Fransa ve Mısır'dan ortak vurgu: ‘Stratejik ortaklık'

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (Arşiv-Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (Arşiv-Reuters)
TT

Fransa ve Mısır'dan ortak vurgu: ‘Stratejik ortaklık'

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (Arşiv-Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (Arşiv-Reuters)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin Pazar (yarın) ve Salı günleri arasında gerçekleştireceği Fransa ziyareti kapsamındaki yoğun programında Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, aynı zamanda hükümet, Fransa Ulusal Meclisi ve senato başkanları ve ilgili bakanlarla yapılacak toplantılar bulunuyor. Pazartesi günü Macron ile bir araya gelecek olan Sisi, akşamında ise Elysee Sarayı'nda resmi bir akşam yemeğine katılacak. Ulusal Meclis Başkanı Richard Ferrand ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo ile görüşme gerçekleştirecek olan Sisi, Paris’te bulunan, kimliği belirsiz askerlerin yattığı Arc de Triomphe de l'Étoile (Zafer Takı) anıtına çelenk bırakacak. Başbakan Jean Castex ile yemekte bir araya gelecek olan Sisi, son olarak ise Senato Başkanı Gerard Larcher ile görüşecek. Aynı zamanda Paris'te okuyan Mısırlı öğrencilerin ikametgahı olacak ‘Mısır Evi’nin temelini atmak için Paris'teki uluslararası üniversite kampüsünü ziyaret edecek.
Elysee Sarayı kaynakları, henüz düzenlenmekte olan, ekonomi, savunma ve üniversite ilişkileri konularının ele alınacağının beklendiği başka randevuların da olduğunu bildirdi. Fransız cumhurbaşkanlığı kaynakları, Macron'un Ocak 2019'daki Kahire ziyaretinin ardından gerçekleşen bu ziyaretin Mısır ile ‘stratejik ortaklığın önemini vurguladığına’ inanıyor. Zira iki taraf da bunun sadece koşullara bağlı bir ortaklık olmadığını, öncelikli amacı bölgede istikrarı tesis etmek olan uzun vadeli bir ortaklık olduğunu düşünüyor. Bu ziyaret aynı zamanda Kovid-19 krizinin yaşandığı ve yansımalarının sürdüğü, bölgede gerginliklerin yaşandığı, ABD’de Demokrat Joe Biden’ın Başkan seçildiği bir zamanda geliyor. Bu nedenle söz konusu ziyarette gerçekleştirilecek görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra Libya ve Sahel ülkelerindeki gelişmeler, terörizmle mücadele, Doğu Akdeniz sularındaki artan gerilim, Türkiye’nin rolü, Suriye ve Lübnan dosyaları, Filistin-İsrail çatışması ve siyasal İslam gibi her iki taraf için de oldukça önemli dosyalara değinilecek. Fransız tarafının gündeme getireceği konular arasında Mısır'daki insan hakları meselesinin de olduğunu belirten Cumhurbaşkanlığı kaynakları, Mısır Kişisel Haklar İnisiyatifi’nden (EIPR) üç aktivistin kısa süre önce serbest bırakılmasının Fransa’da memnuniyetle karşılandığını dile getirdi. Paris’ten kaynakların ifade ettiğine göre, Mısır ile ortaklığını sürdüren Fransa, bunu iki ülke çıkarlarının gerçekleştirilmesi ve bölge istikrarının sağlanması yönünde önemli bir unsur olarak görüyor. İki ülkenin “devamı gelecek olan uzun soluklu bir iş birliği tarihine sahip olduğunu” vurgulayan Paris, Mısır ile ilişkilerine bağlı olduğunu ifade ediyor. İki tarafın da Paris ve Kahire arasında hava ve deniz alanlarındaki sağlam savunma sorunları, enerji, ulaşım, sağlık ve üniversite ilişkileri dosyalarındaki iş birliğini geliştirmek için çaba göstereceği biliniyor.
