‘İnsani Dayanışma’ günü pratikte nasıl olur?

Dünya nüfusu 2050 yılına kadar 9,6 milyara ulaşırsa insanlığa gerekli olan doğal kaynakları sağlamak için hemen hemen “dünya” gibi üç gezegene daha ihtiyaç duyulacak

Dünya nüfusunun barış içinde yaşaması için sürdürülebilir kalkınma konusunda işbirliği yapılmazsa insanlığın kurtulması mümkün değil (AFP)
Dünya nüfusunun barış içinde yaşaması için sürdürülebilir kalkınma konusunda işbirliği yapılmazsa insanlığın kurtulması mümkün değil (AFP)
TT

‘İnsani Dayanışma’ günü pratikte nasıl olur?

Dünya nüfusunun barış içinde yaşaması için sürdürülebilir kalkınma konusunda işbirliği yapılmazsa insanlığın kurtulması mümkün değil (AFP)
Dünya nüfusunun barış içinde yaşaması için sürdürülebilir kalkınma konusunda işbirliği yapılmazsa insanlığın kurtulması mümkün değil (AFP)

Fidel Spiti
Günümüzde özellikle yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında dünyanın gidişatını beğenmeyen herhangi bir kişiye bugün 20 Aralık “Uluslararası İnsani Dayanışma Günü” desek bize cevabı şu olacaktır: “Bu ‘insanlığın hayrı’ için çalışan Birleşmiş Milletler’in (BM) ve uluslararası kuruluşların ortaya attığı cafcaflı sloganlardan başka bir şey değil. Aslında pratikte insani dayanışma diye bir şey yok. Aksine ortada sadece devletlerin ve halkların özel çıkarlarını elde etmek için savaşması ve rekabet etmesi var”. Bu karamsar cevap, özellikle Kovid-19 krizi sırasında bugün zengin ülkelerin fakirler ülkelerden, zengin kişilerin de fakirlerden önce aldıkları aşıların dağıtımı sırasında görülen zayıf uluslararası dayanışma örnekleri ışığında doğru gelebilir.

Dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma
“İnsani dayanışmaya” yönelik bu itiraz, dayanışma kavramını geniş ve abartılı bir anlamı olan yani gerçekçi bir açıklaması olmayıp pratikte uygulanması mümkün olmayan bir kelime olarak aldığımızda geçerli olur. Ancak BM’nin bugünü kutlamasının arkasında ulaşmak istediği şey insani dayanışma hakkında mecazi ve yapıcı ifadelerden daha ziyade  “sürdürülebilir kalkınma” başlığı altında gerçek planların sahada uygulanmasıdır. Yani insanlar arasındaki dayanışma, çatışmaların ve anlaşmazlıkların yatıştırılmasına ve toplumlarda istikrarın sağlanması için ticari ve ekonomik değiş tokuştan başlayarak çeşitli alanlarda ve eğitim ve sağlık gibi gelişmekte olan sektörlerde kalkınma planlarının ilerlemesine katkıda bulunan kalkınma kavramı ile ilişkilidir. Aynı zamanda çevresel değişikliklerin hem bireylerin hem de insanların hayatları üzerindeki etkilerini hafifletmek için küresel çapta çevresel işbirliği ile de ilişkisi vardır.
BM Uluslararası İnsani Dayanışma Günü farklılık çerçevesinde birliğimizi kutlamak, hükümetlere uluslararası anlaşmalardaki yükümlülüklerine saygı duymaları gerektiğini hatırlatmak, dayanışmanın önemi konusunda kamuoyunda farkındalık seviyesini yükseltmek ve yoksulluğun ortadan kaldırılması için yeni girişimlerin oluşturulmasını teşvik etmek için insanlığa adanmış bir gündür.
BM Genel Kurulu tarafından tüm üye ülkelerin onayı ile çıkarılan Milenyum Deklarasyonu’nda “İnsani Dayanışma”, küreselleşmeden yararlanmayan kimselerin bundan daha çok yararlananlardan yardım ve destek almayı hak ettiği 21. yüzyılda uluslararası ilişkilerin temel değerlerinden biri olarak tanımlanıyor. Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerde, özellikle nüfuslarındaki en yoksul kesimlerin arasında yoksulluğu ortadan kaldırmak ve insani ve sosyal kalkınmayı teşvik etmek için küresel bir dayanışma fonu oluşturuldu.

