Somali-Kenya geriliminin arka planında yatan nedenler neler?

 Nairobi, Mogadişu'yu eylemsizlikle ve ‘Eş-Şebab örgütü’ ile mücadelede ciddiyetsizlikle suçluyor

Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)
Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)
TT

Somali-Kenya geriliminin arka planında yatan nedenler neler?

Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)
Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)

Mina Abdulfettah
Kenya ile Somali arasındaki gerilimin artmasında bir takım iç ve dış gündemler rol oynarken, Mogadişu, kendi iç işlerine müdahale olarak tanımladığı mevcut duruma yanıt olarak Nairobi’deki Büyükelçisi Muhammed Ahmed Nur'u geri çağırdı. Somali Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Büyükelçi’nin geri çağrılması kararının, ‘Kenya'nın Somali'nin güneyindeki Jubaland (Güney Cubba) Eyalet Başkanı Madoobe'ye siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet etmesi için baskı uygulayarak Jubaland Eyaleti’nde yapılacak seçimlere müdahale etmesine’ karşılık olarak alındığı belirtildi.
Açıklamada ayrıca, Kenya’nın Mogadişu Büyükelçisi Lucas Tumbo’dan da ülkesine dönmesi istendiği belirtilirken Nairobi, bu suçlamaları Mogadişu’nun Kenya’nın meşru taleplerinden kaçış yolu olarak niteledi. Mogadişu, otuz yılı aşkın bir süredir yürürlükte olan sınırların yeniden çizilmesini talep ediyor. Kenya ile Somali arasında sınır anlaşmazlığı daha önce bazı gerilimlere tanık olmuştu.
Bununla birlikte, iki ülke arasındaki gerilimin en etkili faktörlerinden biri de Kenya'nın Somali'ye yönelik eylemsizlik ve Kenya'ya sızan ‘Eş-Şebab örgütü’ ile mücadelede ciddiyetsizlikle suçlamasıdır. Değişen bölgesel dinamikler ve her iki ülkenin bir arada yaşama hakkı pahasına diğerinin çıkarlarını kısıtlama istekleri, krizin iki ana itici gücü olarak karşımıza çıkıyor.

İki eyaletin değişimi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Somali’deki değişim yolculuğuna, kabilelerin önde gelenlerinin düzenlediği çözüm bulma ve uzlaşı konferansları ve bunların temeli henüz tamamlanmayan bir devlet biçimine dönüştürülmesi dışında güvensizlik ve hukuksuzluktan şikayetçi bir kabile topluluğu da eşlik etti. Kenya çevresinde de eşzamanlı olarak bir değişim rüzgarı esti. Nairobi, bağımsızlığını kazanmasından bu yana tarafsız kaldığı ve ideolojik ya da batı kutuplaşmasına maruz kalmadığından, Orta ve Doğu Afrika bölgesindeki çatışmalarda arabulucu devlet statüsüne ulaştı. Kenya, tıpkı Somali’de 2004 yılında Geçici Federal Hükümet’in kurulmasına neden olan anlaşmanın imzalanmasına ev sahipliği yaptığı gibi, iç çatışmalar yaşayan ülkelerde barışın sağlanması için bir dizi barış görüşmesine ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda, Uganda’da askeri darbenin başındaki isim olan ve 1986'da başkent Kampala'ya girdikten sonra devlet başkanlığını ilan eden General Tito Okello ile dönemin Ulusal Direniş Ordusu lideri Yoweri Museveni arasında imzalanan Uganda Barış Anlaşması'na sponsor oldu.
Ayrıca Sudan’ın eski rejimi ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) arasında 2002 yılında Machakos Protokolü'nün imzalanması ve ardından Güney Sudan'ın ayrılması ve yeni devletin kurulmasının önünü açan Naivasha Anlaşması’nın 2005 yılında imzalanmasıyla sona eren Sudan’ın güneyindeki çatışmalarla ilgili müzakerelere de ev sahipliği yaptı.
Kenya, bu arabuluculukları sayesinde uluslararası arenada barış arabulucusu olarak itibar kazandı. Ancak Somali ile yaşadığı olaylar, onu hızla bu konumundan uzaklaştırdı. Böylece hem Kenya hem de Somali kendilerini daha fazla anlaşmazlığa sürükleyen olayların ve tepkilerin rehini oldu. Somali’nin 1998 yılından 2000 yılına kadar süren Etiyopya ile Eritre arasındaki on binlerce insanın ölümüne neden olan savaşın ortasında kalması nedeniyle ülkede şiddetin yayılması şaşırtıcı bir durum değildi. Ayrıca Eritre ve Etiyopya, Somali'de devam eden iç savaşa da karışmıştı.

