UMH, düzensiz göçmenleri Libya'dan çıkarmayı planlıyor

Uluslararası Göç Örgütü, Trablus’taki göçmenleri Kovid-19 salgınının tehlikeleri hakkında bilinçlendirmek kampanya düzenledi. (Uluslararası Örgüt)
Uluslararası Göç Örgütü, Trablus’taki göçmenleri Kovid-19 salgınının tehlikeleri hakkında bilinçlendirmek kampanya düzenledi. (Uluslararası Örgüt)
TT

UMH, düzensiz göçmenleri Libya'dan çıkarmayı planlıyor

Uluslararası Göç Örgütü, Trablus’taki göçmenleri Kovid-19 salgınının tehlikeleri hakkında bilinçlendirmek kampanya düzenledi. (Uluslararası Örgüt)
Uluslararası Göç Örgütü, Trablus’taki göçmenleri Kovid-19 salgınının tehlikeleri hakkında bilinçlendirmek kampanya düzenledi. (Uluslararası Örgüt)

Libya’nın batısındaki bir sığınma merkezinde zor insani koşullar altında tutulan binlerce düzensiz göçmen, ülkeyi terk ederek kendilerinden öncekiler gibi diğer ülkelere yerleştirilmeyi bekliyor. Ancak başta yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve hava trafiğinin aksaması olmak üzere yaşanan zorluklar ve engeller birçok kişinin Birleşmiş Milletler Gönüllü Geri Dönüş programının aksamasına yol açtı.
Libya’nın batısında yasa dışı göçmenlik biriminde çalışan güvenlikten sorumlu bir yetkili, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) düzensiz bütün göçmenleri ülkeden çıkarıp sığınma merkezlerini kapatmakta bir sakınca görmüyor. Şu an uluslararası koşullar buna elvermese de bunu gözden geçiriyor.”
Yetkili ayrıca güvenlik hizmetlerinin, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) ülkeyi terk etmek isteyen göçmenlere yardım etme görevini kolaylaştırmak için her türlü desteği sağladığına dikkat çekti.
Güvenlikten sorumlu yetkili, UMH’ye bağlı İçişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz yıl gönüllü dönüş, yeni bir ülkeye yerleştirilme ya da insani gerekçelerden dolayı tahliye edilme gibi çeşitli sebeplerle, hava seferleri ile 5 bin 360 göçmenin ülkeden ayrılmasına yardımcı olduğunu aktardı.
UMH İçişleri Bakanlığı bu adımın “Yasadışı Göçle Mücadele Birimi’nin, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve UNHCR ile iş birliği içerisinde atıldığını” belirterek göçmenleri tahliye etmek için yapılan son uçuşların geçtiğimiz aralık ayının sonunda insani nedenlerden dolayı Ruanda’ya gerçekleştirildiği bilgisini verdi. Uçakta 130 göçmenin olduğunu kaydetti.
Yasadışı Göçle Mücadele Birimi’nin eski Başkanı el-Akid Muhammed Ali Beşer, ülkenin batısında kalan Trablus, Surman, Kale ve el-Humus kentleri dahilindeki sığınma merkezlerinin yeterli donanıma sahip olmamaları, plansız bir şekilde rastgele inşa edilmeleri ve insan hakları şartlarına uymamalarının yanı sıra uluslararası raporlara göre ihlaller gerçekleşmesi gibi çeşitli sebeplerden dolayı kapatıldığını aktardı.
Libya’da mültecilerin, sığınmacıların ve göçmenlerin keyfi olarak gözaltına alınmalarına son verilmesi için defalarca kez çağrıda bulunan Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü yayınladığı bir raporda “Gözaltına alınanların insanlık onuru hiçe sayılıyor. Zira kötü muameleye maruz kalıyorlar ve tıbbi bakımdan yoksunlar” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte güvenlikten sorumlu yetkili ise ülkesini savunarak şunları söyledi:
“Libya, kapasitesinin de üstünde durumda. Bu konuda tüm yerel birimlerin iş birliği yapmasına rağmen göç meseleleriyle ilgilendiğini iddia eden kuruluşlar tarafından büyük ölçüde eleştirildi. Libya imkanları dahilinde yasal göçmenlere harcamalarda bulundu. Mümkün olan en çok sayıda göçmenin ülkeden çıkarılmasına yardımcı olma ve bu olguyla mücadele olasılığı hakkındaki tartışmalar halihazırda devam ediyor. Dolayısıyla artık bu merkezlere ihtiyaç kalmadı.”
