Rusya ile ABD arasında Suriye’deki başkanlık seçimlerine ilişkin ‘erken ve sessiz savaş’

Moskova, seçimlerin Esed ile ‘yeni bir sayfa açacak’ dönüm noktası olmasını isterken Batı ülkeleri, ‘oyların meşru sayılması’ için katı kriterler öneriyor.

Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)
Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)
TT

Rusya ile ABD arasında Suriye’deki başkanlık seçimlerine ilişkin ‘erken ve sessiz savaş’

Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)
Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)

Suriye'de yaklaşan başkanlık seçimleri, özellikle ekonomik kriz ve Batı'nın ekonomik yaptırımları ile birlikte süren ‘diplomatik ve siyasi tecrtin’ ortasında, yaklaşık bir yıldır ülkedeki üç ‘nüfuz alanı’ arasındaki ‘temas hatlarını’ sarstı. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı ve büyük alan değişikliklerinden sonra bir yandan Moskova ve müttefikleri diğer yandan Washington ve ortakları arasında ‘erken ve sessiz bir savaş’ başlattı. Başkanlık seçimi,ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve başlamasının ilk aylarında gerçekleşecek.

Net mesaj
Moskova ile müttefikleri Şam ve Tahran, 2012 tarihli Suriye Anayasası uyarınca yapılacak bu seçimlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı çerçevesindeki Cenevre'de belirlenen ve hayata geçirilmesi beklenen reformlardan uzak olmasını istiyorlar. Ayrıca ‘yeni bir sayfa açmayı’ ve hem bölgesel hem de uluslararası tarafları fiili durumla ilgilenmelerini sağlamak ve ‘meşru hükümet’ ile yeniden ilişkilerini başlatmak için bir fırsat olmasını umut ediyorlar.
Suriye Anayasa Komitesi, Cenevre'de dört kez bir araya geldi. Önümüzdeki ayın sonlarında ise ‘ulusal ilkelerin’ tartışıldığı görüşmelerin aksine, anayasa dosyasına ayrılmış olan beşinci kez bir araya gelecekler. Ancak Şam, anayasa reformunun önümüzdeki yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinden önce gerekleşmeyeceğine dair net bir mesaj verdi. Moskova ayrıca anayasa reformu için ‘bir zaman çizelgesi olmadığı’ ve ‘başkanlık seçimleri Suriye’nin egemenlik meselesi olduğu’ şeklindeki açık bir mesajla rejimi destekledi.
Pratikte bu mesajlar, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in temmuz ayı ortalarındaki görev süresinin bitiminden ve bir sonraki seçimlerden önce hiçbir anayasal reform yapılmayacağı anlamına geliyor. Böylece söz konusu seçimler, devlet başkanına geniş yetkiler veren ve Esed için üçüncü bir dönem başlatan 2012 tarihli Suriye Anayasası’na göre yapılacak. Başkanlık seçimlerinde aday olma kriterleri arasında ise adayın başvuru yapmadan önce en az on yıl boyunca ülkede ikamet ediyor olması ve Halk Meclisi’ndeki en az 35 milletvekilinin onayını alması şartları bulunuyor.
İktidardaki Baas akımı liderliğindeki siyasi partileri bünyesinde toplayan Ulusal İlerici Cephe, geçtiğimiz temmuz ayında yapılan parlamento seçimlerinde 250 sandalyeden 183'ünü (166’sı Baasçı dahil) kazandı. Bu da başkanlığa aday olacak isimlerle ilgili kararın, iktidar partisi ve Ulusal İlerici Cephe’nin elinde olduğu anlamına geliyor.
Şam, Moskova ve Tahran, anayasa reformunu 2021’e, yani Devlet Başkanı Esed'in yedi yıllık bir dönem daha kazanmasının sonrasına, tarihin daha ileriye atılmaması şartıyla 2024'te yapılacak ilk parlamento seçimlerine ertelediler.
Moskova ile Şam arasındaki çekişme noktası ise Moskova’nın başkalarının da seçimlere katılmasını ve muhalif kanattan bazı isimlerin nabzını tutmayı istemesi. Bununla birlikte mevcut anayasadaki adayların en az 35 milletvekili tarafından desteklenmesi ve en az on yıldır ülkede ikamet etme zorunluluğu gibi engellerin yanı sıra başlıca isimlerin bir ‘imaj yarışına’ girme konusundaki isteksizlikleri de dahil olmak üzere bir takım engeller de mevcut.
Bu nedenle, geçtiğimiz eylül ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Şam ziyareti sırasında bir Rus gazetecinin devlet başkanlığına aday olacak herhangi bir ismin en az 10 yıldır ülkede ikamet etmesi şartının iptal edilme olasılığı olup olmadığını sorması tesadüf değildi. Ancak Şam'ın tutumu, dönemin Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim tarafından ilan edilmişti ve öyle de kalmıştı.
Muallim açıklamasında şunları söylemişti:
“Başkanlık seçimleri planlandığı gibi yapılacaktır. İkamet şartının (10 yıldır Suriye'de bulunuyor olmak) kaldırılmasına gelince; bu konu, Suriye Yüksek Yargı Seçim Komitesi’nin meselesidir. Ancak prensipte adaylık koşullarını sağlayan herkes seçimlere katılabilir.”
Buna karşın adaylık için gerekli koşulların anayasal bir konu olduğu ve Yüksek Yargı Seçim Komitesi’nin yetkisi dahilinde olmadığı biliniyor.
Diğer yandan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in geçtiğimiz günlerde yabancı ziyaretçilerle yaptığı görüşmelerde dile getirdikleri de Suriye’nin bu eğilimini destekler nitelikteydi. Hatta Zarif, ‘Suriye hükümetinin meşru ve siyasi sürecin yanı sıra anayasal reformda oldukça iş birlikçi olduğunu’ belirtti. Moskova ise, ‘Suriye’ye yönelik bölgesel ve uluslararası tecridi kırmak, yeniden yapılanmaya katkıda bulunmak ve siyasi ve diplomatik ilişkileri normalleştirmek’ umuduyla, yaklaşan seçimleri ‘Batılı ve bölgesel ülkeler ile Şam ilişkilerinde bir dönüşümün başlangıcı’ olmasını sağlayacak mekanizmalar arıyor. Moskova’ya göre bunun anahtarı ise 2012 Tarihli Suriye Anayasası uyarınca seçimlerde ‘başka bir renge’ izin veren bir değişiklik yapılması olabilir.

