Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor
TT

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika 2021’e silahlı çatışmalardan uzak, güvenli bir Kıta'ya ulaşma hayallerini yıkan geçen yılın acılarıyla giriyor. Öyle ki Kıta çabalarında, 2063 stratejik projeksiyonu olan, ‘2020’ye kadar silahların susturulması’ vizyonunun en önemli hedeflerine ulaşmada başarılı olamadı. Yakın zamanda Güney Afrika’daki Johannesburg şehrinde düzenlenen Afrika Birliği (AfB) devlet ve hükümet başkanlarının 14’üncü olağanüstü zirvesi, ‘silahları susturma’ girişimini 10 yıl daha uzatmaya karar verdi.
Gözlemcilerin ‘dünyanın en kanlı’ olarak nitelendirdiği terör gruplarına ve eylemlerine tanık olduğu 12 ayın ardından Kıta, terör gruplarının faaliyetlerini genişletme ve artırma beklentilerinin ortasında kalkınma ve güvenlik hayallerini engelleyen yeni bir siyasi ve güvenlik krizleri yılına giriyor. Söz konusu eylemlerin yeni yılda da devam edeceğini belirten gözlemcilere göre terör grupları, ‘varlıklarını artırmak ve Afrika'da daha fazla destekçiyi harekete geçirmek için’ birçok ülkedeki siyasi faaliyetlerin koşullarından, seçimler yapma ve hükümetleri değiştirme çabalarından yararlandılar. Aynı şekilde Afrika, onlarca yıldır yoksulluktan mustarip olan Kıta'ya daha fazla ekonomik ve sağlık yükü getiren Kovid-19 salgınıyla mücadeleyi de sürdürüyor. Bu durum, Afrika’daki ölüm ve vaka sayılarıyla ilgili açıklanan verilere ise yansıtılmıyor.
Kovid-19 salgını, Afrika’daki sıtma, ebola ve diğer salgın hastalıkların olduğu listede yeni bir isimden başka bir şey değil. Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada belki de bu yüzden virüs bulaşanların sayısı açısından Kıta'nın daha iyi bir durumda olduğunu söyledi. Dr. Şabane, Afrika’nın salgın hastalıklarla mücadele etmeye adeta alıştığına dikkat çekti.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre Afrika’da Kovid-19 ile enfekte olan kişi sayısı 2 milyona yakın. Uzmanlar ve gözlemciler bu sayının bir milyardan fazla insanın yaşadığı Kıta'da çok daha yüksek olduğu görüşündeler. Sahra Altı Afrika bölgeleri salgının etkileri nedeniyle 25 yıldır ilk kez ekonomik durgunluk yaşıyor. Dünya Bankası’na göre Sahra Altı Afrika’daki ekonomik büyümenin 2020’de yüzde 3,3 oranında düşmesi bekleniyor. Bu durum Kıta'da 115 milyar dolar olarak tahmin edilen kayıplara neden olacak. Yaklaşık 40 milyon insanı aşırı yoksulluğa itecek ve okulların kapatılması nedeniyle 253 milyon öğrencinin eğitimini sekteye uğrayacak.

