Sergen Yalçın: 'Beşiktaş şu anda olması gereken yerde'

Sergen Yalçın: 'Beşiktaş şu anda olması gereken yerde'
TT

Sergen Yalçın: 'Beşiktaş şu anda olması gereken yerde'

Sergen Yalçın: 'Beşiktaş şu anda olması gereken yerde'

Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, siyah-beyazlı ekibin şu anda olması gerektiği yerde olduğunu ifade ederek, devre arasında ekonomik duruma göre 1-2 transfer yapılabileceğini söyledi. Sivasspor maçındaki taç pozisyonuyla ilgili de konuşan Yalçın, “Bütün maçı 1 taç atışına bağladılar. Ne taçmış arkadaş. Taç düşsün kafanıza” dedi.
Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, yılbaşı özel programında kulüp kanalında taraftarlardan gelen soruları yanıtladı. İlk olarak Sivasspor maçıyla ilgili konuşan Sergen Yalçın, “Sivasspor maçında bir taç pozisyonudur gidiyor. Ayrıca topun çıkıp çıkmadığı da belli değil. Bana sorarsan top çıkmış ama izdüşüm var deniliyor, bu nedenle top çıkmadı deniliyor. O pozisyon gol olmasa bunlar konuşulmayacaktı. Geçen hafta bizim verilmeyen golümüz bu kadar konuşulmadı. Larin’in golünün aynısı Liverpool - West Bromwich maçında atıldı. Faulün babası vardı o pozisyonda. Larin’in pozisyonundan 10 kat daha faul. Taç pozisyonunun ardından maçın bitmesine daha 75 dakika vardı. Rakip devre arasında 10 kişi kaldı ama konunun bizimle alakası yoktu. Penaltı kazanmadık, kırmızı kart kazanmadık. Aynı dikliği, bizim aleyhimize yapılanlarda da bekliyoruz. Bütün maçı 1 taç atışına bağladılar. Ne taçmış arkadaş. Taç düşsün kafanıza” diye konuştu.

“Ben aslında daha farklı futbol oynatmak istiyorum”
Tribünlerde taraftarların olmamasının oynanan futbolu etkilediğini söyleyen Yalçın, “Benim oynatmak istediğim futbol aslında bu değil. Tribünde taraftar olsa, ben çok daha farklı bir oyun oynatacağım. Bunu sadece Beşiktaş için söylemiyorum, yüksek taraftarı olanlar için söylüyorum. Futbol bir tiyatro ve sahada olanlar da birer sanatçı. Tribüne gelen insanlar bunu izler ve memnun olurlarsa, sürekli gelirler. Mesela sinemaya gidiyorsunuz, çıkınca bir arkadaşınız soruyor ‘Gitme değmez’ diyorsun. Beşiktaş maçından sonra taraftar birbirine sorduğunda '1-0 kazandık ama kötü oynadık. Gidilmez bu maçlara' dememeli. Biz şu anda seyircisiz maçlardan dolayı daha kontrollü oynuyoruz. Zaman zaman farklı durumlar olabiliyor. Oyuncunun motivasyonu nasıl, sakatlık var mı, Covid var mı? Herkes her zaman oynayabilir, herkes her zaman oturabilir. Belli bir istatistiği korumak zorundayız. 'Bu takımdan bir şey olmaz' lafları vardı. Her takımdan bir şey olur, doğru kurguyu bulmak gerekiyor. Camiamız kenetlenmiş durumda ve arkamızdalar, biz de onlara en iyisini vermek istiyoruz. Belki ben 70’le 90 dakikalar arası savunma yapacağım. Kazanmamız gerekiyorsa kazanmak için savaşacağız. Ligin tamamı böyle. İyi gittiğin, çıkış yakaladığın bölümler var. Şu anda iyi bir pozisyona geldik. Aslında Beşiktaş’ın olması gereken pozisyon bu. Bundan aşağıda olduğunda problem vardır. Zaten olması gereken yerde takım. Büyük camialar için şampiyonluk normal bir hedef. Ben gelip de 'Şampiyonluk hedefimiz var' diyemem. Büyük takımların hepsi için gerekli bu. Hedefimiz tepeyi görmek ama daha mesafe çok uzun. Sakatlıkların durumu önemli. Allah’tan yerine oynayabilecek oyuncularımız var da yerlerini doldurabiliyoruz” dedi.
Geride kalan 1 yılda unutamadığı maçın hangisi olduğu sorusunu yanıtlayan Yalçın, “Geride kalan 1 yıla baktığımızda unutamadığım maç diyebileceğim Fenerbahçe maçı var. Bazen benim de sınırları aştığım bir maçtı. Yaşananlardan, başımıza gelenlerden sınırları aştığımız olabiliyor ama insanız biz de. Ama asla saygısızca bir şey söylemedim. Ne bir camiaya, ne bir rakip hocaya, rakip oyuncuya asla saygısızlık yapmam. Bazen sınırları aşabiliyoruz. Zaman zaman atılıyoruz ama kimseye saygısızca kelimeler kullanmam. Bize yapılmadığı sürece kimseye bir saygısızlık yapma durumumuz olmaz” şeklinde konuştu.

