Şenol Güneş: “Beni paspas yapamazsınız”

Teknik Direktörü Şenol Güneş (İHA)
Teknik Direktörü Şenol Güneş (İHA)
TT

Şenol Güneş: “Beni paspas yapamazsınız”

Teknik Direktörü Şenol Güneş (İHA)
Teknik Direktörü Şenol Güneş (İHA)

Teknik Direktörü Şenol Güneş, hakkında yapılan bazı eleştirilerin yalan olduğuna dikkat çekerek, “Ben, A Milli Takım’ın başındayım, en tepedeyim, beni paspas yapamazsınız” derken, liglerle ilgili alınacak bir karar varsa, bunu Bilim Kurulu'nun yapacağını ve durumun federasyonu aşabileceğini ifade etti. Güneş, ayrıca ortada bir başarısızlık varsa, sorumlunun da kendisinin olduğunu söyledi.
Teknik Direktör Şenol Güneş, basın mensuplarıyla online bir toplantı gerçekleştirdi. Genel bir değerlendirme yaparak sözlerine başlayan Güneş, olağanüstü günlerden geçildiğini hatırlatarak, "Bu nedenle olağandışı bir toplantı yapmak zorundayız. Bugün sizlerle UEFA Uluslar Ligi bilgilendirmesi ve gelecek planlaması için buluştuk. Uluslar Ligi’nin değerlendirilmesini istiyorduk. Macaristan maçını kazanıp daha moralli şekilde olmak isterdik. Alınan sonuçlar hem bizi hem halkımızı üzdü. Genel olarak güçlü ve mental olarak iyi durumda olan bir takıma sahibiz, kaliteli oyuncularımız var. Son maçlarda bu özelliklerimizi gösteremedik. Zihinsel ve fiziksel dağınıklık gördük. Birinci olsaydık Dünya Kupası’nda play-off’a katılma şansımız olacağını biliyorduk. Ancak burada da şansımızın azaldığını biliyoruz. Beklentimizin altında oynadık. Her maçı kazanmak ve güzel futbol oynamak için sahaya çıktık. 2 Macaristan maçını kaybettik. Bunlardan birini kazanabilseydik durum farklı olurdu. Maalesef birinciliği düşünürken sonuncu olduk. Oyun kimliğimiz var, bunu biliyoruz. Bunu yeniden ortaya çıkarmak için teslimiyet içinde olmamamız gerekiyor. Uluslar Ligi sürecinde ve öncesinde Almanya, Fransa gibi güçlü takımlarla maç yaparak durumumuzu da gördük. Eylül ayından itibaren birçok oyuncu oynattım. Şartlar ne gerektiriyorsa onu yaptık. Doğru yolda gittiğimizi düşünüyoruz. Bu sonuçlar bizi yolumuzdan çevirmeyecektir. Futbolcularımız da uygun ortamda gelişecek ve mutlaka başaracaktır. İnanıyorum ki bu takım insanların gönlünde yer etti, son maçlarda alınan sonuçlarla da gönüllerden gideceğini düşünmüyorum. Başarıya giden yolda zaman zaman takılmalar olabilir” diye konuştu.

“Macaristan’ı yenseydik yine iyi olduğumuzu söylemeyecektik”
Başarısızlığın sorumluluğunun federasyonda aranmaması gerektiğini söyleyen Güneş, “Federasyon, bize ellerinden gelen her türlü desteği verdi. Bu takım eleştirilecek ama aynı zamanda sahip çıkılacak bir takımdır. Kötü sonuç ve oyunun mazeretini sunacak değilim ama teslim olacak da değilim. Durumun farkındayız ve ülkemizi temsil ettiğimizi unutmuyoruz. Kavga etmeden bugünleri aşmak istiyoruz. Ama birlikte tartışma yapmakta da yarar var. Bizi sevenlerin de mutsuz olduğunu biliyoruz, bundan sonrasında daha güçlü yarışacağız. İlk turnuvamızda oldukça iyi oyunlar oynayıp iyi sonuçlar aldık ama pandemi döneminde durum farklı. Biz 1 yıldır maç yapmıyoruz, 3 aydır maç yapıyoruz. Yolumuz uzun ve henüz yolun başındayız. Uluslar Ligi’nde sıkıntılarımızı gördük. Bu başımızdan geçebilecek bir olaydı. Biz Macaristan’ı yenseydik, Uluslar Ligi bizim için iyi geçti demeyecektik. Birbirimize güvenmeye devam edeceğiz. Güvenin olmadığı yerde ihanet olur. Biz beraber olacağız, birlik olacağız” şeklinde konuştu.

