Rusya, Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yüzlerce asker ve ağır silah gönderdi

Muhalefet grupları, Moskova destekli Devlet Başkanı’nın iktidarını devirmekle tehdit ediyorlar

Cumartesi günü Bangui’de bir seçim mitingi sırasında Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın konvoyu etrafında etten duvar ören Cumhuriyet Muhafızları, Rus paralı askerleri ve BM güçleri (AFP)
Cumartesi günü Bangui’de bir seçim mitingi sırasında Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın konvoyu etrafında etten duvar ören Cumhuriyet Muhafızları, Rus paralı askerleri ve BM güçleri (AFP)
TT

Rusya, Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yüzlerce asker ve ağır silah gönderdi

Cumartesi günü Bangui’de bir seçim mitingi sırasında Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın konvoyu etrafında etten duvar ören Cumhuriyet Muhafızları, Rus paralı askerleri ve BM güçleri (AFP)
Cumartesi günü Bangui’de bir seçim mitingi sırasında Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın konvoyu etrafında etten duvar ören Cumhuriyet Muhafızları, Rus paralı askerleri ve BM güçleri (AFP)

Moskova tarafından desteklenen Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) Devlet Başkanı Francois Faustin-Archange Touadera’ya muhalefet eden üç isyancı grubun ‘darbe girişiminden’ sonra, yeni başkanlık ve parlamento seçimlerine birkaç gün kala Rusya’nın OAC’deki siyasi krize yönelik güçlü müdahalesinin detayları gün yüzüne çıktı. Fransız Haber Ajansı (AFP), dün (pazartesi) başkent Bangui'de hayatın normale döndüğünü ve Noel hazırlıkları yapıldığını, ancak 2013’teki dehşet verici anılar akıllarında halen tazeyken, insanların tehdidi görmezden gelmelerinin zor olduğunu kaydetti. O dönemde, çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ‘Seleka’ adlı silahlı gruplardan oluşan bir ittifak, Devlet Başkanı Francois Bozize yönetimini devirmiş, geriye başkent Bangui ve diğer şehirlerde binlerce ölü bırakmıştı.
Kremlin, dün OAC’de olanlardan duyduğu ‘büyük endişeyi’ dile getirdi. Kremlin’den yapılan açıklamada ayrıca Devlet Başkanı Touadera’nın isyana karşı koymasına yardım etmek için yüzlerce Rus askeri personelinin konuşlandırıldığı ve ağır silahlarla donatıldıkları bildirildi. Moskova resmi düzeydeki faaliyetleriyle ilgili gizliliği korusa da özellikle OAC Silahlı Kuvvetleri’nin Rus güvenlik şirketi Wagner'e bağlı paralı askerlerle birlikte Devlet Başkanı’nın ikinci kez seçilmesini engellemeye çalışan isyancı grupları mağlup etmelerinin ardından, sahadaki gelişmeler, Rusya’nın bu ülkeye yönelik müdahalesinin genişlediğine işaret ediyor.  İsyancılar, Lobaye bölgesini yönetim merkezi olan Mbaiki şehrini ele geçirmeyi başarmışlardı ve bu da bölgenin merkezi üzerindeki kontrollerini ülkenin en güvenli yeri olarak kabul edilen OAC’nin başkenti Bangui'nin güneyine ve batısına doğru genişletmeleri anlamına geliyordu.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov dün yaptığı açıklamada, “OAC’den gelen haberler endişe verici. Bildiğimiz kadarıyla şu ana kadar Rus vatandaşlarının hayatlarına yönelik bir tehdit yok. Haberleri bu kadar yakından izlememizin sebeplerinden biri de bu” ifadelerini kullandı.
AFP, dün akşam bir Rus diplomatın Rusya’nın OAC’ye asker gönderdiği şeklindeki iddiaları reddettiğini, ancak diplomatın sözlerinden, bunların paralı asker olma ihtimali olduğunun anlaşıldığını aktardı.