İnsan hakları raporları ve uluslararası kuruluşlar, göçmenlerin çoğunun başkentteki bazı sığınma merkezlerinde işkenceye maruz kalmaya devam ettiğinin gözlemlendiğini bildirdiler. Libya’nın karşı karşıya kaldığı güvenlik sorunlarının gerek resmi sığınaklarda gerekse insan kaçakçılığı yapan çetelerin göçmenleri yasa dışı yollardan Libya kıyılarına göndermeden önce topladıkları gizli yerlerde olsun, göçmenlerin çektiği acının, özellikle açık denizden kaçan onlarca insanın tekrar sığınağa dönmesiyle birlikte ikiye katladığına işaret ettiler.
Göçmenlerin çektiği sıkıntılar, sığınma merkezleri ile sınırlı değil. Zira ülkenin batısındaki şehirlerin sokaklarında yaşayan binlerce gööçmenin sıkıntıları sürüyor. Bu da aralarından birçoğunun zaman zaman Trablus’taki UNHCR ofisinin önünde protesto yapmasına sebep oluyor.
UMH İçişleri Bakanlığı geçtiğimiz ekim ayında, ülkenin kuzeyindeki şehirlerde kıyı şeridi boyunca dizili sığınma merkezlerini kapatmaya ve kıyı kentleri dışında başka merkezleri kullanmaya yönelik bir karar almıştı. Buna ek olarak göçmenlerin ana kaynaklarını kurutmak ve bu fenomenin yayılmasını engellemek için çöl devriyeleri düzenleyerek göç olgusuyla mücadele etmenin yollarını aramayı da ele almıştı.
Geçtiğimiz hafta sonu, Uluslararası İşbirliği ve Yardım Örgütü’nün gözetiminde Sabrata Üniversitesi’nde (Batı) bir diyalog oturumu düzenlenerek Libya’daki düzensiz göçmen konusu ele alındı. Libya Ulusal İnsan Hakları Komitesi söz konusu oturumda Libya’daki göç ve sığınma alanlarında yürürlükte olan yasaların gözden geçirildiğini ve eksikliklerinin ele alındığını bildirdi. Katılımcıların Libya devletinin güvenliği, egemenliği ve çıkarlarının korunması ve göçmenler ile mültecilerin haklarına saygı duyulmasının sağlanması başta olmak üzere yasaların yenilenmesi, gözden geçirilmesi ve değişiklik yapılması gerektiğine dair bir dizi tavsiyede bulunduklarını kaydetti.
Komite, UMH’ye bağlı Libya Sahil Güvenlik Birimi’nin 2020 yılı boyunca Akdeniz’i geçmeye çalışan yasa dışı göçmenler için 113 kurtarma ya da önleme operasyonu gerçekleştirdiğini belirtti. Ayrıca yıl sonu itibariyle Libya Sahil Güvenliği tarafından Akdeniz’de 11 bin 265 mülteci ve göçmenin kurtarıldığını, bunların 113 operasyon ile ülkeye geri getirildiğini ve 2019 yılına kıyasla 2020 yılında Libya limanlarına gelenlerin sayısının yüzde 25 oranında arttığını kaydetti.



İsrail ateşkesi Ali el-Tahir'e bağlıyor

Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
TT

İsrail ateşkesi Ali el-Tahir'e bağlıyor

Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)

İsrail, Lübnan’daki ateşkesi, Hizbullah’ın Nebatiye kentinin doğusunda bulunan stratejik Ali et-Tahir tepelerinden çekilmesi ve söz konusu bölgenin Lübnan ordusuna teslim edilmesi şartına bağlıyor.

Konuyla ilgili Lübnan-ABD temaslarını yakından takip eden bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu tepelerin boşaltılmasının “çerçeve anlaşmasının” uygulanmasının tamamlanması için zorunlu bir aşama olduğunu belirtti. Buna göre süreç, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, pilot bölgelerin genişletilmesi ve Lübnan ordusunun iki pilot bölgedeki konuşlanmasını denetlemekle görevli mekanizmanın oluşturulmasıyla başlayacak.