“Ben sizin gibi ‘canım, cicim’li konuşmam”
Teknik direktörlük kariyerinde hedefinin Avrupa olduğunu söyleyen Yalçın, “Ben futbolu bıraktıktan sonra yorumculuk yaptım, dizide oynadım, jüri üyeliği yaptım ama bu bölümü düşünmüyordum. Teknik direktörlüğü çok düşünmemiştim. Futbolculuktan bir kopayım istedim. Ama en iyi bildiğimiz iş bu. Ben futbolla doğmuşum. Televizyon ve yorumculuk güzel ama bir yere kadar. Futbol oynamış insan için zor. Çünkü her hafta aynı şeyi konuşuyorsun. Ben de yorumcuyken biraz serttim. Eleştiri yapabilirsin, belli bir bilgi birikimin var. Beni eleştir, oyunumu eleştir, takım hazır değil de. Ama bel altı vurma. Gerek yok. Çünkü hepimiz aynı ortamın içindeyiz. Ben burada sakin kalmaya çalışıp işimi yapmaya çalışıyorum. İşi gücü bir kenara koyarsam o zaman konuşuruz. Benim konuşacaklarım da, sizin konuştuğunuzun 100 katı olur. Direkt isim vererek ağır şekilde cevap veririm ama girmiyorum şu anda bunlara. Bel altı yapmayın. Kulvarın dışına çıkarsanız ben de kulvarın dışına çıkarım. Ben konuştuğum zaman da sizin gibi ‘canım, cicim’ konuşmam” ifadelerini kullandı.

“Atiba 10 sene daha oynar”
Atiba’yla ilgili gelen soruyu yanıtlayan Sergen Yalçın, “Ben Atiba’nın menajeri değilim, hayat planlamasını da yapmıyorum. Atiba, Beşiktaş’ın demirbaşı. Necip, Beşiktaş’ın demirbaşı. Necip de Atiba da, bence Beşiktaş’ta istedikleri her görevi yapabilirler. Bu Beşiktaş Yönetimi’nin vereceği bir cevap. Zaten problem burada. Kendi oyuncularımızı bırakıyoruz. Futbolun içinden gelmiş, kulübün yapısını bilen Necip, 10 yaşından beri burada, Atiba yıllardır burada. Bu oyuncuları tabii ki kulüpte kullanacaksın. Bu oyuncuları kullanmak kadar güzel bir şey var mı? Teknik ekipte mi olur, idari kısımda mı olur bilemem ama Atiba böyle devam ederse 10 sene daha oynar” dedi. Futbolcuyla örnek aldığı tek ismin Maradona olduğunu söyleyen Yalçın, “Kendi futbol hayatımla ilgili konuşmayı sevmiyorum. Ben artık futbolu bıraktım. Geriye dönüp bakmayı seven birisi değilim. Sivas maçı oynandı bitti, yarına bakalım. Frikik atmak çok öğrenilecek bir şey değil. Şöyle söyleyeyim, gözlerimi kapatsam yine atarım. Bakmakla alakalı bir şey değil. Yetenek ve hayal dünyasıyla alakalı. Ben attığım golleri maçtan önce kafamda çizerdim ve ertesi gün atardım. Atacağım golleri arkadaşlarıma söylerdim” ifadelerini kullandı.

