Suriye hükümeti Cenevre’de Rusya ve İran dışında herkese ‘ateş açtı’

Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)
Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)
TT

Suriye hükümeti Cenevre’de Rusya ve İran dışında herkese ‘ateş açtı’

Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)
Cenevre’deki Suriye hükümet heyetinin sunduğu belge (sağ) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Şam’a düzenlediği ziyaret sırasında (EPA)

Suriye hükümet heyeti başkanı Ahmed el-Kuzberi’nin, Cenevre’deki Anayasa Komitesi toplantılarında sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı belgenin, hükümetin daha önce sunduğu belgelerden daha detaylı ve daha sert bir tutumun yer aldığı görülüyor. Nitekim hükümet, bu belgede, muhalif Suriye Müzakere Heyeti ve sivil toplumun temsilcilerinden “DEAŞ ile İhvan-ı Müslümin’i (Müslüman Kardeşler) eşit görme” dahil olmak üzere “ekonomik terörü” ve “terör eylemlerini reddetmelerini” ve Rusya ile İran’a hiçbir şekilde işaret etmeden “ABD, İsrail ve Türkiye’den yapılan yabancı işgalini kınamalarını” talep ediyor. Hükümet, belgede ayrıca “her türlü ayrılıkçı gündemleri” reddettiğini belirterek, Özerk Yönetim’e karşı olduğunu dile getiriyor.
Suriye hükümeti, muhalefeti ve sivil toplumun katıldığı Anayasa Komitesi toplantılarının dördüncüsü dün sona erdi. 5’inci toplantı 2021’in başlarında yapılacak. Ekim 2019’da Anayasa Komitesi’nin kurulmasının ve “çalışma kriterleri” üzerinde anlaşma sağlanmasının ardından, hükümet heyeti “ulusal parametreleri” tartışmakta ısrar etti. Hükümet heyeti, önceki toplantılar boyunca bu parametrelerin nelerden oluştuğunu, anayasayı tartışmaya geçmeden önce “terör ve işgalleri” reddederek ve Suriye’nin egemenliğine ve birliğine bağlı kaldığını dile getirerek gösterdi. Hükümetin bu tutumu, Komite çalışmalarının Ağustos’ta yapılan üçüncü toplantıdan bu yana donmasına sebep oldu.

