Rusya ile ABD arasında Suriye’deki başkanlık seçimlerine ilişkin ‘erken ve sessiz savaş’

Moskova, seçimlerin Esed ile ‘yeni bir sayfa açacak’ dönüm noktası olmasını isterken Batı ülkeleri, ‘oyların meşru sayılması’ için katı kriterler öneriyor.

Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)
Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)
TT

Rusya ile ABD arasında Suriye’deki başkanlık seçimlerine ilişkin ‘erken ve sessiz savaş’

Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)
Esed ve eşi Esma geçtiğimiz nisan ayında yapılan Halk Meclisi seçimlerinde oy kullanırken. (AFP)

Suriye'de yaklaşan başkanlık seçimleri, özellikle ekonomik kriz ve Batı'nın ekonomik yaptırımları ile birlikte süren ‘diplomatik ve siyasi tecrtin’ ortasında, yaklaşık bir yıldır ülkedeki üç ‘nüfuz alanı’ arasındaki ‘temas hatlarını’ sarstı. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı ve büyük alan değişikliklerinden sonra bir yandan Moskova ve müttefikleri diğer yandan Washington ve ortakları arasında ‘erken ve sessiz bir savaş’ başlattı. Başkanlık seçimi,ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve başlamasının ilk aylarında gerçekleşecek.

Net mesaj
Moskova ile müttefikleri Şam ve Tahran, 2012 tarihli Suriye Anayasası uyarınca yapılacak bu seçimlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı çerçevesindeki Cenevre'de belirlenen ve hayata geçirilmesi beklenen reformlardan uzak olmasını istiyorlar. Ayrıca ‘yeni bir sayfa açmayı’ ve hem bölgesel hem de uluslararası tarafları fiili durumla ilgilenmelerini sağlamak ve ‘meşru hükümet’ ile yeniden ilişkilerini başlatmak için bir fırsat olmasını umut ediyorlar.
Suriye Anayasa Komitesi, Cenevre'de dört kez bir araya geldi. Önümüzdeki ayın sonlarında ise ‘ulusal ilkelerin’ tartışıldığı görüşmelerin aksine, anayasa dosyasına ayrılmış olan beşinci kez bir araya gelecekler. Ancak Şam, anayasa reformunun önümüzdeki yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinden önce gerekleşmeyeceğine dair net bir mesaj verdi. Moskova ayrıca anayasa reformu için ‘bir zaman çizelgesi olmadığı’ ve ‘başkanlık seçimleri Suriye’nin egemenlik meselesi olduğu’ şeklindeki açık bir mesajla rejimi destekledi.
Pratikte bu mesajlar, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in temmuz ayı ortalarındaki görev süresinin bitiminden ve bir sonraki seçimlerden önce hiçbir anayasal reform yapılmayacağı anlamına geliyor. Böylece söz konusu seçimler, devlet başkanına geniş yetkiler veren ve Esed için üçüncü bir dönem başlatan 2012 tarihli Suriye Anayasası’na göre yapılacak. Başkanlık seçimlerinde aday olma kriterleri arasında ise adayın başvuru yapmadan önce en az on yıl boyunca ülkede ikamet ediyor olması ve Halk Meclisi’ndeki en az 35 milletvekilinin onayını alması şartları bulunuyor.
İktidardaki Baas akımı liderliğindeki siyasi partileri bünyesinde toplayan Ulusal İlerici Cephe, geçtiğimiz temmuz ayında yapılan parlamento seçimlerinde 250 sandalyeden 183'ünü (166’sı Baasçı dahil) kazandı. Bu da başkanlığa aday olacak isimlerle ilgili kararın, iktidar partisi ve Ulusal İlerici Cephe’nin elinde olduğu anlamına geliyor.
Şam, Moskova ve Tahran, anayasa reformunu 2021’e, yani Devlet Başkanı Esed'in yedi yıllık bir dönem daha kazanmasının sonrasına, tarihin daha ileriye atılmaması şartıyla 2024'te yapılacak ilk parlamento seçimlerine ertelediler.
Moskova ile Şam arasındaki çekişme noktası ise Moskova’nın başkalarının da seçimlere katılmasını ve muhalif kanattan bazı isimlerin nabzını tutmayı istemesi. Bununla birlikte mevcut anayasadaki adayların en az 35 milletvekili tarafından desteklenmesi ve en az on yıldır ülkede ikamet etme zorunluluğu gibi engellerin yanı sıra başlıca isimlerin bir ‘imaj yarışına’ girme konusundaki isteksizlikleri de dahil olmak üzere bir takım engeller de mevcut.
Bu nedenle, geçtiğimiz eylül ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Şam ziyareti sırasında bir Rus gazetecinin devlet başkanlığına aday olacak herhangi bir ismin en az 10 yıldır ülkede ikamet etmesi şartının iptal edilme olasılığı olup olmadığını sorması tesadüf değildi. Ancak Şam'ın tutumu, dönemin Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim tarafından ilan edilmişti ve öyle de kalmıştı.
Muallim açıklamasında şunları söylemişti:
“Başkanlık seçimleri planlandığı gibi yapılacaktır. İkamet şartının (10 yıldır Suriye'de bulunuyor olmak) kaldırılmasına gelince; bu konu, Suriye Yüksek Yargı Seçim Komitesi’nin meselesidir. Ancak prensipte adaylık koşullarını sağlayan herkes seçimlere katılabilir.”
Buna karşın adaylık için gerekli koşulların anayasal bir konu olduğu ve Yüksek Yargı Seçim Komitesi’nin yetkisi dahilinde olmadığı biliniyor.
Diğer yandan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in geçtiğimiz günlerde yabancı ziyaretçilerle yaptığı görüşmelerde dile getirdikleri de Suriye’nin bu eğilimini destekler nitelikteydi. Hatta Zarif, ‘Suriye hükümetinin meşru ve siyasi sürecin yanı sıra anayasal reformda oldukça iş birlikçi olduğunu’ belirtti. Moskova ise, ‘Suriye’ye yönelik bölgesel ve uluslararası tecridi kırmak, yeniden yapılanmaya katkıda bulunmak ve siyasi ve diplomatik ilişkileri normalleştirmek’ umuduyla, yaklaşan seçimleri ‘Batılı ve bölgesel ülkeler ile Şam ilişkilerinde bir dönüşümün başlangıcı’ olmasını sağlayacak mekanizmalar arıyor. Moskova’ya göre bunun anahtarı ise 2012 Tarihli Suriye Anayasası uyarınca seçimlerde ‘başka bir renge’ izin veren bir değişiklik yapılması olabilir.