Karşılıklı provokasyonlar
Öte yandan Afrika Kıtası’ndaki çatışma içerisinde Somali-Kenya sahnesinin etkileşimleri, her ülkenin komşusunu kışkırtmasına ve Kenya'nın bölgedeki büyük bir ülke olarak üstünlüğüne karşın Somali'nin uluslararası tecritten çıkarılması gerektiği hissine bağlı olarak uluslararası rekabet tarafından desteklenmesiyle bölgesel dengenin bozulmasına yol açıyor.
Somali, Arap dünyasına daha yakın olmaya çalışırken Somali hükümeti ve Eş-Şebab Hareketi’nin birlikte, bazen Etiyopya'dan, bazen de Kenya'dan yana olmak üzere Afrika'nın öne çıkmasına karşı çeşitli roller oynadıklarına inanılıyor. Somali, Kızıldeniz’e bakan Arap ülkeleri arasına ve bu ülkelerin güvenlik ve stratejik çıkarlarına olan katılımına ve gerilimlerin Bab’ul-Mendeb üzerinden Süveyş Kanalı'na ve ardından Avrupa'ya olan uluslararası ticaret üzerindeki etkisine işaret etmeye devam ediyor.
Ancak Kenya da boş durmadı. Somali'ye müdahalesi sırasında, 1990'larda Somali hükümetine karşı Eş-Şebab Hareketi’nin müttefiki olan İslami eğilimli milis lideri Ahmet Madoobe’yi destekledi. Madoobe, 2006 yılında özerk bölge Jubaland Eyaleti’nin yönetim şehri Kismayo'nun yöneticisi oldu.
Eş-Şebab Hareketi ile yaşanan idari, kültürel ve mali çekişmeler üzerine yapılan siyasi bir anlaşma uyarınca 2009 yılında Geçici Federal Hükümet, Kenya kuvvetlerinin desteğiyle Eş-Şebab’a karşı askeri operasyonlar başlattı. Böylece Somali Geçici Federal Hükümeti, 2012 yılında Kismayo’nun kontrolünü yeniden ele geçirdi ve Eş-Şebab, eyaletten uzaklaştırıldı.
Madoobe, Kenya’nın ve Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) desteğiyle 2015 yılında Jubaland Eyalet Başkanı seçildi. Nairobi, Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Farmajo’nun bu sonuca karşı çıkması ve merkezi hükümet sisteminin yeniden yürürlüğe girmesi arayışı arasında Madoobe’nin Ağustos 2019'da yeniden eyalet başkanlığına aday olmasını desteklerken Madoobe, Somali Anayasası’nda özerk bölgelere verilen bağımsızlık ve öngörülen federal hükümet sistemini güçlendirme konusunda ısrarcı davranıyor.
Jubaland Eyaleti, 27 Temmuz 2019'da Madoobe'nin 2021 yılında Somali'de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerine katılma arayışındaki hırsını destekleyen Kenya'ya dayanarak Farmajo ile ilişkisini kestiğini, onu iç işlerine karışmakla ve eyaletin başkanlık seçimlerini engellemeye çalışmakla suçladığını duyurdu.

