffaflık eksikliği’ suçlamalarını reddederken, araştırma ve kanıtların bu durumun tam tersini kanıtladığına dikkat çekti. Bakan, aynı şekilde koronavirüs salgınının siyasallaşmasının yanı sıra “ABD zorbalığı” olarak nitelendirdiği durumu ve Soğuk Savaş zihniyetiyle sıfır toplamlı bir oyun oynanmasına da karşı çıktı. ABD tarafının ‘rasyonaliteye dönmesi’, ‘Çin’in ve diğer yükselen ekonomilerin gelişimine objektif ve adil bir şekilde bakması’ yönündeki umudunu dile getirdi.
Çinli Bakan, Yemen’de siyasi bir çözüm için Stockholm Anlaşması ve Riyad Anlaşması’nın uygulanmasının önemine dikkat çekti.
Suriye meselesine barışçıl bir çözüm konusunda yeni fırsatlarla karşı karşıya olunduğunu belirten Wang, Libya meselesine ilişkin de  “Libya sorununun, siyaset dışında bir çözümü yok” ifadesini kullandı. Wang Yi, ülkesinin Libya’daki ateşkes anlaşmasına verdiği desteği yinelerken Libya’nın egemenliğine saygı duyulduğunu ve dış güçlerin Libya’nın iç meselelerine  müdahalesini kabul etmediklerini kaydetti.
Çin Dışişleri Bakanı, uluslararası alanda yaşanan çekişmelerden koronavirüse, çatışma bölgelerinden ekonomiye kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını cevapladı:

Size göre G20 gündemindeki en acil başlıklar nelerdir?
Bugün dünya, yeni koronavirüs salgını ile yüz yıldır eşi görülmemiş büyük değişikliklere tanık oluyor. Aynı zamanda korumacılığın ve tek taraflılığın artmasına, küreselleşmeye karşı esen rüzgarlara ve uluslararası durumların sürekli bozulmasına da tanık oluyor. Küresel ekonomi; sosyal ve canlı refah üzerinde tehlikeli yansımalara yol açan büyük buhrandan bu yana en tehlikeli durgunluk ve küçülme haline saplanmış durumda. Dünya nereye gidecek? Devletler, komşusunu yoksullaştırma noktasına ulaşana kadar tek başlarına mı hareket edecekler yoksa zorlukları dayanışma ve yardımlaşma ile mi aşacaklar? Bu önemli kavşağın önünde dünya çoğulculuk, dayanışma, destek ve ekip ruhu çağrısı yapan seslerin yeniden ortaya çıkması için küresel krizlerle mücadelede önemli bir platform ve uluslararası ekonomik iş birliğinde ana forum olarak G20’ye umut bağlıyor. Dünya bunların, salgınla mücadele, küresel ekonomiyi canlandırma ve yeniden inşa etme, zamanın geçmesiyle paralel bir gidişata öncülük ve tarihsel gelişimle tutarlı bir yön belirlemek için küresel çabaları harekete geçirecek şekilde gerçekleşmesini umuyor. Bu yılın başından bu yana ana devlet olarak Suudi Arabistan’ın güçlü liderliği sayesinde aşılar, makroekonomik politikaların koordinasyonu, gelişmekte olan ülkelerin borçlarıyla ilgilenme, ticaret, yatırım, dijital ekonomi ve insanların hareketliliği alanlarında somut olumlu sonuçlar elde edildi. Geçen mart ayında grup zirvesi başarıyla gerçekleştirildi. Dünya ülkelerinin güveni artırıldı ve pandemiyle mücadelenin önü açıldı. Zirve, uluslararası toplum tarafından büyük bir takdir topladı. Bu durum, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in olağanüstü zirvede söylediği şeyi, yani dünya ülkelerinin çıkarlarının birbirine bağlı olduğunu ve insanlığın tek bir geleceği paylaştığını bir kez daha doğruluyor. Virüs sınır tanımıyor ve ırklar arasında ayrım yapmıyor. Bu yüzden onu ancak uyumlu çabalarla yenebiliriz.