Mısır, Fransa’dan bir Rafale filosu ve iki modern fırkateyn satın almıştı. Mısır gibi zor koşullardan geçen pek çok ülkenin finansman için başvurabilecekleri ‘mekanizmalar’ olduğunu hatırlatan Fransız kaynakları, ancak söz konusu ziyaretten kapsamlı savunma sözleşmelerinin beklenmemesi gerektiğini belirtti. Diğer yandan, Cumhurbaşkanı Sisi ile Fransız Başbakan Castex arasında gerçekleştirilecek toplantı vesilesiyle imzalanacak ‘sivil’ anlaşma ve sözleşmelerin ilan edilmesi bekleniyor. Üniversite iş birliği ve sağlık organı rehabilitasyonunun da bu görüşmede ele alınacak konular arasında olduğu biliniyor. Fransız Kalkınma Ajansının (AFD) Mısır’a sosyal kalkınma için 50 milyon euro yardımda bulunacağını açıklaması bekleniyor.
Fransızların ziyaret teklifinden anlaşıldığı üzere, Libya dosyası yaklaşan görüşmelerde önemli bir yer tutacak, iki taraf arasında görüş birliği kaydedilecek. Nitekim Paris ve Kahire; “Birleşmiş Milletler'in istikrarın sağlanması, Ruslar, Türkler ve Libya'daki tüm paralı asker ve savaşçılar başta olmak üzere yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi yönündeki çabalarını destekleme çerçevesinde çalıştıklarını” belirtti. Her iki taraf da, Paris ve Kahire'nin, bilhassa Mareşal Halife Hafter'ın katılıma teşvik ettiği Libya iç siyasi forumu ve ateşkes çerçevesinde devam eden görüşmelerin ‘cesaret verici olduğunu, sürdürülmesi ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, “Hafter'in da bir taraf olduğu, ancak Fransa’nın birlikte çalıştığı başka tarafların da olduğu” açıklamasıyla Fransız tutumunda bir takım değişiklikler olduğunu ima etti. Libya dosyasıyla yakından ilgili Paris ve Kahire, bir fırsat olarak gördükleri Libya-Libya görüşmelerinin daha fazla sonuç için güvenilir olduğunu, ana hedefin ise kalıcı bir çözüm bulmaktan geçtiğini düşünüyor.
Son yıllarda Hafter’i desteklemekle suçlanan Paris, bu konuda ‘terörle mücadele’ bahanesini sunmuştu. Ancak 2018 ve 2019'da Macron'un sponsor olduğu iki farklı toplantıda Hafter ve geçiş hükümeti başkanını anlaşmaya varmaya zorlamak istemesinin ardından tutumunda bir değişiklik kaydedildi. Bugün iki tarafı bir araya getiren, askeri bir çözümün imkansız olduğunun anlaşılması üzerine mümkün olan tek yol gibi görünen siyasi bir çözüm arzusudur. Paris, yabancı güçlerin Libya'dan çekilmesi konusunda ise, ‘bir anlamı olan geri çekilmeler gözlemlemediğini’ dile getirdi. Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya dosyalarındaki yeri açısından Paris ile Kahire arasında ciddi bir yakınlaşma kaydediliyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, Ankara'nın Doğu Akdeniz ve Libya'daki politikasını ‘saldırgan’ olarak nitelendiriyor. Diğer yandan, iki başkent arasındaki "vizyon birliğine" rağmen, söz konusu çevreler neye atıfta bulunduklarına dair yeterli ayrıntı vermeseler de aralarında bazen anlaşmazlıkların yaşandığını da inkar etmiyor.
Fransa ile Türkiye’nin başta Kürt bölgeleri olmak üzere Suriye'deki operasyonlar başladığından bu yana yaklaşık iki yıldır kötüye giden ilişkilerinin Libya, Akdeniz suları ve son zamanlarda Dağlık Karabağ'da gerçekleşen savaş nedeniyle daha da arttığı ifade edildi. Mısır-Türkiye ilişkileri ise Ankara'nın Müslüman Kardeşleri desteklemesi ve Libya ile Akdeniz sularındaki gelişmeler nedeniyle oldukça gergin.



Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Bangladeş'teki bir safari parkından çalınan iki halka kuyruklu lemurun, Hindistan'ın en zengin ailesi tarafından işletilen bir hayvanat bahçesinde bulunduğu bildirildi.

Bangladeş Suç Soruşturma Dairesi, lemurların Mart 2025'te Gazipur Safari Parkı'ndan çalınarak yurtdışına kaçırılan üç lemurdan ikisi olduğunu açıkladı.

Afrika'daki Madagaskar'a özgü lemurların nesli kritik tehlike altında.

Soruşturmacılar, çalınan lemurların 2018'de gümrüğe sahte beyanda bulunularak Dakka Havalimanı üzerinden Bangladeş'e getirildiğini söyledi. Lemurlar kurtarılarak safari parkına götürülmüştü.

Bangladeş'te yayımlanan Ajker Potrika gazetesinin haberine göre Dakka yönetimi, hayvanların ülkeye geri getirilmesi için Interpol'den yardım istedi. Ancak lemurların kimliklerini doğrulayacak mikroçip, benzersiz kimlik numarası veya kayıtlı DNA profillerinin bulunmaması süreci zorlaştırıyor.

Yetkililer, halen Bangladeş'te bulunan yavru lemurun DNA profilini çıkarmaya çalışıyor. Böylece bu hayvanın yasa dışı yollarla Hindistan'a götürülen iki lemurla kan bağı olup olmadığı belirlenecek.

Gazetenin haberine göre lemurlar, Chuadanga'daki Darshana sınırından Hindistan'a kaçırıldı ve yaklaşık 4,8 milyon Hindistan rupisine (yaklaşık 2,45 milyon TL) satıldı.

Soruşturmacılar, itiraf ifadelerine atıfta bulunarak, hayvanların bir hayvanların bir güvenlik görevlisinin yardımıyla çalındığını ve sınırdaki bir kaçakçılık aracısı sayesinde Hindistan'a götürüldüğünü söyledi. Lemurlar, Hindistan'ın batısındaki Jamnagar kentine ulaşmadan önce birkaç kişinin elinden geçti. Hayvanların burada Vantara yaban hayatı merkezine bağlı bir kuruma satıldığı öne sürüldü.

Soruşturmacılar kaçakçılık davasında şüpheli 8 kişiden 6'sının yerel mahkemeye itirafta bulunduğunu söyledi.

Bangladeşli yetkililer, Vantara'daki lemurların fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmasının ardından durumdan haberdar olduklarını ve bunun üzerine hayvanları geri almak için girişimlerde bulunduklarını açıkladı.

The Independent, yorum için Vantara'yla iletişime geçti ancak henüz yanıt alamadı.

cvfgbhyj
Narendra Modi, 4 Mart 2025'te Gujarat eyaletinin Jamnagar kentinde Vantara'nın açılışını yaptıktan sonra Anant Ambani'yle poz vermişti (Hindistan Basın Bilgi Bürosu)

Vantara, Gujarat'ta yaklaşık 14 bin dönümlük bir hayvanat bahçesi. Merkez, Asya'nın en zenginlerinden Mukesh Ambani'nin sahibi olduğu iş holdingi Reliance'ın desteklediği Radhe Krishna Temple Elephant Welfare Trust tarafından işletiliyor.

Vantara, milyarder sanayicinin oğlu Anant Ambani'nin fikriydi.

Ambani ailesi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'yle uzun süredir yakın bir ilişki içinde. Modi, Mart 2025'te hayvanat bahçesini açmıştı.

Hayvan hakları grupları, Vantara'nın gerçek bir koruma girişimi olarak değerine ilişkin şüphelerini dile getirdi. Gruplar, merkezin hayvanları nasıl edindiği konusunda yeterli şeffaflık bulunmadığına, ayrıca nadir türlere ve görkemli altyapıya ağırlık verildiğine dikkat çekti. Gruplar ayrıca Uttarakhand ve Madhya Pradeş gibi eyaletlerden özel hayvanat bahçesine hayvanların taşınmasının kamuya ait hayvanat bahçeleri üzerindeki etkisini de sorguladı.