“Bazı oyuncuları görmek istedik”
Milli takımın savunmada yaşadığı sıkıntılarla ilgili de konuşan Şenol Güneş, “Öncelikle genele bakmak lazım. Geniş bir kadro yaptık. Ama bu kadroyu yaparken kısmen bazı oyuncuları görmek istedik. Aynı zamanda mevcut kadroda az oynayanları da görmek istedik. Bazı oyuncular hazır değildi. Cengiz eylül ayında geldiği zaman 1 antrenman yaptı, marttan bu yana maç yapmamıştı. Aynı Cengiz form tuttuğunda cezalı duruma düştü. Burak’ı sayabiliriz. Hiç oynamayan oyuncular, hazırlık maçı yapmadan geldi. Bu isimlerden şu anda iyi durumda olanlardan birisi Yusuf. Mesela Merih, Kaan sakatlık geçirdiği için istemeden 3 maç üst üste oynamak zorunda kaldı. Cenk Tosun, uzun süren sakatlıktan sonra geldi. Rusya maçında oynadı, olumluydu ama ikinci maçta hiç oyunda yoktu. Çıkarmak zorunda kaldık. Kenan da çok yıprandı ve ikinci maçta düşüşe geçti. Uzun sakatlık sonrasında iyi durumda olan 2 oyuncumuz var, Merih ve Yusuf. Daha çok sakatlıklar da ortaya çıkabilirdi. Çağlar antrenmanda sakatlandı. Orta sahada Mahmut’un bir dalgalanması oldu. Oyuncuları tek tek analiz ettiğimizde çok formda diyemiyoruz. İrfan, Başakşehir’in Şampiyonlar Ligi maçında iyi oynadı. Deplasmandaki Sırbistan maçını kazanabilirdik. Mesela Rusya, bize karşı 10 kişiyle direndi ama kazanacağı maçta 5 yedi. Ben Mert Hakan’ı, Ahmed Kutucu’yu görmek istedim. Oyuncuları denemek istedim” diyerek devam etti.

“Yusuf’la ilgili olumsuz düşüncem olsa, kadroya çağırmam”
Yusuf Yazıcı’yla ilgili sorulan soruyu ise deneyimli çalıştırıcı, şöyle cevaplandırdı:
“Yusuf yetenekli bir oyuncu. Abdülkadir de öyle. Ama tam ritmini yakalamadı. Bu oyuncular özgür ve sonuç değiştirebilecek isimler. Maçın kaderini değiştirebilecek oyuncular. Yusuf’la ilgili olumsuz bir düşüncem yok. Öyle olsa kadroya çağırmam. Şu ana kadar 26 defa milli oldu yanlış hatırlamıyorsam, 17’sinde benim dönemimde 1.5 senede oldu. Cenk ve Kenan’la başlamak yerine bu oyunculardan birinin yanında Yusuf’la başlanabilirdi. Ama tercihim daha farklı oldu. Sırbistan maçında Yusuf’u aldık oyuna, golü bulduk. Bu kez de Yusuf’u aldık oyuna, golü yedik. Yusuf yetenekleri itibariyle skor alma konusunda avantajlı bir isim. Almanya maçından sonraki eleştirileri hatırlar mısınız? Burada Enes ve Yusuf ağır eleştiriler aldı. Rusya maçında hücuma dönük değiştireceğim iki oyuncu vardı. 5 dakika var diye düşünürken 2 dakika vardı. 25-30 saniye kala girdiler oyuna. Moral olması için girmelerini istedim. Yusuf bu dalgalanmayı kulübünde de geçirdi. Ben de onunla konuşuyorum. Dün de izledim maçını ve olumlu işler yaptı. Ama bunları daha önce yapabilirdi. Bu sadece Yusuf için değil, Hakan için de, Abdülkadir için de, Cengiz için de geçerli. İster 5 dakika girsin, ister 30 dakika girsin oyuna, önemli olan oyunun sonucunu değiştirmektir. Ben de Mahmut ve İrfan’ı oyuna koyarken daha farklı bir düşünce içindeydim, topa daha çok sahip oluruz diye düşündüm.”
Her maç öncesi rakip analizi yaptıklarını da sözlerine ekleyen tecrübeli teknik adam, “Analizleri her maç öncesinde yapıyoruz. Oyun formatımızı da buna göre belirliyoruz. Mesela deplasmandaki Sırbistan maçını baskılı oynadık. Daha sonra rakip 10 kişi kaldı. Rusya’daki maçta da bunu düşünerek sahaya çıktık ve Rusya da bunu düşünerek sahaya çıktı ve bizden daha iyi yaptı bu işi ilk yarıda. Takım olarak da oyuncu olarak da alınan sonuçların sorumlusu benim. Bizim de çözmeye çalıştığımız konu bu. Rusya maçında kötü başladık, sonra baskılı oynadık. Rusya’nın 5 yemesini düşündüğümde de bu şekilde izah ediyorum. Savunma yapmak istediğimiz maçlarda da takım savunmasını iyi yapamadık” açıklamasını yaptı.