Deniz ve hava sahası anlaşmazlığı
Somali Afrika Kıtası’nın en uzun sahiline sahip. Ancak, 2008 yılında Ukrayna gemisi Faina’nın Kenya’nın ana ticaret limanı Mombasa Limanı’na giderken kaçırılması da dahil olmak üzere yaşanan çeşitli korsanlık eylemlerinden ötürü Somali sahilleri büyük zarar gördü. Somali, tıpkı Kismayo limanı gibi birkaç limanının yönetim haklarını bazı ülkelere verdi. Kenya ile Hint Okyanusu kıyısındaki bir üçgen boyunca iki ülke arasındaki deniz sınırlarında bulunan petrol ve gaz sahaları konusunda yaşadığı anlaşmazlıkla dikkati çekti.
Anlaşmazlık Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) taşındı. ICJ, kararını erteledi. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının yanı sıra iki ülke arasında ‘Gat krizi’ adıyla bilinen kriz nedeniyle geçtiğimiz Haziran ayından bu yana nihai kararın verilmesi bekleniyor. Somali, geçtiğimiz Mart ayı sonlarında Kovid-19 salgınının yayılmasını engelleme prosedürleri çerçevesinde alınan tedbirleri gerekçe göstererek Kenya'dan yapılan ve gat (uyuşturucu etkisi olan bir bitki) taşıyan uçuşları askıya aldı.
Somali’nin bu adımı, büyük tartışmalara neden oldu. Çünkü gat, Somali'de yoğun olarak tüketiliyor ve Kenya’nın en fazla ihraç ettiği ürünlerin başında yer alıyor. Öte yandan Mogadişu bu durumu, siyasi bir araç olarak kullanma fırsatı yakalayarak Somali’nin başkenti Nairobi’yi ziyaret eden Kenya Çiftçiler Birliği temsilcileri aracılığıyla, gat taşıyan uçaklara izin verilmesini istedi.

Terör girdabı
Diğer yandan Somali, Eş-Şebab ve onunla iş birliği yapan silahlı grupların kontrolü ele geçirmeleri sonucunda hem kendi topraklarını hem de komşu ülkeleri güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Kenya, mevcut siyasi ve diplomatik krize neden olan bu güvenlik sorununun sıkıntılarını halen çekiyor. Arap Yarımadası el-Kaidesi, 2010 yılında, Bab’ul-Mendeb’in kontrolünü ele geçirmesine yardım etmesi için Eş-Şebab’a çağrıda bulundu.
Kenya, 2011 yılında ABD’nin terörizme karşı başlattığı kampanyaya katılmak ve Kenya’nın kuzeyindeki yardım görevlilerini ve turistleri kaçıran Eş-Şebab üyelerini takip etmek için Somali’ye asker gönderdi. Eş-Şebab ise buna Kenya'nın iç kesimlerinde büyük terör eylemleri düzenleyerek karşılık verdi. Söz konusu terör eylemlerinin başında 2013 yılında Westgate Alışveriş Merkezi’ne ve 2015 yılında Garissa Üniversitesi’ne düzenlenen saldırılar geliyor. Söz konusu saldırılar yüzlerce sivilin hayatına mal oldu.
‘City of Screams’ (Çığlıklar Şehri) kitabının İngiliz yazarı James Rollins, Afrika Birliği Somali Misyonu’nun (AMISOM), Mogadişu'nun kontrolünü Eş-Şebab’tan geri almasına rağmen Somali’nin Eş-Şebab Hareketi’ni ortadan kaldırılamadığını söylüyor. Rollins’e göre Amerikan ve İngiliz özel kuvvetleri ve insansız hava araçlarının yanı sıra Somali Ulusal Ordusu birlikleri, Kenya ve Etiyopya güçlerinin varlığına rağmen söz konusu terörist grupların ortadan kaldırılamamasının ve onlara karşı yapılan askeri operasyonların uzamasının bu grupların savaş alanında yenilemeyeceğine işaret ediyor.
Rollins, ‘terörizmle mücadeleye dayalı bir ekonomi politikasının sürmesi için bir terörist gruba ihtiyacı olduğunu’ söyleyerek, Eş-Şebab Hareketi’nin hayatta kalmasından yararlanan tarafların olduğunu ve Somali hükümetinin de uluslararası kuruluşlar tarafından terörle mücadeleye ayrılan ve verilen kaynakları yönetmek, kendisine sadık kişileri daha da yakınlaştırmak ve rakipleri uzak tutmak için bir araç olarak bu hareketten yararlanabileceğini düşünüyor.
Öte yandan, olayların artması ve iç içe geçmesi, iki ülke arasındaki geniş kapsamlı anlaşmazlığı sanki Kenya ile Somali hükümeti arasında olduğundan daha çok Kenya ile EŞ-Şebab Hareketi arasındaymış gibi gösteriyor. Çünkü hareket sık sık Kenya ile karşı karşıya geliyor ve Somali hükümetini savunmak için ön planda yer alıyor.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.