Vantara ayrıca hayvanların usulsüz şekilde ithal edildiği yönündeki iddialarla karşı karşıya kaldı. Bu iddialar Almanya ve Avrupa Birliği'ndeki yetkililerin yakın incelemelerine yol açtı.

Vantara ise iddiaları "tamamen yanlış ve asılsız" diyerek reddediyor.

Independent Türkçe


Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti

Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
TT

Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti

Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)

ABD-Kanada ticaret savaşı ve ABD Başkanı Trump'ın Kanada'nın 51. eyalet olabileceği yönündeki tehditleri sürerken, Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü Trump yönetimine gönderme yapan yeni sınır tabelaları tanıttı.

Tabelalarda, "Kanada, Britanya Kolumbiyası'na hoş geldiniz. Güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacak. Üzgünüz!" ifadeleri yer alıyor.

Bu tabelalar, ABD'den yapılan 20 milyar dolarlık ithalata uygulanan gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün tanıtıldı.

Britanya Kolumbiyası Başbakanı David Eby, salı günü düzenlenen tanıtım etkinliğinde, "Bu, kendine has bir Kanada mesajı; özgüvenli, esprili ve son derece net" dedi.

Britanya Kolumbiyası, Kanada'nın bir parçasıdır ve Kanada satılık değildir.

Müzakerelerde kayda değer bir ilerleme sağlanamazken, ABD-Kanada ticaret savaşı giderek daha fazla internet şakaları, siyasi jest ve medya gösterileri üzerinden yürütülür hale geldi.

Geçen ay Başkan Trump, Ontario Gölü'nün adını Amerika Gölü olarak değiştirmişti. Daha sonra da Ontario Gölü tabelasını devirdiği ve ağır silahlı "Donald Duck'lar"ın kıyılarda devriye gezdiği, yapay zekayla oluşturulduğu anlaşılan videolar paylaşmıştı.

ABD Başkanı hafta sonu yaptığı bir dizi paylaşımda da tüm Kuzey Amerika'yı kapsayan bir ABD bayrağı görseli ve kendisini bir hokey oyuncusu olarak Kanada Başbakanı Mark Carney'yle agresif bir şekilde karşı karşıya gelirken gösteren karikatür tarzı bir görsel paylaşmıştı.

Kanadalı liderler de kendi jestleriyle karşılık veriyor.

Başkan Trump'ın Amerika Gölü talimatının ardından Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısına "Ontario Gölü. Şimdi ve Daima" mesajını taşıyan dev bir  pano yerleştirerek yanıt vermişti.

Carney, ABD'ye "internet şakaları paylaşmayı bırakma" çağrısında bulunmuştu.

fvgthyj
Kanada'nın ABD'ye karşılık niteliğindeki gümrük vergileri salı günü yürürlüğe girerken, Trump yönetimi de aynı gün yeni misilleme adımlarını duyurdu (AFP)

Carney geçen hafta yaptığı açıklamada, "Amerikalılar mim paylaşmayı, laf sokmayı ve sert görünmeye çalışmayı bırakıp bu görüşmeleri yapma konusunda ciddileştiğinde, o zaman bu görüşmeleri yapabiliriz" demişti.

Yapıcı bir yaklaşım değil ama onların demokrasi anlayışı bu.

Ne var ki ticaret savaşı giderek tırmandı.

Kanada'nın karşılık niteliğindeki gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün Trump yönetimi Kanada'yı belirli ABD devlet ihalelerinin dışında tutma ve çeşitli Kanada süt ürünleri, alkollü içeceklerle motosikletlerin ithalatını yasaklama yönünde adımlar attı.

Kanada'nın Kanada-ABD ticaretinden sorumlu bakanı Dominic LeBlanc salı günü X'te , "ABD müzakereye hazır olduğunda hükümetimiz, Kanada'nın egemenliğine tam saygı gösteren, daha güvenli ve karşılıklı fayda sağlayan bir ticaret ilişkisi doğrultusunda iyi niyetle ve yapıcı bir şekilde çalışacaktır" diye yazdı.

