Irak'ta Kürt sokaklarındaki ateşin perde arkası

Irak'ta Kürt sokaklarındaki ateşin perde arkası
TT

Irak'ta Kürt sokaklarındaki ateşin perde arkası

Irak'ta Kürt sokaklarındaki ateşin perde arkası

"Seyitsadık'ta bir parti binası ateşe verildiğinde yetim çocuklar için girişe konulan kumbarayı parçalayıp içindeki parayı cebine indiren göstericiye tanık oldum. Süleymaniye'nin birçok ilçesinde yakılan isyan ateşinin nedeni görünürde maaşların ödenmemesi ve ekonomik kriz. Fakat perde gerisinde başka hesaplar var." 
Bu cümleler günlerdir devam eden protesto gösterilerini takip eden Iraklı bir gazeteciye ait.
Süleymaniye'de ikamet eden ve Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne yakın basın kuruluşlarında çalışan gazetecinin söylediklerine göre, eylemlerde boy gösteren birçok gösterici yabancı. 

"Başka yerden gelenler Sorani bilmiyor, yüzlerini kapatıyor"
Irak Kürdistan Bölgesi'nde faaliyet gösteren tüm parti binalarının ayrım gözetmeksizin ateşe verildiğini ifade eden gazeteci, "15-25 yaş aralığındaki gençler yakıp, yıkıyor. Yüzlerini kapatanların çoğu Süleymaniyeli değil. Soranice (IKB'de konuşulan Kürtçe'nin lehçesi) de konuşmuyorlar" sözleriyle eylemlere katılanların yaş aralığına başka yerden geldiklerine dikkati çekti. 
IKB'nin kontrolünde eskiden 5 kent vardı. Kerkük'ün tekrar Irak merkezi yönetimine geçmesiyle IKB'de dört kent kaldı.
Bunların ikisi Irak Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) denetiminde olan Duhok ve başkent Erbil.
KYB'nin hakimiyetinin olduğu iller ise Halepçe (IKB kent olarak ilan etti ama Bağdat yönetimi onay vermedi) ve Süleymaniye.
Özellikle Süleymaniye hem nüfus hem de yüz ölçümü olarak IKB'nin en büyük vilayeti. Süleymaniye, KYB'nin yanı sıra hükümetin 3'üncü koalisyon ortağı Goran Hareketi ve diğer İslami partilerin de güçlü olduğu bir vilayet olarak biliniyor. 
Protesto gösterileri günlerdir Süleymaniye kent merkezi ve ilçelerinde yaşanıyor. 

9 kişiyi keskin nişancılar mı vurdu?
Kent merkezindeki gösteriler büyük oranda kontrol altında tutulsa da Dokan, Piremegrun, Şarezur, Seyitsadık, Kifri ve Tekiye gibi yerleşim birimlerinde şiddet olayları yaşandı.
Hatta kan da aktı. Gösterilerde 9 kişi öldü, pek çok kişi yaralandı. Onlarca kişi de gece yarısı evlere yapılan baskınlarla gözaltına alındı. 
Tansiyon düşmüyor. Bölge yönetimi yaşananlardan dolayı şaşkın. Zira öldürülen 9 kişi kim tarafından ateşlendiği tespit edilmeyen silahlardan çıkan kurşunlarla vuruldu. Bunlardan Penciwin'deki bir kişinin keskin nişancı tarafından öldürüldüğü gündeme geldi. 

Erbil ve Duhok sakin, Süleymaniye karışık
Olayların Erbil ve Duhok'ta değil de KYB'nin denetimi altındaki yerleşim birimlerinde yaşanmasının birçok nedeni var. 
Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre, KDP güçlü bir istihbarat ağına sahip. Güvenlik güçleri bu iki kentte hadise çıkmasına göz yummuyor. Ayrıca bu iki kent ticaret merkezi gibi. Esnaf, düzeninin bozulmasını istemiyor. 
Süleymaniye ise kültür ve sanat kenti olarak biliniyor. Bu nedenle özgürlük alanı daha geniş. İnsanlara baskı ve şiddet fazla uygulanmazken halka hizmet de edilmiyor. 
Bölgede yolsuzluk iddiaları hiç eksik olmuyor. Ancak halk, KDP bölgesinde yolsuzluk olmasına rağmen "hizmet ediliyor" diyerek teselli bulurken, Süleymaniye için söylenen söz ise şu: "Hem çalıyorlar hem de hizmet etmiyorlar." 