Öte yandan Rusya’nın Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Misyonu’nun (UNAMIR) bir parçası olarak OAC’de konuşlu olan ve saldırılara maruz kalan askerlerine takviyelerde bulunan Ruanda ile askeri iş birliği yaptığının duyurulması, Moskova'nın bu ülkedeki askeri varlığını güçlendirme çabasına ek bir işaret olarak görüldü. Bununla birlikte Moskova bu adımı,  Rusya ile Ruanda arasında 2017 yılında imzalanan bir askeri iş birliği anlaşmasına dayandırdı.
OAC Devlet Başkanı’nın güvenliği, uzun zamandır özel Rus askeri şirketleri tarafından istihdam edilen korumalara emanet ettiği biliniyor. Ancak dün basında yer alan haberlerde, Rus ordusu, başkent Bangui sakinlerine büyük çaplı bir saldırı düzenlenebileceği gerekçesiyle şehri terk etmeleri çağrısında bulunduğu ve Devlet Başkanı’nın ‘Rus ordusu tarafından daha sıkı bir koruma altında alındığı’ belirtildi.
Verilere göre üç güçlü silahlı gruptan oluşan koalisyonun katıldığı darbe girişimi, 27 Aralık Pazar günü yapılacak başkanlık seçimlerini kesintiye uğratmayı hedefliyor. Ülkenin büyük bölümünü kontrol eden isyancı güçlerin ana yollar boyunca Bangui'ye doğru ilerlemesi, Ruslar arasında Moskova destekli yetkililerin yönetimden düşebilecekleri korkusunu artırdı.
Haber ajansları, bir güvenlik kaynağından ve başkent havaalanındaki bir kaynaktan, son iki gün içinde OAC’nin başkentine birkaç Rus uçağının indiğini ve yüzlerce asker ve ağır silah getirildiği bilgisini aktardı.
OAC Devlet Başkanı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den 2017 yılında ülkenin silahlı kuvvetlerini silah ve mühimmatla donatmasına yardım etmesini istedi. Verilere göre OAC hükümeti ile askeri iş birliğinin başlamasından bu yana askeri tatbikatlardan çeşitli yerlerde birlik konuşlandırmaya ve Devlet Başkanlığını korumalarına kadar Rusya bu ülkede giderek daha aktif hale geldi. Bu da OAC’ni birkaç ay içinde Rusya’nın kıtadaki askeri varlığının güçlü bir sembolü haline getirdi.
Bir diğer gelişmede ise Rusya Devlet Başkanlığı Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov cumartesi günü OAC’deki mevkidaşı Sylvie Baipo Temon ile görüştü. Görüşmede, genel seçimler de dahil olmak üzere, OAC ve çevresindeki son gelişmeler ele alındı. Moskova, OAC’nin mevcut Devlet Başkanı’nın yaklaşan seçimlerde görev süresini uzatmayı başarmayı umuyordu. Ancak isyancı grupların ittifakı olan Demokratik Muhalefet İttifakı, pazar yapılacak günü seçimleri ‘barış ve güvenlik sağlanana kadar’ erteleme çağrısında bulundu. Rus çevreleri ise bu ittifaka başkanlık eden eski OAC’nin devrik lideri Francois Bozize'yi mevcut Devlet Başkanı’nı devirmek ve seçimleri ertelemek için isyancı silahlı grupları örgütlemekle suçluyor.
Devrik lider, önümüzdeki seçimlerde mevcut Devlet Başkanı’nın karşısına başlıca rakip olarak çıkması bekleniyordu. Ancak OAC Yüksek Mahkemesi, cinayet, keyfi gözaltı ve işkence dahil olmak üzere bir dizi suçlamayla aranan Bozize'nin seçimlere katılmasını yasakladı. Muhalefetin şiddet olaylarının patlak vermesi nedeniyle seçimlerin ertelenmesi çağrılarına rağmen, yetkililer seçimlerin planlanan zamanda yapılması konusunda ısrar ediyorlar.
OAC hükümet sözcüsü Ange Maxime Kazagui yaptığı açıklamada, “Yedek plan yok. Seçimler 27 Aralık'ta yapılacak” ifadelerini kullandı.
Öte yandan AFP’nın haberine göre Fransa Cumhurbaşkanlığından bir kaynak, ‘bazılarının güç kullanarak iktidarı ele geçirme planlarını yeniden harekete geçirecek herhangi bir istikrarsızlık dönemini’ önlemek için seçimlerin pazar günü yapılması gerektiğini söyledi. Kaynak, Rusya ve Ruanda tarafından gönderilen takviye güçlerle ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, Birleşmiş Milletlerin (BM) ‘son birkaç gündür görevini iyi bir şekilde yerine getirdiğine’ dikkati çekti.

