Milli Ümmet Partisi’nin liderlik koltuğu kimin olacak?

Sadık el-Mehdi
Sadık el-Mehdi
TT

Milli Ümmet Partisi’nin liderlik koltuğu kimin olacak?

Sadık el-Mehdi
Sadık el-Mehdi

Sudan Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Sadık el-Mehdi, bu yılın ortalarında geçiş hükümeti için siyasi kuluçka merkezi olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nden (ÖDBG) çekilme kararı almıştı. El-Mehdi’nin bu kararı partisinin ÖDBG’nin yeniden yapılandırılması ve bir "ittifaktan" "cepheye" dönüştürülmesi talebine ÖDBG’nin yanıt vermemesinin ardından geldi. Yeni siyasi ittifakın çehresi, ittifaktan ayrılan bazı partilerin bir araya gelmesiyle belirginleşti. Güney Sudan'da halen müzakere halinde olan partiler ve bazı silahlı hareketler bulunuyor. Milli Ümmet Partisi’nin krizlerin kuşattığı geçiş hükümetinden ziyade seçimlere ümit bağladığının ise açık olduğu belirtiliyor.
Juba’da Sudan Barış Anlaşması’nın imzalanmasından sonra el-Mehdi yeni ittifakların kurulması konusuna yoğun bir şekilde eğilmiş durumda. Komünist Parti’nin ÖDBG’ye “ağır bir taş atması” Sudan'daki siyasi arena için yeni bir ayrım çizgisi dayatabilir. Görünen o ki el-Mehdi İttifakı; Komünist Parti, Sudanlı Profesyoneller Derneği ve Abdulaziz el-Helu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey'in (SPLM-N) yer aldığı sol bir ittifakın karşı tarafında olacak.
Geçiş hükümetinin kalıntıları için kıyasıya rekabet halinde olan Sudanlı güçler ve bu kesimlerin içerisinde yer alan iki oluşum arasında resmi bir bölünme gerçekleşmeden 2020 güneşinin batmayacağı açıktı. Ancak Sadık el-Mehdi’nin dün yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle yaşamını yitirmesi dengeleri değiştirecek.
Milli Ümmet Partisi her ne kadar Sudan siyasi arenasında sürekli rol oynuyor olsa da parti içerisinde siyasi çizgiyi, kararları ve politikaları istikrarlı kılacak örgütsel yapılar yok. Parti yöneticilerinden birçok isim, Sadık el-Mehdi'nin kişiliğinin, partinin politikalarını inşa etmede ve geçmişte yakın aile fertlerinin oynadığı rolün temellerinin sağlamlaştırılmasında çok önemli olduğunu vurguladı.
El-Mehdi demokratik fikirlere sahip olmasına rağmen partinin ve tabanın idaresinde evinin ve ailesinin rolünü güçlendirmek istiyordu. Sadık el-Mehdi, Cibuti’de Beşir rejimi zamanında Sudan hükümeti ile Ümmet Partisi arasında Nida Sudan Anlaşması’nı imzaladıktan sonra Hartum'a döndü ve 9'u en yakın aile fertlerinden olmak üzere 17 üyeli yeni bir liderlik ofisi kurdu. Nida Sudan Anlaşması, muhalefetteki Sudan Demokratik İttifakı ile Milli Ümmet Partisi’nin askeri eylemlerden elini çekmesini sağlamıştı.
Aynı dönemde liderlik ofisinin bir toplantısında, ofis tarafından gerçekleştirilen üç dış ziyaretin raporları ele alındı. İlki; el-Mehdi'nin bizzat katıldığı Kahire ziyareti, ikincisi; Sadık el-Mehdi'nin kızı Meryem es-Sadık el-Mehdi'nin Kampala ziyareti, üçüncüsü de el-Mehdi'nin eşi Sare el-Mehdi'nin Beyrut ziyaretiydi. Söz konusu ziyaretler, liderlik ofisinden bir üyenin partinin temsilinin ailenin tekeline alındığına yönelik itirazına neden oldu. El-Mehdi ailesinin parti ile ilişkisi liderlik ofisindeki başlıca anlaşmazlık maddelerinden biri olmayı sürdürdü. Nihayetinde partinin içerisinde farklı ittifaklar gerçekleşti. Ardından Ümmet Partisi’nden beş ayrı parti çıkmış oldu. Bu partiler aynı şekilde Ümmet Partisi olarak adlandırılmış ancak ayırt edilebilmek için ilave isimler kullanmışlardır.
El-Mehdi, sürekli muhatap olduğu “ailesinin parti içerisindeki rolü” ile ilgili soruya şu cevabı vermişti:
“Yetenekleri, nitelikleri ve mücadeleleri bu liderlik rolüne layık olduklarını gösteriyor. Ailemin hiçbir ferdine siyasi çalışma yapma zorunluluğunu dayatmadım. Aksine kendileri gönüllü olarak görev almak istediler.”
1986-1989 yılları arasında, partisinin iktidarda olduğu ve 1990'larda muhalefette olduğu iki ayrı dönemde el-Mehdi’nin yakınlarında yakın arkadaşı Dr. Ömer Nur ed-Daim ve kuzeni Mübarek Fadıl el-Mehdi dışında hiç kimse yoktu. Daha sonra kızları, oğulları ve hatta kayınpederi de dahil olmak üzere aile fertlerinin çoğunluğunu partide en üst düzey liderlik pozisyonunda siyasi çalışmalara katıldılar. Bu durum, partinin liderlik pozisyonunun yelpazesini küçültmüş oldu.