Salgın döneminde dayanışma
İnsani dayanışma gösterilmesi gerekiyorsa bu, ülke ve halk ayırt etmeksizin tüm insanlığı kırıp geçiren salgınlar sırasında olacaktır. Kovid-19 salgını, insani dayanışmanın en üst düzeyde gösterilmesi gereken bu salgınlardan yalnızca biri.
Zira bu salgın dünya çapındaki bütün hükümetlerin temel sağlık hizmetlerinin devam etmesini sağlamak, sağlık sistemlerini korumak ve aynı zamanda sosyal koruma, temel hizmetler, işleri koruma ve küçük ve orta büyüklükte işletmeleri (KOBİ) destekleyerek insanların zorluklarla mücadele etmesine yardımcı olmak zorunda olduğunu göstermiştir.
Kovid-19 salgınının, ülkelere daha az kaynak kullanarak daha fazla çalışma planı oluşturma, ekonomik büyümeyi çevresel bozulmadan ayırma ve kaynakların verimliliğini artırma fırsatı sunması gerekiyor. Uluslararası kurumların uyarılarının başında Kovid-19 salgınının etkisinin yoğun nüfuslu şehirlerde, özellikle de dünyanın dört bir yanında çarpık kentleşmenin olduğu yerlerde ve yoksul mahallelerde yaşayan bir milyar insan için oldukça yıkıcı olacağı geliyor. Zira aşırı kalabalık, sosyal mesafe ve şahsi karantina gibi önlemleri takip etmeyi zorlaştırıyor.
Kovid-19, halihazırda var olan eşitsizlikleri derinleştirerek ekonomik eşitsizlikleri ve özellikle dünya çapında işsizliğin büyük oranda artması ve işçilerin gelirlerinin oldukça azalmasının ardından krizin yükünü zayıf kesimlerin omuzlarına yükleyen kırılgan sosyal güvenlik ağlarını gün yüzüne çıkardı.
Elbette bugünün hedeflerinin arasında kriz anında herkesin sorumluluklarını yerine getirmesini sağlamak ve bunları, dünyayı daha sürdürülebilir bir kalkınma sürecine sokup küresel ekonomiyi gelecekteki sürprizler ile mücadele ederken daha dayanıklı bir hale getirme doğrultusunda kazanımları korumak ve uzun zamandır beklenen önlemlerin uygulanmasını hızlandırmak için bir teşvik aracı olarak kullanmak yer alıyor.

Bireysel düzeyde
Sefalete bir son verilmesi, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele edilmesi ve iklim değişikliğine direnilmesi gibi sloganlar veya kalkınma planları, bir değişiklik olmasını sağlamak için hükümetlerin işbirliği yapmasını gerektirdiğinden bireylere yönelik görünmüyor olabilir. Ancak İnsani Dayanışma günü her birey hayatında ve etrafını saran toplumun yaşam tarzında küçük bir değişim yapabileceği için dünyanın dört bir yanındaki bireylere ve vatandaşlara hitap ediyor. Dünya çapında yapılan bireysel girişimlerin hepsi gerek fakirlik gerek çevresel gerekse eğitim düzeyinde elle tutulur bir değişimin olmasını sağlayacak. Aynı şekilde diğer sektörlerdeki etkili ve özenli bireysel girişimler de yerel toplumlarda önemli değişiklikler olmasına yol açabilir.
Örneğin evsel atıkları ayırmak dünyanın her yerindeki bireyler için günlük bir alışkanlığa dönüşürse çevresel düzeyde büyük bir ilerleme kaydedilebilir. Diğer bir örnek de gıdaların dağıtımı. Zenginler ya da gıda tüccarları, sofralarında ve depolarında kalan gıdaları fakir komşularına dağıtmaya özen gösterse bu küçük hareket, gıda dağılımında adaleti sağlamak açısından büyük bir sıçramaya sebep olabilir. Örneğin rakamlarla konuşursak her yıl üretilen gıdaların neredeyse üçte biri -ki bu yaklaşık 1 trilyon dolar değerinde 1,3 milyar tona tekabül ediyor- kötü taşımacılık ve hasat uygulamaları yüzünden tüketici ve perakendecilerin depolarında çürüyor ya da bozuluyor.
Diğer bir örnek de dünyanın dört bir yanındaki insanlar, enerji tasarruflu ampul kullanmaya başlarsa dünyada yılda 120 milyar dolar tasarruf edilebilir.
Dünya nüfusu 2050 yılına kadar 9,6 milyara ulaşırsa, şu anki yaşam şeklini sürdürmek için gerekli olan doğal kaynakları elde etmek için neredeyse dünya gibi üç gezegene daha ihtiyacımız olacak.
Virüslerin yayılmasını ve hastalığa yol açan mikropların çoğalmasını engellemeye yardımcı olabilecek kişisel hijyen konusuna gelince rakamlarla konuşursak her üç kişiden birinin temiz içme suyuna ulaşamadığını, beş kişiden ikisinin ellerini sabun ve suyla yıkamak için elinin altında herhangi bir temel tesisat olmadığını ve 673 milyondan fazla kişinin tuvalet ihtiyacını dış mekanlarda giderdiğini görüyoruz.