Şu anda pandemi dünyada ciddi şekilde yayılmaya devam ediyor ve ikinci dalga şiddetli bir şekilde geliyor. Bu da pandemiyi kontrol etme, halkın geçimini garanti altına alma ve ekonomik istikrarı sağlama görevlerini zorlaştırdı. Bu koşullar altında uluslararası toplum, Riyad Zirvesi’ni ilgiyle takip ediyor. Zirvenin olumlu bir mesaj göndermesini ve koronavirüs karşısında uluslararası iş birliği için pratik bir vizyon sağlamasını ümit ediyoruz. Aynı zamanda tüm taraflar, küresel yönetim sisteminde salgının ortaya çıkardığı eksiklikleri ve zayıflıkları derinlemesine yeniden düşünmeye başladı. Bu zirvede ‘pandemi sonrası dönemde’ küresel yönetim reformu hususunda bir çözüme ulaşmak için sabırsızlanılıyor.
Çin tarafı, Riyad Zirvesi’nin sadece bu yılın başından itibaren G20 çerçevesinde iş birliği deneyimlerinin çıkarılacağı bir toplantı olmadığına ve bir sonraki aşamada yalnızca iş birliği için planlama adımlarının planlanmadığına inanıyor. Aksine zirve, ‘pandemi sonrası çağda’ küresel yönetim sistemini tamamlamak için önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Uluslararası toplumun büyük ve acil endişelerine yanıt olarak bu zirve aracılığıyla aşağıdaki alanlarda iş birliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, açıklamasının devamında takip edilmesi gereken adımları şöyle sıraladı:
Birincisi, çok taraflılığı uygulama ve küresel yönetimi tamamlama taahhüdüdür. Pandeminin ortaya çıkardığı küresel yönetim eksikliklerinin giderilmesi, halk sağlığı, iklim değişikliği ve veri güvenliği alanlarındaki tüm küresel zorluklarla yüzleşme kapasitesinin artırılması için Birleşmiş Milletler’in (BM) merkezi olduğu uluslararası sistem güçlendirilmeli ve küreselleşme yönetim sistemi tamamlanmalıdır.
İkincisi, ‘önce yaşam’ kavramına bağlılık ve sağlığın herkes için erişilebilir olduğu ortak bir toplumu kurulmalı.  Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) liderlik ve koordinasyon rolü desteklenmeli ve dünya için bir kamu yararı olarak koronavirüs pandemisine karşı aşı geliştirme, üretme ve dağıtma süreci hızlandırılmalı, herkes için erişilebilir hale getirilmelidir.

Üçüncüsü, makroekonomik politika koordinasyonunun geliştirilmesi ve küresel ekonomik iyileşmenin desteklenmesidir. Tüm ülkelerin birbirine yakın bağımlılığı daha olumlu görülmeli, endüstri zinciri açık ve istikrarlı bir durumda tutulmalıdır. İnsanların temel geçim kaynakları garanti altına alınmalı, özellikle dijital ekonominin büyümesi için gizli potansiyeli açığa çıkaran, ayrıca açık, adil ve ayrımcı olmayan bir pazar ortamı oluşturan yeni büyüme noktaları bulunmalıdır.
Dördüncüsü, kalkınma, uluslararası iş birliğinin merkezine yerleştirilmeli, gelişmekte olan ülkelerin karşılaştıkları zorluklar dikkate alınmalı ve şiddetli pandemi nedeniyle büyük baskı altında olan ülkelere verilen destek, borç hizmetinin uygulanma girişimiyle ve diğer tedbirlerle desteklenmelidir. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ndeki taahhütlerin yerine getirilmesine ve gelişmekte olan ülkelerin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne erken bir tarihte ulaşmalarına yardımcı olunmalıdır.
Çin, pandemiyi etkili bir şekilde kontrol altına aldı ve şimdi yeni bir kalkınma denklemi oluşturmak için çalışıyor. Yakın bir zamanda 14’üncü beş yıllık planı başlatacak. Çin tarafı, Suudi Arabistan’ın ana devlet olarak liderlik rolünü desteklemek, Riyad Zirvesi’nin başarısını sağlamak, uluslararası toplumun zorlukların üstesinden gelme konusundaki güvenini pekiştirmek ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk oluşturmak amacıyla tüm taraflarla birlikte çalışmaya isteklidir.

Koronavirüs salgınının dünya ve Çin üzerindeki yansımaları ve bunun sonucunda ortaya çıkan aşı geliştirme yarışına dair değerlendirmeleriniz nedir?