Sadık el-Mehdi'nin ölümüyle birlikte eski ve sürekli yenilenen bir soru tekrar gündeme geldi:
“Partinin kaderini El-Mehdi'nin ailesi mi belirleyecek yoksa parti mi el-Mehdi'nin ailesinin kaderini belirleyecek?”
Ufukta, El-Mehdi ailesinin dışında partinin liderliğini üstelenecek tek bir beliriyor: Milli Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve eski Savunma Bakanı emekli Tümgeneral Fadlallah Barmah Nasır. Kendisi askeri ve siyasi çalışmalardaki uzun deneyimine rağmen sakinliği ve görgü kurallarına riayet etmesiyle tanınan bir isimdir. Ancak el-Mehdi'nin vefat etmesiyle boşalan koltuğa oturup partiye liderlik edebilmek için ne parti teşkilatlarından ne de tabandan yeteri kadar desteğe sahip değil.
Diğer yandan el-Mehdi'nin aile fertleri arasında parti liderliği yapabilecek birden fazla seçenek bulunuyor. Bu seçenekler parti yönetimiyle tabanı arasındaki kombinasyonun devamını sağlayabilecek nitelikte. Ensar olarak bilinen el-Mehdi taraftarları parti için en güçlü popüler merkezi oluşturuyor. Sadık el-Mehdi'nin yerine aday gösterilen ilk isim, 11 Nisan 2019 Perşembe sabahı iktidardan devrildiği son anına kadar kendisinin yanında olan oğlu Emekli Tümgeneral Abdurrahman es-Sadık el-Mehdi'dir.
İkinci aday da "Milli Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı" kartına da sahip olan Dr. Meryem es-Sadık el-Mehdi. Kendisi, Sudan içerisinde ve dışında parti tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerin çoğunda parti temsilcisi olarak görev almıştır. Eyleme geçtiğinde ve politik durgunluğu sırasında benimsediği tutum açısından bakıldığında babasına en fazla benzeyen isim olarak görünüyor.
Meryem, deneyim ve siyasi tecrübe açısından diğer adaylara karşı üstünlük sağlamış olsa da geleneksel kodlara sahip parti tabanının kadınların erkeklere liderlik yapmasına sıcak bakılmadığı gerçeğiyle karşı karşıya. Özellikle de partinin gelenekçi tabanının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bu duruma karşı itiraz sesleri yükseltilebilir.
Üçüncü aday; Mühendis Sıddık es-Sadık el-Mehdi. Sakin tabiatlı biri olmasının yanı sıra politik ve sosyal ilişkilerinde temkinli.
Yaş erozyonu ve modern kuşakların değişmesi ve partinin kitlelere dayanan toplumsal temellerinin zayıflaması sebebiyle bu kitleden geriye kalanların sadakatini ve duygularını feda etmek parti için çok maliyetli bir mesele gibi görünüyor. Bu durum, Meryem'in geçici de olsa başkanlık koltuğuna geçme şansını zayıflatır. Bu denklem Emekli Tümgeneral Abdurrahman es-Sadık el-Mehdi'ye babasının halefi olması ve onunla benzer arzuları gerçekleştirmesi doğrultusunda daha büyük fırsatlar veriyor. Ancak her ne kadar parti tabanı ve orta düzeydeki bazı yöneticiler için kabul görebilecek biri olsa da eski rejim kadrolarında görev yapması nedeniyle acil bir "siyasi aklanma" sürecine ihtiyaç duyuyor.
Her halükarda, partinin karşı karşıya olduğu ana ve gerçek ikilem; partinin geleceğine liderlik edilmesi konusunda el-Mehdi'nin aile fertleri üzerinden yenilenen eski bir bölünme sorunu olarak karşımızda duruyor.
Bu bölünme, Milli Ümmet Partisi’nin dışından dördüncü bir adaya nadir bir fırsat sağlayabilir. Değişken politikaları sebebiyle en tartışmalı Sudanlı politikacılardan biri olarak kabul edilen Sadık el-Mehdi'nin kuzeni Mübarek El-Mehdi, parti liderliği için dördüncü bir aday olabilir. 2001 yılında Sadık el-Mehdi'den ayrılmış ve aralarında şiddetli bir düşmanlık baş göstermiştir. Ancak birkaç ay önce ikili arasındaki husumeti sonlandıracak ve Mübarek’i aileye ve partiye geri döndürebilecek tarihi bir uzlaşıya yaklaşıldı. ÖDBG’den ayrılma kararının ardından Milli Ümmet Partisi tarafından kurulacak olan yeni ittifakın mutfağına giren Mübarek el-Mehdi, ailenin partide oynayacağı rol sebebiyle baş göstermesi beklenen olası çatışmaya uygun bir panzehir olabilir. Mübarek, ailesiyle ilgili psikolojik engelleri aşabilecek, geleneksel kodlara sahip ve halk tabanı için de makbul bir politikacıdır.
Sadık el-Mehdi; Milli Ümmet Partisi, kurulması beklenen siyasi ittifak ve en önemli kurucularından biri olduğu geçiş hükümeti için büyük öneme sahip bir tarihi dönemeçte vefat etti.



Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
TT

Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)

Aşılarla kontrol altına alınabilen ölümcül hastalıkların yeniden yayılma riskinin arttığı bir dönemde Husiler, çocuklara yönelik acil aşı sevkiyatını kabul etmeyi reddetti. Sana’daki çevreler, Husileri aşıların bölgeye girişine izin verilmesi karşılığında Birleşmiş Milletler’in (BM) kontrol ettikleri bölgelerdeki ofislerini yeniden açmasını ve faaliyetlerine devam etmesini şart koşarak pazarlık yapmakla suçladı. Yemenli hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada bu iddiaları dile getirdi.

Kaynaklar, Yemen hükümetinin Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanların sağlık merkezlerinde aşı bulunmadığı yönündeki çağrılarına yanıt verdiğini ve bu bölgelere aşı sevkiyatı yapılması için BM ile temasa geçtiğini belirtti. Hükümet ayrıca aşıların el konulmayacağı veya satılmayacağı ve hedeflenen çocuklara ücretsiz olarak dağıtılacağı konusunda güvence verilmesini istedi.

Ancak kaynaklara göre bu teklif, hükümetin ‘imkânsız şartlar’ olarak nitelendirdiği Husilerin talepleriyle karşılaştı. Yaklaşık 1 milyon çocuk, çocukluk çağı hastalıklarına karşı aşılama oranlarının düşmesi nedeniyle giderek artan risklerle karşı karşıya bulunuyor. Bu süreçte, rutin aşılama programlarıyla yayılması önlenebilecek çocuk felci, kızamık ve diğer hastalıkların yeniden görülmeye başladığı belirtiliyor.

Yemen hükümeti kaynaklarına göre Husiler, aşıların bölgeye girişine onay vermeyi, BM’nin kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan ofislerini yeniden açması şartına bağladı. Söz konusu ofisler, bir kısmının basılması ve onlarca çalışanın gözaltına alınmasının ardından bir yılı aşkın süre önce kapatılmıştı. Husiler ayrıca insani yardım kuruluşlarının faaliyetleri ve çalışanlarına yönelik çeşitli kısıtlamalar getirmişti.

Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)
Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)

Kaynaklara göre BM, Husilerin elinde tutulan onlarca BM çalışanı ile uluslararası ve yerel insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin serbest bırakılmasını, örgütün ofislerine düzenlediği baskınların ardından el koyduğu varlıkların iade edilmesini ve kuruluşların faaliyetleri ile çalışanlarına yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyor.