Yeni seçimler
Afrika Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan ‘Güvenlik ve Barış Konseyi’ raporuna göre seçim yılı olarak nitelendirilen 2020’nin ardından Kıta'nın 2021 yılında dokuz başkanlık oylamasına sahne olması bekleniyor. 2020 yılında adaylara yönelik halk protestolarıyla eş zamanlı olarak bazı Afrika ülkelerinde parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti. Osman Gazal geçen mart ayında Komorlar’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dördüncü dönemini kazanmayı başarırken Devlet Başkanı Paul Biya da Kamerun’da iktidara geri döndü. Aynı şekilde Alpha Conde, Gine’de üçüncü, Alassane Ouattara da Fildişi Sahili’nde üçüncü ve Roch Kabore de Burkina Faso’da ikinci dönemi kazanmayı başardı. Benin ve Burundi devletlerindeki seçimlerin yanı sıra Gana’nın mevcut Devlet Başkanı Nana Akufo Addo da ikinci bir dönem daha elde etti.
Adaylara yönelik halk protestolarının gücüne rağmen seçim sonuçları gösterileri yansıtmadı. Hatta bazı ülkeler, daha fazla kontrol sağlamak için Kovid-19 salgınından yararlandılar. (Dr. Hamdi Abdurrahman’ın ‘Qiraat African’ internet sitesinde yayınlanan araştırmasına göre) Seçim süreçleri, Afrika’daki salgının başlıca kurbanlarından biri haline geldiler. Araştırmada şu ifadelere yer verildi:
“Bazı ülkeler, siyasi hedeflere ulaşmak için karantina ve sağlık kapanmaları koşullarından yararlandılar. Bu bağlamda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali seçimleri erteledi. Bu durum daha sonra Tigray bölgesinde devam eden çatışmalara yol açtı. Pandeminin yankılarına yanıt olarak alınan seçmen kaydı ve genel oy kullanma usullerini erteleme veya bunlara müdahale etme kararları, ‘seçimlerin güvenilirliği, siyasi açıdan güven inşa edilmesi ve Kıta genelinde başkanların ve milletvekillerinin zaman sınırlarına uyması’ üzerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Seçimler hükümetler tarafından siyasallaştırıldıkça muhalefet grupları yönetimlerin tepkisini eleştirmek için komplo teorilerini kullanmaya devam edecekler.”

Tigrayanlar ve iç savaş korkuları
Afrik terörizme, neden olduğu kurbanlara, yol açtığı güvenlik dengesizliğine ve kargaşaya ek olarak yeni yılda da bir dizi kronik iç silahlı çatışmayı miras aldı. Geçen yıl bazı çatışmaların yenilenmesine, özellikle de Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Debretsion Gebremichael başkanlığındaki Tigray bölgesi isyancıları arasında Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki çatışmalara tanık olundu.
Gerçekte Etiyopya’nın istikrarını ve etnik grupların bir arada yaşam geleceğini tehdit eden Tigray’daki çatışma, Etiyopya'daki iktidarı kontrol etme arayışındaki tarihsel çatışma mirasının bir uzantısıdır. Öyle ki Etiyopya, en büyüğü yüzde 40 ile Oroma olmak üzere 85 farklı etnik gruptan oluşuyor. Tigrayan Kurtuluş Cephesi’nin de dahil olduğu silahlı hareketler koalisyonunun Mengistu Haile Mariam yönetimini devirme başarısı sonrasında Tigrayanlar, 1991'den 2018'e kadar uzun yıllar boyunca halkın yalnızca yüzde 6’sını oluştursalar da büyük avantajlar elde ettiler. İktidarda önemli pozisyonlar üstlendiler. Ancak Nisan 2018’da Oroma aşiretine mensup Abiy Ahmed’in iktidara gelmesiyle durum değişti. Bilindiği üzere Tigray’daki çatışma, Abiy Ahmed bölgenin kontrolünü ilan edip liderlerini en çok arananlar listesine koyana kadar üç haftadan fazla devam etti.
Bu çatışma bölgenin istikrarı tehdit ediyor. Aralarında müzakere edilen çözüm ve iç savaş da olmak üzere durumun çözümü için birkaç olası ‘senaryo’ mevcut. Ancak Dr. Şabane, Kızıldeniz rotasını kontrol eden Afrika Boynuzu’ndaki koşulların infilak etmesinin sonuçlarına tahammül göstermeyecek olan uluslararası toplumun müzakere senaryolarına öncelik verme olasılığına dikkat çekti. Aynı şekilde Dr. Abdurrahman da Afrika’nın Başkan Donald Trump yönetiminin öncelikleri listesine girmesi sonrasında başkan seçilen Joe Biden’in, ABD ve Afrika arasındaki ilişkileri yeniden canlandırmasını bekliyor.

