Eski bir Wagner üyesi, Suriye'deki Rus ‘paralı askerlerinin’ sırlarını ortaya çıkardı

Eski bir Wagner üyesi olan Marat Gabidullin: Şam güçlerinin kaçmasını önlemek için askerlerin kafalarını kestik.. DEAŞ avcıları Libya’ya götürüldü.

Suriye’de Wagner unsuru Marat Gabidullin (Şarku’l Avsat)
Suriye’de Wagner unsuru Marat Gabidullin (Şarku’l Avsat)
TT

Eski bir Wagner üyesi, Suriye'deki Rus ‘paralı askerlerinin’ sırlarını ortaya çıkardı

Suriye’de Wagner unsuru Marat Gabidullin (Şarku’l Avsat)
Suriye’de Wagner unsuru Marat Gabidullin (Şarku’l Avsat)

Suriye'de 2015 yılından bu yana faaliyet gösteren Rus güvenlik şirketi Wagner'e bağlı paralı askerler, hakkında çok sayıda soru işareti olan en önemli özel askeri oluşumlardan biri gibi görünüyor. Faaliyetleri, kendisi hakkında sızdırılan bilgilerdeki belirsizlik ve çeşitlilik karmaşasıyla tam bir muamma olmaya devam ediyor. Eski bir Wagner üyesi, grubun faaliyetleriyle ilgili ayrıntıları, kamuoyuyla ilk kez paylaştı. Bu durum, Wagner gruplarının faaliyetlerine katılanlar için geçerli olan tüm gizlilik önlemlerini açık bir şekilde ihlal ederek gerçek adıyla konuştuğu için özel bir önem taşıyordu. Marat Gabidullin adlı eski Wagner üyesi, bu gruplar içindeki ilişkilerin doğasının yanı sıra bir tarafta Suriye rejim güçleriyle diğer tarafta normal Rus ordusuyla olan ilişkilerinin doğasına dair birçok bilinmeyen ayrıntının yer aldığı, alanında ilk olacak bir kitabı yayınlamaya hazırlanıyor.
Kitabın yakında yayımlanmak üzere Sibirya’daki matbaaya gönderildiğinin duyurulmasıyla, ‘Meduza’ adlı internet sitesi, Marat'a ulaşmayı ve Wagner’in Suriye’deki faaliyetleri hakkındaki ilk kitapla ilgili kendisiyle uzun bir röportaj gerçekleştirmeyi başardı. Kısa süre sonra kitabın matbaadan çekildiği ve yayınlanmasının yasaklandığı duyurulsa da, yayınlanan detaylar, Wagner ile ilgili uzun süredir gizli tutulan en büyük bilgilerin sızmasını sağladı.