“İyi dönemde de biz çok iyiyiz demedik ki”
Yapılan her eleştiriyi değerlendirdiklerini söyleyen Şenol Güneş, “Mesela son maçta 2 forvetle başlamak yerine Yusuf’la başlayabilirdik. Ama bunu sahaya sürdüğünüz zaman görüyorsunuz. Biz teknik manada kendimizi değerlendiriyoruz. Şu anda Z kuşağıyla yaşıyoruz. Bizim kaybettiğimiz maçlardan sonra ilkelerimiz değişmiyor. Son maçta Zeki, Çağlar, Burak, Cengiz yoktu. Eldeki oyuncuların durumuna bakacağız ve en iyisini sahaya süreceğiz. Ekim ayında 2 tane taktik idmanı yapabildik. Toplantı yaparken bile oyuncularla mesafeli konuşuyoruz. Son maçlarda bunu da yapamadık. Bir oyuncu potansiyel pozitif çıkmış. Dorukhan’la sarılmış, diğeriyle sarılmış, biz de buna göre hareket etmek zorunda kaldık. Biz son maçı kazansaydık bile bu sorunlarımız ve eksiklerimizin olduğunu gördük. Bana sorarsanız Sırbistan ve Türkiye önde olmalıydı marka değeri olarak. Sırbistan kazanmasaydı küme düşecekti. Eylül, ekim ve kasım aylarında oynanan futbol, bizim düşündüğümüzün altındaydı. Rusya maçında bocaladık ama sevindirici olan nokta maçı kazanmamız oldu. Macaristan maçında ise beceremedik. Oyunumuz ve sonucumuz iyi değildi. Faroe Adaları, Andorra ile oynayacağız C Ligi’nde. Ama biz hazırlık maçı da yapıyoruz. Almanya ile hazırlık maçı oynadık, Belçika’nın da talebi vardı. Baktığınız zaman 1 İzlanda ve 2 Macaristan maçını kaybettik. Şu andaki durumu yaşayacağız tabii ki. Bu hayatta da oluyor. En küçük durumda paniğe kapılmamamız lazım. İyi dönemde biz çok iyiyiz demedik ki, bu sonuçları abartmayalım, daha gerideyiz dedik” dedi.

“Yabancı konusunda fikrimi söyledim, troller devreye girdi”
Daha önce yabancı kuralıyla ilgili fikrini söylediğini ancak bu konunun farklı noktalara gittiğini dile getiren Şenol Güneş, “Yabancı konusunda özellikle Galatasaraylı arkadaşların bir rahatsızlığı var. Bana sordukları zaman fikrimi söylüyorum ama troller üzerime salınıyor. 14 yabancıyla devam ediliyor, devam etsin kardeşim. Ben Türk futboluyla ilgili fikrimi söylüyorum, ben üretimden yanayım. Bu ayrıca konuşulacak bir konu. Bunlar başlı başına uzun vadeli bir olay. Biz geldiğimizde kalecimiz Serkan ve Sinan’dı. Ama şimdi kaleci sorunumuz yok diyoruz. Sol ayaklı bir stoperiniz varsa ve bu oyuncuyu sol bek olarak kullanabiliyorsanız, bu oyuncu sizin 10 senenizi kurtarır. Ben bunu ifade ettim oyunculara. Almanya 6 gol yedi diye dünya futbolunda yok mu oldu. Elimizdeki bu grupta bir ekolü, bir sistemi yaşatmak istiyoruz. Yusuf iyi oynasa da kötü oynasa da benim oyuncumdur. Enes de öyledir. Bu isimler olmazsa Halil İbrahim olur. Bu sistem böyle. Birine sol bek bul, getir bana takımı kur demedim ben. Ben bugün varım, yarın yokum. Kompleksimiz yok. Son dönemlerimizde ülke futbolunun Avrupa ve dünyada başarılı olmasını istiyorum. Konumuz futbol ama bunları konuşurken benim amacım, alınan başarısızlığı kapatmak değil” diye konuştu.

“Beni paspas yapamazsınız”
Hakkında yapılan eleştirilere de cevap veren Güneş, “Benim maaşım belli. Ben geleli 1,5 sene oldu. Düzgün bir adama düzgün olmadığını söyleyeceksiniz ama o adam da kendisini ispatlamaya çalışacak. Böyle bir durum yok. Eleştirilere hiçbir lafım yok, saygı duyuyorum ama yalan haberi nasıl açıklayacağız ya. 2002’de de aynı şey yapıldı bana. Hangi Türk, Euro kazanıyor bana söyler misiniz? Ben milli takım antrenörüyüm, en tepedeyim, paspas yapamazsınız beni. Gündem olmak için bunları yazanlar var. Senin düşüncen yok, kötü niyetin var. Ahlak değerlerimizi sıfırlamayalım. Ben kendimi biliyorum. Caner konusunda birçok eleştiriler getirildi, haklı tarafları var. Ben kendi takımımda olduğu halde almadım zamanında Caner’i” ifadelerini kullandı.