Kaynaklara göre Husiler ise bu taleplere karşılık vermeye hazır görünmüyor. Nitekim aşı sevkiyatlarının bölgeye girişini reddetmeleriyle eş zamanlı olarak bir grup tutuklunun, terör ve devlet güvenliği davalarına bakan ceza savcılığına sevk edildiği belirtildi. Söz konusu kişilerin, uluslararası ve insani yardım kuruluşlarında çalışmaları nedeniyle casuslukla suçlandıkları ve yargılanmalarının hazırlıklarının yapıldığı kaydedildi.

Kaynaklar, bu gelişmelerin başta aşılar olmak üzere insani ihtiyaçların siyasi pazarlık aracı olarak kullanılabileceğine ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor. Bu durum, çocukları aşılama yoluyla önlenebilecek hastalıklardan korumak için acil sağlık müdahalelerine duyulan ihtiyacın giderek arttığı bir döneme denk geliyor.

Marib aşı açığını kapatıyor

Buna karşılık, hükümetin kontrolündeki bölgelerde yürütülen sağlık çalışmaları, özellikle yerinden edilmiş çocuklar ve yoksul topluluklar arasında aşılama oranlarının gerilemesinin yol açtığı açığın boyutunu ortaya koyuyor.

BM, ortakları aracılığıyla, çok sayıda ülke içinde yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Marib vilayetinde 13 binden fazla çocuğun aşılandığını açıkladı. Bu adım, kızamık şüphesi taşıyan vakaların artmasının ardından yerel makamların sağlık alanında acil durum ilan etmesi üzerine atıldı.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Marib kenti ile Harib, Madgal ve Ravgan ilçelerinde 18 Ağustos’ta başlayan acil aşılama kampanyasına destek verdiğini bildirdi. Kampanyada, yüksek riskli bölgelerde, yerinden edilme alanlarında ve hizmetlerden yeterince yararlanamayan topluluklarda yaşayan 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklar hedef alındı.

Örgüt, Avrupa Birliği’nin (AB) insani yardım programı ile İngiltere Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen kampanyanın başlangıçta 8 bin 514 çocuğun aşılanmasını hedeflediğini belirtti. Ancak kampanya kapsamında 11 bin 143 çocuk taramadan geçirildi ve 10 bin 624’ü kızamığa, 3 bin 151’i ise rutin aşılama programlarına yönelik olmak üzere toplam 13 bin 775 doz aşı uygulandı.

Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)
Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)

Kampanya, Marib Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, vali yardımcısının ofisi ve diğer sağlık kuruluşlarıyla iş birliği içinde yürütüldü ve sahada 309 aşılama oturumu gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 200 oturuma destek verirken, IOM 109 oturuma destek sağladı ve bu oturumların tamamını uyguladı.

IOM ayrıca, 88 sağlık çalışanından oluşan 22 aşılama ekibine destek verdi. Örgüt, ekiplerin yerinden edilme bölgeleri ile risk altındaki topluluklara ulaşabilmesi için 22 araca yakıt desteği de sağladı.

Dünya çapında ikinci en yüksek sonuç

Bu kampanya, Yemen’de aşılama krizinin derinleştiğine işaret eden uluslararası göstergelerin bulunduğu bir dönemde gerçekleştirildi. IOM, ülkede rutin aşılama programlarındaki ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eksiklikler nedeniyle kızamığın tekrarlayan salgınlara yol açmayı sürdürdüğünü bildirdi.

IOM’un aktardığı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) ön verilerine göre, Ekim 2025 ile Mart 2026 arasında Yemen genelinde 11 bin 354 kızamık vakası bildirildi. Bu sayı, söz konusu dönemde dünya genelinde kaydedilen en yüksek ikinci vaka sayısı oldu.

Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)
Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)

Örgüt, yerinden edilme kamplarında yaşayan çocuklarla hizmetlerden yeterince yararlanamayan toplulukların, aşı ve sağlık hizmetlerine erişimlerini engelleyen ek sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu durumun, söz konusu çocukları aşılarla önlenebilen hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirdiği kaydedildi.