Nadha Barajı meselesi
‘Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ tarafından 2021 beklentilerine ilişkin yayınlanan bir araştırmaya göre Etiyopya’nın krizleri, içteki etnik çatışmalarla sınırlı değil. Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki anlaşmazlık halen devam ediyor. Bu durum gelecekte Kıta'daki bölgesel gerginlikleri daha da şiddetlendirme tehdidi oluşturuyor. Araştırmada şu ifadeler kullanıldı:
“Nahda Barajı, hızlı bir çözüm için net bir ufuk olmadan müzakerelerin sürdüğü dönedme Etiyopya'nın inatçı bir yaklaşım benimsemeyi sürdürmesi ilişkiler açısından gerilim kaynağıdır.
Etiyopya, kalkınmayı sağlamak amacıyla Nil’in ana kolu üzerine baraj inşa etmeye devam ediyor. Mısır ise bu durumu tehdit olarak görürken barajın, tarım ve içme suyu başlıklarında yüzde 90 bağımlı olduğu Nil suyundaki payını yılda yaklaşık 55 milyarküp etkilemesinden endişe ediyor.
2020 yılı Etiyopya, Mısır ve Sudan’daki yetkililerin karşılıklı açıklamalarına ve suçlamalarına sahne oldu. Mısır, Etiyopya’yı ‘uzlaşmazlık’ ile suçlarken kriz geçen ekim ayında ABD Başkanı Trump’ın yaptığı açıklamanın ardından daha da şiddetlendi. Trump, “Bu çok tehlikeli bir durum. Çünkü Mısır bu şekilde yaşayamayacak. Sonunda barajı havaya uçuracaklar” açıklamasında bulunmuştu. Etiyopya, Trump’ın ifadelerini eleştirerek ABD Büyükelçisi'ni açıklama yapmaya çağırmıştı. 2021 yılında askeri çözümün ciddiyeti ve uygulanma zorluğu göz önüne alındığında, ilgili ülkelerin müzakere masasına geri dönmesi bekleniyor.

Terör hayaleti
Afrika meselelerinde uzman araştırmacı ve ‘Pharos Danışmanlık ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ Genel Koordinatörü olan Dr. Nermin Tevfik’e göre 2021 yılında Afrika’nın istikrarını tehdit eden sıcak konular arasında ‘hükümetlerin Kovid-19 virüsüyle mücadele etme endişelerini’ sömürmesi ve faaliyetlerini artırması beklenen terör grupları meseleleri de yer alıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Tevfik şu değerlendirmelerde bulundu:
“Beklentiler, 2020’nin başlarında Afrika’daki terör saldırılarının virüs nedeniyle azalabileceğine işaret ediyordu. Ancak gerçekler tersini kanıtladı. 2021 yılında da devam etmesi beklenildiği üzere terör grupları birden fazla yerde saldırı düzenlediler.”
ABD Maryland Üniversitesi Terör ve Aşırılıkla Mücadele Merkezi ile iş birliğiyle Avustralya’nın Sidney şehrindeki Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından Kasım 2020’de yayınlanan 2020 Terörizm Endeksi raporuna göre terörizmden en çok Sahra Altı Afrika ülkeleri etkilenecekler. Bu bölgedeki ölümlerin yaklaşık yüzde 41’i terör örgütü DEAŞ’a atfedilen terör saldırılarında yaşandı. Yeni yılda da Afrika’nın genişleyen coğrafyasında terör faaliyetlerinde artış yaşanması bekleniyor. DEAŞ, iki yıl önce Kuzey Afrika’daki konuşlanmasının ardından Sahra Altı Afrika’da genişlemeye gitti. Bu çerçevede Dr. Tevfik “DEAŞ, Afrika’dan konuşlanmasından daha önce El-Kaide ile nüfuz mücadelesine girdi. Bu, devam etmesi beklenen ve terör saldırılarının gücünü etkileyebilecek bir çatışma olarak görülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Tevfik, “DEAŞ ve El-Kaide’nin yanı sıra Boko Haram da 2014’te DEAŞ’a bağlılığını ilan eden, Kıta'daki en etkili terörist harekettir” ifadelerini kullandı. Boko Haram hareketi, Nijerya’da hükümetle iletişim kurmakla suçladığı 43 çiftçinin katledildiği ‘yılın en acı” eylemi de dahil olmak üzere çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi. Geçen mart ayında Kıta'nın kuzeydoğusundaki Mozambik, Cabo Delgado Bölgesi’ndeki Mocimboa da Praia şehrinin silahlı bir grup tarafından ele geçirilmesinin ardından yaklaşık 30 kişinin ölümüne yol açan bir terör olayına tanık oldu.
Kıta'da terörizmle mücadeleye yönelik uluslararası ve yerel çabalara rağmen terör, ister Kovid-19 ile mücadele isterse seçimler olsun siyasi ve ekonomik olaylardan yararlanarak genişliyor ve daha tehlikeli bir hale geliyor. Tevfik’e göre terör grupları, gençleri kendilerine çekmek için dışarıdaki siyasi olaylardan ve Filistin davasındaki gelişmelerden de faydalanıyor.
Somali ve Cibuti de ABD güçlerinin ülkeden çekilmesinin ve terörist Eş-Şebab Hareketi’nin devam eden eylemlerinin ardından, Somali’deki güvenlik açığı ile ilgili endişelerin ortasında yeni seçimlere hazırlanıyorlar.