Kaynak, Ali et-Tahir dosyasının eylül ayının başında Roma’da üçüncü kez düzenlenmesi planlanan müzakere toplantısının gündeminin ilk sıralarında yer aldığını söyledi. Güney Lübnan’ın geleceğinin ise Hizbullah’ın, Lübnan Cumhurbaşkanı’nın bölgeden çekilmesi yönündeki talebine vereceği yanıta bağlı olduğunu belirten kaynak, örgütün bölgede inşa ettiği askeri tesislerin de bu kapsamda bulunduğunu ifade etti.

Bu sırada İsrail, Güney Lübnan’daki “yıkım” politikasını sürdürüyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail güçlerinin bölgede yol açtığı büyük yıkımla övünerek “Lübnan’ın sınırdaki onlarca köyü harabeye döndü” ifadelerini kullandı.

Katz, sözlerini “Burada inşa ediyoruz (Batı Şeria’daki yerleşimleri kastediyor), orada ise yıkım var” ifadeleriyle sürdürdü. İsrail Savunma Bakanı ayrıca İsrail ordusunun şu anda Lübnan topraklarının yaklaşık 700 kilometrekarelik bölümünü kontrol ettiğini ifade etti.


Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti
TT

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Iraklı kaynaklar dün yaptıkları açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması için tanınan sürenin 30 Eylül 2026’da sona ermesinin ardından hükümetin uygulamaya koymayı planladığı yol haritasının ayrıntılarını açıkladı. Buna göre plan, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen silahlı grupların lider kadrolarına ait mevzilerin ‘çevrelenmesini’ ve ardından bu grupların ‘kademeli olarak dağıtılmasını’ öngörüyor. İranlı yetkililerin ise Bağdat’ın ‘silahlı çatışmaya yol açmayacak bir süreç tasarlamasına’ rağmen planı engellemeye veya ertelemeye çalıştığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, gelecek ayın sonunu ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi için son tarih olarak belirlemişti. Aynı tarih, silahlı grupların elindeki silahların devletin kontrolüne geçirilmesi için tanınan sürenin de sona ereceği tarih olacak.

Kuşatma planı

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hükümetin 30 Eylül sonrasına ilişkin planının, ordu, Terörle Mücadele Birimi ve seçkin birliklerden oluşan düzenli güçlerin silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere ulaşan güzergâhlara konuşlandırılmasını öngördüğünü söyledi. Bu adımla söz konusu merkezlere giriş çıkış yapan sevkiyat ve ikmal hareketlerinin kısıtlanmasının amaçlandığı belirtildi.

Kaynaklar, hükümet güçlerinin aşamalı olarak subayların komutasında kontrol noktaları kurmaya başlayacağını ve silah hareketliliğini takip ederek bunlara el koyacağını ifade etti. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve füzeler üzerinde durulacağı kaydedildi.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, silahlı grupların merkezlerinin çevresinde herhangi bir çatışmaya yol açmadan sıkı bir güvenlik çemberi oluşturacak. Operasyonun nihai hedefinin ise grupları ‘ya İHA’ların sevk edilmesi gibi bir hata yapmaya, ya silahlı çatışmaya girmeye ya da tek kurşun atmadan mevzilerini resmî kurumlara bırakmaya’ zorlamak olduğu belirtildi.

DMO tarafından yönetilen grupların silahları konusunda yürütülen hassas görüşmelere yakın bir kaynak, “Hükümet güçleri, bu mevzilerin çevresindeki kısıtlayıcı tedbirleri sistematik biçimde aşamalı olarak artıracak ve sonunda yıllardır girilmesi zor olan bu bölgelerde kontrolü sağlamaya imkân verecek bir aşamaya ulaşacak” dedi.

bfdbf
Bağdat’taki Terörle Mücadele Birimi’nin bir üyesi (Arşiv – AFP)

Askeri ve siyasi liderliklerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunda taraflar arasında ‘askeri çatışmayı’ önleyecek bir yöntem üzerinde yürütülen görüşmelerin ardından bu formül üzerinde uzlaştığı belirtildi.