“Kamp programlarımız belli”
Uluslar Ligi’nde yaşanan aksaklıklar için bir türlü ideal 11’i sahaya süremediklerini belirten Güneş, “İdeal 11’i son maça dahi çıkaramadık. Ama bu durum rakipler için de geçerli. Savunma ve hücumu da yapabilen bir takımız. Ama takım oyununda bu konuda aksamalar var. Bu konudaki dalgalanmayı durdurmamız lazım. Bizim sıkıntılarımızdan birisi şu, bazı oyuncular takımda önemli arz edilebiliyor. Merih, Çağlar, Ozan, Mert iyi oyuncular savunmada ama bunların hangisinin daha önemli olduğu tartışılıyor. Kaan-Çağlar yapmıştım, Merih-Çağlar’a döndüm ama kimse bunu yadırgamadı. Mayıs-haziran programımız belli. Geçen sene kamp yerlerine bakmıştık ama maalesef maçlar iptal olunca gerçekleşmedi. Yaz kampı Antalya’da olacak. Yine aynı şekilde ilerleyeceğiz. 24-25 Mart, 27-28 Mart ve 30-31 Mart’ta 3 maç görünüyor. Aralıkta kura çekilecek. 6 takım olursa bu araya 3 resmi maç konulacak, 5 takım olursa 1 hazırlık maçı olacak. Kadromuz iyi, ana iskeletimiz belli. Burayı zorlayan oyuncular var ama girmesi muhtemel bazı oyuncular dışarıda kalabilir. Mart ayı, haziran ayın ne getirir bilmiyoruz. Bazı oyuncuların hocasıyla problemi oluyor, kulübüyle sorunu oluyor, biz bunları da düşünerek hareket ediyoruz, bu bizi ilgilendiriyor” diyerek devam etti.

“Kaybettiğimiz maçta federasyonu nasıl suçlayabilirsiniz”
Uluslar Ligi’ne bakış açısıyla ilgili ise Güneş, şu cümlelere yer verdi:
“Motivasyon çok farklı bir durum. Bizim amacımız iyi başlayıp iyi bitirmekti ve o dönemde Avrupa Şampiyonası’na giderken bunu başardık. Bizim her maça motive olmamız lazım. Biz başarısız bir dönem geçirecektik. Hatta ben bunu Avrupa Şampiyonası sonrasında bekliyordum. Mesela Yusuf’un sezon başında çok kafası karışıktı, şimdi daha iyi durumda. Cengiz ilk geldiğimde topla çok haşır neşir oluyordu ama şimdi çok daha durumda. Kimseden veremeyeceği kadarını istememek gerekir” dedi. Yeniliklere açık olmak gerektiğini ifade eden tecrübeli hoca, “Türk futbolunun başında benim olmam, Fatih hocanın olması, Mustafa hocanın olması gelip geçici şeyler. Bizim nesille bugünkü nesil farklı. Yeniliklere açık olmak gerekir. Federasyonun tabii ki her konuda sorumluluğu var ama kaybettiğimiz Macaristan maçında başkanı ve yönetimi nasıl suçlayabilirsiniz. Burada ben sorumluyum. Başarının tesadüf olmaması için birçok konu başlığı üzerinde konuşulması gerekiyor. Bunun içinde bakanlık, belediye, kulüpler, birçok parametre var. Ben asla günü kurtarmaya çalışmadım. Bugünü dünden, yarını da bugünden daha iyi yapmak gerekir. Böyle olunca Türkiye’nin de geleceği aydınlık olur. Benim hedefim, FIFA sıralamasında adım adım yükselerek ilk 10’un içine girmek. Geldiğimizde 50’lerdeydik şu anda 30’lardayız. Futbolda zaten çarpık bir durum var. Devlet para veriyor, kulüpler yönetiliyor. Sorunlar zaten ortada.”

“Bizde 14 sene 1 kişi aynı takımı çalıştırsa, dinozor deriz”
Premier Lig’de forma giyen oyunculara da değinen Şenol Güneş, “Çağlar kendisine iyi bakan bir oyuncu. Şanssız bir sakatlık yaşadı. Hatta ciddi bir sakatlık olmadığını düşündük ama durum bugünlere geldi. Kendisinin düzelip bir an önce takıma döneceğini düşünüyorum. Cenk uzun bir sakatlık yaşadı. Dönüşü de beklediğimden iyi oldu. Cengiz de sürekli oynamıyor. Ama her üçünün de takımlarına katılacağını düşünüyorum. Son maçlarda çok top kaybı yaptık. Hatalar yapınca top geri döndü ve rakibe pozisyon verip gol yedik. Hızlı futbol oynamak için yetenekli oyuncuların tek top oynaması gerekiyor. Bunun için de fizik gücün yüksek olması gerekiyor” ifadelerini kullanırken geleceğe dönük planlarla ilgili de konuştu. İstikrarın içinde başarısızlığın olduğunu ifade eden Güneş, “Almanya’da Löw uzun süredir orada. Brezilya’ya karşı farklı galibiyeti de var, İspanya’ya karşı farklı yenilgi de var. Mesela ben yabancı konusunda bir görüş bildirdim, milli takım antrenörlüğüm üzerinden birçok şey söylendi. Herkes görüşünü bildirmeli. Devletin de işin içinde olduğu bir şeyler yapılmalı. Maçların azaltılması konusunda ben bakan beye de söyledim. Macaristan 14 Ağustos’ta başladı lige. Rusya da erken başladı. Bir tek Sırbistan geç başladı, o da o sıkıntıyı yaşadı. Benim fikrim belli. Ama benim fikrimin doğru olduğu anlamına gelmez. Hepimizin bir fikir belirterek konuşulması gerekiyor. Benim hedefim şu anda Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası. Milli takımın sanki en kötü dönemi gibi konuşuluyor. Bu başarısızlığın acısını ben yaşıyorum. Uluslar Ligi tartışılmalı. İyi bir yanı tabii ki var. Az sayıda maç yapan oyuncular için iyi. Ama üst seviye oyuncular için angarya olabiliyor. Zaten üst seviyede birçok maça çıkıyor. Bu seviyede oynamayan ülkeler için iyi bir organizasyon. Ben hazırlık maçı da olsa kazanmak istiyorum. Oynayan oyuncunun da bu şekilde olmasını istiyorum. Kulüpler açısından da üzülüyorum. Bu ülkenin futbolu Avrupa’da yarışmalı, Avrupa’da iyi olmalı. Burada da iyi olmak için hazırlanmalı. Benim futbol hayatıma bakın, artıyla gider. Galibiyet ve mağlubiyetimiz hep aleyhimize olmuştur geçmişten bu yana. Löw 14 senedir takımın başında. Bizde bir antrenör 14 sene bir takımı çalıştırsa ‘Hala orda mısın, dinozor’ deriz görevdeki kişiye” açıklamasında bulundu.