Gümrük vergisi savaşının turizmden petrol, tarım ve otomotiv üretimine kadar çeşitli sektörleri etkileyerek, özellikle Kuzey ve Güney Dakota, Maine, Idaho ve Montana gibi ABD-Kanada sınırına yakın eyaletler üzerinde ilave bir etki yaratması bekleniyor.

Independent Türkçe


İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
TT

İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yakınındaki, yoğun şekilde tahkim edilmiş Cebel el-Fas bölgesinde yeni hareketlilik belirtileri tespit edildiğini açıkladı. Ajansın tünel kompleksine erişimi ise halen mümkün değil.

Grossi, perşembe günü Bloomberg TV’ye yaptığı açıklamada, uzaktan algılama görüntülerinin inşaat sahası çevresinde hareketlilik tespit ettiğini ancak burada yürütülen faaliyetlerin niteliğine ilişkin somut bir bilgi bulunmadığını söyledi. Grossi, “Bu inşaat sahasının çevresinde bazı hareketlilik belirtileri var” dedi ve UAEA müfettişlerinin henüz tünel kompleksine girmediğini belirtti.

Cebel el-Fas, Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde, Natanz kompleksinin yakınındaki Zagros Dağları’nda bulunuyor. Bölgenin geliştirilmesine, yaklaşık altı yıl önce İran’ın santrifüj üretim tesislerinden birine yönelik sabotaj saldırısının ardından başlandı.

xsdcfrg
UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, 7 Eylül 2026'da Viyana’daki merkezinde düzenlenen UAEA Guvernörler Kurulu’nun 1816. toplantısının açılışında konuşma yaparken (UAEA)

Grossi, Tahran’ın o dönemde tesisleri saldırılara karşı daha iyi koruma sağlamak amacıyla dağların içindeki tünellere taşımaktan söz ettiğini hatırlattı.

Batılı istihbarat servisleri, İran’ın Cebel el-Fas’in içinde uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanılabilecek açıklanmamış bir nükleer tesis inşa ettiğinden şüpheleniyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları ise İsrail istihbaratının santrifüjlerin tesise taşındığı yönündeki bilgilerini doğrulayamadı veya yalanlayamadı.

Merkezin uydu görüntülerine dayanarak yaptığı bir analiz, bu yıl inşaat çalışmalarında belirgin bir artış yaşandığını ortaya koydu. Çalışmalar kapsamında tünel girişlerinin tahkim edilmesi, iç yolların asfaltlanması ve erişim noktalarının güçlendirilmesi yer aldı.

Merkez uzmanları, inşaat çalışmalarının devam etmesinin, söz konusu tesisin planlanan kullanım amacı uranyum zenginleştirmekse henüz zenginleştirme faaliyetlerini yürütmeye hazır olmadığını gösterdiğini belirtti.

Trump’tan tehditler

Grossi’nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeye saldırı düzenleme tehditlerini yinelemesinin ardından geldi. Trump, Washington’ın bölgede yeni hareketlilik tespit ettiğini söyledi.

Trump, çarşamba günü düzenlenen bir Cumhuriyetçi Parti mitinginde “Cebel el-Fas’te bazı hareketlilikler olduğunu görüyoruz” dedi ve Tahran’ı yeni adımlar atmaması konusunda uyardı. Trump, “İran’a tavsiyem, bizi oyalamaya çalışmaması. Çünkü çok sert bir şekilde vurmak zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı.

Trump daha önceki açıklamalarında da bölgeyi hedef almakla tehdit etmişti. CNN ise ABD ordusunun bölgeye yönelik saldırı planlarını hazır tuttuğunu bildirdi.

CNN’e konuşan konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Cebel el-Fas’in Washington’ın değerlendirdiği hedef gruplarından biri olduğunu ve saldırı planlarında ABD cephaneliğindeki en büyük bombalardan bazılarının kullanılmasının öngörüldüğünü söyledi.