‘Kırılgan’ siyasi anlaşmalar ve sınır dışı edilen krizler
Libya’da çatışan tarafları arasında geçen ağustos ayında ateşkes anlaşması duyuruldu. Libya Temsilciler Meclisi'nin ülkede yeni bir savaşın patlak verdiğine dair uyarıları ortasında ülke yeni yıla başladı.
Anlaşmanın çatışan taraflar arasında kapsamlı bir ulusal uzlaşı çağrısında bulunan ve ülkeyi gelecek mart ayına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapmaya hazırlayan bir ateşkes sağladığını belirtmekte fayda var.
Anlaşma, uluslararası toplum tarafından destekleniyor. Ancak Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane de dahil olmak üzere bir dizi gözlemci, anlaşmanın bozulmasını bekliyor. Şabane konuya dair şunları söyledi:
“Ateşkes ilan etmek; özellikle de silahsızlanmanın karşı karşıya olduğu ciddi zorluklarda geçici bir ateşkes sağlamayı, zaman kazanmayı, ittifakları pekiştirmeyi, silah biriktirmeyi ve savaşmaya devam etmeyi amaçlayan bir taktiktir.”
Anlaşmaya rağmen Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Temsilciler Meclisi arasında halen vizyon farklılıklarının mevcut olması, gelecekle ilgili endişeyi artırıyor. UMH, ateşkesi Sirte ve Sufra’daki silahsızlanma ile ilişkilendiriyor ve her iki taraftaki polis güçlerinin de kendi içlerindeki güvenlik düzenlemeleri konusunda uzlaşı sağladığını savunuyor. Diğer taraftan meclis ise Sirte’nin bir geçiş hükümetinin geçici başkenti olması gerektiğini savunurken çeşitli bölgelerden resmi bir polis gücünün durumu güvence altına alması gerektiğini belirtiyor.
Libya gibi Tunus da yeni yıla artan siyasi gerginlikler ve muhalefetin Tunus Parlamento Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’ye ‘bireysel bir yönetim empoze etme ve devlet kurumlarını ortadan kaldırma’ suçlamaları ortasında girdi. Muhalif partiler, hükümete kabine değişikliği yapılması için baskı uyguluyorlar
Tunus ve gelişmekte olan ülkelerin ‘yürütme otoritesini parlamento lehine zayıflatan bir parlamenter sistem hususunda henüz yetkin olmadığını’ göz önünde bulundurursak 2021 yılı, bazılarının başkanlık sisteminin ‘değiştirilmiş bir parlamenter sistem’ ile değiştirilmesi önerisi de dahil olmak üzere yönetimin geleceği konusunda daha fazla tartışmaya neden olabilir. Diğer yandan, gelecek aylarda ulusal ve İslami akımlar ile Habib Burgiba ve Zeynel Abidin bin Ali dönemleri yandaşları arasındaki mücadelenin yeni bir safhaya girmesi bekleniyor.