Saha kaynakları, ‘ordu ve Terörle Mücadele Birimi güçlerinin bu haftanın başında planın deneme aşaması kapsamında bazı bölgelerde ve ana yollarda gözetleme noktalarında görev yapmak üzere çok sayıda subayı konuşlandırmaya başladığını’ söyledi.

Kaynaklar ayrıca, bazı gözetleme noktalarının ‘son birkaç hafta içinde Irak’ın farklı bölgelerindeki çeşitli noktalara gönderilen İHA sevkiyatlarını ele geçirmeyi başardığını’ doğruladı.

Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre plan, ağırlıklı olarak başkentin güneyinde bulunan ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) bünyesindeki silahlı grupların önemli merkezleri olarak bilinen Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgelerine odaklanıyor. Curf es-Sahr, Ketaib Hizbullah’ın, Curf en-Nedaf ise Nuceba Hareketi’nin kalesi olarak öne çıkıyor.

Curf es-Sahr bölgesi, 2014’ten bu yana silahlı grupların en önemli kalelerinden biri olarak görülüyor. Bölgenin, gruplara ait kamplar, hapishaneler, depolar ile füze ve İHA üretim tesislerini barındıran stratejik bir askeri üsse dönüştüğü düşünülüyor. Ancak çok sayıda kişi, buranın DMO’nun operasyon merkezi olduğuna inanıyor.

Bağdat’ın güneydoğu eteklerinde, Bağdat-Medain yolu yakınında bulunan Curf en-Nedaf bölgesi ise son yıllarda Haşdi Şabi ile bağlantılı silahlı gruplara ait karargâh ve tesislerin bulunduğu bir bölge olarak öne çıktı.

Iraklı güvenlik kaynaklarına göre bölgenin silah ve mühimmat depolama tesisleriyle ve İran yanlısı silahlı grupların askeri faaliyetleriyle bağlantılı olması nedeniyle bölgeye yönelik güvenlik ilgisi de arttı.

Temmuz 2026’da güvenlik kaynakları, ortak bir güvenlik gücünün Curf en-Nedaf bölgesinde Nuceba Hareketi’ne ait olduğu düşünülen bir karargâha baskın düzenlediğini bildirdi. Kaynaklar, söz konusu yerde İHA üretim tesisi bulunduğunu ve buranın çeşitli hedeflere yönelik İHA saldırılarında kullanıldığını belirtti.

dfvgthy
Curf es-Sahr’daki Ketaib Hizbullah mensupları (AFP)

Iraklı kaynaklar, “İstihbarat değerlendirmeleri, ele geçirilen veya farklı hedeflere doğru gönderilen İHA sevkiyatlarının bu bölgelerdeki bir kontrol merkeziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi.

Baskına Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, federal polis ve Haşdi Şabi Güvenlik Müdürlüğü güçleri katılırken, operasyon güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesi ve karargâhta arama yapmamasıyla sonuçlandı.

Siyasi bir kaynak ise “Curf en-Nedaf karargâhına düzenlenen baskının başarısız olması, askeri yönetime planı karargâhlara doğrudan baskın düzenlemek yerine bu noktaları kuşatma ve buralara erişim kapasitesini kısıtlama yönünde değiştirmesi için yeterli fikir verdi” ifadesini kullandı.

Daha geniş çaplı konuşlandırma

Silahlı grupların varlığı, Bağdat’ın güneybatısında bulunan Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgeleriyle sınırlı değil. Ancak bu iki bölge, stratejik önemleri ve başkente yakınlıkları nedeniyle özel bir odak noktası oluşturuyor.

Grupların Bağdat’ın kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde bulunan Tuzhurmatu ve Amirli’de de çeşitli mevzileri bulunuyor. Ayrıca Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde Eşref Kampı ile başkentin güneydoğusunda yer alan Vasit vilayetinin merkezi Kut kentinde de silahlı gruplara ait noktalar bulunuyor.

Üst düzey bir siyasi yetkiliye göre, DMO tarafından yönetilen grupların iki temel görevi öne çıkıyor. Bunlardan ilki, gerektiğinde hızlı müdahale edebilme kapasitesini güvence altına almak amacıyla Bağdat’a çok yakın noktalarda konuşlanmak. Grupların başkent çevresindeki çok sayıda noktada yoğun şekilde varlık göstermesi de bu durumla açıklanıyor.