Koronavirüs aniden ortaya çıktı. Zaman zaman dalgaları tekrarlandı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana insanlık için halk sağlığı alanında en tehlikeli, en acil durum haline geldi. İnsanların güvenliği ve sağlığı için büyük tehditler, küresel halk sağlığı güvenliği için büyük zorluklar oluşturdu. Dünya ülkeleri üzerinde tehlikeli yansımaları oldu ve küresel ekonomiye büyük zarar verdi. Şiddetli ve ürkütücü salgın karşısında uluslararası toplum geri adım atmadı. Aksine büyük felaketlerin karanlığını aydınlatan beşeri cesareti, kararlılığı ve sevgiyi somutlaştıran tek bir ekip ruhuyla dünya halklarını destekledi ve iş birliği yaptı. Devlet Başkanı Şi Cinping’in Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın üçüncü oturumunun açılışında belirttiği gibi; beşeri toplumun çarkı her zaman ilerliyor ve riskler, felaketler ve olumsuz akımlardan bağımsız olarak kesinlikle ilerlemeye devam edecek.
Pandemi karşısında Çin hükümeti, her zaman önce insan ve önce hayat kavramına bağlı kaldı. Önleyici eylemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma arasında bilimsel olarak önemli stratejik sonuçlar elde edici uzlaşı için çalıştı. Çin ekonomisi, istikrar ve iyileşme ivmesine tanık oldu. İlk üç çeyrekte pozitif büyüme sağladı ve vatandaşların yaşamlarını etkili bir şekilde garanti altına almayı başardı. Her yönden orta derecede müreffeh bir toplum inşa etmek ve yakın gelecekte yoksulluğu ortadan kaldırmak gibi iki hedefe ulaşacağız. Çin Komünist Partisi’nin 19’uncu Merkezi Komite’sinin 5’inci Genel Oturumu, 14’üncü beş yıllık aşamada kapsamlı bir kalkınma planlaması hazırladı. Bu durum, Çin’in, çok yönlü şekilde modern bir sosyalist ülke inşa etmek için yeni bir yol başlatacağı ve yeni bir gelişme aşamasına gireceği anlamına geliyor. Çin, yerel ekonomik döngünün, yerel ve uluslararası oturumlar arasındaki pozitif etkileşimin temel dayanağı olduğu yeni bir kalkınma modelinin oluşumunu hızlandırmaya kararlıdır. Bu, devasa Çin pazarına dayalı daha açık bir ekonomik sistem oluşturacaktır. Çin, ülke pazarını herkes için küresel ve ortak hale dönüştürmek ve Çin’in kalkınmasını dünya ülkelerinin gelecekte karşılıklı fayda elde etmeleri için bir fırsat sunmak amacıyla daha geniş, kapsamlı ve derin bir şekilde açılma kararı aldı.
Virüs, sınır tanımıyor. Tüm dünya halkları, aşı ve ilaçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Aşıların geliştirilmesi konusunda tüm ülkelerin katkılarını içtenlikle bekliyoruz. Bu bağlamda Devlet Başkanı Şi Cinping birçok uluslararası vesileyle, Çin aşısının başarılı bir şekilde geliştirilmesi ve üretilmesinin ardından gelişmekte olan ülkelerin aşıyı uygun bir fiyata kullanmalarına olanak tanıyıcı bir katkı sağlayarak tüm dünyanın kamu yararına olacağını ciddi şekilde ilan etti. Çin, sözlerinde samimi ve eylemlerinde kararlı olacak. Yukarıda belirtilen vaatleri ciddiyetle yerine getirecektir.
Çinli şirketler, bilimsel yasalara ve denetim gerekliliklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak gece gündüz aşı geliştirmeye çalışıyorlar. Tatmin edici sonuçlar elde edildi. Klinik deneme aşamasına giren 11 Çin aşısı var. Bunlardan 4’ü sertifika aldıktan sonra yurt dışında klinik denemelerin üçüncü aşamasına başlamıştır. Veriler, aşının araştırma ve geliştirme açısından Çin’i dünyanın ön saflarına koyarak güvenliklerini doğruluyor. Çin tarafı, aşı konusunda uluslararası iş birliğine yönelik olumlu bir tutum benimsemeye devam ediyor. WHO ve diğer kurumların çok taraflı girişimler başlattığı ‘Yeni Tip Koronavirüse Karşı Aşı ve İlaçların Geliştirilmesini, Üretilmesini ve Adil Dağıtımını Hızlandırmak İçin İş Birliği Girişimi’ ve ‘COVAX’ programına dahil oldu. Koronavirüse karşı aşılama alanında uluslararası iş birliğine dair tüm taraflarla görüşmelere devam etmek istiyor.

