Libya müzakerelerinden çıkarılacak dersler

Askeri operasyonların yeniden başlamasından veya siyasi diyalogun dondurulmasından ve başlangıç noktasına dönülmesinden korkuluyor

Libya’daki çatışmanın tarafları Fas’ın Bouznika şehrindeki bir toplantı sırasında (AFP)
Libya’daki çatışmanın tarafları Fas’ın Bouznika şehrindeki bir toplantı sırasında (AFP)
TT

Libya müzakerelerinden çıkarılacak dersler

Libya’daki çatışmanın tarafları Fas’ın Bouznika şehrindeki bir toplantı sırasında (AFP)
Libya’daki çatışmanın tarafları Fas’ın Bouznika şehrindeki bir toplantı sırasında (AFP)

Muhammed Bedreddin Zayid
BM Libya Özel Temsilcisi Vekili Stephanie Williams'ın sponsorluğunda, Libya krizinde Fas, Tunus, Mısır ve Libya'da çeşitli diyalog turları düzenlenmesi birçok kişiyi iyimserliğe sevk etmişti. Ancak gerçek şu ki, bu iyimser tahminlerin gerçekçi olmadıklarının ortaya çıkması için birkaç hafta yetti. Çatışan tarafların mevcut aşamada çatışmayı askeri olarak çözemeyeceklerinin farkına vardıkları için diyalog görüşmelerini kabul ettikleri de gün yüzüne çıktı. Keza büyük dış taraflardan her birinin farklı ve son derece kompleks hesapları için çatışmaya müdahil olan herhangi bir bölgesel aktörün tamamen yenilmesini istemediği de. Küresel ve bölgesel dış güçler, bu çatışmayı yönetme konusundaki zorlukların ve belirsizliğin boyutunun farkına varmış bulunuyorlar. Etkileşimler devam etse de başarılı bir müzakere için gerekli kurallar ve koşullarla ilgili dikkate değer bazı noktalar ve gözlemlere değinebiliriz.

Temsil sorunu
Berlin Konferansı kararlarından biri de 5+5 mekanizmasının kurulmasıydı. Buna göre, hem Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) hem de Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)  kendilerini müzakerelerde temsil edecek 5 askeri delege seçeceklerdi. Bu süreçte UMH ve Başkanı Fayez es Serrac, Batı Libya’da konuşlanmış ve diğer kampa karşı kurulan kırılgan ittifakın bir parçası olan silahlı gruplara söz geçirebilecek askeri bir delegasyon kurma becerisi kapsamında sorunlar yaşamıştı.
Bilindiği gibi çatışmalar ve LUO’nun başkent Trablus çevresindeki ilerleyişini sürdürmesi ortasında, bu yılın ilk yarısında Cenevre’de az sayıda ve başarısız görüşme turları düzenlendi. Daha sonra çatışmaların şiddetlenmesiyle bu girişimler tamamen çöktü. Ardından Türkiye’nin müdahalesi ve Hafter’in ordusunun doğu bölgesine çekilmesi gibi bilindik gelişmeler yaşandı. Türkiye, Suriye cephesinden getirttiği güçler ve diğer milis güçlerle askeri dengeyi değişmeye zorladı ve doğuda Sirte'ye kadar ilerlemeye çalıştı. Bunun üzerine Mısır müdahale etti ve Sirte ile Cufra’nın Mısır’ın kırmızı çizgisi olduğu açıklaması geldi. Türkiye – UMH ilerleyişi durdu.
Taraflar askeri çatışmaların devam etmesinin mümkün olmadığına kanaat getirdiğinde, siyasi süreç görüşmeleri başladı. En önemlisi Fas’ta gerçekleşen, çeşitli müzakere turları yapıldı. Doğrusu hiç kimse bu müzakerelere katılanların tam olarak kimi temsil ettiklerini anlamamıştı. Williams’ın müzakerelerde önderlik ettiği mantık, Suheyrat senaryosunu tekrarlamak ve Libya halkını ne ölçüde temsil ettiği bilinmeyen Libyalı şahsiyetlerden oluşan bir kurucu meclis kurma maddesini uygulamak istiyor gibiydi. Bu arada 5 + 5 süreci de büyük bir belirsizlikle devam etti. Başka bir deyişle, bütün bu olup bitenler ana müzakere sürecinin bir parçası mı yoksa farklı bir çözüm süreci kapsamında düzenlenen yeni görüşmeler miydi bilinmiyordu. Her halükarda, diyalog turlarına katılan delegasyonların gerçek temsil boyutu hakkındaki soru işaretleri, hem Libyalı hem de Libyalı olmayanlar tarafından gündeme getirildi.