KDP'nin komşusu Türkiye, KYB'nin İran
Ayrıca KDP ile KYB'nin komşuluk yaptıkları ülkelerde olayların meydana gelmesinde etkin olarak görülüyor.
Duhok ve Erbil'e hakim olan KDP'nin komşusu Türkiye. Süleymaniye ve Halepçe'yi yöneten KYB ve Goran Hareketi'nin komşusu ise İran. 
Irak ile İran arasındaki sınır uzunluğu bin 450 kilometre. Bu uzun hutut boyunca 11 gümrük kapısı bulunuyor. Bunların 6'sı IKB yönetimi ile Tahran yönetimi arasında. 
Hacı Omeran ve Kale Gümrük Kapıları kuzeyde yani KDP'nin denetimi altındayken Başmak, Seyranbend Pervizhan ve Şomse Gümrük Kapıları ise KYB'nin denetimdeki bölgede yer alıyor. Hacı Omeran, Başmak ve Pervizhan resmi gümrük kapıları ve açıklar. Diğerleri ise şu anda faal değil. 
Yani, İran ile IKB arasında geçiş noktaları oldukça fazla. Zaten KYB İran'ın etkisi altında kalmakla suçlanıyor. Bu konuda en çok da Talabani ailesi eleştiriliyor.
Bin 450 kilometrelik sınırda, Şii hilali için açılan birçok kapı var. Bu kapılardan Irak'a giren İranlılar, Yemen, Bahreyn Suriye ve Lübnan'daki nüfuzu bir şekilde organize ediyor. 

Süleymani öldürüldü, İran etkinliği azaldı mı?
ABD Başkanı Donald Trump'ın yürüttüğü siyaset özellikle de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle Şii hilalindeki etkinliği nispeten azalan İran, Irak'taki güzergahının kapanmasını istemiyor. 
Bu karayolu güzergahının özelde Suriye için kapanma ihtimali Şengal (Sincar) Anlaşması ile ortaya çıktı. 
Şengal Anlaşması'nın yürürlüğe girmesi halinde Tahran'ın Şam ile irtibatı büyük oranda kesilebilir. 
Çünkü, şu anda Şengal, Suriye'ye açılan önemli bir kapı olarak görülüyor. Hatta hem Tahran hem de PKK burayı "kritik öneme haiz hat" olarak görüyor. 

Şengal'de etkin silahlı gruplar: Haşdi Şabi ve PKK
Şengal'de ise Haşdi Şabi ve PKK başta olmak üzere bazı silahlı gruplar var. Hem Bağdat hem de Erbil yönetimleri Haşdi Şabi ve PKK'nın bölgeden çıkmasını istiyor.
Baskılar sonucu ilk önce PKK'nın çıktığı iddia edildi. Fakat bir gün sonra bu iddia bizatihi IKB Başbakanı Mesrur Barzani tarafından yalanlandı.
Barzani yaptığı açıklamada, PKK'ya bağlı güçler Şengal'den çıkmadı. Birkaç saatliğine çıkıp farklı kıyafetlerle geri döndüler. Hatta Suriye'den de yeni silahlı güçler getirildi. Göstericilerde Suriyeli ve vatandaşlarımızda olmayanlar var" dedi. 
Barzani iddiasını bir adım öteye taşıyarak, "PKK 700 köyümüzü işgal etmiş ve bölgelerin isimlerini değiştirmiş. Irak'ta bayrağımızın dalgalanmasına izin verilmeyen yer onların kontrol ettiği bölgelerdir. Çünkü kendilerini hükümetin alternatifi gibi görüyorlar" ifadelerini kullandı. 