ABD, Çin’i koronavirüsü dünyaya yaymakla suçladı. Bu konuya ilişkin düşünceleriniz nedir?
Koronavirüs salgını, bilinmeyen bir virüsün insanlığa karşı başlattığı ani bir saldırı olarak geldi. Her an her yerde görülebilir. Devlet Başkanı Şi Cinping’in liderliği ve kişisel planlaması sayesinde Pekin hükümeti, virüsün yayılma zincirini ilk anda etkili bir şekilde keserek hızlı, kapsamlı ve doğru önleyici tedbirleri aldı. Salgının yayılma ivmesini yaklaşık 1,5 aylık bir sürede sınırlamayı başardık. Yaklaşık iki ay içerisinde günlük hasta sayısını 10’un altına düşürdük. Wuhan ve Hubei eyaletini savunma savaşında, halkın güvenliğini ve sağlığını etkin bir şekilde koruyarak yaklaşık 3 ay içinde kararlı bir zafer kazandık. Çin geçen haziran ayında pandemiyle mücadeledeki yürüyüşünü kapsamlı ve eksiksiz bir şekilde dünyaya sunan ‘Yeni Tip Koronavirüs Pandemisiyle Mücadele: Çin Hareketleri’ başlıklı bir beyaz bülten yayınladı. Gerçekler, veriler ve kronoloji nettir. Dünyanın karşısında tanıklık etmektedir ve zaman ile tarihin sınavına dayanmaktadır.
Salgını ilk kaydeden ülke olarak Çin açık, şeffaf ve sorumlu bir tutum benimsemiş, ilk anda dışarıyla bilgi paylaşımında bulunmuş ve uluslararası iş birliğini hızlı bir şekilde sürdürmüştür. Çin’in attığı güçlü ve etkili adımlar, WHO uzmanları da dahil olmak üzere dünyadaki ilgili kişiler tarafından büyük takdir topladı.
Çin’in Wuhan’dan çıkışları 23 Ocak’ta kapattığını tekrarlamak istiyorum. Virüs enfeksiyonu vakaları bilimsel çalışmalarla doğrulanır doğrulanmaz bireylerin ülke genelindeki hareketlerine katı kısıtlamalar getirildi. Ve bu önemli adımlar dünyaya en güçlü uyarıyı verdi. O zamanlar, diğer ülkelerde ve bölgelerde yalnızca 9, ABD’de ise 1 vaka vardı. ABD, 2 Şubat’ta sınırlarını tüm Çin vatandaşlarına kapattığında, Washington’ın açıklamalarına göre ülkede 10’dan fazla teyit edilmiş vaka mevcuttu. Ancak ABD’deki bazı kimseler temel gerçekleri görmezden gelerek virüsü kendisine ve dünyaya yayanın Çin olduğu söylentilerini yaydı. Virüse coğrafi bir işaret koymak, pandemiyi siyasallaştırmak ve Çin’in itibarını zedelemek için yapılan bu eylemler bencil çıkarlara hizmet eden siyasi manipülasyondan başka bir şey değildir. Amaçları, sorumluluğu, uluslararası toplumda büyüyen bir muhalefetle karşılaşırken diğerlerine yüklemektir.
Artan araştırma ve kanıt sayısı, pandeminin dünyanın çeşitli bölgelerinde meydana gelme ihtimalinin yüksek olduğunu göstermiştir. Tüm tarafların gerçeklere ve bilime saygı duymasını, çabalarını kendi ülkelerindeki salgınla mücadeleye odaklamasını ve uluslararası iş birliğini etkin bir şekilde yürütmesini umuyoruz.

Çin’in uluslararası barışın ve güvenliğin, ayrıca küresel yönetimin sürdürülmesi alanlarında rolü nedir?
Dünya, artık benzeri görülmemiş büyük değişikliklerle karşı karşıya ve koronavirüs salgını değişim çarkını hızlandırıyor. Salgından sonra dünya eski haline dönemez. İlerlemeliyiz ve daha iyi bir geleceğe yol açmalıyız. Şi Cinping, geçen eylül ayında BM’nin kuruluşunun 75’inci yıl dönümünü için düzenlenen üst düzey toplantılara katılırken ‘Çin’in çok taraflılığa bağlı kalacağını, BM’nin güvenilirliğini, karşılıklı kazanç için barışçıl kalkınma ve iş birliği yolunu sıkı bir şekilde savunacağını ve ortak bir gelecek topluluğunun kurulmasını sağlam bir şekilde destekleyeceğini’ açıkça belirtti. Aynı şekilde Çin’in uluslararası barış ve kalkınmayı teşvik etme sorumluluğunu somutlaştıran bir dizi yeni önemli girişim ve adım ilan etti. Çin, dünya barışını korumaya, küresel kalkınmaya katkıda bulunmaya ve uluslararası sistemi savunmaya devam edecek. Çin, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere uluslararası toplumla iş birliğini güçlendirmek, çoğulculuğun desteklenmesine, BM’nin rolüne, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesine, ortak kalkınmanın teşvik edilmesine, küresel yönetim sisteminin reform edilmesine ve tamamlanmasına daha büyük bir katkı sağlamak istiyor.

Dijital güvenlik korunarak güvenlik ve geliştirme arasındaki denge nasıl sağlanır?
Şu anda dünya, insanlığı dijital çağa getiren yeni teknoloji ve yeni endüstriler devrimine tanık oluyor. Dijital teknoloji ile reel ekonomi arasındaki derin birleşmeden ortaya çıkan yeni model ve ticari faaliyetler, ekonomik büyümeye yeni dinamik bir güç kattı. Bu güç, özellikle de artan ve akıcı bir şekilde toplanan küresel verilerin dünya ülkelerindeki ekonomik ve endüstriyel büyümenin güç kaynağı olması dolayısıyla görüldü. Aynı zamanda veri güvenliği riskleri gün geçtikçe artmakta, zaman zaman diğer ülkelerin internet ağlarının yaygın gözetimi ve kişisel gizlilik ihlalleri yaşanmakta ve tedarik zincirlerinin güvenliği konusu dünyanın dikkatini çekmektedir.
Güvenlik ve kalkınma, birbirini destekleyen iki tamamlayıcı koldur ve bunlardan biri diğeri için ön koşuldur. Kalkınma endişesi olmaksızın mutlak güvenlik arayışı, dijital ekonomiyi geliştirme fırsatını kaçıracak ve ardından güvenlik, köksüz bir ağaç ve kaynağı olmayan bir nehir haline gelecektir. Bazı ülkeler, diğer ülkelerden önde gelen şirketlere keyfi olarak baskı uygulamak için ‘ulusal güvenlik’ bahanesinden aşırı derecede yararlanmaktadır. Bu durum, dünyadaki dijital ekonomi için iş birliği ve kalkınma ufkuna bir gölge düşürdü. Bu da nihayetinde bu ülkelerin kalkınma yolunu engelleyecektir. Diğer yandan güvenlik pahasına kalkınma sağlanamaz. Dijital ekonominin, gerekli kontroller yapılmadan sağlıklı ve sağlam bir gelişmeye tanık olması zordur.
Çin, küresel verileri ve internet güvenliğini korumak, dijital ekonominin iş birliğini ve gelişimini teşvik etmek için dünya ülkelerine ‘küresel tedarik zincirlerinin açıklığını, güvenliğini ve istikrarını sürdürme’ çağrısı yapan ‘Küresel Veri Güvenliği Girişimi’ni başlattı. Girişim ayrıca ‘diğer ülkelerdeki hayati altyapının önemli verilerini çalmak için bilgi teknolojisinin kullanılmasıyla mücadele etme, kişisel bilgilerin ihlalini ve diğer ülkeleri yaygın şekilde gözetlemeyi engelleme, yerel şirketleri ‘dış verileri ülke içinde depolamaya’ zorlamama, şirketlerin veya bireylerin ilgili devletlerin iznini almadan dışarıdan veri sağlamalarını önlemeyi hedefliyor. Ayrıca kullanıcıların ürünlerine bağımlılığından yararlanarak şirketlerin ürün ve hizmetlerinde arka kapılar kurmasını veya meşru olmayan çıkarlar elde etmesini önleme’ çağrısında bulunuyor.