G7 ülkeleri İran'ı "haksız" saldırılarını derhal durdurmaya çağırdı

Devrim Muhafızları tarafından yayınlanan ve 12 Mart 2026'da İran füzelerinin 41. dalgasının fırlatılmasını gösteren videodan, (AFP)
Devrim Muhafızları tarafından yayınlanan ve 12 Mart 2026'da İran füzelerinin 41. dalgasının fırlatılmasını gösteren videodan, (AFP)
TT

G7 ülkeleri İran'ı "haksız" saldırılarını derhal durdurmaya çağırdı

Devrim Muhafızları tarafından yayınlanan ve 12 Mart 2026'da İran füzelerinin 41. dalgasının fırlatılmasını gösteren videodan, (AFP)
Devrim Muhafızları tarafından yayınlanan ve 12 Mart 2026'da İran füzelerinin 41. dalgasının fırlatılmasını gösteren videodan, (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları İran'ı, ABD-İsrail'in Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırısına karşılık olarak gerçekleştirdiği "haksız" saldırıları "derhal ve koşulsuz olarak" durdurmaya çağırdı.

Grubun dışişleri bakanları tarafından dün yayınlanan açıklamada, “İran rejiminin tüm saldırılarına derhal ve koşulsuz olarak son verilmesini talep ediyoruz” denildi. Gruba Almanya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İtalya, Japonya ve Birleşik Krallık'ın yanı sıra Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi de dahil.

Grup, “İran İslam Cumhuriyeti ve vekillerinin haksız saldırıları karşısında Ortadoğu'daki ortaklarımıza desteğini” ifade etti.

 Tahran'da İran füzelerini gösteren dev reklam panosu (Reuters)Tahran'da İran füzelerini gösteren dev reklam panosu (Reuters)

Dışişleri bakanları sözlerine şöyle devam etti: “İran veya vekilleri tarafından haksız saldırılara maruz kalan ülkelerin topraklarını savunma ve vatandaşlarını koruma haklarını destekliyoruz. Güvenlikleri, egemenlikleri ve toprak bütünlükleri konusundaki sarsılmaz desteğimizi bir kez daha teyit ediyoruz.”

G7, Hürmüz Boğazı'ndaki denizcilik faaliyetlerine ilişkin olarak, "özellikle Hürmüz Boğazı ve ona bağlı diğer önemli deniz yollarında deniz taşımacılığı güzergahlarının korunmasının ve seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasının yanı sıra tedarik zincirlerinin ve enerji piyasalarının istikrarının korunmasının önemini" vurguladı.


İsrail, Tahran'ın merkezini bombaladı... Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verdi

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

İsrail, Tahran'ın merkezini bombaladı... Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verdi

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İsrail ordusu bu sabah erken saatlerde, İran'ın güney İsrail'deki iki şehre füze atmasından saatler sonra, Tahran'ın merkezine hava saldırıları başlattığını duyurdu.

Yapılan kısa açıklamada, İsrail güçlerinin "şu anda Tahran'ın kalbinde İran terörist rejimine karşı saldırılar düzenlediği" belirtildi.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran'a Hürmüz Boğazı'nı deniz trafiğine yeniden açması için 48 saatlik bir ültimatom verdi ve enerji altyapısını yok etmekle tehdit etti. Trump, Truth Social platformunda, "İran, herhangi bir tehdit olmaksızın, 48 saat içinde Hürmüz Boğazı'nı tamamen açmazsa, Amerika Birleşik Devletleri en büyüğünden başlayarak tüm enerji tesislerine saldırıp yok edecektir" ifadelerini kullandı.

Trump'ın tehdidine karşılık olarak İran ordusu bu sabah, ABD başkanının enerji altyapısını yok etme tehditlerini yerine getirmesi halinde bölgedeki enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini hedef alacağını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın Fars Haber Ajansı'ndan aktardığına göre açıklamada, ordunun operasyonel komutanlığı olan Hatem-ül Enbiya Karargahı, "Eğer İran'ın petrol ve enerji altyapısına düşman tarafından saldırılırsa, bölgedeki tüm ABD ve rejim enerji, bilgi teknolojisi ve tuzdan arındırma altyapısı hedef alınacaktır" açıklamasında bulundu.


İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı
TT

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran ile İsrail arasındaki savaş, bugün en tehlikeli nükleer eşiklerinden birine ulaştı. İran’a ait bir füzenin, İsrail’in güneyinde ana nükleer tesisin bulunduğu Dimona kentine doğrudan isabet etmesi, Tahran’ın Natanz zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından saatler sonra gerçekleşti.

Tel Aviv, füzenin engellenmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu bildirirken, Tahran Natanz’da herhangi bir radyasyon sızıntısı yaşanmadığını açıkladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ise nükleer bir kazanın önlenmesi için itidal çağrısını yineledi.