Moskova, ekonomik yatırımlar ve ‘paralı askerler’ aracılığıyla Afrika'daki varlığını güçlendiriyor
Basında yer alan haberlerde, Rusya’nın Afrika’daki varlığını birçok Afrika ülkesinde faaliyet gösteren Wagner grupları aracılığıyla genişletmesinin, çoğu durumda Rus düzenli ordusu için doğrudan askeri varlığının habercisi olduğuna işaret edildi.
Rusya’nın Afrika’ya yönelik güçlü ilgisi, Rus lider Vladimir Putin’in göreve gelişinin ardından 2012 yılından bu yana hız kazandı. Putin o dönemde Afrika ülkeleriyle ilişkilerin güçlendirilmesinin Rusya’nın dış politika önceliklerinden biri olduğunu söyledi.
Moskova’nın genel olarak Afrika'daki varlığını ve Sovyetler Birliği döneminden bu yana Afrika ülkeleriyle arasındaki tarihi bağları güçlendirmeye çalıştığı bir sır değil. Ancak propaganda ve ideolojik propagandacıların çabalarının hakim olduğu dönemlerin aksine özellikle bazı Afrika ülkelerinde dış politika seçeneklerini çeşitlendirme yönündeki pragmatizm ve doğrudan çıkarlar, bu yaklaşımı güçlendirmede belirleyici unsurlar haline gelmiştir.
Rusya'nın hırsı, Batılı güçlerin Moskova'nın Afrika’daki genişlemesiyle ilgili korkularını artırdı. Bu durum, Orta Afrika Cumhuriyeti dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde Rusya ve Fransa arasında ‘rekabeti’ artırdı. Ayrıca Rus uzmanların, nüfuzunun yıllar içinde net bir şekilde azaldığını söylediği ABD ile rekabeti de artırıyor. Rusya, 2015 yılından bu yana 12 Afrikalı liderin Moskova’yı ziyaret etmesiyle bölgedeki siyasi bağlarını güçlendirdi. Yalnızca 2018 yılında Afrika’dan Rusya’ya altı ziyaret yapıldı. Rusya, geçtiğimiz yıl Soçi'de ilk Rusya-Afrika zirvesini düzenledi.
Afrika'da önemli bir savunma ortağı olan Rusya, aynı zamanda bölgedeki en büyük silah tedarikçisidir.  2014 yılından bu yana yaklaşık 19 Afrika ülkesi ile askeri iş birliği anlaşmaları imzalayan Rusya, 2017 ve 2018 yıllarında Angola, Nijerya, Sudan, Mali, Burkina Faso ve Ekvator Ginesi ile askeri anlaşmalar yaptı.
Rusya son olarak, Afrika ülkelerinden Sudan ile Port Sudan'da bir Rus deniz askeri üssü kurmak için anlaşma imzalandığını duyurdu.
Ancak Rusya’nın Afrika ülkeleriyle askeri iş birliği anlaşmaları resmi boyutla sınırlı değil. Zira özellikle Moskova'nın geniş siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmeyi umduğu birçok Afrika ülkesinde Rus özel askeri şirketlerinin aktif  olduğuna işaret eden haberler basında yer alıyor. OAC, Rus güvenlik şirketi Wagner'e bağlı paralı askerleri iç çatışmalarda kullandığı tespit edilen başlıca ülkeler arasında yer alsa da söz konusu paralı askerlerin faaliyetlerinin çok sayıda Afrika ülkesini kapsayacak şekilde genişlediği biliniyor.
OAC’de olduğu gibi, diğer birçok durumda ‘paralı askerlerin’ bir ülkeye girişi, Rus askeri ‘uzmanlarının’ veya düzenli ordu birliklerinin de peşlerinden geleceğinin işareti olarak görülüyor.



Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
TT

Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)

İnci Mecdi

İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası'nda bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssüne iki balistik füze fırlatması, Tahran'ın daha önce düşünülenden daha uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda tartışma ve endişe yarattı. Zira bu saldırı, İran füzelerinin Avrupalı ülkelerle arasındaki mesafeye ulaşma kapasitesini ortaya koydu.

Diego Garcia Üssü, İran'dan yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta yer alırken, Tahran ise balistik füzelerinin menzilinin 2 bin kilometre ile sınırlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İki füzenin hedefi vuramamış olmasına rağmen, fırlatma denemesi tek başına risk haritasını değiştirmeye yetti. Gözlemciler, İran'ın ilan edilen menzilin iki katı mesafeden bir saldırı gerçekleştirmeye gerçekten teşebbüs etmiş olması halinde, bunun dünyanın bilmediği, açıklanmamış yeteneklere sahip olduğu anlamına geldiği ve Avrupa'ya bir mesaj niteliğinde olduğuna işaret etti.