Sessiz istişareler
Batılı ülkeler, seçimlere yönelik ortak bir tutum sergilemek için dikkatlerden uzakta sessiz istişareler yürütüyorlar. ABD, başkanlık ve parlamento seçimlerinin Birleşmiş Milletler  (BM) gözetiminde ve diasporadakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin katılımıyla yapılmasını öngören 2254 sayılı karar uyarınca gerçekleşmeyen seçimleri ‘tanımamak’ için, daha önce Halk Meclisi seçimlerinde olduğu gibi ‘başkanlıkçılığı’ görmezden gelmek istiyor. Ancak Washington'ın müttefikleri bu konuda bölünmüş durumdalar. Bazıları seçimleri görmezden gelmek isterken bazıları ise muhalif kanattan bir adayı desteklemek veya ‘seçimlerin tanınması’ için BM onayıyla net ilkeler koyulmasını istiyor.
Bazı ülkeler, BM Suriye Özel Temsilciliğine Geir Pedersen'i seçimlerle ilgili belirli bir tutum açıklamaya zorladı. Ancak Pedersen,  söz konusu seçimlerin 2245 sayılı BMGK kararında öngörülen yetkileri kapsamında olmadığını, yalnızca bir ‘seçim danışmanı’ atamakla yetkili olduğunu söyledi. Bunun üzerine BM’nin seçimleri tanınması için bir ilke ve kriter hazırlaması önerisi ortaya çıktı.
Fransa, seçimler için kriterleri belirleyen bir Non-Paper (tarafların tutumlarını ortaya koydukları ve bağlayıcı olmayan bir tartışma belgesi) taslağı hazırlamıştı. Şarku’l Avsat’ın bir kopyasına ulaştığı belgede ‘seçimlerin özgür, adil ve tarafsız bir şekilde yapılması ve hiç engel çıkarılmadan yerlerinden edilmiş ve mülteci olmuş Suriyeliler de dahil olmak üzere tüm Suriye halkının katılabileceği güvenli bir ortamda düzenlenmesi durumunda tanınabileceği’ iddiası yer alıyor. Suriye'de yapılacak seçimler, 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca daha kapsamlı bir siyasi sürecin ayrılmaz bir parçası olarak ülkede istikrarlı ve meşru kurumların kurulmasına katkı sağlayacak. Bu, aynı zamanda mevcut çatışmaya kalıcı bir çözüm bulmakla ilgili ana unsurlardan biri sayılıyor. Ancak bu koşulların mevcut olmaması, Esed rejiminin çatışma sonrası dönemde hayali meşruiyetini yeniden tesis etmek amacıyla manipüle edilebilirken, yurt dışındaki Suriyeli mültecileri de anavatanlarına dönmeyi düşünmekten caydırabilir.
Söz konusu belgeye göre seçimlerin BM’nin gözetimi dışında olması ve uluslararası şeffaflığın ve hesap verebilirliğin yüksek standartlarına uygun olmadığı sürece meşru sayılmaması amacıyla BMGK’nın 2254 sayılı kararının hükümleri, seçimlerle ilgili gelecekteki tartışmalara rehberlik edecek temelleri ve yönergeleri oluşturabilir.