Peşmerge önce PKK ile birlikte hareket etti, PKK'nın önü açıldı
Örgütün böyle bir etkinliğe ulaşmış olmasının bazı nedenler bulunuyor. Bunların başında ise DEAŞ'ın Musul'u alıp ilçeleri tek tek işgal ettiği dönemde PKK ile Peşmerge birlikte hareket etti.
İlk başlarda PKK'nın bölgede yaptığı tüm faaliyetlere göz yumuldu. Bunu fırsat bilen örgüt, dağ kadrosundan gönderdiği kişiler aracılığıyla Ezidileri örgütledi. 
Bir taraftan Ezidilere silahlı eğitim verilirken diğer taraftansa şehirden kaçıp Şengal Dağı'nın tepesine yerleşen Ezidiler için okullar açtı. Küçük çocuklara buralarda eğitim verildi. 
Ezidilerin bir kısmı PKK ile birlikte hareket etti. Bizatihi eski İKB Başkanı Mesud Barzani'nin yönettiği operasyonlardan sonra Şengal'in DEAŞ'dan kurtarılmasının ardından da PKK saflarındaki Ezidiler sayesinde ilçede kalıcı hale geldi. 
Şu anda PKK'nin Şengal'de 8 noktada karargâhı bulunduğu bilinen bir gerçek. Üstelik bunların başında farklı yerlerde gelenlerden çok Ezidiler var. Yani, çıkartılmak istenen kişiler, Türkiye, Suriye ve İran'dan gelen Kürtlerden ziyade Iraklı Ezidiler. 
Başbakan Mesrur Barzani'nin bahsettiği yeni katılımlar ise sınırlı sayıda ve üst düzey yönetici olabilir.
Zira strateji oluşturan ve silahlı Ezidi grupların nasıl hareket etmesi gerektiğini salık veren ve çıkmak yerine "görünmeden" varlıklarını sürdürmeyi bunlar sağlıyor. 

300 bin kişiden 23 bini geri döndü
Şengal, DEAŞ saldırısından önce ekseriyeti Ezidi olmak üzere 300 bin nüfuslu bir yerleşim birimiydi. DEAŞ ilçeyi ele geçirdiğinde silahlı grupların dışında tüm çocuk, kadın ve yaşlılar ölümü göze alarak günler süren bir yolculukla evlerini terk etti. 
Şimdiye kadar 23 bin kişinin geri döndüğü belirtilirken diğer geri kalan Ezidilerin büyük bir kısmı Erbil, Duhok ve Zaho'daki kamplarda yaşarken bir kısmı Suriye'de diğer bir kısım ise Avrupa ülkelerine göç ederek hayatını sürdürüyor.
Ancak geri dönen ve ilk günden itibaren silahlı mücadele veren Ezidiler ise parçalanmış durumdalar. 
Bir bölümü PKK ile hareket ederken, bir kısmı Irak merkezi hükümetiyle diğer bir kısım ise Erbil ile birlikte hareket ediyor. 
Erbil ile hareket eden grubun gün geçtikçe küçüldüğü başındaki Kasım Şeşo'nun ise istifa ettiği gelen bilgiler arasında. 
Şengal'de Haşdi Şabi ve PKK birlikte hareket ediyor. Çünkü her iki grupta hem Erbil hem de Bağdat tarafından istenmiyor. 
İki grupta Şengal konusunda İran'a yakın görüşte. Hem Haşdi Şabi hem de PKK, Irak -Suriye arasındaki Tel Koçer Gümrük (Rabia) Kapısı'nın kapanmasını ya da tamamıyla Erbil ve Bağdat'ın kontrolüne geçmesini istemiyor. 
Suriye-Irak arasında elbette ki tek bir sınır kapısı yok. Peşhabur (Semelka) Sınır Kapısı KDP'nın denetiminde. Tel Koçer Suriye tarafından Suriye Demokratik Güçleri'nin kontrolünde. El Kaim ve El Velid Gümrük Kapıları ise Sünni bölgelerinde yer alıyorlar.
Dolayısıyla şu anda Şengal'i geçtikten sonra ulaşılabilen en kolay gümrük kapısı Tel Koçer gibi gözüküyor. 

Seravi: Bir kısmı maalesef dostlarımız PKK'ya bağlı gruplar
Onun için İran ve PKK'nın "kritik öneme sahip hattın" kapanmaması için Süleymaniye'deki olaylarda etkin rol aldığı iddia ediliyor. 
Bu iddianın sahibi bölgedeki pek çok kaynak. Yetkili konumdaki insanlar da bu duruma dikkati çekiyor. 
Kürdistan Yurtseverler Birliği Önderlik Meclisi Üyesi Aso Seravi bu konuya açık şekilde dile getirenlerden.
Protestolarda yer alan göstericileri "provokatör" olarak niteleyerek, "Bir kısım İran istihbaratı, bir kısım da maalesef dostlarımız PKK'ya bağlı gruplardı" dedi.
KYB'nin PKK için birçok şeyi göğüslediğini ve bu nedenle Süleymaniye'nin bazı ülkeler tarafından terör listesine alındığını anımsatan Seravi, "Süleymaniye Havalimanı ve Türkiye Hava Sahasını onların yüzünden kapandı. Tüm bunlara rağmen o dostlarımız gelip Yekiti (KYB) saldırdı. Ama Duhok ve Erbil'de bir ıslık bile çalamıyorlar" ifadelerini kullandı. 

Seravi iddialarını daha da ileriye taşıyarak şunları kaydetti: 
Yaşlı adamı vuruyor, Kuran-ı Kerim yakıyor, halkın evi ve malını talan ediyorlar. Buzdolabını sırtlamış götürüyor. Gaz tüpünü çalışıyor. Bu gösterici değil hırsızdır. Bu yağmacıdır. Bu işleri yapanların hiçbiri memur olarak atanma yaşında bile değil. Gösterici, memurdur, çalışandır hak talebinde bulunur. Bu şekilde taş ile gelen değildir. Gösterici olan memura kendi hakkını savunduğu için saygı duyulur. Kimsenin ona kötü söz bile söyleme hakkı yoktur. Gerçekten bir grup hırsız ve yağmacıydı. Seyidsadık'ın imajını zedelemek istediler.

"Görünürde ekonomik kriz gerçekte başka hesaplar var"
Hem Seravi hem de KYB'ye yakın gazeteciyi haklı çıkaran nedenler mevcut. Süleymaniye'deki olaylarla birçok amaç güdülüyor. 
Birincisi Kürtlerle- Arapların işbirliği yapmasını istemiyor. Bilindiği gibi Irak'ın mevcut Başbakanı Mustafa Kazimi, eski bir istihbaratçı. 
Kazimi, Kürtleri çok iyi tanıyor ve Kürtlerle birlikte hareket etmenin Irak'ın yararına olduğunu biliyor. 
Bunun içinde tıpkı kendisinden önceki Başbakan Adil Abdulmehdi gibi Bağdat-Erbil arasındaki sorunların çözülmesini istiyor. 
Tıpkı Kazimi gibi IKB Başbakanı Mesrur Barzani de bir istihbaratçı. Mesrur Barzani, yıllarca bölgenin istihbarat kurumu olan Parastın'ın başında görev yaptı. 

Eski istihbaratçılar aynı dili konuşuyor
Dolayısıyla eski istihbaratçı Mustafa Kazimi ile Mesrur Barzani aynı dili konuşuyor ve benzer yaklaşımlar gösteriyor. 
Eğer Bağdat-Erbil arasındaki sorunlar çözülürse birilerinin hesapları bozulacak. Bu nedenle protesto gösterileriyle krizin derinleşmesi ve kalıcı hale getirilmesi amaçlanıyor. 
İkincisi Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki ikili yönetim anlayışının sürmesi arzulanıyor. Yani KDP, Erbil ve Duhok'ta KYB ve Goran ise Süleymaniye ve Halepçe'de etkinliğini sürdürmeli. 
Bu paçalı yönetim anlayışının devam etmesi halinde zayıflık sürecek. Tek ordu, tek istihbarat hayata geçirilmediği sürece güvenlik tam anlamıyla sağlanamıyor. Süleymaniye'deki olaylarda bu açık şekilde görüldü. KYB'ye bağlı güçler protesto olaylarını bastıramayınca KDP'den destek talep edildi. 
Üçüncüsü ise Şii Hilali için "hayati öneme haiz hat" olarak görülen güzergahın kapanmaması amaçlanıyor. Bu güzergah ise İran-Irak sınırından başlayıp Süleymaniye Kerkük ve Musul'a bağlı Şengal üzerinden Suriye'ye topraklarında devam ediyor. İran'ın Irak topraklarını Şii hilalinin güzergahı olarak kullandığını bütün dünya biliyor. 
Bu gerçek bölge yöneticileri tarafından da zaman zaman dile getirildi. Eski İKB Başkanı Mesud Barzani, IŞİD'in 2014'teki Erbil saldırısı karşısında kendisine askeri yardımlarda bulunan İran'a müteşekkir olduğunu birkaç defa açık şekilde dile getirdi. Fakat hiçbir zaman kendi hakimiyetindeki alanların tam olarak İran nüfuzuna girmesine müsaade etmedi.

Telafer'in hassas özelliği İran'ın işine geliyor
İran'ın Akdeniz'e açılan Şii hilalinin 3 ayağı bulunuyor. Tahran yönetimi, hilalin Irak'taki ayağını güvenlik gerekçesiyle IKB'den geçmesi arzuluyordu ama Barzani bu teklifi reddedince rota Kürtlerden Sünni bölgelerine kaydırıldı.
IŞİD tehdidi yüksek olmasına rağmen İran şu anda aktif bir şekilde Diyala'nın Celavla beldesinden başlayıp sırasıyla Salahaddin'in Şirgat, Musul'un Telafer ve Sincar (Şengal) ilçesini kullanarak Suriye'ye doğru uzanan bir lojistik güzergahı kullanıyor.
Musul'un Telefer ilçesinin de çok nazik bir özelliği var. O da şu: Telafer IŞİD öncesinde kent nüfusu yaklaşık 400 bin civarındaydı. Ekseriyeti Türkmenlerden oluşuyor. Bu nüfusun yüzde 60'i Şii, yüzde 40'ı ise Sünnilerden oluşuyor. 
Şu anda da bu bölgelerin tamamında Haşdi Şabi etkin. İran'a yakınlığı ile bilinen Haşdi Şabi, ülkedeki yol kontrolünü gerçekleştiriyor. Dolayısıyla gelen araçların kontrolünü bu grup yapıyor. 
Böylece yıllardır bir ülkede illegal olarak varlıklarını sürdüren yapılar, sorunların katlanarak devam ettiği parçalı ve zayıf yönetimlerde kalıcılıklarını muhkemleştirmeye çalışıyorlar. 
Durum böyle olunca hem PKK tüm bölgede rahat bir nefes alıyor hem de Haşdi Şabi girdiği yerlerden çıkmayarak İran'a yol açıcı görevini sürdürüyor. 
Erbil Soran Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Namam Talabani de Kürt sokağındaki tepkilerin farklı nedenleri olmakla birlikte olayların büyümesinde dış güçlerin etkisi olduğunu şu sözlerle dile getirdi: 
IKB güvenli ve birçok petrol şirketinin yatırım yaptığı bir bölge. Irak'ta yaşanan olaylar sonucu ABD Büyükelçililik çalışanlarını geri çekti. Bazı Iraklı siyasiler ve İran hükümeti IKB'deki güven ve istikrardan rahatsız oldu. Tahminlerime göre Irak ve IKB'de istikrar ve güven olması bazı İran'ın hoşuna gitmedi. Bölgede başlayan barışçıl gösterilerin şiddete dönüşmesinde aktif rol oynadı.

Independent Türkçe



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.