Sessiz istişareler
Batılı ülkeler, seçimlere yönelik ortak bir tutum sergilemek için dikkatlerden uzakta sessiz istişareler yürütüyorlar. ABD, başkanlık ve parlamento seçimlerinin Birleşmiş Milletler  (BM) gözetiminde ve diasporadakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin katılımıyla yapılmasını öngören 2254 sayılı karar uyarınca gerçekleşmeyen seçimleri ‘tanımamak’ için, daha önce Halk Meclisi seçimlerinde olduğu gibi ‘başkanlıkçılığı’ görmezden gelmek istiyor. Ancak Washington'ın müttefikleri bu konuda bölünmüş durumdalar. Bazıları seçimleri görmezden gelmek isterken bazıları ise muhalif kanattan bir adayı desteklemek veya ‘seçimlerin tanınması’ için BM onayıyla net ilkeler koyulmasını istiyor.
Bazı ülkeler, BM Suriye Özel Temsilciliğine Geir Pedersen'i seçimlerle ilgili belirli bir tutum açıklamaya zorladı. Ancak Pedersen,  söz konusu seçimlerin 2245 sayılı BMGK kararında öngörülen yetkileri kapsamında olmadığını, yalnızca bir ‘seçim danışmanı’ atamakla yetkili olduğunu söyledi. Bunun üzerine BM’nin seçimleri tanınması için bir ilke ve kriter hazırlaması önerisi ortaya çıktı.
Fransa, seçimler için kriterleri belirleyen bir Non-Paper (tarafların tutumlarını ortaya koydukları ve bağlayıcı olmayan bir tartışma belgesi) taslağı hazırlamıştı. Şarku’l Avsat’ın bir kopyasına ulaştığı belgede ‘seçimlerin özgür, adil ve tarafsız bir şekilde yapılması ve hiç engel çıkarılmadan yerlerinden edilmiş ve mülteci olmuş Suriyeliler de dahil olmak üzere tüm Suriye halkının katılabileceği güvenli bir ortamda düzenlenmesi durumunda tanınabileceği’ iddiası yer alıyor. Suriye'de yapılacak seçimler, 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca daha kapsamlı bir siyasi sürecin ayrılmaz bir parçası olarak ülkede istikrarlı ve meşru kurumların kurulmasına katkı sağlayacak. Bu, aynı zamanda mevcut çatışmaya kalıcı bir çözüm bulmakla ilgili ana unsurlardan biri sayılıyor. Ancak bu koşulların mevcut olmaması, Esed rejiminin çatışma sonrası dönemde hayali meşruiyetini yeniden tesis etmek amacıyla manipüle edilebilirken, yurt dışındaki Suriyeli mültecileri de anavatanlarına dönmeyi düşünmekten caydırabilir.
Söz konusu belgeye göre seçimlerin BM’nin gözetimi dışında olması ve uluslararası şeffaflığın ve hesap verebilirliğin yüksek standartlarına uygun olmadığı sürece meşru sayılmaması amacıyla BMGK’nın 2254 sayılı kararının hükümleri, seçimlerle ilgili gelecekteki tartışmalara rehberlik edecek temelleri ve yönergeleri oluşturabilir.