Girişim, ortaya koyulmasından bu yana uluslararası toplumda büyük bir ilgi uyandırdı. Çoğu ülke, küresel veri güvenliği kuralları oluşturma ihtiyacını düşünmekte ve Çin’in küresel veri güvenliğini sürdürme çabalarını övmektedir. Çin tarafı, G20 çerçevesinde ilgili hususlarda tüm taraflarla görüşmeler yapmaya isteklidir ve bu girişime yararlı içerikler eklemek amacıyla tüm taraflardan gelen yorumları memnuniyetle karşılamaktadır. Çin ayrıca dünya ülkelerinin arzularına, çıkarlarına saygı duyan, dünyadaki veri ve internet güvenlik kurallarına ulaşmak, ayrıca barış, güvenlik, açıklık ve iş birliğinin hüküm sürdüğü bir siber alan inşa etmek için tüm taraflarla birlikte çalışmaya isteklidir.

ABD, Başkan Donald Trump yönetimi boyunca Çin’e tehditlerde bulundu ve ticari olarak boykot etti. TikTok ve diğer Çin uygulamalarının kullanımını yasakladı. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Çin- ABD ilişkilerindeki son derece zorlu aşamanın temel nedeni, bazı ABD’li politikacıların bu ilişkilere Soğuk Savaş zihniyeti ve sıfır toplamlı bir oyun mantığıyla bakmasıdır. Aynı zamanda Çin’in meşru kalkınma haklarını tanımayı, bunlara saygı göstermeyi kabul etmemeleri ve dünyada yükselen ekonomilerin başarısını istememeleri de bu nedenlerin başında gelmektedir. Zorbalık zihniyeti ve tek taraflılık, uluslararası ilişkileri düzenleyen temel kurallarla çelişir, piyasadaki adil rekabet kurallarını ihlal eder, insani kalkınma ve ilerlemenin kaçınılmaz eğilimini ihlal eder. Bu, halkın desteğini kazanmayacak ve kalıcı olmayacaktır. Küreselleşme çağında dünya, ortak çıkarlar nedeniyle birbirine bağlanmıştır. Diğer ülkelerin gelişimsel meyvelerini şantaj yoluyla ele geçirmeye ve gelişimlerini durdurmaya yönelik herhangi bir girişim, uygulamada başarılı olmayacaktır. ABD tarafının rasyonaliteye dönmesini, Çin ve diğer yükselen ekonomilerin gelişimine objektif ve adil bir şekilde bakmasını, Çin-ABD ilişkilerini bir an önce sağlıklı ve istikrarlı yoluna döndürmek için Pekin ile aynı yönde ilerlemesini umuyoruz.

Çin, ABD ve diğer ülkeler arasında Müslüman Uygurlar meselesine dair bir anlaşmazlık var. Bu konuya ilişkin değerlendirmeleriniz neler?