Reuters, Beyaz Saray, İngiltere’nin Washington Büyükelçiliği ve İngiltere Savunma Bakanlığı'nın yorum taleplerine yanıt vermediğini bildirirken, İran'ın Mehr Haber Ajansı, Tahran'ın üsse iki balistik füze fırlattığını ve bunu, İran füzelerinin menzilinin daha önce düşünülenden daha uzun olduğunu gösteren ‘önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

İran dünyayı kandırıyor mu?

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi ve eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ın orta ve uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda dünyayı kandırdığını yazdı.

George Bush, Barack Obama ve Joe Biden yönetimlerinde görev yapmış olan eski ABD'li diplomat, ‘durum ortada’ diye yazdı. Ardından Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine atıfla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “25 Şubat 2026: Uzun menzilli füzeler geliştirmiyoruz... Menzilini 2 bin kilometrenin altında belirledik“ şeklindeki açıklamasını aktaran McGurk, ”20 Mart 2026: İran, 4 bin kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'ya füzeler fırlatıyor" diye ekledi.

İran'daki füze fırlatma yeri ile Pasifik'teki Diego Garcia Üssü arasındaki mesafeyi gösteren bir harita ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta savaşın patlak vermesinden birkaç gün önce, İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalıştığını söyledi. Kongre'de yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında, “Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeleri zaten geliştirdiler ve yakında ABD'ye ulaşabilecek füzeler inşa etmeye çalışıyorlar” diye ekledi.

ABD Kongre Araştırma Servisi'ne (CRS) göre Tahran şu anda menzili yaklaşık 3 bin kilometreye ulaşan kısa ve orta menzilli balistik füzelere sahipken ABD, İran'ın batı ucundan 9 bin kilometreden fazla uzaklıkta bulunuyor.

Çatışma alanının genişlemesi

İran, Hint Okyanusu'nun iç kesimlerine ve hatta Güney Avrupa'ya kadar ulaşma kapasitesine sahip, gerçek orta menzilli balistik füzelere yakın sistemler deniyor olabilir. Gözlemciler, bunun Tahran'ın rakiplerini gerçek vuruş menzilinden emin olamamalarını sağlayarak nüfuz kazanmasına yardımcı olacağını düşünüyor. Zira bu belirsizlik Washington ve Londra'nın planlamasını zorlaştırıyor. Füzelerin menzilinde öngörülen herhangi bir artış, bölge ülkeleri ve İsrail üzerinde füze savunma katmanlarını yeniden değerlendirmeleri için baskı oluşturabilir. Ayrıca Diego Garcia Üssü’nün hedef alınması, çatışmanın operasyon alanını Ortadoğu'nun ötesine genişleten stratejik bir tırmanış anlamına geliyor.

İran’ın bu başarısız saldırısı, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın 22’nci gününde gerçekleşti. Bu durum, savunma planlamacılarının, Tahran'ın saldırılarını Arap Körfezi'ndeki bölgesel hedeflerle sınırlamak yerine, stratejik üsleri geride tehdit edecek şekilde füze menzilini genişletmeye hazır olduğu yönündeki görüşünü güçlendiriyor.

Hürremşehr sistemi

Şarku’l Avsat’ın Defense Security sitesinden aktardığı analize göre Diego Garcia Üssü’nün İran'a yaklaşık 3 bin 800 ila 4 bin kilometre uzaklıkta olmasının, bu füzeli saldırıya önemli bir operasyonel anlam kazandırıyor. Bu durum, ya 300 ila 500 kilogram arasında olduğu tahmin edilen daha hafif bir savaş başlığının kullanıldığını ya da daha önce açıklanmamış, menzili uzatılmış bir versiyonun konuşlandırıldığını haber veriyor. Her iki olasılık da sadece geleneksel bir saldırı girişimi değil, erişim kabiliyetinin kasıtlı bir göstergesi.