Meşruiyet koşulları
Bununla birlikte halihazırda değişikliğe tabi olan belgede, seçim sonuçlarının kabulü için katı şartlar belirlenirken Batı ülkelerinin ‘mesajının meşruiyet kazanması’ için dört koşula dayanması öngörüldü.
Bu koşullar ise şöyle:
1- Seçimlerin öncesinde, sırasında ve sonrasında güvenli ve tarafsız bir atmosfer ve ortam oluşturmak için tabanda güven artırıcı önlemler alınması şart koşuluyor. Bu koşul, tüm tarafların haklarını korurken, seçim sürecinin yeterli düzeyde güvenlik koşulları altında yapılmasını sağlamayı hedefliyor. Bu koşul aynı zamanda diğerleri arasında en önemlisi. Söz konusu koşulların sağlanmadığı bir ortamda seçimler düzenlemek inandırıcı olmayacak ve uluslararası camianın desteğini, BM’nin katılımını veya denetimini hak etmeyecektir.
2- Toplam 12 milyon Suriyeli ya yurt dışında mülteci ya da ülke içinde yerlerinden edilmiş durumda. Bu kişilerin oy kullanmalarını ve oylarının güvencede olduğunu doğrulayan güçlü garantilerin verilmesi şart. Diasporadaki tüm Suriye vatandaşlarının oy kullanabilmeleri ve seçimlere katılma hakkına sahip olmaları büyük önem taşımaktadır.
3- Tüm kesimlerin oy kullanabilmeleri için yasal ve pratik koşulların oluşturulması şartı. Yani şeffaf ve çoklu oy kullanma garantilerinin olması şart koşulmaktadır. Bu da Suriye Anayasasının 84’üncü ve 85’inci maddelerinin uygulanarak reform dahil olmak üzere seçimler için uygun ortamın oluşturulması ve seçime katılan adayların gözden geçirilmesi için BM gözetiminde bağımsız bir komitenin oluşturulması anlamına gelir.
4- BM’nin seçimleri denetlemesi, seçim sürecinin kesinlikle tarafsız olmasını sağlayacaktır. Buna göre BM, tam güvenilirliğini göstermek için tüm seçim sürecini (seçim yasasında reform yapmak, seçim rollerini belirlemek, oy verme, oy verme merkezleri, uygun seçim altyapısı, kayıt vb.) yönlendirmeli ve izlemelidir.
İngiliz bir diplomat konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca yeni seçimler yapılmadan önce yeni bir anayasanın hazırlanması gerektiği açıktır. Rusya’nın Suriye’deki başkanlık seçimlerini Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmalarından ayrı tutulması ihtimaline işaret eden son açıklamaları, siyasi sürece ve Anayasa Komitesi’nde varılan fikir birliğine zarar verdiği için derin bir endişe uyandırmaktadır.”
Batı ülkeleri, Suriye’de 2012, 2016 ve 2020 yıllarında yapılan parlamento seçimlerini ve 2014'teki başkanlık seçimlerini tanımayı reddettiler. Avrupa Birliği (AB), ‘Suriye’nin yeniden inşasına başlamak için BMGK’nın 2254 sayılı kararına dayalı kapsamlı ve gerçek bir siyasi geçiş sürecinin oluşmasını’ şart koşarken Washington, 2245 sayılı kararın uygulanmasında, İran'ın sınır dışı edilmesinde ve diğer taleplerin uygulanmasında olumlu bir rol oynayana kadar, ‘Caesar Yasası’ kapsamında Şam'a yaptırımların yanı sıra siyasi ve diplomatik izolasyon uyguluyor.