Ancak tesisin derinliği ve çevresindeki granit kayaların yapısı, ABD’nin nükleer olmayan en ağır mühimmatının tesise nüfuz ederek içeride bulunabilecek unsurları imha etme kapasitesine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD’nin İran’daki derin yer altı tesislerini hedef alma kabiliyetini sınadığını ve bu tesislere ulaşabilecek saldırı araçlarını geliştirdiğini belirtti.

Denetimsiz stok

Cebel el-Fas’teki hareketlilik, İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından UAEA müfettişlerinin Haziran 2025’ten bu yana İran’ın nükleer programının bazı bölümlerine erişememesiyle aynı döneme denk geliyor.

Grossi, bu hafta UAEA Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, ajansın o tarihten bu yana İran’ın silah yapımına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun durumunu doğrulayamadığını veya nerede bulunduğunu belirleyemediğini söyledi.

Ajansın doğrulama faaliyetlerinin durmasından önce kayda geçirdiği son miktar, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyumun yanı sıra daha düşük oranda zenginleştirilmiş 8 bin 599,6 kilogram malzemeydi.

sdds

Grossi, bilgi eksikliği ve tesislere erişim sağlanamamasının “nükleer yayılma açısından ciddi bir endişe kaynağı” oluşturduğunu söyledi. Grossi ayrıca ajansın Tahran’ın daha önce bildirdiği stoklara ilişkin “bilgi sürekliliğini” kaybetmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtiğini belirtti.

İran, saldırıların ardından nükleer malzemelerde meydana gelmiş olabilecek değişikliklere ilişkin Güvence Anlaşması kapsamında sunması gereken raporu henüz UAEA’ya iletmedi. Tahran, siyasi süreçte ilerleme sağlanmadan önce iş birliği yapmayacağını ajansa bildirdi.

Grossi, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmasının ve Güvence Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinin savaş veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınamayacağını vurguladı.

Dosya Güvenlik Konseyi’nin önünde

UAEA Guvernörler Kurulu, çarşamba günü Tahran’ın nükleer faaliyetleriyle bağlantılı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle İran’ın nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesini onayladı.

35 ülkeden oluşan kurul, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sunulan kararı 23 oyla kabul etti. Üç ülke karara karşı çıkarken sekiz ülke çekimser kaldı. Rusya, Çin ve Nijer karara karşı oy kullandı.

Kararda İran, nükleer güvencelere ilişkin yükümlülüklerine uymamakla ve açıklanmayan nükleer faaliyetler konusunda iş birliği yapmamakla suçlandı. Guvernörler Kurulu, Haziran 2025’te İran’ın açıklanmayan tesislerde bulunan uranyum izlerine ilişkin soruşturma kapsamında tam iş birliği yapmaması nedeniyle güvenceler ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiği sonucuna varmıştı.

Tahran karara tepki gösterdi

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, kararı kınayarak ABD ve Batılı ülkeleri İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıların yol açtığı sonuçları Tahran’a karşı harekete geçmek için bahane olarak kullanmakla suçladı.

Garibabadi, X platformundan yaptığı açıklamada, “Güvence altındaki İran nükleer tesislerine saldırıyor, doğrulama sürecinin doğal işleyişini engelliyor, ardından da bu engellemeyi Guvernörler Kurulu’nda karar almak için bahane olarak kullanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkelere seslenen Garibabadi, “Bu adımlarla politikalarınızın ve uygulamalarınızın başarısızlığını telafi edemeyecek ve Güvenlik Konseyi’nde hiçbir sonuç elde edemeyeceksiniz” dedi.

İran’ın Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki temsilciliği de kararın “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi sisteminin daha fazla aşınmasına ve nihayetinde çökmesine” katkıda bulunacağı uyarısında bulundu.

Tahran, bu hafta dağıtılan diplomatik bir notada Batılı ülkeleri UAEA’yı “savaş aracına” dönüştürmekle suçlamış ve Haziran 2025’te başlayan saldırıları örnek göstermişti. Söz konusu saldırılar, İran’ın nükleer yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin önceki kararın kabul edilmesinden bir gün sonra başlamıştı.