ABD ve diğer bazı Batı ülkelerinin Sincan ile ilgili davalarda Çin’e yönelik suçlamaları tamamen temelsizdir. Sincan ile ilgili konular insan hakları, ırk veya din meselesi değildir. Daha ziyade terörizm, şiddet eylemleri ve ayrılıkçılıkla mücadele davasıdır. Geçtiğimiz yıllarda Sincan, uluslararası terörizm unsurlarının sızıntılarına maruz kaldı. Binlerce şiddet ve terörizm olayını gerçekleştiren ‘üç gücün’ (ulusal ayrılıkçı güçler, aşırı dinci güçler ve şiddetli terörist güçler) büyümesine tanık oldu. Sonuç olarak masum insanlar öldürüldü ve yaralandı. Sahip oldukları her şey gasp edildi. Sincan Uygur Özerk Bölgesi Halk Hükümeti, ülkenin güvenliğini sağlamak, Sincan’da istikrar ve kalkınmayı sürdürmek, insanların can ve mal güvenliğini sağlamak ve her milletten insanın acil çağrılarına cevap vermek amacıyla uluslararası toplumun terörizmle mücadeledeki deneyimlerinden yararlanmış, yasalar uyarınca terörizm ve radikalleşmeyle mücadele için önlemler almıştır. Teröre karşı alınan bu ihtiyati tedbirler somut sonuçlar elde etmiştir. Her milletten insanın yaşam, sağlık ve gelişme haklarını olabildiğince koruyan, onlara mutlu ve güvenli bir yaşam sağlayan, ülke egemenliğinin, birliğinin ve güvenliğinin korunmasına katkıda bulunan bir durumun yansıması olarak üst üste 4 yıldır şiddet eylemleri yaşanmamaktadır. Aynı zamanda Sincan, her zaman yasalara uygun olarak, tüm milletlerden insanların devlet işlerine eşit şekilde katılma, kendi bölgelerinin ve milletlerinin işlerini özerk bir şekilde yönetme haklarını garanti etmiştir. Her milletten insanlar tarafından uygulanan dini inanç özgürlüğü yasalara uygun olarak korunmaktadır.
Çin’in Sincan bölgesinde terörle mücadele için aldığı ihtiyati tedbirler ve Suudi Arabistan gibi birçok ülkenin terörizm ve radikalleşme ile mücadelede aldığı önlemler arasında niteliksel olarak bir fark yoktur. Uluslararası toplumun geneli, Çin’in Sincan ile ilgili konulardaki politikalarını olumlu olarak değerlendiriyor. 2018’in sonundan bu yana Suudi Arabistan’ın Çin Büyükelçisi de dahil binden fazla kişi içerisindeki en az 90 yabancı heyet ardı ardına Sincan’ı ziyaret etti. Sincan’daki sosyal istikrarın, milletler arası uyumun ve ekonomik büyümenin kapsamını kendi gözleriyle incelediler. Geçen ekim ayında, BM Genel Kurulu’nun 75’inci oturumunun 3’üncü Komitesi’nin genel görüşmelerine Suudi Arabistan ve diğer 48 ülke, Çin’in Sincan ile ilgili politikalarını desteklemek için ortak bir bildiriye katıldı. Bu ülkelerin gerçeğin yanında yer alması ve adil bir ses yükseltmeleri, hakikatin ve adaletin uluslararası toplumda hakim bir eğilim olduğunu göstermektedir.
Sincan ile ilgili davaların istismar edilmesinin neden olduğu korkunç söylentiler, gerçeğin testine dayanamayacaktır. Yalanlar bin defa tekrarlansa da gerçeğe dönüşmeyecektir. Tarafsız herkesi her milletten insanın yaşadığı güzel yaşama tanıklık etmeleri için Sincan’ı ziyaret etmeye çağırıyoruz.

Yemen krizi, Riyad Anlaşması, Libya ve Suriye krizleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Çin, Yemen’deki durumu ilgiyle takip ediyor. Yemen’in egemenliğinin, bağımsızlığının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını destekliyor. Meşru Yemen hükümetine destek veriyor. Yemen krizinin siyasi yollarla ve çatışma tarafları arasında bir ateşkesle çözülmesine destek oluyor. Ana mercii olarak BM’nin arabuluculuk rolünü destekliyor. İlgili tarafların devletin ve halkın çıkarlarına öncelik vermesini, Stockholm Anlaşması ve Riyad Anlaşması’nı somut adımlarla uygulamasını ve siyasi çözüm sürecini ilerletmeye devam etmesini umuyoruz. Bu çerçevede Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi ve Yemen’e dost bir ülke olarak Çin, uzlaşmayı tavsiye etmek ve müzakere çağrısı yapmak için büyük çaba göstermiştir ve Yemen’e olabildiğince yardım sağlamıştır. Çin ayrıca Yemen krizini mümkün olan en yakın zamanda çözmek için uluslararası toplumla ortak çaba göstermeye isteklidir.
