40 milyondan fazla insan modern köleliğin kurbanı

 Dünya çapında milyonlarca çocuk yasa dışı olarak kötü koşullarda çalıştırılıyor. (Getty Images)
Dünya çapında milyonlarca çocuk yasa dışı olarak kötü koşullarda çalıştırılıyor. (Getty Images)
TT

40 milyondan fazla insan modern köleliğin kurbanı

 Dünya çapında milyonlarca çocuk yasa dışı olarak kötü koşullarda çalıştırılıyor. (Getty Images)
Dünya çapında milyonlarca çocuk yasa dışı olarak kötü koşullarda çalıştırılıyor. (Getty Images)

Fidel Spiti
İnsanların büyük çoğunluğu köleliğin ve köleleştirmenin yüzyıllar önce sona erdiğine, kölelerin gemilerle Afrika'dan Avrupa'ya veya Amerika'ya taşındığı zamanlarda kaldığına inanıyor. Bu kölelik, esaret ve insan kaçakçılığının sinematik bir resmi olarak duruyor. Gerçekte ise durum oldukça farklı.
Birçok kölelik, esaret ve insan kaçakçılığı türü bugün halen sürüyor. Bu durum dünya çapında yaygın olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının modern köleliğe ilişkin açıkladığı veriler takip edenleri şaşırtacak türden.
Dünya Köleliğin Kaldırılması Günü
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre dünya çapında 40 milyondan fazla insan modern köleliğin kurbanı. Modern kölelik, zorla veya borç karşılığı çalıştırma, zorla evlendirme, insan kaçakçılığı, cinsel sömürü, çocuk işçiliği ve çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere zorla silahlandırılması olarak karşımıza çıkıyor.
ILO’ya göre, modern kölelik aynı zamanda “tehdit, şiddet, baskı, aldatma ve gücün kötüye kullanılması gibi nedenlerle kişinin karşı koyamayacağı veya yakasını kurtaramayacağı sömürü eylemlerini” de kapsıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, 150 milyondan fazla çocuk işçi olarak kullanılıyor. Bu, dünya çapında yaklaşık her on çocuktan birinin çocuk işçiliğine maruz kaldığı anlamına geliyor.
BM bu ve benzeri küresel sorunlar için özel bir gün belirler. BM, göz ardı edilen ve yokmuş gibi davranılan bu durum hakkında farkındalık yaratmak ve azami sayıda devlet kurumu ve sivil toplum kuruluşunu dahil ederek özellikle yoksul ülkelerde, milyonlarca insanın içerisinde bulunduğu karanlığı aydınlatacak bilgilerin paylaşılması amacıyla 2 Aralık'ı Dünya Köleliğin Kaldırılması Günü olarak belirledi. Yoksul ülkelerde kölelik neredeyse toplumların işleyişinin bir parçası olarak görülüyor.
Modern köleliğin temel biçimleri
BM kurumları ve STK'lar tarafından yayınlanan raporlar, geleneksel inanç ve geleneklerde, somutlaşan eski kölelik biçimlerinin devam ettiğini ortaya koyuyor.
Bu kölelik biçimleri, toplumlardaki en savunmasız gruplara karşı uygulanan ve uzun süredir devam eden ayrımcılıktan kaynaklanıyor. Örneğin bu gruplar alt tabakadan, aşiret azınlıklarından veya yerli halktan görülüyorlar.
ILO, zorla çalıştırmanın küresel bir sorun olduğu ve köleliğin halen sürdüğü görüşünde. Zorla veya borç karşılığı çalıştırmanın yanı sıra, küresel ekonomide ekonomik sömürü amacıyla kaçırılan göçmen işçilerin istekleri dışında sömürülmesine benzer çağdaş zorla çalıştırma biçimleri de mevcut. Ev köleliği, inşaat, gıda ve giyim sanayi, tarım ve fuhuş sektörü gibi alanlarda zorla çalıştırılmak bunlara örnek olarak gösteriliyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'na (UNICEF) göre her altı çocuktan biri, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 32’inci maddesinin açıkça ihlal edildiği durumda çalışıyor. Bu madde “çocuğun ekonomik sömürüden korunmasını” öngörüyor. Zira herhangi bir iş çocuk için tehlikeli olabilir, eğitimini engelleyebilir ve fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki veya sosyal gelişimine zarar verebilir.
İnsan ticareti ise tehdit veya güç kullanarak insanları işe almak, bir yerden bir yere taşımak, barındırmak veya tehditle çalışmayı kabul ettirmek anlamına geliyor.
Ürkünç veriler
Yaklaşık 40,3 milyon insan modern köleliğe maruz kalmış durumda. Bunların 24,9 milyonu zorla çalıştırılırken 15,4 milyonu ise zorla evlendiriliyor.
Dünyada her bin kişinin yüzde 5.4’ü modern köleliğin kurbanı. Modern köleliğin her 4 kurbanından biri ise çocuklar. 24,9 milyon kişiden 16 milyonu özel sektörde ev işleri, inşaat veya tarım gibi alanlarda zorla çalıştırılırken 4,8 milyon kişi de fuhuş sektöründe çalıştırılıyor. Devlet yetkilileri tarafından zorla çalıştırılanların sayısı ise 4 milyon. Kadınlar, seks işçiliği sektöründe mağdurların yüzde 99'unu, diğer sektörlerde ise yüzde 58'ini oluşturuyorlar. Bu nedenle “zorunlu çalıştırmadan” orantısız bir şekilde etkileniyorlar.
Köleliğin çağdaş biçimleri, nedenleri ve sonuçları üzerine açıklamalarda bulunan BM Özel Raportörü Gulnara Shahinian, şunları söyledi:
“Çağdaş kölelik, ev köleliğinde olduğu gibi genellikle devlet tarafından ulaşılması zor bölgelerde veya içine kapanık olarak kabul edilen yerlerde ortaya çıkar. Zorla çalıştırmanın yaygın biçimleri, kötü örgütlenmiş veya iş gücünün yoğun olarak kullanıldığı sektörlerde kendini gösterir.”
Zorla evlilik ve çocuk işçiliği
Zorla evlilik, bir kişinin özgür ve tam bir rıza göstermeksizin evlendirilmesi durumunda ortaya çıkan bir kölelik biçimi. 1956 Köleliğin Kaldırılmasına İlişkin Ek Sözleşme, para veya ebeveyn, vasi, aile, herhangi bir kişi veya grup tarafından verilen mal karşılığında, karşı çıkma hakkı olmayan bir kadının "evlilik için vaat edildiği veya terk edilği" her türlü uygulamayı kölelik kapsamında değerlendiriyor. Bu şekilde gerçekleşen evlilik yasa dışı kabul ediliyor.
Çocukların silahlı çatışmalarda kullanılması da dahil olmak üzere çocuk köleliği ve istismarı, çağdaş köleliğin diğer yaygın türü olarak ortaya çıkıyor.
ILO çocuk ticareti ve kaçakçılığı, zorla çalıştırma, kölelik ve çocukların silahlı çatışmalarda zorla kullanılması gibi eylemleri çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri olarak tanımlıyor.
Doğrudan köleliğe gelince… Bir kişinin veya bir grubun köle sahibinin mülkü olarak görülmesi ve ticaretinde kullanılması durumu olarak belirtiliyor. Ancak bu, şu anda en az yaygın olan kölelik biçimi olarak ön plana çıkıyor. Bu gibi durumlarda köle sahibi kurbanları ve onların çocukları üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunabiliyor. Bu nedenle, söz konusu kimseler genellikle doğumdan itibaren köle olarak kabul ediliyor.
BM ve kendisine bağlı kurumların standartlarını modern köleliğin bir ölçütü olarak kabul edersek bunun gözümüzün önünde, her yerde gerçekleştiğini görürüz. Ancak bu, çoğu yoksul toplumda, gelenek ve göreneklere ya da sosyal olarak kabul edilebilir bir duruma dönüşmüş halde. En azından zorla evlendirme, çocuk işçiliği ve ev işçiliği ile ilgili olarak bu söylenebilir.
Ancak yılın bu günlerinde BM, kendine bağlı kurumlar ve sivil toplum kuruluşları; insan hakları, çocuk, kadın ve genç kızların hakları ile ilgili sözleşmelerin kalıcı ihlallerini aydınlatmak için çalışıyor. Genç kızlar özellikle de günümüzde sosyal medya ve internet sitelerinde cinsel istismara maruz kalabiliyorlar.
Bir gün her türlü köleliğin bitmesi umut ediliyor.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times