“Liglerle ilgili karar federasyonu aşabilir”
Pandemi nedeniyle belirsiz bir dönem yaşandığına dikkat çeken A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş, “Şu anda flu bir dönem yaşıyoruz. Geçen sene de toplantılara katıldım, o zaman oynanmasından yanaydım. Ama Allah’a şükür sezon bitirildi. Ama şu andaki durum federasyonu da aşar, bilim kurulu var, sağlık kurulu var. Mesela geçende yaşadığımız durum, kamp dönemi oldukça zor geçti. Ben çok titiz birisiyim bir kere. Bana sorarsanız öncelikle herkesin sağlığı, sonra da oyun. Sağlıktan önemli bir şey yoktur. Ama tabii ki ekonomi de işin içinde şu anda. Yetkililerin alacağı kararlar federasyonu aşabiliyor. Mesela saha içinde oyuncunun pozitif çıkma durumu var. Bunu yaşadık Vida konusunda. Sonra bunun bir de saha içindeki diğer kişilere yansıması var” dedi. Dünya Kupası Elemeleri’nde birinci torbadan gelecek olan takımların hepsinin güçlü olduğunu da ifade eden Güneş, “Ancak Uluslar Ligi’nde Macaristan’ı güçsüz görebilirsiniz ama gruptan birinci çıktı. Biz Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde İzlanda’ya yenildik ve berabere kaldık, Fransa’yı yendik ve berabere kaldık. 2. torba aslında çok da kötü değil. Grubu ikinci sırada bitirirseniz, Uluslar Ligi’nden de 2 takım gelecek ve 12 takımla 3 grup olacak. Burada da şansınız var tabii ki. Ama bizim hedefimiz gruptan lider çıkmak. Dünya Kupası’na katılmak için bir bedel ödenecek” şeklinde konuştu.

“Sistem değil oyun felsefesi önemli”
A Milli Takım’ın sistemiyle ilgili de görüşlerini aktaran A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Güneş, “Şu anda çok iyi bir grup yakalandığı konuşuluyor. Her grup da bana rastlıyor. Zor kazandığımız Andorra maçında da, İzlanda’da da, Fransa maçında da aynı oyunu oynamaya çalıştık. Ama Fransa’da oynadığımız şekli oldukça kötüydü. Son maçta bakıyorum, Merih olsun, Zeki olsun, Caner olsun, Okay olsun, öyle top kayıpları yaptık ki, bu toplar geri döndü. Aslında kaos olmuyor, hata oluyor. Mesela Belçika, Mertens ile Hazard beraber oynar mı tartışması yapıyordu. Bu tartışmalar futbolu zenginleştirdi. 4-4-2 ya da 3-4-3 gibi sistemlerin hepsi oynanabilir. Bunlar önemli değil. Messi’yi hangi sisteme koyarsanız koyun, Messi oynar. Koşu mesafesi hesaplandığı zaman Messi’yi belki ilk sıralarda göremezsiniz ama Messi’nin katkısı ortadadır. Bizim de uluslararası arenada mücadele edecek oyuncular yetiştirmemiz gerekiyor. Yetiştirdiğimiz oyuncuları da satacağız ve döviz girecek ülkeye. Şu anda santrfora ihtiyacım yok. İyi bir Burak, iyi bir Cenk olduğu zaman ihtiyacım yok. Ama yine de yeni oyuncular bakıyorum. Benden sonrasını düşünüyorum” dedi.
Son olarak savunma yapısıyla ilgili soruyu yanıtlayan başarılı teknik adam, “Savunmada forma giyen isimlerden 10 oyuncumuz yurt dışında oynuyor. Çağlar bizimle olamadı bu dönemde. Merih sakattı. Kaan’ın tendonunda sıkıntı var. Ozan Kabak iyi futbolcu, dinamik ama bir dalgalanma geçiriyor. Ama ben bu futbolculara güveniyorum. Tek tek bu isimlere bakmamak gerekiyor. Gol yerken da sadece buraya bakmamak lazım. Yusuf ağır sakatlık geçirdi, Abdülkadir hala bir güven arayışı içinde. Kolay kolay gol yemeyen bir takımken bu duruma düşmek beni üzüyor tabii ki. Sadece savunma değil, bütünlükler olması lazım. Maç programı da yoğun olunca, durum farklı oluyor. Oyun felsefemiz belli. Hücumda baskı yaparak top kapmaya çalışan, savunmadan da çıkarak hücum yapmaya çalışan bir felsefe içindeyiz” diyerek sözlerini tamamladı.



Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Floyd Mayweather'ın Mike Tyson'la yapması planlanan maç, farklı bir "Demir Mike"ın Mayweather'ın bir sonraki rakibi olacağını iddia etmesiyle belirsizliğe girdi.

Eylülde Mayweather'ın 2026 baharında Tyson'la ringe çıkacağı ve iki Amerikalı boks efsanesinin gösteri maçında karşı karşıya geleceği duyurulmuştu.

O zamanlar tarih veya yer teyit edilmemiş olsa da 59 yaşındaki Tyson daha sonra maçın martta Afrika'da yapılacağını iddia etmişti.

Şimdiyse eski kickboks şampiyonu Mike Zambidis'in sosyal medyada Mayweather'la bir maçın tanıtımını yapmasıyla durum karıştı.

Zambidis, Instagram'da maçın tarihini 27 Haziran ve mekanını memleketi Yunanistan'ın başkenti Atina'daki Oaka Arena olarak belirten bir poster paylaştı.

Poster ayrıca etkinliğin "dünya çapında canlı yayımlanacağını" da ima ediyordu ancak yayıncı açıklanmadı. Organizatörler Mayweather Promotions, Zambidis Club ve Front Row Fight Series olarak listelendi.

Zambidis gönderide "Tarih yazılmak üzere" ifadesini kullanırken, Mayweather henüz posteri veya böyle bir dövüşle ilgili herhangi bir detayı paylaşmadı.

dvfgt
Mike Zambidis (sağda), sosyal medyada Floyd Mayweather'la dövüşünün tanıtımını yaptı (@ironmikezambidisofficial/Instagram)

48 yaşındaki boksör, en son Ağustos 2024'te John Gotti III'le bir gösteri maçında karşı karşıya gelmişti. Bu maç, 5 sıkletteki eski dünya şampiyonunun 2017'de profesyonel boks kariyerini sonlandırdıktan sonra çıktığı çok sayıda gösteri maçından biriydi.

Öte yandan 45 yaşındaki Zambidis kickboksta birden fazla şampiyonluğa sahip. Son kickboks maçı, Mayweather'la olası karşılaşmasından tam 11 yıl önce, 27 Haziran 2015'teydi.

Zambidis'in bu paylaşımının Mayweather-Tyson karşılaşması için ne anlama geldiği belirsiz. Bu maçın Tyson'ın YouTuber Jake Paul tarafından profesyonel müsabakada puanla yenilmesinden yaklaşık 18 ay sonra gerçekleşmesi planlanıyordu.

Mayweather'ın adı ayrıca 2015'te tüm zamanların en kazançlı boks maçında puanla yendiği rakibi Manny Pacquiao'yla rövanş maçı için de geçiyor.

Independent Türkçe


Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
TT

Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu hafta buz üstünde milimetrik hesaplarla yapılan bir mücadele olan Curling'i inceliyoruz.

Curling, buz üzerinde oynanan takım sporları arasında en farklılarından biri. Bu sporda karşı karşıya gelen iki takım, yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki taşları, buz yüzeyinde belli bir hedefe en yakın olacak biçimde yerleştirmeye çalışıyor.

Her takımda 4 oyuncu var ve her oyuncu belirli bir sırayla taşı kaydırıyor. Amaç, bu taşları "ev" adı verilen çemberin merkezine ulaştırmak.

Oyun boyunca en yakın taşların sayısı kadar puan alınıyor ve toplamda en çok puanı toplayan takım maçı kazanıyor.

Curling, özel olarak hazırlanmış bir buz pistinde oynanıyor. Pistler genellikle 45 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğinde.

Ev, içi boyalı dairelerden oluşuyor ve puanlar, taşların merkeze olan uzaklığına göre hesaplanıyor. Buz, üzerine su püskürtülerek pürüzlü hale getiriliyor. Bu taşın pist üzerinde daha kontrollü kaymasını sağlıyor.

Oyun, her iki takımın da taşlarını sırayla gönderdiği "end"ler üzerinden ilerliyor. Bir end, her takımın belirlenmiş sayıda taşı hedefe göndermesiyle tamamlanıyor.

Karşılaşmalar genellikle 10 end sürüyor. Ancak bazı kulüp ve turnuva formatlarında 8 endlik maçlar da var. Her end sonunda en yakın taşı olan takım puan alıyor.

Kökeni 16. yüzyıla uzanan Curling, İskoçya'nın donmuş göletlerinde oynanan bir oyun olarak doğdu.

İskoç göçmenlerin Kuzey Amerika'ya taşıdığı bu oyun, zaman içinde standartlaşarak uluslararası bir spor haline geldi.

Günümüzde kış olimpiyatlarında ve dünya şampiyonlarında düzenli olarak müsabakalar gerçekleştiriliyor. 