Belirsiz müzakere gündemi
Diyalog turlarında siyasi bir çözüm için birçok önemli ve gerekli nokta tartışıldı. Bunların başında, yasama seçimleri geliyordu. Bunun yanında başkanlık seçimleri de görüşüldü ve bunun için önümüzdeki yılın sonuna kadar bir takvim belirlendi. UMH, faaliyetleri durdurulmuş seçim komisyonuna yeniden işlevsellik kazandırmaya yönelik görünen teatral bir hareketle, bu mekanizma için yaklaşık bir milyon dolarlık mali destek açıkladı.
Raporlar, en büyük tartışmaların devlet mevkilerinin paylaştırılması etrafında döndüğünü kaydetti. Bu konuda iki görüş ortaya atıldı. Birincisi, önemli mevkilerin iki kampın mevcut liderleri arasında paylaştırılması. İkincisi, yeni adların önerilmesi. Ne var ki, ikisi üzerinde de mutabakata varılamadı. Müzakerecilerin entegre bir çözümden ziyade ganimetleri paylaşmakla ilgilendiklerine dair itirazlarda bulunanlar da oldu. Oysa tartışmalar, İhvancı (Müslüman Kardeşler) akımın mümkün olan en büyük paya sahip olmak için uyguladığı şiddetli baskılar altında yürütülüyordu.
Bir LUO komutanının açıkladığı gibi görüşmeler sonucunda 3 aşama üzerinde mutabakata varıldı; Sirte yolunun doğu ve batı yönünde açılması, paralı askerler ve yabancı güçlerin varlığının sonlandırılması ve silahlı milis güçlerin dağıtılması.
Müzakerelerin krizin temel meselelerinin çoğunu ele aldığını öne sürenler olabilir, ancak gerçekte, düzenlenecek seçimleri kontrol edebilecek milislerin nasıl silahsızlandırılacağı, daha önce yaşananların tekrarlanmaması ve bunları uygulama mekanizması gibi konular ele alınmadı.