İran temsilciliği ayrıca UAEA’yı bilgilerin gizliliğini korumamakla suçladı. Temsilcilik, geçmişte hassas bilgilerin sızdırıldığını ve bu bilgilerin daha sonra İran’ın iddiasına göre güvence altındaki nükleer tesislere yönelik sabotaj faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanıldığını belirtti.

Antlaşmadan çekilme tehdidi

Kararın kabul edilmesi Tahran’da sert tepkilere yol açtı. Bazı siyasetçiler, nükleer programın geliştirilmesinin hızlandırılmasından İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesine kadar uzanan bir dizi adım atılması çağrısında bulundu.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi milletvekili Ruhullah Necabet, Tahran’ın karara karşılık nükleer programının “teknik gelişimini” hızlandıracağını söyledi.

Necabet, “Tehdit ve dosyanın Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesi yolunun hiçbir faydası yok” dedi. İran’ın taviz vermeyeceğini belirten Necabet, Tahran’ın tutumunun “daha ciddi ve kararlı” olacağını ifade etti.

Necabet ayrıca Meclis’in UAEA ile iş birliğinin askıya alınmasına ilişkin yasa da dahil olmak üzere daha önce kabul edilen yasalarla yetinmeyeceğini ve Guvernörler Kurulu’nun adımları karşısında sessiz kalmayacağını söyledi.

İran Meclisi Başkanlık Divanı üyesi Ali Rıza Selimi ise NPT’den çekilmenin Tahran’ın verebileceği yanıtlardan biri olabileceğini belirtti.

sdfrgt
Natanz nükleer tesisi (sağ üstte) ve güneyindeki Cebel el-Fes’te devam eden inşaat çalışmalarını gösteren, 15 Haziran 2026’da çekilmiş uydu görüntüsü (AP / Planet Labs)

Selimi, “İran kesinlikle karşılık verecek ve ciddi karşılık seçenekleri hazırladık. Pişman olacakları bir şey yapmamaları gerekiyor” dedi.

“Seçeneklerimizden biri NPT’den çekilmek olabilir. Sonuna kadar seyirci kalmayacağız” ifadelerini kullandı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai de oylama öncesinde yaptığı açıklamada, İran’ın NPT üyeliğinin “hiçbir fayda sağlamadığını” söylemiş ve UAEA’yı hassas tesisler ve İranlı bilim insanlarına ilişkin bilgileri istihbarat servislerine aktarmakla suçlamıştı.

‘Hürmüz’ karşılık seçenekleri arasında

Milletvekili Ali Rıza Abbasi, perşembe günü tehditlerin kapsamını genişleterek İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesinin gündeme alınacağını söyledi.

Abbasi, “Bundan sonra Hürmüz Boğazı’nda onlara karşı misilleme yaptırımları uygulayacağız ve onları büyük ölçüde pişman edeceğiz” dedi.

Abbasi, UAEA’yı ve müfettişlerini İranlı bilim insanları ve nükleer tesislere ilişkin bilgileri ABD ve İsrail’e aktarmakla suçladı. UAEA raporlarının yaptırımların yanı sıra nükleer tesislere yönelik sabotaj ve saldırıların önünü açtığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesi veya nükleer programını ilerletmesi halinde İsrail’in yeniden harekete geçmeye hazır olduğunu söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhabbi, Tahran’ın Netanyahu’nun tehditlerini ciddiye almadığını belirterek İran’ın İsrail’i tehditlerini gerçekleştiremeyecek kadar “küçük” gördüğünü söyledi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da perşembe günü İran’ın İsrail’e yönelik olası bir saldırısı konusunda uyarıda bulunarak bunun İran’a “daha önce hiç maruz kalmadığı ağır zararlar” verecek “güçlü bir karşılıkla” karşılanacağını söyledi.

Katz, karşılığın İran’ın “savaş ve terör makinesi” için kaynak ve kapasite sağladığını öne sürdüğü başlıca enerji tesislerini de kapsayacağını belirtti. Katz, Tahran’ın karşı karşıya olduğu ekonomik ve askeri baskılar nedeniyle İsrail’e saldırma yoluna başvurabileceğini de ifade etti.