Kafalar kesildi
Marat Gabidullin, 2015 yılı Nisan ayı başlarında Wagner’a katıldı. Birkaç hafta sonra, ağır yaralanarak tedavi için St. Petersburg'a dönmek zorunda kaldı. Bir ‘asker’ iken ‘keşif bölüğü komutanlığına’ terfi ederek yeniden faaliyet gösterdiği Suriye’ye geri gönderildi.  Ardından tüm bu yaşadıkları onu, Suriye savaşıyla ilgili ‘anılarını’ yayınlamayı düşünmeye sevk etti. Gabidullin, tehlikeli aşamayı atlattıktan sonra, “Hayatımın geri kalanını dolu dolu yaşamak istedim. Bununla birlikte İnsanlara özel askeri şirketler meselesinin ordu ve siyasetçiler tarafından tamamen aldatmacayla çevrili olduğunun söylenmesi gerekiyordu. Bütün dünya biliyor ve siz gerçeği halkınızdan saklıyorsunuz” diyerek itirafta bulundu.
Gabidullin, Suriye'ye gitmeye hazırlanırken yaşadıklarıyla ilgili ilk izlenimlerini şöyle anlatıyor:
“Açık olmaları ve dürüst davranmaları hemen dikkatimi çekti ve beğendim. Kimse olası sonuçları saklamadı. Açıkça, ‘Beyler, ülkemizin çıkarlarının olduğu yerde savaşa gidiyorsunuz. Orada ölümle yüzleşeceğiniz gerçeğine hazırlanın’ dediler.”
Gabidullin, Suriye'deki ilk hedeflerinin petrol sahalarının kontrolünü yeniden kazanmak olduğunu belirtti.
Suriye’deki savaş yönetim mekanizmasının ayrıntılarına değinmeden önce Gabidullin, kitabıyla, paralı asker gruplarının finansörlerinden biri olan Yevgeny Prigozhin’in, bu grupların içinde yaşananlar hakkındaki gerçeği bilmesini istediğini, ‘belki de düzeltebileceğini’ söyledi.
Gabidullin, “Suriye'de olup bitenlerin pek çoğunu gerçekten bilmediği gerçeğinden yola çıkıldı.  Savaşçılar, 2015-2016 yıllarında faaliyet gösterdi. Biri Prigozhin'den para çalıyordu, sadece bunu itiraf etmek istemiyordu. İşlerin iyi gittiğine o kadar ikna olmuştu ki. Ancak gerçek şu ki, tüm olanlar hırsızlıktan ibaretti. Çalışmayan teçhizatlar satın alıyorlardı. Onu (Prigozhin’i) sadece oradaki (Suriye'deki) savaş ağaları kandırmadı, en yakın yardımcıları da kandırıyordu” ifadelerini kullandı.
Kendisini kitap yazmaya iten  başka bir ‘güdünün’ daha olduğuna işaret eden Gabidullin, bunun ‘Suriye’de işlenen dehşeti ortaya çıkarmak’ olduğunu söyledi.
Gabidullin, Prigozhin’e işaret ederek şöyle devam etti:
“Beni ezmesinde sorun yok. Benim için asıl mesele, doğruyu-yanlışı birbirinden ayırmasıdır. Böylece kitap onu bir reforma zorlayabilir. Çünkü gizliliğe kapılıp gidemezsiniz. Tüm dünya bildiği halde neden kafanı bir pisliğin içine gömesin ki? Şimdi, bir balyozla kaçakların (Suriye ordusundaki askerlik hizmetinden kaçanlar) cesetlerine vururken ve kafalarını uçururken videolar çeken bazı salaklar yüzünden herkes, özel asker şirketlerin kana susamış canavarlarla dolu olduğunu düşünüyor.”
Gabidullin, (Wagner’in kurucularından) eski GRU Spetsnazı (Özel Kuvvetler) Yarbayı Dimitry Valeriyeviç Utkin’in ‘Suriye ordusundan başka firar olaylarının yaşanmaması için gözdağı vermek amacıyla’ söz konusu kişileri bunu yapmaya teşvik ettiğini söyledi. Gabidullin, “Bana, tüm Suriye ordusu personelinin görebilmesi için videonun çekilip internete yüklenmesini de emrettiği söylendi” dedi.

Tarihi eserler yağmalandı mı?
Öte yandan, Rus paralı asker, Palmira Antik Kenti’ni kontrol altına aldıktan sonra yaşanan tarihi eserlerin yağmalanması olaylarına değinen Gabidullin, “Tankodrom’da (hava üssü) Palmira'dan aldığımız antik taşlar vardı. Ancak bir arada değillerdi. Bir keresinde, rafta gravürlü bir parça bulduğum, bir odaya girmiştim. Kırık bir sütunun en üst kısmı olduğunu düşünüyorum. Üzerinde yazılı bazı ifadeler vardı” şeklinde konuştu.
Suriye’deki savaşlarda, Wagner gruplarının komutanlarının 2017 yılında ‘taktik ve stratejik uzman’ olarak hareket ettiklerini söyleyen Gabidullin, “Örneğin, petrol yataklarını bu silahlarla ve mevcut miktardaki mühimmat ile ele geçirmek imkansızdı. Ama komutan orduya ilerlemesini emretti. Aptallar gibi mayınlara bastığımızda artık komutan değil, bir iş adamısındır. Petrol sahalarını ele geçirirsen ödülü de kaparsın. Sonuç olarak, askerler komutanlarına güvenmeyi bıraktı ve bu, tek neden değildi” şeklinde konuştu.
Suriye'de faaliyet gösteren Wagner grupları içerisinde Sırp savaşçıların da olduğunu söyleyen Gabidullin, Wagner içinde yaygın olarak yapılan yolsuzluğun seviyesi hakkında ise, “Bazı komutanlar, takıma tahsis edilen ikramiyelerin yarısını aldı. Geri kalanı - yani kırıntılar - savaşçılar arasında dağıtıldı” dedi.
Palmira’daki ilk savaşla ilgili bazı detayları açıklayan Gabidullin, “Palmira’nın kontrol altına alınmasının ardından askerlerimiz hem Hmeymim’deki hem de Rusya'daki hastaneleri doldurdu. Doktorlar, ‘Orada kim savaşıyor, ordu mu yoksa paralı askerler mi?’ diye sordular. Suç öyle biçimlere büründü ki, 2017’nin başlarından itibaren düşük kaliteli silahlar elde ettik. Tamamen berbattılar. Vatandaşlarınızın bir savaşta olduğunu biliyorsunuz.  Öyleyse onlara ihtiyaçları olanı verin ki daha fazla insan hayatta kalabilsin” diye konuştu.
Wagner güçlerinin Palmira yakınlarındaki geçidi kontrol altına almaması ve yerel havaalanına girmemesi halinde Suriye ordusunun ve onu destekleyen Rus kuvvetlerinin şehri ele geçirmesinin imkansız olacağını söyleyen Gabidullin, Suriye ordusunu ‘hiçbir şey yapamayan gevşek bir oluşum’ olarak nitelendirdi.