Curling eşsiz bir strateji oyunu çünkü taşları hedefe yaklaştırırken rakibin taşlarını da engellemek veya dışarı atmak gerek. Bu nedenle spor bazen "buz üzerinde satranç" diye anılıyor.

Her oyuncunun nişan alması, taşın hızını ve yönünü doğru hesaplaması gerek çünkü pist üzerinde minik eğimler ve buz yüzeyinin pürüzlü yapısı taşın rotasını etkiliyor.

Taşlar hafifçe döndürülerek, yani "curl" yapılarak atılıyor, sporun adı da buradan geliyor.

Takımların her oyuncusu genellikle iki taş atıyor ve takım sırasıyla lead, second, third ve skip pozisyonlarına göre atış yapıyor. Takımın kaptanı olan skip, hem stratejiyi belirliyor hem de genellikle son taşları atıyor. Bir takımın her taşla yaptığı hamle, o endin sonucunu doğrudan etkiliyor.

Curling stratejisinin önemli bir parçası da "süpürme" tekniği. Taş buz üzerinde kayarken diğer oyuncular pistin yüzeyini süpürüyor. Bu süpürme, buz yüzeyinin pürüzlü tabakasını geçici olarak ısıtarak taşın daha uzun mesafe gitmesini sağlıyor. Ayrıca süpürme işlemi, taşın rotasını daha düz tutmak veya istenen eğriliği azaltmak için de kullanılıyor.

Bu kontrollü buz ısıtma ve temizleme, takımların taşın hedefe daha doğru ve hızlı ulaşmasını sağlıyor.

Süpürme ekipmanları da dikkatle düzenleniyor. Modern süpürge başlıkları sentetik malzemelerden yapılırken, sadece onaylı modeller yarışlarda kullanılabiliyor. 2010'ların ortalarında bu konuda bir tartışma yaşanmış ve yeni başlık teknolojilerinin oyunu fazla etkilemesi sonucu kurallarda standardizasyon getirilmişti.

Bu da süpürmenin sadece taktiksel değil aynı zamanda kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini gösteriyor.

Curling maçlarında kullanılan taşlar, özel granit türünden üretilir ve her biri yaklaşık 20 kilogram ağırlığında. Bu taşlara sap takılır; takımlar genellikle kırmızı ya da sarı sap renkleriyle kendi taşlarını ayırt eder. Buz üzerinde taşın bırakılma anı, kullanılan teknik ve rakip süpürme performansı taşın son konumunu belirler.

Oyunun içinde pek çok özel terim de var. Mesela "hog line" adı verilen çizgiyi geçmeden taş pistte kabul edilmiyor.

Bunun gibi kurallar oyunun stratejik yönünü güçlendiriyor. Aynı zamanda "blank end" denen, end sonunda hiç puan kazanmayan durum da var; bu durumda avantaj bir sonraki enddeki son taşı atma hakkıyla devam ediyor.

Bugün curling Kanada, İskoçya, İsveç gibi ülkelerde güçlü oyuncularıyla dikkat çekiyor ve bunun yanısıra dünya genelinde yaygınlaşma çabaları da sürüyor.

Curling'in farklı versiyonları da var. 4 kişilik takımların yanı sıra, iki oyunculu karışık çiftler gibi formatlar da yarış programlarında yer alıyor. Ayrıca tekerlekli sandalye curling gibi engelli sporcular için uyarlanmış formatlar da bulunuyor; burada süpürme yapılmıyor ve taşlar farklı yöntemlerle atılıyor.

Bu spor izleyenlere hem fiziksel beceri hem de stratejik derinlik sunuyor. Taşları hedefe yaklaştırmak için yapılan hesaplamalar, süpürme taktikleri ve takım koordinasyonu, curling'i buzun üzerinde farklı bir savaş haline getiriyor. Curling izlenebilirliği yüksek, düşünce ve beceri birleşimini sunan özgün bir kış sporu olarak her sezon heyecan yaratıyor.

Kaynaklar: World Curling, NBC, Olympics


Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
TT

Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu haftaki konumuz sürat pateni. 

Sürat pateninde amaç, buz üzerindeki en hızlı sporcu veya takım olmak. Patenleriyle oval pistte kayan sporcular, rakiplerinden çok kronometreyle yarışıyor.

Dışarıdan bakıldığında basit görünen bu spor, işin içine girildiğinde ciddi bir teknik bilgi, güçlü bacaklar ve yüksek konsantrasyon gerektiriyor. Küçük bir denge kaybı ya da geç bir hamle, saniyenin onda biriyle ölçülen kritik farklara yol açıyor.

Yarışlar genellikle 400 metrelik standart bir buz pistinde yapılıyor. Oval pistte iki düzlük ve iki dönüş var. Sporcular pistte ikili gruplar halinde start alıyor. Aynı anda piste çıkan iki patenci birbirine rakip gibi görünse de asıl mücadele zamana karşı veriliyor. Günün sonunda en iyi süreyi yapan sporcu kazanıyor.

Sürat pateninin kökleri epey eskiye dayanıyor. Donmuş göller ve kanallar üzerinde kayarak yol alan Kuzey Avrupa halkları, bu hareketi zamanla yarışa dönüştürüyor.