“Çok büyük hatalar yaptım”
Sürekli değişkenlik yaşanan dünyada futbolun da değiştiğini söyleyen Sergen Yalçın, “Sürekli değişkenlik yaşayan bir dünya futbolu var. Antrenman programları değişiyor, ekibim bunları takip ediyor. Bu bilgiler önüme geliyor. Birçok değişkenlik biz de yaşıyoruz. Bu biraz da eldeki oyuncu grubuyla ilgili. En uygununu oynatmaya çalışıyoruz. Zaman zaman başarılı oluyoruz, zaman zaman olamıyoruz. Yaptığımız iş başarı odaklı. Bana diyorlar ki genç oyuncu yetiştirelim. Benim burada ne kadar kalacağım belli mi” dedi.
Şu anda 18 yaşındaki Sergen’i görse, ona söyleyeceği çok şey olduğunu da sözlerine ekleyen Yalçın, “Ona söyleyeceklerim için 1 saat yetmez, 1 hafta gerekir. Futbolun hayatında ne kadar önemli olduğunu söylerdim. Bu yetenekle kendisini geliştirdiği zaman Avrupa’da hangi pozisyona gelebileceğini söylerdim. Her yere de gelirdi bu yetenekle. Çok büyük hatalar yaptık gençken. Ama hatalarla yaşamasını da bildim. O zamanlar kendime biraz daha anlatabilseydim çok daha farklı bir Sergen olurdu” diye konuştu.

“Ben Mike Tyson’ı döverim dersem inanır mısınız?”
Türk takımlarının Avrupa’daki durumuyla ilgili konuşan Yalçın, “Avrupa başlı başına farklı bir konu. Aramızdaki makas o kadar açıldı ki bu makası kapatmak şu anda mümkün değil. Oyuncu kalitesi ve oynanan oyunlar çok yukarıya çıktı. Mesela Şampiyonlar Ligi’nde Türkiye’den bir takım son 8’e kalabilir mi? Bence mümkün değil. Bu sezon başı Avrupa’da başarısız olduk ama ben dedim ki 'Merak etmeyin, bir gün burada oynayacağız.' Ama o gün bugün değil. Şu anda ilk düzeltilmesi gereken konu ekonomi. Normalleşmekten bahsediyorum. Bunlar çok uzun projeler. Biz göremeyiz bunu. Türkiye’de mümkün mü bunları görmen? Türkiye’de hiç kimse için 3 maç sonrası belli değil. Sadece kendimden bahsetmiyorum. Hep başarılı olmak zorundasın. Bütün teknik adamlar için geçerli bu. Hiç kimse rahat değil ki. Büyük takımdaysan zirvenin altında kalınca yandın, Anadolu’daysanız, düşme hattına gelince yandın. Bana bir yerde 'Bu takım şampiyonluğa oynar' dediler. Yahu nerden şampiyonluğa oynayacak bu takım, şaka mı yapıyorsunuz? Anadolu’da böyle söylediler bana. Söyleyen buna inanıyor ama bir de realite var işin ucunda. Ben Mike Tyson’la boks maçı yapsam ve 'Ben onu indiririm' desem inanacak mısın? Ben inanıyorum ama realite var. 10 kişi girsek belki döveriz adamı. Hayalcilik başka gerçekler başka” açıklamasını yaptı.