Hürremşehr sistemindeki sıvı yakıtlı itiş sistemi, yük ve rota açısından esneklik sağlıyor; bu da onu, kontrollü test ortamları yerine gerçek savaş koşullarında performans sınırlarını test etmeyi amaçlayan uzun menzilli deneme fırlatmaları için uygun hale getiriyor. Bu uzun menzilli fırlatma gerçekleşirse, İran'ın Ortadoğu sınırlarını aşan hedefleri vurabilme kapasitesinin ilk somut göstergesi olacak ve bu gelişme, Avrupa ve Hint Okyanusu'ndaki savunma planlarını etkileyecek.

İran'ın menzili 2 bin kilometreye ulaşan orta menzilli balistik füzelere sahip olduğu düşünülse de, bazı askeri analistler Hürremşehr füzesinin menzilinin daha uzun olabileceğini öne sürüyor. BBC, İsrail merkezli Alma Araştırma Merkezi'nin İran'ın Hürremşehr füzesinin menzilini 3 bin kilometre olarak belirlediğini ve bu füzenin Kuzey Kore'nin orta menzilli füzesi temel alınarak geliştirildiğinin düşünüldüğünü aktardı.

Füzelere karşı savunmanın etkinliği

ABD basınının Trump yönetiminin yetkililerinden aktardığına göre İran’ın füzeleri, Chagos Takımadaları'nda bulunan üsse doğru fırlatıldı. Burası, uzun menzilli bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasını, nükleer denizaltı operasyonlarını ve güdümlü füzelerle donatılmış deniz kuvvetlerini destekleyen hayati bir lojistik merkezi. Dolayısıyla bu saldırı, savaş alanında taktiksel bir hedef olmaktan çok, müttefik kuvvetlerin konumuna yönelik bir mesaj niteliğinde.

Yetkililer, füzelerden birinin uçuş sırasında parçalandığını, ABD Donanmasına ait güdümlü füzeyle donatılmış bir destroyerin ise ikinci füzeye yönelik bir ‘SM-3’ tipi savunma füzesi fırlattığını belirtti. Ancak füzenin başarılı bir şekilde önlendiği mi yoksa kendi kendine başarısızlığa uğradığı mı hala belirsizliğini koruyor. Bu durum, Hint Okyanusu'ndaki mevcut balistik füze savunma sisteminin etkinliği konusunda bir belirsizlik yaratıyor.

Bunun yanında İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü’ne ulaşabilecek füzelere sahip olup olmadığı konusunda hâlâ şüpheler var. BBC, İran'ın Diego Garcia'ya ulaşabilecek menzile sahip füzelere sahip olduğuna dair şu ana kadar kesin bir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Ayrıca, türü belirlenemeyen iki İran füzesinin Hint Okyanusu'ndaki askeri üsse doğru fırlatılması, bunların mutlaka hedeflerine ulaşacağı anlamına gelmez.

ABD ve İsrail geçtiğimiz yıl, İran’ın nükleer programının yanı sıra uzun menzilli füze üretim kapasitesini de hedef almıştı. İran’ın elinde kalan füze stokunun büyük bir kısmı kısa menzilli balistik füzelerden oluşuyor. Bu füzeler, Tahran’ın son haftalarda İsrail ve komşu Körfez ülkeleri yönünde fırlattığı füzelerle aynı türden.

ABD ve İsrail'in düzenlediği hava saldırıları, İran'ın füze fırlatma kapasitesini büyük ölçüde azalttı. Trump'ın son zamanlarda açıkladığı rakamlara göre Tahran, orijinal kapasitesinin yalnızca yüzde 8'ini elinde tutuyor. Savaşın patlak vermesinden önce İran'ın en az bin ila bin 500 füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor. Bunların arasında menzili 3 bin kilometreden az olan ‘Somer’ füzesi de bulunuyor. ‘Sacil’ füzeleri ise 2 bin kilometre mesafedeki hedefleri vurabiliyor.

İran’ın füze kapasitelerinin azalmasına rağmen, uzmanlar İran'ın kamikaza insansız hava araçları (İHA) ve füzeler fırlatma yeteneğini korumaya devam ettiğine işaret etti. İran, muhtemelen ABD ve İsrail güçlerinin tespit edip hedef almasının zor olduğu seyyar fırlatma rampalarıyla, özellikle ülkenin doğusundaki dağınık bölgelerde bu yeteneğini sürdürüyor.


Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında
TT

Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında

İran ile İsrail arasındaki savaş, dün nükleer açıdan en tehlikeli dönüm noktalarından birine girdi. Tahran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından birkaç saat sonra, İran’dan fırlatılan bir füze İsrail’in güneyindeki Dimona şehrine düştü; ancak herhangi bir radyasyon sızıntısı kaydedilmedi.