İkinci görev ise Sünni bölgelerin, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik coğrafi geçiş noktalarının kontrolünü ele geçirerek bu bölgeler üzerindeki baskıyı artırmak.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (AFP)

Kaynaklar, “DMO tarafından yönetilen grupların tesislerinin çevresinde güvenlik çemberi oluşturulması ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm tugayların bütün şehirlerden çıkarılmasını ve grupların liderlerinden bağımsız olarak askeri komutanlık tarafından belirlenecek bir plan doğrultusunda yeniden konuşlandırılmasını içeren daha kapsamlı bir planın parçası” dedi.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümet planı, gruplarla silahlı çatışmadan kaçınacak şekilde tasarlandı. Ayrıca ileri bir aşamada silahlı grupların statüsü ve mensuplarının geleceği konusunda yetkililerle ulusal bir çerçevede ciddi müzakerelere girmesini hedefliyor” ifadelerini kullandı.

İran için ‘uygun zaman değil’

Şu ana kadar İran’ın müttefiki olan Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Nuceba Hareketi’nin tamamı silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş ekseni, Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra dahi silahlarını teslim etmeyecek” derken, meydan okuyan bir tutumla açıkça ‘devletin silahlarının grupların elinde toplanması’ çağrısında bulundu.

Hükümetin planı, grupların elinde bulunan stratejik silahların yanı sıra DMO’ya bağlı İranlı danışmanların görev yaptığı komuta ve kontrol merkezlerinin akıbeti konusunda İranlı yetkilileri endişelendirdi.

İki siyasi kaynağın aktardığına göre İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi ittifakı liderlerine harekâtın zamanlamasının son derece kötü olduğunu bildirdi. Yetkililer, bölgesel durumun müttefiklerin, özellikle de Irak’taki müttefiklerin, silahlarını ellerinde tutmasını gerektirdiğini savundu.

Şii bir siyasi parti liderine yakın siyasi bir kaynak, söz konusu liderin İranlıları Başbakan üzerindeki baskıyı daha fazla artırmamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi. Kaynak, Başbakan’ın silah meselesi nedeniyle zaten ABD’nin karşı baskısı altında olduğunu belirterek, “Bu hükümetin başarısız olması, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının ve ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunan genç hükümetinin de sonu anlamına gelecek” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “İranlılar, hükümeti planın uygulanmasını ertelemeye zorlamak amacıyla Koordinasyon Çerçevesi’ne baskı yapıyor. Gruplar ise nihayetinde yerel ve bölgesel güç dengeleri değişene ve askeri varlıklarının konuşlandığı noktaları değiştirebilecekleri bir ortam oluşana kadar zaman kazanmaya çalışacak.”


Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Parlamentosu tarafından dün kabul edilen “genel af yasası”, bazıları yargılanmadan 10 yılı aşkın süre cezaevinde tutulan İslamcı tutuklular sorununu çözmeye yönelik süreci başlattı. Parlamento, yasa tasarısını geniş bir çoğunlukla kabul ederken, Hizbullah ve Özgür Yurtsever Hareketi milletvekilleri, geçmişteki güvenlik olayları sırasında Lübnan ordusu mensuplarını öldürmekle suçlanan kişileri de kapsadığı gerekçesiyle oylamadan çekildi.

Bir yargı kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk aşamada yaklaşık 2 bin 300 mahkûmun serbest bırakılabileceğini belirtti. Kaynağa göre bunlar, genel aftan yararlanma şartlarını taşıyan ve çeşitli suçlardan yargılanan kişilerden oluşuyor.

Bu arada, Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu Başkanı Amerikalı General Joseph Clearfield, Beyrut ile Tel Aviv arasında mekik diplomasisi yürüterek güvenlik ve operasyonel konularda görüşmeler gerçekleştiriyor. Söz konusu temaslar, İsrail'in süreci ağırdan alması ve Lübnan'ın taleplerini yerine getirmekte isteksiz davranması karşısında, “çerçeve anlaşmasını” kurtarmaya yönelik Amerikan baskısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.