“Protesto bile etseler gelsinler tribünlere”
Oyunculuk döneminde birçok şampiyonluk yaşadığını ve kupalar kazandığını hatırlatan Sergen Yalçın, “Beşiktaş’ta birçok efsane var. Metin-Ali-Feyyaz var, Rıza Çalımbay var, Şifo var, birçok efsane var zaten. Benim buraya gelmemin en önemli sebeplerinden birisi taraftar. Ben taraftarın beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum. Bu kadar insanı statta görünce inanamadım. Üzerimizdeki sorumluluğu da hissettirdiler bize. Ben kaç tane şampiyonluk maçı oynadım, 100. yılda şampiyonluk golünü ben attım ama imza törenindeki heyecanımı hiçbir zaman yaşamadım. Ben inanamadım o imza törenine. Yeni yılda taraftarı istiyoruz. Artık sıkıldı millet pandemiden. Herkes bitmesini istiyor artık. İnsanlık bunaldı. Tesise gel, eve git, başka bir şey yapmıyoruz. Rutin bir hayat oluştu. Taraftar gelsin, atmosfer olsun, hayatımız renklensin biraz. Taraftarsız olmaz. Taraftar sevse de sevmese de onlar olsun. Beni protesto etmelerine bile razıyım. Yeter ki gelsinler” dedi.

"1-2 transfer istiyorum"
100. yılda şampiyonluğu getiren gol hatırlatılan Yalçın, “100. yıldaki attığım şampiyonluk golünü anlatmak çok zor. Bir golün mutluluğunu kimse anlatamaz. O anlık bir histir. O an ne yapacağın doğal olarak aklına gelir ve bunu anlatamazsın. Şampiyonluk golünün hayalini 1 sene kurmuşum. Atacağım yani bu golü. Bunu çizmişim. O pozisyonda topun bana geri geleceğini düşünmüştüm zaten. Zaman zaman idmanlarda sahaya çıkıyorum. Ama yaşlandık artık. Futbol oynayacak durumumuz yok. Koşamıyoruz. Atiba gibi olsaydık belki oynardım. Atiba 10 sene daha oynar. İnanın ona çok şaşırıyorum. 20 yaşındaki çocuk gibi antrenman yapıyor. Takımdan şu anda memnunum. Oyuncular çok mücadele ediyorlar, bireysel performanslar yukarıya çıkıyor. Eksiklerimiz dönerse daha da iyi olacak. 1-2 transfer istiyorum aslında ama ekonomik durumlar biraz sıkıntılı. Elimizde oyuncu profilleri de hazır. Alabileceğimiz oyuncular da var. Bu soruyu başkana sorsak daha iyi olur bence” diye konuştu.

“Soyunma odasında çok sert konuşmalar geçiyor”
Bazı maçların ilk yarılarında kötü, ikinci yarılarında iyi oynadıkları hatırlatılan Yalçın, “90 dakika kötü oynanmaz. İlk yarı kötü oynuyorsak, ikinci yarıyı iyi oynayalım. Bazen soyunma odasında çok sert konuşmalar geçebiliyor. Oynanan ilk yarıya göre bazen mutlu girebiliyoruz soyunma odasına ama bazen de çok sinirli girebiliyoruz. Çok ağır konuşmalar olabiliyor bazen. Ama orada olan orada kalır. Orada her türlü konuşma geçebilir. Yaptığımız işin gereği bu zaten” değerlendirmesini yaptı.
Konuşulan taktiklerin, sayıların çok anlamlı olmadığını söyleyen Yalçın, “Televizyonlarda taktiklerle ilgili o kadar çok konuşuyorlar ki. Ama bu doğal bir oyun. Bir şeyi deneyemezsin, birçok şeyi denersin. Anlık olarak da değişiyor taktik. Herkes sanıyor ki, biz oyuncuları kuruyoruz, 90 dakika öyle devam ediyorlar. Bu oyun kendi içinde gelişen bir oyun. Rutin şeyler de var tabii ki. Mesela savunma pozisyonunu biz aldırırız. Biz nasıl istersek savunma o pozisyonu alır ama hücum organizasyonunu belirleyemezsin. Mensah topla giderken, nereye atacağına karar veremeyiz. Onun kararını oyuncu tercih eder. İşin ofansif kısmı oyuncudadır, defansif kısmı bizdedir. Savunmayı bizim dediğimiz gibi yapmak zorunda oyuncular ama hücum böyle değil. Mesela top bendeyken hücum ederken bana topu nereye atacağımı söyleyemezsin. Benim yeteneğim neye müsaitse, ona göre hareket ederim. Mesela Larin’in attığı golleri çalışıyoruz. O golleri atacak. Duran topları çalışıyoruz. Ama bunlar ofansif organizasyon değil. Larin’in arka direkte attığı goller tesadüf değil” dedi.
Futbol oynadığı dönemdeki isimlerden Pascal Nouma’nın şu andaki takımda olmasını istediğini söyleyen Yalçın, “Bu takımda Pascal Nouma olsa isterdim. Öyle bir oyuncuya ihtiyacımız var. Oynarken de aram çok iyiydi. Şu anda santrfor o olabilirdi mesela bizde” derken, 2021 yılında sağlık beklediklerini ve Beşiktaş’ın şampiyon olmasını istediklerini ifade etti.



Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Floyd Mayweather'ın Mike Tyson'la yapması planlanan maç, farklı bir "Demir Mike"ın Mayweather'ın bir sonraki rakibi olacağını iddia etmesiyle belirsizliğe girdi.

Eylülde Mayweather'ın 2026 baharında Tyson'la ringe çıkacağı ve iki Amerikalı boks efsanesinin gösteri maçında karşı karşıya geleceği duyurulmuştu.

O zamanlar tarih veya yer teyit edilmemiş olsa da 59 yaşındaki Tyson daha sonra maçın martta Afrika'da yapılacağını iddia etmişti.

Şimdiyse eski kickboks şampiyonu Mike Zambidis'in sosyal medyada Mayweather'la bir maçın tanıtımını yapmasıyla durum karıştı.

Zambidis, Instagram'da maçın tarihini 27 Haziran ve mekanını memleketi Yunanistan'ın başkenti Atina'daki Oaka Arena olarak belirten bir poster paylaştı.

Poster ayrıca etkinliğin "dünya çapında canlı yayımlanacağını" da ima ediyordu ancak yayıncı açıklanmadı. Organizatörler Mayweather Promotions, Zambidis Club ve Front Row Fight Series olarak listelendi.

Zambidis gönderide "Tarih yazılmak üzere" ifadesini kullanırken, Mayweather henüz posteri veya böyle bir dövüşle ilgili herhangi bir detayı paylaşmadı.

dvfgt
Mike Zambidis (sağda), sosyal medyada Floyd Mayweather'la dövüşünün tanıtımını yaptı (@ironmikezambidisofficial/Instagram)

48 yaşındaki boksör, en son Ağustos 2024'te John Gotti III'le bir gösteri maçında karşı karşıya gelmişti. Bu maç, 5 sıkletteki eski dünya şampiyonunun 2017'de profesyonel boks kariyerini sonlandırdıktan sonra çıktığı çok sayıda gösteri maçından biriydi.

Öte yandan 45 yaşındaki Zambidis kickboksta birden fazla şampiyonluğa sahip. Son kickboks maçı, Mayweather'la olası karşılaşmasından tam 11 yıl önce, 27 Haziran 2015'teydi.

Zambidis'in bu paylaşımının Mayweather-Tyson karşılaşması için ne anlama geldiği belirsiz. Bu maçın Tyson'ın YouTuber Jake Paul tarafından profesyonel müsabakada puanla yenilmesinden yaklaşık 18 ay sonra gerçekleşmesi planlanıyordu.

Mayweather'ın adı ayrıca 2015'te tüm zamanların en kazançlı boks maçında puanla yendiği rakibi Manny Pacquiao'yla rövanş maçı için de geçiyor.

Independent Türkçe


Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
TT

Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu hafta buz üstünde milimetrik hesaplarla yapılan bir mücadele olan Curling'i inceliyoruz.

Curling, buz üzerinde oynanan takım sporları arasında en farklılarından biri. Bu sporda karşı karşıya gelen iki takım, yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki taşları, buz yüzeyinde belli bir hedefe en yakın olacak biçimde yerleştirmeye çalışıyor.