Türkiye’nin engelleri
Türkiye belki de müzakere çabalarının başlangıcından bu yana itirazını dile getiren tek dış taraf oldu. Ankara'nın yaptığı açıklamalar ve veriler okunduğunda, en başından beri yaptığı ihlallerin boyutu net bir şekilde görülebilir. Türkiye müzakerelere şüphe düşürmekle yetinmedi, aynı zamanda Temsilciler Meclisi ve LUO, Türk topraklarını işgal etmiş gibi, Hafter’in varlığında müzakerelerin mümkün olmadığı şeklinde açıklamalarda bulundu. Başından beri anlaşmaya varmanın imkansızlığını yansıtan bir tutum benimsedi. Libya medyasında yer alan, Ankara'nın Mısır’ı ziyaret ettiği için UMH’deki adamı İçişleri Bakanı Fethi Başağa'yı şiddetle azarladığı haberi de bunun kanıtı. Türkiye ayrıca Libya’daki askeri varlığını pekiştirmekten de vazgeçmedi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi raporlarının, son haftalarda binlerce Suriyeli paralı askeri ülkelerine geri gönderdiğine atıfta bulunduğu doğru, ancak Libya’da halen yaklaşık 7 bin Suriyeli paralı asker bulunuyor. Daha da önemlisi, Türkiye Libya'ya silah göndermeyi ve muhalifleri eğitmeyi sürdürüyor. En az bunun kadar önemli ve tehlikeli bir diğer unsur, Dahlawi güdümlü tanksavar füzeleri dahil Libya’ya İran silahları gönderildiğinin BM raporuyla doğrulanmasıdır. Bu, hem Libya’ya uygulanan silah ambargosunun hem de İran’ın silah ihracatına getirilen ambargonun delindiği anlamına geliyor. Yine bu, Türk-İran ilişkilerinin ne kadar karmaşık olduğunu, bir yandan Arap sistemine nüfuz etmek için nasıl birbirlerini desteklediklerini, diğer yandan Şiiler ile Sünniler arasında bu konudaki çelişkiye rağmen bölgedeki siyasi İslam projelerini güçlendirmek için nasıl ortak hareket ettiklerini de gösteriyor.
Buna ilaveten Ankara, kendisine uygulanan ambargoya karşı Tahran’a ve ekonomik kazanımlar elde etmesine yardım etmeyi de sürdürüyor. Türk hükümeti, ülkesinin Libya’daki engelleyici rolünü sürdürmek için geçen cumartesi günü, Libya topraklarındaki Türk kuvvetlerinin görev süresinin 18 ay daha uzatılmasına ilişkin tezkereyi meclis başkanlığına sundu. Tezkerenin bütçe görüşmelerinden sonra görüşülmesi bekleniyor. Bu, Türkiye’nin müzakereleri engellemekle kalmayıp, Libya'da uzun vadeli bir varlık planladığı anlamına geliyor.

Kararsız ve kırılgan uluslararası rol    
BM Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilci Vekili Stephanie Williams, neredeyse geniş bir uluslararası destekle yukarıda bahsedilen birçok müzakere turuna liderlik etti. Sadece Ankara bu sürece şüphe düşürmeye çalıştı ve müzakereleri açıkça engellemeye çalıştı. Libya'da desteklediği kampın, ülkeyi tamamen kontrol etmesini ve diğer kampı ortadan kaldırmasını sağlamayı arzu ettiğini gizlemedi. Bu pozisyon, etkisini, bölgesel konumunu ve ekonomik kazanımlarını genişletmek için siyasi İslam'ı ideolojik bir kılıf olarak kullanan siyasi projesinde bu çatışmanın, Erdoğan açısından stratejik bir nitelik taşıdığı ve sıfır toplamlı bir oyun olduğu gerçeğiyle tutarlıdır.
Gerçek şu ki, herhangi bir uzlaşı veya mutabakatın uygulanmasını engelleyen şey, her zaman çatışmayı sona erdirecek bir siyasi mutabakat veya çözümü uygulayacak ciddi bir mekanizmanın sunulmamasıdır. Geçmişteki benzeri çok taraflı ve bazıları Türkiye gibi doğrudan pek çok dış müdahale türünün görüldüğü silahlı çatışmaların gösterdiği gibi, çözüm planı, BM Sözleşmesi’nin 7’inci maddesine göre Güvenlik Konseyi kararıyla uygulanmalı ve uluslararası gözetim altında yürütülmelidir. Böylelikle, paralı askerlerin ülkeyi terk etmesi, milislerin silahsızlandırılması ve seçimlerle ilgili özel düzenlemeler güvence altına alınabilir. Ne var ki Libya krizinde bu henüz gerçekleşmedi. Müzakerenin ciddiyetini sağlamak ve sonuç elde etmek için bu adımlar atılmalıydı. Atılmamış olması, bu çabaların hala ciddi bir şekilde netlik kazanmaktan uzak olduğu anlamına geliyor. Askeri operasyonların yeniden başlaması veya uluslararası ve bölgesel dönüşümleri beklerken bir süreliğine askeri ve siyasi bir donukluk durumunun ortaya çıkması, krizin yeniden döngüsel bir sürece girmesi riski bulunduğunu gösteriyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.