‘Ulusal ilkelere bir daha dönülmesin’ talebi reddedildi
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, geçen ay Moskova, Şam ve diğer bazı ziyaretlerinin ardından ilgili taraflarla yazılı bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmada, dördüncü turda, üçüncü turun gündeminin aynısının takip edileceği kabul ediliyor. Anlaşmanın ilgili maddesinde, dördüncü turda “Komitenin yetkilerine, Anayasa Komitesi tüzüğünün referans kriterlerine ve temel unsurlarına göre ulusal temeller ve ilkeler tartışılır” ifadeleri kullanılıyor. Ancak beşinci turun gündemi ile ilgili maddede “(150 kişilik komiteden 45 üyenin bulunduğu) Küçük grup Anayasa Komitesi’nin yetkilerine, tüzüğün referans kriterleri ve temel unsurları ile uyumlu olarak, anayasal ilkeleri (anayasanın temel ilkeleri) tartışacak” deniliyor.
Hükümet heyeti, süre noktasında bir üst sınır olmadan görüşmeleri “ulusal ilkeler” çerçevesinde sürdürmeyi isterken, Müzakere Heyeti ise anayasanın giriş kısmıyla ilgili görüşmelere geçmeyi istiyor. Pedersen’in taraflar arasında yaptığı son anlaşma, muhalefetin, dördüncü turdan sonra “ulusal ilkelerin” tartışılmasına bir daha dönülmemesi talebiyle ilgili onaylama ibaresi içermiyor.
Bununla birlikte, Kuzberi’nin önceki gün sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı iki sayfalık belgedeki 8 madde, “ulusal ilkelerin esaslarını” detaylı bir şekilde açıklıyor. Belgenin birinci maddesinde, “DEAŞ, En-Nusra ve İhvan-ı Müslimin dahil olmak üzere terör örgütlerinin ve Suriye topraklarının tamamında bu örgütlerle irtibatı olan veya sahada ittifak kuran kişilerin yaptığı ve yapmakta olduğu terör eylemlerini tamamen reddetme” ve “ekonomik terör de dahil (Batı’nın yaptırımlarına atı yapılıyor) bazı ülkelerin Suriye halkına uyguladığı terörü… ve tek taraflı zorlayıcı önlemleri reddetme” yoluyla “terörün tüm tezahürleriyle mücadelenin sürdürülmesi” ifadelerine yer veriliyor.
“Türkiye, İsrail ve ABD’den Suriye topraklarına yapılan yabancı işgalinin kınanması ve mümkün olan tüm yollarla bu işgalin sonlandırılması, işgal ile ayakta duran ve her ne sebeple olursa olsun yabancı müdahalesi çağrısında bulunan otoritelerin tanınması veya ilişki kurulmasının suç sayılması” ifadelerinin kullanıldığı ikinci maddede, İran ve Rusya’nın varlığına değinilmiyor. Şam, söz konusu iki ülkenin Suriye hükümetinin talebi üzerine Suriye topraklarında bulunduğunu söylüyor.
Belgenin üçüncü maddesinde, Komite’ye katılanlardan “Suriye Arap Ordusu’nun görevlerini yerine getirmesi için orduyu tüm yollardan desteklemesi” talep ediliyor. Dördüncü maddede “yapısı ne olursa olsun her türlü ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı projeyi ve oldubittiyi empoze etme girişimlerini reddetme” ifadeleri kullanılıyor. Belgenin devamında bu maddenin 3 yolla yapılacağı belirtiliyor: “Toprak bütünlüğüne zarar veren her türlü siyasi veya askeri eylemi reddetme, her türlü ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı projeyi düşürmek, ayrılıkçı olan her türlü eğitim, öğretim, kültürel, toplumsal, siyasi veya askeri tedbirin reddedilmesi ve herhangi bir ayrılıkçı projeyi destekleyen ve arkasında duran örgütler ve gruplarla savaşılması ve bunların suçlu kabul edilmesi.”
Belgenin, dördüncü maddede Özerk Yönetim’e işaret ettiği düşünülüyor. ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteklediği ve Arap ve Kürt bileşenlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kurduğu Özerk Yönetim, Suriye’nin kuzeydoğusunda ülke toprakların dörtte birini kontrol ediyor. SDG’nin kontrolündeki bölgeler, doğal kaynaklar bakımından zengin bölgelerden oluşuyor.