Her takımda 4 oyuncu var ve her oyuncu belirli bir sırayla taşı kaydırıyor. Amaç, bu taşları "ev" adı verilen çemberin merkezine ulaştırmak.

Oyun boyunca en yakın taşların sayısı kadar puan alınıyor ve toplamda en çok puanı toplayan takım maçı kazanıyor.

Curling, özel olarak hazırlanmış bir buz pistinde oynanıyor. Pistler genellikle 45 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğinde.

Ev, içi boyalı dairelerden oluşuyor ve puanlar, taşların merkeze olan uzaklığına göre hesaplanıyor. Buz, üzerine su püskürtülerek pürüzlü hale getiriliyor. Bu taşın pist üzerinde daha kontrollü kaymasını sağlıyor.

Oyun, her iki takımın da taşlarını sırayla gönderdiği "end"ler üzerinden ilerliyor. Bir end, her takımın belirlenmiş sayıda taşı hedefe göndermesiyle tamamlanıyor.

Karşılaşmalar genellikle 10 end sürüyor. Ancak bazı kulüp ve turnuva formatlarında 8 endlik maçlar da var. Her end sonunda en yakın taşı olan takım puan alıyor.

Kökeni 16. yüzyıla uzanan Curling, İskoçya'nın donmuş göletlerinde oynanan bir oyun olarak doğdu.

İskoç göçmenlerin Kuzey Amerika'ya taşıdığı bu oyun, zaman içinde standartlaşarak uluslararası bir spor haline geldi.

Günümüzde kış olimpiyatlarında ve dünya şampiyonlarında düzenli olarak müsabakalar gerçekleştiriliyor. 

Curling eşsiz bir strateji oyunu çünkü taşları hedefe yaklaştırırken rakibin taşlarını da engellemek veya dışarı atmak gerek. Bu nedenle spor bazen "buz üzerinde satranç" diye anılıyor.

Her oyuncunun nişan alması, taşın hızını ve yönünü doğru hesaplaması gerek çünkü pist üzerinde minik eğimler ve buz yüzeyinin pürüzlü yapısı taşın rotasını etkiliyor.

Taşlar hafifçe döndürülerek, yani "curl" yapılarak atılıyor, sporun adı da buradan geliyor.

Takımların her oyuncusu genellikle iki taş atıyor ve takım sırasıyla lead, second, third ve skip pozisyonlarına göre atış yapıyor. Takımın kaptanı olan skip, hem stratejiyi belirliyor hem de genellikle son taşları atıyor. Bir takımın her taşla yaptığı hamle, o endin sonucunu doğrudan etkiliyor.

Curling stratejisinin önemli bir parçası da "süpürme" tekniği. Taş buz üzerinde kayarken diğer oyuncular pistin yüzeyini süpürüyor. Bu süpürme, buz yüzeyinin pürüzlü tabakasını geçici olarak ısıtarak taşın daha uzun mesafe gitmesini sağlıyor. Ayrıca süpürme işlemi, taşın rotasını daha düz tutmak veya istenen eğriliği azaltmak için de kullanılıyor.

Bu kontrollü buz ısıtma ve temizleme, takımların taşın hedefe daha doğru ve hızlı ulaşmasını sağlıyor.

Süpürme ekipmanları da dikkatle düzenleniyor. Modern süpürge başlıkları sentetik malzemelerden yapılırken, sadece onaylı modeller yarışlarda kullanılabiliyor. 2010'ların ortalarında bu konuda bir tartışma yaşanmış ve yeni başlık teknolojilerinin oyunu fazla etkilemesi sonucu kurallarda standardizasyon getirilmişti.

Bu da süpürmenin sadece taktiksel değil aynı zamanda kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini gösteriyor.

Curling maçlarında kullanılan taşlar, özel granit türünden üretilir ve her biri yaklaşık 20 kilogram ağırlığında. Bu taşlara sap takılır; takımlar genellikle kırmızı ya da sarı sap renkleriyle kendi taşlarını ayırt eder. Buz üzerinde taşın bırakılma anı, kullanılan teknik ve rakip süpürme performansı taşın son konumunu belirler.