Dimona’daki saldırıda yaralı sayısı yaklaşık bir saat içinde 54’e yükseldi. Yaralılar arasında durumu ağır olan 12 yaşında bir çocuk da bulunuyor. İran ya da füze parçalarının kente düşmesi sonucu yaşanan olayın ardından İsrail ordusu, hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini ancak önleme girişimlerinin başarısız olduğunu ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. Tahran ise saldırının Natanz tesisine yönelik operasyonlara “yanıt” olduğunu açıkladı.

 İsrail medyasının Dimona'daki roket saldırısı bölgesinden yayınladığı bir fotoğraf.İsrail medyasının Dimona'daki roket saldırısı bölgesinden yayınladığı bir fotoğraf.

Önleme girişimleri başarısız oldu

İsrail acil servisleri, İran’a ait balistik füzenin Dimona’ya düşmesi sonucu 54 kişinin hastaneye kaldırıldığını bildirdi. Yaralılar arasında durumu ağır olan bir çocuk ve orta derecede yaralanan bir kadın bulunurken, diğer yaralanmaların çoğunun şarapnel etkisi, sığınaklara kaçış sırasında yaşanan kazalar ve panik nedeniyle meydana geldiği belirtildi. Daha önce açıklanan yaklaşık 20 yaralı sayısı, hasarın boyutunun netleşmesiyle arttı.

İsrail ordusu, İran’dan güney bölgesine doğru füze atışları tespit edildiğini ve söz konusu füzenin engellenmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu açıkladı. Polis tarafından paylaşılan görüntülerde, olay yerinde büyük çaplı hasar meydana geldiği görüldü. Kurtarma ekipleri bazı binalarda mahsur kalanlar olduğunu bildirirken, sağlık ekipleri “geniş çaplı yıkım” ifadesini kullandı.

Dimona’nın hassasiyeti

Dimona, Negev Çölü’ndeki İsrail’in ana nükleer tesisine yakınlığı nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Tesisin doğrudan hedef alındığına dair henüz bir doğrulama yapılmazken, kente isabet eden füze nükleer dosyayı yeniden savaşın merkezine taşıdı.

İsrail, nükleer programı konusunda belirsizlik politikasını sürdürürken, Dimona reaktörünün araştırma amaçlı olduğunu savunuyor. Ancak nükleer silaha sahip olup olmadığı konusunda resmi bir açıklama yapmıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ise İsrail’in yaklaşık 90 nükleer başlığa sahip olduğunu tahmin ediyor.

 Dimona'daki olay yerinde bulunan İç Cephe Komutanlığı birlikleri (İsrail Ordusu)Dimona'daki olay yerinde bulunan İç Cephe Komutanlığı birlikleri (İsrail Ordusu)

Natanz tesisine saldırı

Dimona’daki saldırıdan saatler önce İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD ve İsrail’in Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine saldırı düzenlediğini duyurdu. Açıklamada tesisin hedef alındığı belirtilirken, herhangi bir radyoaktif sızıntı yaşanmadığı vurgulandı.

İran medyası haberlerinde, saldırının çevre halk için bir tehlike oluşturmadığını belirtti. Bu, mevcut savaş sürecinde Natanz tesisine yönelik ikinci saldırı olarak kaydedildi. İran’ın en kritik nükleer altyapılarından biri olarak kabul tesis, başkent Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneydoğusunda bulunuyor,+

“İtidal” çağrısı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi, Natanz’a yönelik saldırı haberlerinin ardından taraflara itidal çağrısında bulundu. Ajans, İran’dan alınan bilgiler doğrultusunda tesis dışında radyasyon seviyelerinde artış tespit edilmediğini açıkladı.

Grossi, nükleer tesislerin hedef alınmasının ciddi riskler doğurduğunu belirterek, olası bir nükleer kazanın önlenmesi gerektiğini vurguladı.

Rusya’dan tepki

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Natanz’a yönelik olduğu öne sürülen ABD-İsrail saldırılarını “sorumsuz” olarak nitelendirdi. Açıklamada, uluslararası toplumun bu tür eylemlere karşı açık ve objektif bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

İsfahan yakınlarında hasar

Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün uydu görüntülerine dayanan analizine göre, İsfahan’daki nükleer kompleks yakınlarında bulunan bir tesiste şubat sonu ile m>art başı arasında hasar meydana geldi. Söz konusu alanın, nükleer tesisin savunma ve komuta altyapısıyla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

Analizde, yer altındaki tünellerin girişlerinin ve bazı korunaklı yapıların saldırılarda zarar gördüğü, hatta bazı bölümlerde çökme yaşanmış olabileceği belirtildi. Bu durum, çatışmaların yalnızca zenginleştirme tesisleriyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda bu tesislerin çevresindeki askeri ve lojistik altyapıyı da hedef aldığını ortaya koyuyor.