Özellikle Hollanda, sürat pateninin gelişiminde önemli rol oynuyor. 19. yüzyılın sonlarında kurallar netleşiyor, uluslararası yarışlar düzenlenmeye başlıyor. 

Bu sporda kullanılanlar, günlük buz patenlerinden son derece farklı. Bıçaklar daha uzun ve neredeyse tamamen düz bir yapıya sahip.

Bu sayede patenci buzla daha uzun süre temas ediyor ve her itişte daha fazla hız üretiyor. Modern sürat patenlerinde kullanılan "clap skate" sistemiyse bıçağın topuktan ayrılmasına izin veriyor. Bu mekanizma, itiş sırasında gücün daha verimli aktarılmasını sağlıyor.

Sporcular yarış boyunca alçak bir pozisyonda kayıyor. Dizler kırık, gövde öne eğik, kollar çoğu zaman sırtın arkasında kilitli. Bu duruş, hava direncini azaltıyor ve hızın korunmasını sağlıyor.

Ancak bu pozisyonu dakikalar boyunca koruyabilmek için ciddi bir bacak gücü ve kondisyon gerek.

Sürat pateninde farklı mesafeler var ve her mesafe ayrı bir yaklaşım gerektiriyor.

500 ve 1000 metre gibi kısa yarışlarda patlayıcı çıkış ve ilk saniyeler büyük önem taşıyor. 5 bin ve 10 bin metre gibi uzun mesafelerdeyse tempo kontrolü, nefes düzeni ve doğru çizgi seçimi öne çıkıyor. Sporcular yarış boyunca hızlarını bilinçli şekilde ayarlıyor ve son turlara enerjilerini saklıyor.

Kısa pist patencileri genellikle saatte yaklaşık 48 km hıza ulaşırlarken, uzun pist sporcuları ortalama 56 km'de seyrediyor.

Takım takip yarışları, sürat pateninin en dikkat çekici formatlarından biri. Bu yarışlarda üç patenciden oluşan takımlar piste birlikte çıkıyor. Amaç, takımın üçüncü sporcusunun bitiş çizgisini geçtiği anda elde edilen süreyi en iyi seviyeye taşımak. Sporcular dönüşümlü olarak öne geçiyor, rüzgar direncini paylaşıyor ve birlikte bir ritim yakalamaya çalışıyor.

Bir diğer ilgi çekici formatsa toplu start. Bu yarışta sporcular aynı anda start alıyor ve doğrudan birbirleriyle mücadele ediyor. Sprint puanları, pozisyon savaşları ve son turdaki ataklar, bu disiplini izleyici açısından epey heyecanlı hale getiriyor. Klasik sürat pateninden farklı olarak burada taktik ve anlık kararlar çok daha belirleyici oluyor.

Yarışlar sıkı kurallarla yönetiliyor. Sporcuların pist değişim noktalarında çizgilere uyması gerekiyor. İç hattaki patenci her zaman öncelikli sayılıyor ve dış hattan gelen sporcu geçiş sırasında dikkatli davranmak zorunda kalıyor. Kurallara aykırı bir hamle, zaman cezası ya da diskalifiyeyle sonuçlanabiliyor. Bu da sporcuları hem hızlı hem kontrollü olmaya zorluyor.

Uluslararası sürat pateni organizasyonlarını Uluslararası Buz Pateni Federasyonu düzenliyor. Dünya Kupası etapları sezon boyunca farklı ülkelerde yapılıyor ve sporcular genel klasman puanları için mücadele ediyor. Sezonun zirvesiyse 5 ayaktan oluşan Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları oluyor. Milano–Cortina 2026 Kış Olimpiyatları’nda sürat pateni, yine en fazla madalya dağıtan branşlardan biri olarak öne çıkıyor.

Sürat pateni iki ana başlık altında ele alınıyor. Uzun pist sürat pateni, 400 metrelik pistte yapılan klasik disiplinleri kapsıyor. Kısa pist sürat pateniyse daha küçük bir pistte, çok sayıda sporcunun aynı anda yarıştığı, temasın ve taktik savaşlarının daha yoğun olduğu bir format sunuyor. İki disiplin aynı temele dayansa da izleme deneyimi epey farklı oluyor.

Tarih boyunca bu spor unutulmaz anlara sahne oldu. Olimpiyatlarda üst üste kazanılan altın madalyalar, kırılan dünya rekorları ve teknolojik gelişmeler sürat pateninin sürekli evrilmesini sağlıyor. Bugün sporcular, geçmişe kıyasla çok daha hızlı kayıyor ancak hata payı da aynı ölçüde azalıyor.

Sürat pateni, izleyiciye sessiz ama yoğun bir gerilim sunuyor. Tribünlerde alkışlar kısa sürüyor, asıl heyecan bitiş çizgisinde kronometre durduğunda yaşanıyor. Çünkü bu sporda fark çoğu zaman gözle değil, ekranda beliren rakamlarla anlaşılıyor. Buzun üzerinde geçen her saniye, emeğin ve tekniğin net bir karşılığına dönüşüyor.

Kaynaklar: Red Bull, Olympics, ISU, USOPM