IOM’un Yemen Misyonu Başkanı Abdussettar Esoev, çocukların rutin sağlık hizmetlerine erişememesinin önlenebilir hastalıkların hızla yayılmasına zemin hazırladığını söyledi. Esoev, örgütün salgından etkilenen topluluklara ulaşmak ve çocukların aşılara erişimini sağlamak için sağlık makamları ve diğer ortaklarla birlikte çalıştığını ifade etti.


Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
TT

Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)

Kaynaklar, Bağdat yönetiminin uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdirmek için gelecek 30 Eylül tarihine bağlılığını sürdürdüğünü belirtti. Bu açıklama, ABD ve ortaklarının askeri misyonlarını azaltarak tamamen çekilmek yerine Irak hükümetiyle ikili bir güvenlik çerçevesine geçmeyi planladıklarına ilişkin basında çıkan haberlerin ardından geldi.

Iraklı resmi bir kaynak, “Eylül ayından sonra Irak’ta ABD ve diğer yabancı güçlerin varlığını sürdüreceğine” ilişkin haberlerin, “önceki Irak hükümeti ile ABD yönetimi arasında varılan mutabakatla çeliştiğini” söyledi. Ancak kaynak, “ABD’den resmi bir kaynağa dayanmayan basın haberleri hakkında yorum yapmak için henüz erken” ifadelerini kullandı.

Basında yer alan haberlerde bugün, kimliği ve görevi açıklanmayan bir ABD’li yetkilinin, ABD ve koalisyon ortaklarının Başkan Donald Trump’ın talimatları doğrultusunda gelecek 30 Eylül’e kadar Irak’taki askeri görevlerini azaltacağı yönündeki sözlerine yer verildi.

Yetkiliye atfedilen açıklamalara göre misyonun azaltılması, “DEAŞ’la mücadeledeki ortak başarının” bir sonucu ve Bağdat ile Washington arasında kalıcı bir ikili güvenlik ortaklığına geçiş anlamına geliyor. Bu sürecin ABD’nin çıkarları, Irak Anayasası ve iki ülke arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması’yla uyumlu olduğu belirtildi.

ABD’li yetkili, bu adımın DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun sona erdiği anlamına gelmediğini, aksine koalisyonun askeri misyonunun ikili ilişkiler çerçevesinde daha geleneksel bir yapıya dönüşeceğini söyledi. Ayrıca sorumlu ve sorunsuz bir geçişin sağlanması amacıyla, Irak hükümeti ile koalisyona katılan ülkeler arasındaki koordinasyonun süreceğini ifade etti.

Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)
Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)

Önceki anlaşma ve takvim

Irak ve ABD, Eylül 2024’te Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’ta DEAŞ’a karşı yürüttüğü askeri misyonun sona erdirilmesi ve kademeli olarak ikili bir güvenlik ilişkisine geçilmesine yönelik planı açıklamıştı.

Plan kapsamında misyonun ilk aşaması Eylül 2025’te sona ererken, Suriye’de terör örgütüne karşı yürütülen operasyonları desteklemek amacıyla Irak Kürdistan Bölgesi’nde bazı güçlerin kalması ve son aşamanın Eylül 2026’da tamamlanması öngörülmüştü.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı’nın askeri sözcüsü Sabah el-Numan, gelecek 30 Eylül’ün “Irak’ın bayramı” olacağını belirterek, Bağdat’ın koalisyon güçlerinin çekilmesini belirlenen tarihte tamamlama konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

El-Numan ayrıca hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması ve silahlı yapıların meşru devlet kurumlarına entegre edilmesi yönündeki çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Iraklı resmi kaynak ise hükümetin “Bağdat ile Washington arasında varılan mutabakata bağlı olduğunu” ve Irak’ın topraklarında herhangi bir amaçla yabancı güçlere artık ihtiyaç duymadığını ifade etti.

Kaynak Şarku’l Avsat’a, ABD askerlerinin ülkedeki varlığının devam etmesi halinde bunun silahların devlet kontrolünde toplanması projesinden geri adım atmaları için silahlı gruplara gerekçe sunmasından endişe edildiğini belirtti.

Silahlar ve Washington’la ilişkiler

Irak’taki silahlı grupların elindeki silahlar meselesi, ABD güçlerinin ülkedeki varlığını yalnızca askeri düzenlemelerin ötesine taşıyor. Irak yönetimi, Iraklı yetkililerin açıklamalarına göre silahların devlet otoritesi altında toplanmasını hedeflerken, ABD güçlerinin varlığı bazı silahlı grupların Washington’la ilişkilere yönelik tutumlarının temel unsurlarından birini oluşturuyor.