Oyunun içinde pek çok özel terim de var. Mesela "hog line" adı verilen çizgiyi geçmeden taş pistte kabul edilmiyor.

Bunun gibi kurallar oyunun stratejik yönünü güçlendiriyor. Aynı zamanda "blank end" denen, end sonunda hiç puan kazanmayan durum da var; bu durumda avantaj bir sonraki enddeki son taşı atma hakkıyla devam ediyor.

Bugün curling Kanada, İskoçya, İsveç gibi ülkelerde güçlü oyuncularıyla dikkat çekiyor ve bunun yanısıra dünya genelinde yaygınlaşma çabaları da sürüyor.

Curling'in farklı versiyonları da var. 4 kişilik takımların yanı sıra, iki oyunculu karışık çiftler gibi formatlar da yarış programlarında yer alıyor. Ayrıca tekerlekli sandalye curling gibi engelli sporcular için uyarlanmış formatlar da bulunuyor; burada süpürme yapılmıyor ve taşlar farklı yöntemlerle atılıyor.

Bu spor izleyenlere hem fiziksel beceri hem de stratejik derinlik sunuyor. Taşları hedefe yaklaştırmak için yapılan hesaplamalar, süpürme taktikleri ve takım koordinasyonu, curling'i buzun üzerinde farklı bir savaş haline getiriyor. Curling izlenebilirliği yüksek, düşünce ve beceri birleşimini sunan özgün bir kış sporu olarak her sezon heyecan yaratıyor.

Kaynaklar: World Curling, NBC, Olympics


Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
TT

Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu haftaki konumuz sürat pateni. 

Sürat pateninde amaç, buz üzerindeki en hızlı sporcu veya takım olmak. Patenleriyle oval pistte kayan sporcular, rakiplerinden çok kronometreyle yarışıyor.

Dışarıdan bakıldığında basit görünen bu spor, işin içine girildiğinde ciddi bir teknik bilgi, güçlü bacaklar ve yüksek konsantrasyon gerektiriyor. Küçük bir denge kaybı ya da geç bir hamle, saniyenin onda biriyle ölçülen kritik farklara yol açıyor.

Yarışlar genellikle 400 metrelik standart bir buz pistinde yapılıyor. Oval pistte iki düzlük ve iki dönüş var. Sporcular pistte ikili gruplar halinde start alıyor. Aynı anda piste çıkan iki patenci birbirine rakip gibi görünse de asıl mücadele zamana karşı veriliyor. Günün sonunda en iyi süreyi yapan sporcu kazanıyor.

Sürat pateninin kökleri epey eskiye dayanıyor. Donmuş göller ve kanallar üzerinde kayarak yol alan Kuzey Avrupa halkları, bu hareketi zamanla yarışa dönüştürüyor.

Özellikle Hollanda, sürat pateninin gelişiminde önemli rol oynuyor. 19. yüzyılın sonlarında kurallar netleşiyor, uluslararası yarışlar düzenlenmeye başlıyor. 

Bu sporda kullanılanlar, günlük buz patenlerinden son derece farklı. Bıçaklar daha uzun ve neredeyse tamamen düz bir yapıya sahip.

Bu sayede patenci buzla daha uzun süre temas ediyor ve her itişte daha fazla hız üretiyor. Modern sürat patenlerinde kullanılan "clap skate" sistemiyse bıçağın topuktan ayrılmasına izin veriyor. Bu mekanizma, itiş sırasında gücün daha verimli aktarılmasını sağlıyor.

Sporcular yarış boyunca alçak bir pozisyonda kayıyor. Dizler kırık, gövde öne eğik, kollar çoğu zaman sırtın arkasında kilitli. Bu duruş, hava direncini azaltıyor ve hızın korunmasını sağlıyor.

Ancak bu pozisyonu dakikalar boyunca koruyabilmek için ciddi bir bacak gücü ve kondisyon gerek.