DEAŞ avcıları
Suriyeli savaşçıların Libya'ya gönderilmesi konusuna yeniden değinen Gabidullin, “Daha sonra, 2019 yılında, bölüğümüzden Suriyelilerin (DEAŞ avcıları) Libya'ya hızlı bir şekilde gönderilmesi emri alındı. Oraya vardıklarında binbaşı bana telefon ederek, “Dinle, gönderdiklerim intihar bombacısı olarak kullanılabilirler mi?” diye sordu. Bu soru beni şaşırtmıştı.
Eski savaşçı ‘DEAŞ avcılarının’ rolünü şöyle açıkladı:
“Bunlar tamamı Suriyelilerden oluşan askeri bir taburdu. 2018 yılında ve 2019'un başlarında bu tabur için danışman olarak çalıştım ve onları eğittim. Bu eğitimden önce de gerçek çatışmalara girmiş gibi davrandılar. Girdikleri çatışmaların görüntüleri, Twitter'da paylaşıldı. Fakat gerçekte birer medya propagandasından ibarettiler. Sadece kontrolümüz altındaki yerlerde onlarla ilgili video ve resimler çekildi ​​ve daha sonra sosyal medya platformlarında yayınlandı. Amaç, dünyaya ‘Rus özel askeri şirketinden olmayan bazı Suriyeli birimlerin DEAŞ ile savaştığını göstermekti. 2017 yılında Palmira'yı ikinci kez kontrol altına aldığımızda, DEAŞ avcıları aniden arkadan görünüp filme alındılar.  Biz işimizi yaptık. Havaalanına gittik ve onlar sadece fotoğraf çekmeye geldiler. Çekimlerin olduğunu ve tanklarımızın yolunu nasıl izlediklerini gayet iyi hatırlıyorum.”
En kötü çatışmasını 8 Şubat 2018 gecesi Fırat Nehri kıyısında (ABD’nin Deyrizor yakınlarında Wagner konvoyuna yönelik saldırısı) yaşadığını söyleyen Gabidullin, “Çünkü kendimi çok çaresiz hissettim. Kim kiminle savaşıyor? Düşman görmemiştim! Düşman Amerikan helikopterleriydi.  O zamanlar elimde doğrudan çatışma için tasarlanmış kısa bir hafif makineli tüfek vardı. Ancak başka bir silahım olsa bile bu helikoptere karşı savaşamazdım. O an gelip kafamızı parçalayacak bir mermi karşısında çaresiz kaldık. Bununla mücadele edemezdik.
Gabidullin’in o gün 200’den fazla Wagner savaşçısının öldürülmesine neden olan hatanın Rus ordusuna ait olduğunu düşünmesi oldukça dikkat çekici bir durum. Gabidullin bunun nedenini Rus ordusunun bırakın Amerikalılarla iletişim kurmayı, ‘bölgede hiç Rus askeri olmadığı’ konusunda ısrar etmesine bağlıyor.
Suriye'de kendisini Martin adıyla tanıtan yazar anılarının bir başka bölümünde, eski DEAŞ savaşçılarının askere alınmasından bahsediyor. Bazı çatışmalara DEAŞ’lı tutukluların gönderildiğini belirten Gabidullin, Dmitry Utkin'in nasıl DEAŞ’lı tutukluları şahsen ‘asker yaptığına’ tanık olduğunu söylüyor.
Wagner birliklerinin 2016 yılında yanlışlıkla bir Rus savaş uçağı tarafından bombalandıklarını söyleyen Gabidullin, “Dördüncü müfrezenin mevzileri ağır bir bombardımana maruz kaldı. Uçağın yönünü değiştirmeye çalışan bir hava kontrolörümüz vardı. Fakat koordinatları değiştirmesi söylenmemiş olabilir. Eski simgeler kullanıyordu. Sonuç olarak grubumuzun çoğu bu hava saldırısında öldürüldü. Adamlar, pilotu parçalara ayırmak için doğruca Tifor Havaalanı'na koştular. Ancak orada kendilerine uçağın Tifor’dan değil, Hmeymim’den kalktığı söylendi” dedi.
Kayıpları gizlemenin, bir rejimden diğerine geçen tek miras olduğunu söyleyen Gabidullin, “Gerçek bizden saklandı. Onların başka yerlerde öldüklerini söylemekten utanç duydum. Bütün dünya, bir Rus özel askeri şirketinin burada savaştığını biliyor” ifadelerini kullandı.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS