İsrail hükümeti yasa dışı 70 yerleşim birimini yasallaştırıyor

Filistin Dışişleri Bakanlığı, Güvenlik Konseyi'ni sorumluluklarını üstlenmeye çağırıyor

İşgal altındaki Batı Şeria'da kendi köyü yakınlarına inşa edilen bir yerleşim alanını izleyen bir Filistinli (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria'da kendi köyü yakınlarına inşa edilen bir yerleşim alanını izleyen bir Filistinli (AFP)
TT

İsrail hükümeti yasa dışı 70 yerleşim birimini yasallaştırıyor

İşgal altındaki Batı Şeria'da kendi köyü yakınlarına inşa edilen bir yerleşim alanını izleyen bir Filistinli (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria'da kendi köyü yakınlarına inşa edilen bir yerleşim alanını izleyen bir Filistinli (AFP)

İsrail hükümeti Yerleşim Birimleri Bakanlığı, dün, Batı Şeria'daki 70 gayriresmi yerleşim birimini resmi hale getirilip Batı Şeria işgalinin ardından 1967’den bu yana inşa edilen 132 yerleşim birimine ekleneceği planın ayrıntılarını açıkladı.
Bir hükümet kararı olmaksızın radikaller tarafından inşa edilen rastgele yerleşim yerleri sayılan yerleşim birimleri, İsrail ordusu tarafından korunuyor. Hükümet ise bu birimlere elektrik, su, eğitim ve diğer temel hizmetleri ulaştırıyor. Bugün, her birinde düzinelerce aile ve yaklaşık 10 bin yerleşimcinin yaşadığı, 46'sı büyük olmak üzere 130 yerleşim birimi mevcut. Binyamin Netanyahu hükümeti, Netanyahu'nun Başkan Donald Trump yönetiminin onayıyla belirlediği ilke mucibince, bunların 70'ini resmi ve tanınmış yerleşim yerleri haline getirmeye çalışıyor. Yeni planda bunlardan 46 tanesinin yasallaştırılacağından bahsediliyor.
Likud Partisi’nden İsrail Yerleşim Birimleri Bakanı Tzachi Hanegbi, iki hafta önce, 46 yerleşim biriminin resmi hale getirilmesi yönünde Mavi-Beyaz (Kahol Lavan) Partisi’nden Stratejik İşler Bakanı Michael Biton ile bir anlaşmaya vardığını bildirdi. Ancak verilecek olan onayın dün kabine oturumunda ertelendiği belirtildi. Savunma Bakanı Benny Gantz ise partisel nedenler dolayısıyla planı engellemekle suçlandı. Halbuki planın onay için hazır olduğu, mühendislik aşamasına geçmek için 10 milyon dolara değerinde bütçe ayrıldığı belirtildi. Bu plan, İsrail Ulaştırma Bakanlığı tarafından yolların yerleşim alanları için döşenmesi ve genişletilmesi yönünde onaylanan birçok projeyle tutarlılık teşkil ediyor. Böylece 1967 Yeşil Hat sınırlarındaki İsrail şehirleri ile yerleşim yerleri arasındaki hareketlilik kolaylaştırılıyor.  
İsrail yerleşimciliği, Kudüs’ü Batı Şeria'daki 70 bin dönümlük arazi ile birlikte ilhak etme kararını takiben işgalin ilk aylarında Doğu Kudüs’te başlamıştı. Nitekim Kudüs'te her biri bağımsız yerleşim birimine dönüşen 11 yerleşim mahallesi kuruldu. Yerleşimcilik, 90’lı yıllarda el-Halil şehrine de sıçradı ve burada da resmi bir yerleşim birimi inşa edildi. 1970'lerin başlarından bu yana, Batı Şeria'da kapsamlı bir yerleşim süreci başladı; 132 resmi yerleşim birimi kuruldu. Bunların yüzde 77’si, esas olarak Batı Şeria sınırlarına dağılmış yerleşim bloklarında; yüzde 23’ü ise Batı Şeria'da Filistin kasabaları yakınlarında kuruldu. Gazze Şeridi'nde kurulan 16 diğer yerleşim yeri ve Batı Şeria'nın kuzeyindeki 4 yerleşim yeri ise 2005’te o dönemin Başbakanı Ariel Şaron’un ayrılma planı kapsamında dağıtılmıştı. İsrail’in elindeki resmi istatistikler, söz konusu yerleşim birimlerinde yaklaşık 620 bin yerleşimcinin yaşadığını, bunlardan 413 bin 400’ünün Batı Şeria’da, 209 bin 270’inin ise Kudüs belediyesi kapsamına eklenen Batı Şeria arazilerinde olduğunu gösteriyor. Yaklaşık 30 bin yerleşimci ise Eski Şehir sınırları içerisinde bulunuyor.
Yerleşim yerleri imarı bugün Batı Şeria topraklarının yüzde 1,5’uğuna tekabül ediyor. Ancak Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'unu teşkil eden 538 bin 127 dönümlük toprakları kendi belediyesi idaresi altında bulunduran hükümet, yerleşim birimleri bölge meclisleri tarafından yönetilen 1 milyon 650 bin 376 dönümlük ek arazi rezervini de elinde tutuyor. Amran bölgesine veya yerleşim yerlerinden herhangi birine dahil olmayan geniş ve ıssız araziler de söz konusu dönüm içerisinde bulunuyor. Yerleşim yerlerinin doğrudan kontrolü altındaki arazi alanı, Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 40'ını; C Bölgesi’nin ise yüzde 63’ünü teşkil ediyor.
Diğer yandan, Filistin Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, İsrail’in Filistin Devleti topraklarına yönelik yerleşimciliği genişletme ve derinleştirmeyi amaçlayan yayılmacı ve sömürgeci planlarını, aynı zamanda yerleşimcilerin Filistin vatandaşlarına yönelik saldırılarını ve kışkırtıcı davranışlarını kınadı.
İsrail ve sömürgeci politikaları tarafını tutan Trump yönetiminin yaşadığı geçiş dönemi ışığında sömürgeci adımların artışını son derece tehlikeli bulduğunu söyleyen bakanlık, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni bu suçlara karşı siyasi, hukuki ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeye, başta 2334 sayılı karar olmak üzere uluslararası meşruiyet kararlarını uygulamaya, İsrail’i uluslararası hukuka yönelik ağır ihlalleri sebebiyle hesaba çekip cezalandırmaya çağırdı.



Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.


Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş

) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
TT

Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş

) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)

Yeni yayımlanan bir FBI röportajı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein hakkında hiçbir şey bilmediği yönündeki açıklamasını sorgulattı. Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Epstein’la olan ilişkisi konusunda Kongre üyelerinin sorularıyla karşı karşıya kaldı.

Bugünkü gelişmeler, Epstein skandalının Trump yönetimi için hâlâ ciddi bir siyasi yük oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, Adalet Bakanlığı’nın haftalar önce hem Cumhuriyetçi hem Demokrat partilerin önerisiyle, Epstein’la ilgili milyonlarca belgeyi yayımlamasının ardından ortaya çıktı.

Belgeler, Epstein’ın siyaset, finans, iş dünyası ve akademi çevrelerindeki üst düzey kişilerle ilişkilerine dair yeni ayrıntıların açığa çıkmasıyla yurtdışında da krizlere yol açtı.

FBI dosyalarında yer alan 2019 tarihli Palm Beach, Florida Polis Şefi röportajı özetine göre, Epstein’a yönelik ilk cinsel suç suçlamaları ortaya çıktığında, Temmuz 2006’da Trump’ın polis şefini aradığı kaydedildi.

Polis şefi Michael Reiter, Trump’ın kendisine “Onu yakaladığın için şükürler olsun… Herkes onun ne yaptığını biliyor” dediğini aktardı.

Belgeye göre Trump, Reiter’e New York halkının Epstein’ın yaptıklarını bildiğini söylemiş ve Epstein’ın ortağı Ghislaine Maxwell’in ‘kötü niyetli bir kişi’ olduğunu ifade etmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, söz konusu telefon görüşmesiyle ilgili olarak, “Başkanın 20 yıl önce kolluk kuvvetlerini aradığını gösteren herhangi bir delilimiz yok” açıklamasını yaptı.

Trump, yıllarca Epstein ile arkadaş oldu, ancak ilk tutuklamasından önce aralarında anlaşmazlık yaşandığını söyledi. Başkan, Epstein’ın suçlarından haberdar olmadığını defalarca yineledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump’ın Epstein ile ilişkisini sonlandırma konusunda ‘dürüst ve şeffaf’ olduğunu belirtti.

Leavitt, “2006’da böyle bir telefon görüşmesi olmuş da olabilir, olmamış da… Bu sorunun yanıtını bilmiyorum” dedi.

Epstein, 2019’da New York’taki bir cezaevinde, yargılanmayı beklerken ölü bulundu. Ölümü resmi olarak intihar olarak kaydedilmiş olsa da yıllar boyunca bazı komplo teorilerini tetikledi. Bu teoriler arasında, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyası sırasında destekçileri arasında yaydığı bazı iddialar da yer aldı.


Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP
TT

Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP

İbrahim Hamidi

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın en hassas hükümleri, sessizce ve herhangi bir açıklama yapılmadan uygulanıyor. Bu hükümler, Türk makamları tarafından aranan yabancı uyruklu PKK üyeleri ve liderlerinin Suriye topraklarından çıkarılmasını öngörüyor.

Bu kişilerin büyük bir kısmı son günlerde, Suriye-Irak-Türkiye sınır bölgesinde yıllardır üzerinde çalıştıkları tünellerden çıktı. Bunların arasında Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin de vardı. Hüseyin, 1969'da Haseke’nin el-Malikiye ilçesinde doğdu. Şam Üniversitesi'nde tıp okudu ve ‘doktor’ unvanı aldı. PKK'nın askeri kanadının en önde gelen liderlerinden biriydi ve SDG'nin belkemiği olan Kürt Halkı Koruma Birlikleri'nin (YPG) kurulmasında rol oynadı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında müzakereler yapıldı. Bu müzakerelerin şartlarından biri PKK liderlerinin Suriye'den ayrılmasıydı. Bu aynı zamanda Ankara'nın Şam'a ilettiği Türkiye’nin bir talebiydi. Bir yandan Türk hükümeti ile Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki barış süreci, diğer yandan Şam ile SDG arasındaki müzakereler arasında bağlantı kuruldu.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmada ‘Kürdistan’ meselesine değinilmemiş olsa da 18 Ocak'ta imzalanan belgenin maddelerinden birinde “SDG, komşuluk ilişkilerinde egemenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerini uzaklaştırmayı taahhüt eder” ifadesi yer aldı.

Son zamanlarda birçok lider ve yetkili, Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması ve kararlarını Kandil Dağları'ndan ziyade Suriye'ye göre alması gerektiğini iletti.

Mesud Barzani'nin liderliğinde yürütülen arabuluculuk çabaları sırasında Şara, Abdi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Türkiye ile yapılan toplantı ve görüşmelerde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti Abdi'ye PKK liderlerinin sınır dışı edilmesi ve onunla ilişkilerin kesilmesi konusunu gündeme getirdi. Onunla bağlantılı iki grup olan silahlı kanat ve ‘Devrim Gençliği’ konusu da gündeme getirildi. Bu örgütlere binlerce kişi üyeydi, bunların arasında yaklaşık bin kadar Suriyeli olmayan kişi de vardı.

30 Ocak'ta açıklanan Şara ve Abdi arasındaki anlaşmada benzer bir madde yer almıyordu. Ancak sekizinci madde, Kara Limanları İdaresi'nden bir ekibin Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesini, sivil çalışanların güvenliğini sağlamasını, sınır kapılarının sınır dışından silah ve yabancıların getirilmesi için kullanılmasının önlemesini ve sınır kapılarını derhal faaliyete geçirmeyi öngörüyordu. Bu madde, yabancıların ve PKK'nın resmi kanallardan veya kaçakçılık yoluyla girişini önlemek olarak yorumlandı.

dfd
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam'da özerk yönetim kurumlarını Suriye devletine entegre etmek için bir anlaşma imzaladıktan sonra, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

Suriye hükümeti ve SDG pazartesi günü, 30 Ocak anlaşmasını uygulamaya başladı ve SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan Nureddin İsa'yı Haseke valisi ve Cia Kobani'yi savunma bakan yardımcısı olarak atadı. Şam ayrıca Haseke'de yardımcısı SDG tarafından atanacak olan bir güvenlik müdürü atadı. Bunun yanında Şam, Rumeylan ve Suveydiye'deki petrol sahalarını ve Kamışlı Havalimanı'nı kontrol altına alırken, SDG'ye bağlı polis gücü Asayiş’in Haseke ve Kamışlı'da ‘ortak yönetim’ altında başlayacak operasyonlarını denetlemek amacıyla bazı güçlerini konuşlandırdı. SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan bir içişleri bakan yardımcısının Asayiş’i iç güvenlik güçlerine entegre etmek üzere atanması için istişareler ise halen devam ediyor.

PKK’nın bazı liderleri, 6 Ocak'ta Halep’teki çatışmalar başladıktan sonra Suriye hükümet güçleriyle savaşmak için SDG'ye katılmakla tehdit etmiş ve operasyonlarında bölgedeki geniş tünelleri kullanmaya çalışarak Arap-Kürt çatışması başlatma tehdidinde bulunmuştu.

Suriye ordusu, 16 Ocak 2026'da Halep’teki ‘askeri operasyonları yönetmek’ üzere Bahoz Erdal’ın Kandil'den Tabka'ya geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bahoz Erdal’ın Halep'teki Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki çatışmalardaki rolüne ve bu amaçla Kandil'den geldiğine işaret etti.

drfrd
Kürt siyasi lider Mesud Barzani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Erbil'de bir araya geldi, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ancak, ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer ülkelerin de katılımıyla sonuçlandırılan anlaşma, önceliklerin değişmesine yol açtı, çatışmaları önledi, bir uzlaşma ve ateşkes taahhüdü için baskı yaptı ve bazı bölgelerin ‘Kürt özelliklerini’ dikkate alırken bölge üzerinde devlet egemenliğini dayatan anlaşmanın şartlarını uyguladı.

6-18 Ocak tarihleri arasında çatışmaların sürdüğü sırada, Erbil'de yapılan müzakerelerde birçok lider ve yetkili, son günlerde Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması gerektiği ve kararlarının Kandil Dağları'na değil Suriye'ye dayalı olması gerektiğini iletti.

Bu kişilerden biri, “PKK'nın Suriye meselesinden çıkarılması gerektiğine dair birçok rapor var ve işler bu yönde ilerliyor gibi görünüyor” açıklamasında bulundu. Başka bir yetkili ise bunun, ‘Barzani'nin siyasi, sivil ve lojistik etkisinin kuzeydoğu Suriye'de artması ve Türkler, Şara, Abdi ve Amerikalılarla olan iyi ilişkilerinden yararlanması nedeniyle dengelerin Barzani'nin lehine değişeceği’ anlamına geldiğini söyler ve ‘Bazı SDG ve PKK liderleri halkın eleştirisine maruz kalırken, Mesud'un bayrakları, fotoğrafları ve sivil dernekleri, onun artan etkisinin bir ifadesi olarak dalgalandırılıyor’ değerlendirmesinde bulundu.

30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Dört aşamalı anlaşmanın kamuya açık adımlarının uygulanmaya başlanmasıyla paralel olarak, PKK liderleri birkaç gün önce bölgeyi terk etmeye başladı ve partinin kalesi olan Kandil Dağları'na doğru yola çıktı. Batılı bir yetkiliye göre karar nihai ve PKK üyeleri ile liderlerinin ayrılmasıyla uygulanmaya başladı. Yaklaşık bin kişinin Suriye topraklarını terk etmesi bekleniyor. Aynı yetkili, Batı'dan birkaç ülkenin, PKK'nın bölgede Irak ve Türkiye sınırlarını geçen devasa tünellerin yerine büyük yatırım projeleri kurmayı vaat ettiğini de belirtti.

PKK'nın bölgedeki yayılması, Öcalan'ın Suriye'ye geldikten sonra 1980'lerin ortalarına kadar uzanıyor. Öcalan, Suriye'de gruplar oluşturarak Türkiye'ye sınırdan veya Irak üzerinden sızmaya çalıştı ve Suriye istihbaratı ile Suriye ordusunun gözetiminde Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ndeki Filistin kamplarında destekçilerini örgütleyip eğitti.

Şam, 1990'ların başında onunla Ankara arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı ve 1992'de merhum Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam onunla ilk kez görüştü, ardından dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hükümetiyle siyasi çözümler bulması için onu ikna etmek üzere birkaç kez daha görüşme gerçekleştirdi.

sdfvdfv
Hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye'nin Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'ndaki İmralı Cezaevi'nde diğer parti üyeleriyle birlikte otururken, 9 Temmuz 2025

Öcalan ile Ankara arasındaki arabuluculuk çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Şam, Öcalan'ı barındırmaya devam ederek Ankara'nın iade veya sınır dışı etme taleplerini reddetti. Türkiye, 1998 yılında Suriye sınırında ordusunu seferber etti ve Öcalan'ın iadesini talep ederek uyarıda bulundu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek'in arabuluculuğuyla Şam ve Ankara arasında bir güvenlik anlaşması imzalandı. Anlaşma, teröre ve PKK'ya karşı iş birliği ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki belirli bir bölgede PKK üyelerini takip etme hakkı (Ankara şu anda anlaşmayı yenilemek ve güncellemek istiyor) ve Öcalan'ı Şam'dan sınır dışı etme hakkını içeriyordu. Ekim 1998'de Hafız Esed, Öcalan'ı sınır dışı etmeye karar verdi. Öcalan, Avrupa'ya, Rusya'ya ve ardından Afrika'ya kaçtıktan sonra 1999'un başlarında Türk istihbaratı tarafından yakalandı ve hapse atıldı. Öcalan, halen hapiste bulunuyor.

Beşşar Esed'in iktidara gelmesinin ardından Şam ile Ankara arasında yakınlaşma yaşanmasının ardından, Suriye yetkilileri onlarca PKK liderini Türkiye'ye teslim etti. Bahoz Erdal, YPG’nin başına getirildi ve ardından PKK Yürütme Konseyi'ne atandı. Türkiye, onu kendisine karşı düzenlenen operasyonlardan sorumlu olmakla suçladı ve en çok aranan kişiler listesine aldı.

Şam 2011 devriminden sonra ilişkiler yeniden gerginleşince, PKK’ya kapılarını ardına kadar açtı. Kandil Dağları'ndaki Bahoz Erdal, PKK’nın Suriye sorumlusu haline geldi ve YPG'nin örgütlenmesinde, ardından SDG'nin kurulmasında ve 2015'ten sonra ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’la iş birliği içinde DEAŞ'la mücadelede rol oynadı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre SDG zamanla, Arap aşiretleriyle iş birliği yaparak, Suriye'nin stratejik kaynaklarının çoğunu barındıran Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelerin (Suriye topraklarının üçte biri) kontrolünü ele geçirdi.

Şara-Abdi anlaşmasının geriye kalan hükümleri

Tüm bunların yanında 30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ve son olarak Irak ile olan Semelka Sınır Kapısı ve Türkiye ile olan Nusaybin Sınır Kapısı ile Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünün Suriye yönetimine devri ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi.

SDG'nin Suriye ordusuna entegre edilmesi konusu en karmaşık sorun olmaya devam ediyor. Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet, entegrasyon için pratik adımlar atmaya başlamak üzere Haseke'yi ziyaret etti.

Şam ile SDG arasında 4 Ocak'ta imzalanan anlaşma taslağına göre SDG'nin üç tümen ve iki tugayını muhafaza etmesi, bunlardan birinin terörle mücadele, diğerinin ise kadınlar için olması kararlaştırıldı. Ancak 30 Ocak tarihli anlaşmada, SDG'nin ‘El-Cezire Tugayı’ adlı bir tümeni, Haseke’de (Haseke, Kamışlı ve Malikiye-Derik'te) üç tugayı ve Ayn el-Arab'da (Kobani) bir tugayı muhafaza edeceği belirtildi. Batılı bir diplomat yaptığı değerlendirmede, “30 Ocak anlaşmasında SDG, 4 Ocak taslak anlaşmasındakinden daha az, ancak üyelerinin entegrasyonunu öngören 18 Ocak anlaşmasındakinden daha fazla elde etti” ifadelerini kullandı. Bunu, baskı gruplarının, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Senatör Lindsey Graham'ın Başkan Trump üzerindeki etkilerine bağladı.

dfvgthy
Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmanın metni (Al Majalla)

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi. Bir yetkili, "Öneri, Savunma Bakanlığı'nın yönetmeliklerine göre, her birinde bin ila bin 300 savaşçı bulunan üç tugay oluşturulmasıdır. Böylece güvenlik kontrolünden geçebilecekler ve her tugay, Kadın Koruma Birimlerinden bir tabur içerebilecek ve her tugay, Ayn el-Arab/Kobani tugayının yanı sıra Haseke çevresinde kararlaştırılan bir askeri konumda konuşlandırılabilecek” şeklinde konuştu. Yetkili, (Arap aşiretlerinden silahlı unsurların ayrılmasından sonra) yaklaşık 25-30 bin savaşçı olduğunu ve orduya katılmayanların sivil işlerde çalışacağını ya da önceki mesleklerine geri döneceklerini ifade etti.

Son günlerdeki görüşmeler ve müzakereler, SDG içinde iki eğilim olduğunu ortaya koydu.

Bu eğilimlerden ilkine yakın olanlar, Suriye hükümeti ile diyalog kurarak ve savunma, içişleri, dışişleri ve diğer bakanlıklarda görevler alarak entegrasyon ve askeri eylemden siyasi eyleme geçiş yapılmasını istiyor. Böylece Kürtlerin anayasal statüsünü ve haklarını iyileştirerek katılımlarını sağlamak ve IKBY deneyiminin tekrarlanmaması için çoğulcu bir Suriye için çalışmak istiyorlar. Çünkü iki ülkedeki koşullar tamamen farklı. Şara’nın başkanlık kararnamesine ve SDG'nin rakibi olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de dahil olmak üzere Kürt yetkililerle iletişim kanalları açma kararına güveniyorlar.

İkinci eğilimde olanlar ise 30 Ocak anlaşmasının uygulanması sırasında zaman kazanmak istiyor ve dış dengelerin Suriye-Irak-Türkiye köşesinde bir ‘Kürt bölgesi’ kurulması ve IKBY’nin ‘Suriye versiyonu’ oluşturulması lehine değişmesini bekliyor.