Devletin sembolleri
Belgenin beşinci maddesinde, “Her türlü dini, mezhep, bölgesel, kabile ve etnik aidiyetin üstünde olan ulusal kimlik, tüm Suriyeliler için birleştirici potayı temsil ediyor” denilerek, bu kimliğin 5 durumda “ortaya çıktığı” belirtiliyor. Belgede 5 durum şöyle tarif ediliyor:
1- Devletin ismi: Suriye Arap Cumhuriyeti
2- Resmi dil: Arapça
3- Vatana bağlılık ve vatanın savunmasına sadakat göstermek
4- Bireyin vatan toprağının tamamı için genel bir aidiyet hissetmesi
5- Bayrak ve milli marş gibi ulusal sembollere zarar verilmemesi
Belgenin altıncı maddesinde “ulusal birliği güçlendirme özelliğine sahip olan kültürel çeşitliliğin korunmasının” önemine vurgu yapılıyor. Yedinci madde, “mültecilerin dönüşlerinin mümkün olan her yoldan teşvik edilmesi ve bu hakkın teminat altına alınmasına, bazı grupların ve hükümetlerin bunu zayıf gerekçelerle engellemesi veya dönüşü siyasi gündemlerle irtibatlandırmasını reddetmeye” odaklanıyor. Yedinci maddede ayrıca “uluslararası toplumdan, Suriye Devleti’nin dönüş için uygun koşullar hazırlama çabalarını desteklemesi” talep ediliyor.
Belgenin sekizinci maddesi, insani durumlara tahsis ediliyor. Bu maddede, “Suriye Devleti’nin, yaklaşık 10 yıldır dayatılan sistematik terör savaşının sebep olduğu sıkıntıları Suriye halkının üzerinden kaldırma çabalarının desteklenmesi” talebi dile getiriliyor. Ayrıca bu meselenin siyaset malzemesi olarak kullanılmasının kınanması gerektiği ifade ediliyor.
Suriye Politik Araştırmalar Merkezi (SCPR), savaşla geçen 9 yılda Suriye’deki toplam ekonomik zararın 530 milyar dolar olduğunu açıkladı. Merkez’in raporuna göre, bu süreçte ülke altyapısının yüzde 40’ı zarar gördü, sayıları yaklaşık 22 milyona ulaşan Suriyeliler arasında yoksulluk oranı yüzde 86’ya ulaştı. Çatışmalarda 690 bin kişi öldü, 570 bini doğrudan katıldığı savaş sonucunda hayatını kaybetti. Savaş, 13 milyon kişinin evini terk etmesine ve mülteci konumuna düşmesine neden oldu. Ülke içinde 2,4 milyon çocuk eğitimden mahrum. Bunların yaklaşık yüzde 35’i okul çağındaki çocuklardan oluşuyor. Benzer oranlar ülke dışındaki Suriyeli çocuklar için de geçerli.
Cenevre’de bulunan kaynaklar, söz konusu belgenin dağıtılmasının ardından hükümet ve muhalefet temsilcileri arasında sert tartışmaların meydana geldiğini bildirdi. Kaynakların aktardığına göre, Müzakere Heyeti temsilcileri, Anayasa Komitesi’nin anayasayı tartışması gerektiğine vurgu yapan İlkeler ve Prosedürler Anlaşması’na bağlı kalınmasını talep etti. BM Temsilcisi Pedersen’in ekibinin bu tartışmalara katılmadığı ve katılımcıların çalışma referanslarını dile getirmediği belirtiliyor. Pedersen iki ay önce BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı bir konuşmada, Şam ve muhalefet heyetlerinin üzerinde uzlaştığı İlkeler ve Prosedürler Anlaşması’na bağlı kalınmasının önemini vurgulamıştı.
Muhaliflerden bazı katılımcılar, fikirler için "anayasal güvence" talep ederek "tartışmayı" anayasal alana taşımaya çalıştı ve bu çerçevede mültecilerin ve yerinden edilenlerin durumlarıyla ilgilenecek bağımsız ulusal bir heyetin kurulması, söz konusu kişilerin evlerine dönmesi için güvence verilmesi ve uygun ortamın hazırlanması ve İnsan Hakları Bağımsız Ulusal Heyet’in kurulması gibi somut öneriler sundu.
Dördüncü turun kapanışının ardından gözler 2021’in başlarında düzenlenecek beşinci tura çevrildi. Zira beşinci tur, ABD’de yeni yönetimin başa geleceği tarihlere denk geliyor. Yeni yönetim, seçim döneminde “siyasi sürece daha fazla yatırım yapma” sözü vermişti. Özellikle Suriye’de başkanlık seçimlerinin 2021’in ortasına denk gelmesi göz önüne alındığında, beşinci tur görüşmelerindeki tartışmaların, 2254 sayılı karar uyarınca seçimlere hazırlık amacıyla anayasal reformlara yaklaşıp yaklaşmayacağı sorusunun cevabı önem kazanacak.



Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi tarafından dört kişi öldürüldü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi tarafından dört kişi öldürüldü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.