Geçmişe uzanan arka plan
Suriye’de yaklaşan başkanlık seçimleri, 1932 yılındaki ilk başkanlık seçimlerinden bu yana yapılan 18’incisi olacak. Ülke tarihinde en fazla adayın yarıştığı ise Fransız mandasının ağırlığı altında olsa da altı adayın yarıştığı seçimler oldu. Bu, Suriye tarihindeki en çeşitli seçimlerdi. Adaylardan ikisi ülkenin eski yöneticilerinden Hakkı el-Azm ve Suphi Bereket idi. Diğer ikisi, dönemin Başbakanı Tacuddin el-Hasan ile eski Başbakan Rıza al-Rikabi idi. Kalan iki aday ise daha sonra Suriye'nin devlet başkanlığı görevini sırayla üstlenen Muhammed Ali el-Abid ve Haşim el-Atasi’ydi.
Suriyeli tarihçiler, 1932 seçimlerine Fransız mandası altında yapıldığı için fazla önem vermediler. Buna karşın, Şükrü el-Kuvvetli ve Halid el-Azm'in yarıştığı 1955 yılındaki başkanlık seçimlerine daha fazla ilgi gösterdiler. Kalan tüm seçimler ise ya referandum ya da rekabetin olmadığı seçimlerdi. Oysa 1932 seçimlerindeki çeşitlilik ve rekabetçilik, Suriye'de yeni yeni ortaya çıkan demokrasinin 1930'larda ne kadar umut verici olduğunu ve 1949'dan bu yana ülkeyi kasıp kavuran askeri darbeler ve karşı darbeler olmasaydı nasıl gelişebileceğini ortaya koyuyor.



Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.


İsrail, Lübnan'ın Nakura beldesi sınırlarında

İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)
İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'ın Nakura beldesi sınırlarında

İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)
İsrail tankları Lübnan'ın kuzey sınırında konuşlandırılıyor (EPA)

İsrail'in Güney Lübnan'daki kara harekâtı dün, bu eksende gerçekleştirilen ilk saldırılarda, sahil kasabası Nakura’nın eteklerine kadar ulaştı. Beldenin çevresinde İsrail ordusu ile Hizbullah üyeleri arasında hafif ve orta kalibreli makineli tüfekler ve roketlerle doğrudan çatışmalar çıktı.

Nakura'nın yanı sıra Lübnan'ın güneyindeki çatışmalar, el-Hayam kenti cephesinde de ‘doğrudan temas’ aşamasına ulaştı. Şarku’l Avsat’a konuşan Merciyun ilçesindeki saha kaynakları, çatışmaların orta ve hafif makineli tüfeklerle şiddetlendiğini ve bölgede bu yoğunlukta çatışma seslerinin duyulmasının nadir görülen durumlardan biri olduğunu belirtti.

Öte yandan savaşı durdurmaya yönelik diplomatik çabalar sonuçsuz kaldı. Fransa, Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barou’nun Lübnan ve İsrail’e yaptığı kısa ziyaretin somut bir sonuç getirmediğini değerlendirdi. Fransız kaynaklar, “Müzakere zamanı henüz gelmedi” açıklamasında bulundu.


Ulusal İstihbarat Servisi karargahına düzenlenen İHA saldırısı Bağdat'taki ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından yayınlanan fotoğrafta, dün İHA saldırısında öldürülen bir subayın cenazesi görülüyor
Irak İstihbarat Servisi tarafından yayınlanan fotoğrafta, dün İHA saldırısında öldürülen bir subayın cenazesi görülüyor
TT

Ulusal İstihbarat Servisi karargahına düzenlenen İHA saldırısı Bağdat'taki ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından yayınlanan fotoğrafta, dün İHA saldırısında öldürülen bir subayın cenazesi görülüyor
Irak İstihbarat Servisi tarafından yayınlanan fotoğrafta, dün İHA saldırısında öldürülen bir subayın cenazesi görülüyor

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik gerilimi yaşandı. Başkentin merkezindeki Mansur bölgesinde bulunan Ulusal İstihbarat Servisi karargahına düzenlenen İHA saldırısında iletişim kulesi ve sunucu sistemleri vuruldu. Saldırıda bir görevli hayatını kaybetti, bazı kişiler ise ağır yaralandı.

İstihbarat servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subayının ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, olayı kanunsuz unsurlar tarafından gerçekleştirilen bir "terörist" eylem olarak nitelendirdi ve operasyonun, istihbarat servisini engelleme girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını vurgulayarak, sorumluların yakalanıp, adalete teslim edileceği sözünü verdi.

Buna paralel olarak, "Mağara Yoldaşları" grubu, Bağdat havaalanı yakınlarındaki «Victoria» üssünü hedef aldığını duyurdu. Bu, "Ketaib Hizbullah" tarafından iki gün önce ilan edilen ve yalnızca ABD Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Tuzhurmatu’daki Hileve askeri üssünde, Haşdi Şabi” birliklerine yönelik saldırılar yaşandı; bu saldırılarda bir savaşçı hayatını kaybetti, birçok kişi de yaralandı.