Meşruiyet koşulları
Bununla birlikte halihazırda değişikliğe tabi olan belgede, seçim sonuçlarının kabulü için katı şartlar belirlenirken Batı ülkelerinin ‘mesajının meşruiyet kazanması’ için dört koşula dayanması öngörüldü.
Bu koşullar ise şöyle:
1- Seçimlerin öncesinde, sırasında ve sonrasında güvenli ve tarafsız bir atmosfer ve ortam oluşturmak için tabanda güven artırıcı önlemler alınması şart koşuluyor. Bu koşul, tüm tarafların haklarını korurken, seçim sürecinin yeterli düzeyde güvenlik koşulları altında yapılmasını sağlamayı hedefliyor. Bu koşul aynı zamanda diğerleri arasında en önemlisi. Söz konusu koşulların sağlanmadığı bir ortamda seçimler düzenlemek inandırıcı olmayacak ve uluslararası camianın desteğini, BM’nin katılımını veya denetimini hak etmeyecektir.
2- Toplam 12 milyon Suriyeli ya yurt dışında mülteci ya da ülke içinde yerlerinden edilmiş durumda. Bu kişilerin oy kullanmalarını ve oylarının güvencede olduğunu doğrulayan güçlü garantilerin verilmesi şart. Diasporadaki tüm Suriye vatandaşlarının oy kullanabilmeleri ve seçimlere katılma hakkına sahip olmaları büyük önem taşımaktadır.
3- Tüm kesimlerin oy kullanabilmeleri için yasal ve pratik koşulların oluşturulması şartı. Yani şeffaf ve çoklu oy kullanma garantilerinin olması şart koşulmaktadır. Bu da Suriye Anayasasının 84’üncü ve 85’inci maddelerinin uygulanarak reform dahil olmak üzere seçimler için uygun ortamın oluşturulması ve seçime katılan adayların gözden geçirilmesi için BM gözetiminde bağımsız bir komitenin oluşturulması anlamına gelir.
4- BM’nin seçimleri denetlemesi, seçim sürecinin kesinlikle tarafsız olmasını sağlayacaktır. Buna göre BM, tam güvenilirliğini göstermek için tüm seçim sürecini (seçim yasasında reform yapmak, seçim rollerini belirlemek, oy verme, oy verme merkezleri, uygun seçim altyapısı, kayıt vb.) yönlendirmeli ve izlemelidir.
İngiliz bir diplomat konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca yeni seçimler yapılmadan önce yeni bir anayasanın hazırlanması gerektiği açıktır. Rusya’nın Suriye’deki başkanlık seçimlerini Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmalarından ayrı tutulması ihtimaline işaret eden son açıklamaları, siyasi sürece ve Anayasa Komitesi’nde varılan fikir birliğine zarar verdiği için derin bir endişe uyandırmaktadır.”
Batı ülkeleri, Suriye’de 2012, 2016 ve 2020 yıllarında yapılan parlamento seçimlerini ve 2014'teki başkanlık seçimlerini tanımayı reddettiler. Avrupa Birliği (AB), ‘Suriye’nin yeniden inşasına başlamak için BMGK’nın 2254 sayılı kararına dayalı kapsamlı ve gerçek bir siyasi geçiş sürecinin oluşmasını’ şart koşarken Washington, 2245 sayılı kararın uygulanmasında, İran'ın sınır dışı edilmesinde ve diğer taleplerin uygulanmasında olumlu bir rol oynayana kadar, ‘Caesar Yasası’ kapsamında Şam'a yaptırımların yanı sıra siyasi ve diplomatik izolasyon uyguluyor.

Geçmişe uzanan arka plan
Suriye’de yaklaşan başkanlık seçimleri, 1932 yılındaki ilk başkanlık seçimlerinden bu yana yapılan 18’incisi olacak. Ülke tarihinde en fazla adayın yarıştığı ise Fransız mandasının ağırlığı altında olsa da altı adayın yarıştığı seçimler oldu. Bu, Suriye tarihindeki en çeşitli seçimlerdi. Adaylardan ikisi ülkenin eski yöneticilerinden Hakkı el-Azm ve Suphi Bereket idi. Diğer ikisi, dönemin Başbakanı Tacuddin el-Hasan ile eski Başbakan Rıza al-Rikabi idi. Kalan iki aday ise daha sonra Suriye'nin devlet başkanlığı görevini sırayla üstlenen Muhammed Ali el-Abid ve Haşim el-Atasi’ydi.
Suriyeli tarihçiler, 1932 seçimlerine Fransız mandası altında yapıldığı için fazla önem vermediler. Buna karşın, Şükrü el-Kuvvetli ve Halid el-Azm'in yarıştığı 1955 yılındaki başkanlık seçimlerine daha fazla ilgi gösterdiler. Kalan tüm seçimler ise ya referandum ya da rekabetin olmadığı seçimlerdi. Oysa 1932 seçimlerindeki çeşitlilik ve rekabetçilik, Suriye'de yeni yeni ortaya çıkan demokrasinin 1930'larda ne kadar umut verici olduğunu ve 1949'dan bu yana ülkeyi kasıp kavuran askeri darbeler ve karşı darbeler olmasaydı nasıl gelişebileceğini ortaya koyuyor.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.