Sürat pateninde farklı mesafeler var ve her mesafe ayrı bir yaklaşım gerektiriyor.

500 ve 1000 metre gibi kısa yarışlarda patlayıcı çıkış ve ilk saniyeler büyük önem taşıyor. 5 bin ve 10 bin metre gibi uzun mesafelerdeyse tempo kontrolü, nefes düzeni ve doğru çizgi seçimi öne çıkıyor. Sporcular yarış boyunca hızlarını bilinçli şekilde ayarlıyor ve son turlara enerjilerini saklıyor.

Kısa pist patencileri genellikle saatte yaklaşık 48 km hıza ulaşırlarken, uzun pist sporcuları ortalama 56 km'de seyrediyor.

Takım takip yarışları, sürat pateninin en dikkat çekici formatlarından biri. Bu yarışlarda üç patenciden oluşan takımlar piste birlikte çıkıyor. Amaç, takımın üçüncü sporcusunun bitiş çizgisini geçtiği anda elde edilen süreyi en iyi seviyeye taşımak. Sporcular dönüşümlü olarak öne geçiyor, rüzgar direncini paylaşıyor ve birlikte bir ritim yakalamaya çalışıyor.

Bir diğer ilgi çekici formatsa toplu start. Bu yarışta sporcular aynı anda start alıyor ve doğrudan birbirleriyle mücadele ediyor. Sprint puanları, pozisyon savaşları ve son turdaki ataklar, bu disiplini izleyici açısından epey heyecanlı hale getiriyor. Klasik sürat pateninden farklı olarak burada taktik ve anlık kararlar çok daha belirleyici oluyor.

Yarışlar sıkı kurallarla yönetiliyor. Sporcuların pist değişim noktalarında çizgilere uyması gerekiyor. İç hattaki patenci her zaman öncelikli sayılıyor ve dış hattan gelen sporcu geçiş sırasında dikkatli davranmak zorunda kalıyor. Kurallara aykırı bir hamle, zaman cezası ya da diskalifiyeyle sonuçlanabiliyor. Bu da sporcuları hem hızlı hem kontrollü olmaya zorluyor.

Uluslararası sürat pateni organizasyonlarını Uluslararası Buz Pateni Federasyonu düzenliyor. Dünya Kupası etapları sezon boyunca farklı ülkelerde yapılıyor ve sporcular genel klasman puanları için mücadele ediyor. Sezonun zirvesiyse 5 ayaktan oluşan Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları oluyor. Milano–Cortina 2026 Kış Olimpiyatları’nda sürat pateni, yine en fazla madalya dağıtan branşlardan biri olarak öne çıkıyor.

Sürat pateni iki ana başlık altında ele alınıyor. Uzun pist sürat pateni, 400 metrelik pistte yapılan klasik disiplinleri kapsıyor. Kısa pist sürat pateniyse daha küçük bir pistte, çok sayıda sporcunun aynı anda yarıştığı, temasın ve taktik savaşlarının daha yoğun olduğu bir format sunuyor. İki disiplin aynı temele dayansa da izleme deneyimi epey farklı oluyor.

Tarih boyunca bu spor unutulmaz anlara sahne oldu. Olimpiyatlarda üst üste kazanılan altın madalyalar, kırılan dünya rekorları ve teknolojik gelişmeler sürat pateninin sürekli evrilmesini sağlıyor. Bugün sporcular, geçmişe kıyasla çok daha hızlı kayıyor ancak hata payı da aynı ölçüde azalıyor.

Sürat pateni, izleyiciye sessiz ama yoğun bir gerilim sunuyor. Tribünlerde alkışlar kısa sürüyor, asıl heyecan bitiş çizgisinde kronometre durduğunda yaşanıyor. Çünkü bu sporda fark çoğu zaman gözle değil, ekranda beliren rakamlarla anlaşılıyor. Buzun üzerinde geçen her saniye, emeğin ve tekniğin net bir karşılığına dönüşüyor.

Kaynaklar: Red Bull, Olympics, ISU, USOPM