Iraklı eski bir güvenlik yetkilisi, hükümetin silahlı grupların silahlarını bırakmasına ilişkin takvime uymaması halinde, Washington’un çekilme konusundaki tutumunu yeniden değerlendirebileceğini söyledi.

Yetkili, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi güçlerden oluşan bir komitenin silah meselesini ele alması ve silahların tamamen bırakılması yerine yeniden düzenlenmesi veya depolanmasına ilişkin fikirlerin gündeme gelmesinin Washington tarafından bu konuda yeterli ciddiyetin gösterilmediğine dair bir işaret olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

Yetkili, değerlendirmesine göre ABD’nin tutumundaki değişimin nedenlerinden birinin İran Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Irak ziyareti olduğunu söyledi. Ziyaretin ardından ABD’nin askeri varlık ve yaptırımlar da dahil olmak üzere çeşitli konularda tutumunu sertleştirdiğini öne sürdü.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi

Ancak bu yorumlar, şu aşamada yetkililer ve gözlemcilerin değerlendirmeleri niteliğinde bulunuyor; Washington’dan Bağdat’la varılan anlaşmayı değiştirdiğine ilişkin resmi bir açıklama yapılmış değil.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Said el-Ciyaşi, Irak ile ABD arasında bir buçuk yıldan uzun süren müzakerelerin ardından varılan anlaşmanın, DEAŞ’a karşı Irak ve Suriye’de yürütülen “Doğal Kararlılık Operasyonu” kapsamında Irak’ta görev yapan ABD Ortak Görev Gücü unsurlarının çekilmesini öngördüğünü söyledi.

El-Ciyaşi, çekilme sürecinin Eylül 2025’te başladığını ve 30 Eylül 2026’da tamamlanmasının planlandığını belirterek, bunun ABD ve koalisyon ülkelerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdireceğini ifade etti.

Bununla birlikte el-Ciyaşi, bunun Irak ile ABD veya diğer ülkeler arasındaki güvenlik iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmediğini, terörle mücadele alanındaki koordinasyonun devam edeceğini vurguladı.

Mevcut anlaşmazlık, esas olarak bir sonraki aşamanın nasıl yorumlanacağı noktasında yoğunlaşıyor: Yabancı güçlerin askeri misyonu üzerinde anlaşmaya varılan tarihte tamamen sona mı erecek, yoksa ikili güvenlik ilişkisi kapsamında sınırlı bir askeri varlığa mı dönüşecek? ABD’den bu konuda henüz net bir resmî açıklama gelmemesi nedeniyle nihai yanıtın önümüzdeki haftalarda Bağdat ile Washington arasındaki görüşmelere bağlı olduğu değerlendiriliyor.


Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
TT

Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)

Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde bugün bombardıman ve silah sesleri sürerken, DPA’nın haberine göre İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) haberine göre, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nin merkezindeki El-Masdar köyü ve köye komşu El-Meğazi Mülteci Kampı’nın çevresindeki yollarda sabah saatlerinden beri ateş açtığı bildirildi.

Şarku'l Avsat'ın  El-Aksa TV'den aktardığına göre yerel kaynaklar, İsrail güçlerinin Gazze kentinin doğusunda konuşlandırdığı iş makinelerinden açılan ateş sonucu yaralanan bir kişinin Şifa Hastanesi’ne getirildiğini bildirdi.

İsrail’e ait insansız savaş uçakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi çevresine en az bir hava saldırısı düzenledi. Günün ilk saatlerinde Gazze kentinin doğusundaki bölgeler topçu ateşine tutulurken, İsrail askeri araçlarının da kentin doğusunda ateş açtığı ve Gazze’nin kuzeydoğusundaki Tuffah Mahallesi’nin hedef alındığı bildirildi.

Şeridin güneyindeki yerel sakinler ise İsrail tanklarının Han Yunus kentinin güneyindeki Batn es-Semin bölgesine yoğun ateş açtığını belirtti. Kentin doğusundaki bölgelerin de sabah saatlerinde tekrar ateş altına alındığı aktarıldı.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail savaş helikopterlerinden kente doğru ateş açılırken, İsrail’e ait insansız hava araçlarının Han Yunus’un El-Mevasi bölgesi üzerinde alçak irtifada uçtuğu bildirildi.