Libya’daki duruma gelirsek… Ülke son dönemde olumlu gelişmelere sahne oldu. Libya’daki iki çatışma tarafının askeri heyetleri ateşkes anlaşması imzaladılar ve bir dizi siyasi ve askeri diyalog yürüttüler. Bu gelişmeler, Çin tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin her zaman askeri çözümün çıkmaz bir yol olduğuna ve Libya sorununun ancak siyasi yollarla çözülebileceğine inanmıştır. Bu çerçevede ilk olarak Libya’nın egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir. İkinci olarak sarsılmadan, genel yol olarak siyasi çözüme bağlı kalınmalıdır. Çin, BM’nin arabuluculuk rolünü desteklemekte, Libya’nın komşu ülkelerinin, Arap Birliği’nin ve Afrika Birliği’nin Libya sorununa siyasi çözüm sürecine katılımını memnuniyetle karşılamaktadır. Üçüncü olarak siyasi müzakerelere ve terörizme karşı mücadeleye aynı anda bağlı kalınmalı, yabancı teröristlerin sınırdan geçişi engellenmelidir. Çin, ilgili tarafların aralarındaki mesafeyi kapatmasını, ateşkes anlaşmasını somut adımlarla uygulamasını ve diyalogun erken bir vakitte yeniden başlamasını içtenlikle umut ediyor. Aynı şekilde uluslararası topluma, Libya’da barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için çabaları birleştirme ve olumlu bir rol oynama çağrısı yapıyor. Çin, Libya sorununa siyasi bir çözüm bulmak ve Libya’ya geç olmadan barış getirmek için ilgili taraflarla aralıksız çalışmalarını sürdürecektir.
Suriye’deki durumda ise genel olarak bir dönüm noktasına tanık olunuyor. Suriye sorununun barışçıl çözüm süreci için yeni bir fırsatla karşı karşıya. Çin, her zaman siyasetin Suriye meselesine yönelik tek çözüm olduğuna inanmıştır. Siyasi çözüm sürecini ilerletmek ve ülke içerisindeki terörist güçleri ortadan kaldırma çabalarını birleştirmek amacıyla Suriye’nin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma ve ayrıca Suriye halkı için mülkiyet ve liderlik’ ilkesine bağlı kalma çağrısı yapmıştır. Suriye sorununun doğru bir şekilde gecikme yaşanmadan çözülmesi, Ortadoğu’daki tüm ülkelerin çıkarınadır. Çin, Suriye halkının krizden kurtulup geç olmadan güvenlik, istikrar, barış ve kalkınma yoluna dönmesini ummaktadır. Çin, Ortadoğu ülkeleriyle iletişimi artırmaya, ortak çaba sarf etmeye ve Suriye sorununun geç olmadan çözülmesinde yapıcı bir rol oynamaya isteklidir.

Azerbaycan ile Ermenistan ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan askeri çatışma, geçtiğimiz eylül ayının sonunda patlak vermesinden bu yana uluslararası toplum tarafından yakından takip ediliyor. Azerbaycan ve Ermenistan, 10 Kasım 2020 tarihinde Rusya’nın kararlı arabuluculuğuyla yeni bir ateşkes anlaşması imzaladı. Çin, bu gelişmeyi memnuniyetle karşılamaktadır. Aynı şekilde ilgili tarafların bu anlaşmayı sahada uygulamalarını, bir an önce siyasi müzakere yoluna dönmelerini, anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmelerini, ayrıca sorunu diyalog ve istişare yoluyla çözmelerini ummaktadır. Çin, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne dair, yapıcı rolünü sürdürmek için uluslararası toplumla ortak çaba göstermeye hazırdır.
Türkiye ve Yunanistan, Doğu Akdeniz bölgesindeki önemli ülkelerdir. İki taraf arasında iyi ilişkilerin sürdürülmesi; bölgede barış ve istikrara katkıda bulunan ve bölge ülkeleri ile uluslararası toplumun ortak çıkarlarıyla uyumlu olan bir durumdur. Çin, hem Türkiye hem de Yunanistan’ın yakın zamanda anlaşmazlığı müzakereler yoluyla çözme niyetlerine yönelik açıklamalarına içten inanıyor. Çin ayrıca her iki tarafın da bölgede barışı, istikrarı ve kalkınmayı teşvik etme, tarihten kalan sorunları ele alma, diyalog ve müzakere yoluyla anlaşmazlıkları giderme, bölgede kalkınmayı ve refahı teşvik etmek için birlikte çalışma eğilimine bağlı kalmasını ümit ediyor.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.