İsrail ordusu dün, Dimona şehrini vuran füzeyi önleme girişiminin başarısız olduğunu açıklarken Tahran, saldırının Natanz şehrine yönelik saldırıya misilleme niteliğinde olduğunu belirtti. İran tarafından ilk resmi yorumu yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran füzelerinin Dimona'ya ulaşmasının savaşın yeni bir aşamaya girdiğinin somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, ‘İsrail semalarının artık savunmasız hale geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan İsrailli kaynaklara göre Dimona'ya düzenlenen saldırıda 47 kişi yaralandı.

Bu saldırıdan birkaç saat önce, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin savaştaki hedeflerine yaklaşmakta olduğu ve operasyonlarını kademeli olarak ‘azaltmayı’ değerlendirdiği açıklamasında bulundu. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise bu hafta saldırıların ‘önemli ölçüde artacağını’ söyledi. Bu durum, operasyonların sona erdirilmesi konusunda Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı olduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı, gerginliğin merkezinde yer almaya devam ederken, İranlı bir askeri kaynak, ABD’nin Hark Adası’na yönelik herhangi bir saldırısının çatışmanın Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na sıçramasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Bir diğer gelişmede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD güçlerinin İran içinde, aralarında 130 geminin de olduğu 8 binden fazla askeri hedefi vurduğunu belirterek, Tahran’ın deniz seyrüseferini tehdit etme kapasitesinin azaldığını vurguladı.

Öte yandan Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, ‘Direniş Ekseni’nin ABD ve İsrail'e karşı ‘bağımsız’ operasyonlarını sürdürdüğünü söyledi.

İsrail ordusu ise İran'da yüzlerce hedefi vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik füze saldırılarını sürdüreceğini duyurdu.


Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
TT

Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta bir ateşkes sağlanması halinde, Japonya’nın küresel petrol tedarikinin hayati arterini oluşturan Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme çalışmaları için askeri güçlerini konuşlandırmayı değerlendirebileceğini söyledi.

Motegi, “Fuji” kanalında yayınlanan bir televizyon programında, “Tam bir ateşkes sağlanırsa, teorik olarak mayın temizleme gibi konular gündeme gelebilir” dedi.

“Bu tamamen varsayımsal bir durum, ancak bir ateşkes sağlanırsa ve deniz mayınları engel teşkil ederse, bunun dikkate değer bir konu olacağını düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Tokyo'nun alabileceği önlemler, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kabul edilen barışçıl anayasası gereği sınırlıdır, ancak 2015 tarihli özel güvenlik yasası, Japonya'nın varlığını tehdit eden ve buna karşı koymak için başka hiçbir yol bulunmayan bir saldırı olması durumunda, yakın güvenlik ortağına yönelik saldırı da dahil olmak üzere, yurtdışında güç kullanmasına izin vermektedir.

Motegi, Tokyo'nun mahsur kalan Japon gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verecek düzenlemeler arama konusunda şu an için acil bir planı olmadığını belirterek, dünyanın petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği bu dar su yolundan tüm gemilerin geçmesine olanak sağlayacak koşulların yaratılmasının "büyük önem taşıdığını" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Japon Kyodo haber ajansından aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, cuma günü yaptığı açıklamada, Motegi ile Japonya'ya ait gemilerin boğazdan geçişine izin verilmesi olasılığını görüştüğünü söyledi.

Japonya, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 90'ını bu boğazdan gerçekleştiriyor; İran ise ABD ve İsrail'in kendisine karşı yürüttüğü savaş sırasında boğazı büyük ölçüde kapattı.

Dün dördüncü haftasına giren savaşın yol açtığı küresel petrol fiyatlarındaki keskin artış, Japonya ve diğer ülkeleri petrol rezervlerinden kullanmak zorunda bıraktı.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Japonya Başbakanı Sanae Takai ile bir araya geldi ve müttefiklerine boğazı açmak için savaş gemileri göndermeleri konusunda baskı uygularken – şu ana kadar sonuçsuz kalmış olsa da – Takai’yi “harekete geçmeye” çağırdı.

Takai, Washington'da düzenlenen zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump'a Japonya'nın boğazda sunabileceği destek ve yasaları gereği sunamayacağı destekler hakkında bilgi verdiğini söyledi.