FOCAC-8 ve Afrika-Çin ilişkilerine bir bakış
2021 yılında, Senegal’in başkenti Dakar’da sekizinci ‘Çin-Afrika İşbirliği Forumu’ (FOCAC) düzenlenecek. FOCAC, üç yılda bir Çin ve Afrika ülkelerinden politikacıları bir araya getiren diplomatik bir konferans niteliğinde. Genel olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) yıllık faaliyetlerinden daha fazla Afrikalı lideri kapsıyor.
Bu yıl forum yalnızca Afrika açısından değil, Kıta ülkelerinin ekonomilerine ve altyapısına on yıllar önce girmeyi başaran Çin’in küresel olarak artan rolü nedeniyle de özel bir önem taşıyor. Gözlemciler, Dakar’da düzenlenen sekizinci ‘FOCAC’ forumu sırasında listelenen konuların önceki forumdan farklı olacağı görüşündeler. Çin’in Afrika’daki faaliyetlerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığı döneminde Washington tarafından ağır eleştirilere maruz kaldığı biliniyor. Bunun yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Pekin’i Afrika ülkelerine ‘boş vaatler vermekle’ suçladı. Bu nedenle Beyaz Saray’daki yönetim değişikliği ile forumda, yeni başkan olarak seçilen Joe Biden’in önceliklerinin Afrika ve Çin meselelerine nasıl yansıyacağı ele alınacak. Yeni Demokrat yönetimin kışkırtıcı ifadeler kullanmaktan kaçınması beklense de Çin’in Afrika’ya girmesinin ciddiyetinin de farkında olacağı biliniyor. Büyük olasılıkla Washington’ın gelecek politikaları ve tepkileri, Afrika ve Çin taraflarının Dakar’da müzakere edecekleri ana konular arasında yer alacak.



Japonya, ölümcül silahların ihracatına getirilen yasağın kaldırılmasını onayladı

Japonya ordusu füze fırlatma tatbikatı gerçekleştirdi (AFP)
Japonya ordusu füze fırlatma tatbikatı gerçekleştirdi (AFP)
TT

Japonya, ölümcül silahların ihracatına getirilen yasağın kaldırılmasını onayladı

Japonya ordusu füze fırlatma tatbikatı gerçekleştirdi (AFP)
Japonya ordusu füze fırlatma tatbikatı gerçekleştirdi (AFP)

Japonya, ölümcül silahların ihracatına getirilen yasağın kaldırılmasını onayladı. Bu gelişme, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana benimsediği barışçıl politikasında büyük bir dönüşüm anlamına geliyor.

Japonya hükümeti sözcüsü Minoru Kihara, düzenlediği basın toplantısında, “Savunma teçhizatı ve teknolojisi transferine ilişkin üç ilke ve ilgili kurallarda yapılan bu kısmi değişiklik sayesinde, artık prensip olarak tüm nihai ürünler dahil olmak üzere savunma teçhizatının transferine izin verilmesi mümkün hale geldi” dedi.

Associated Press'in (AP) bildirdiğine göre bu adım Tokyo'nun askeri sanayisini güçlendirme ve savunma ortaklarıyla işbirliğini genişletme çabaları çerçevesinde atıldı.

Başbakan Sanae Takaiçi hükümetinin yeni yönergeyi onaylaması, savaş sonrası dönemde Japonya'nın silah ihracatının önündeki son engelleri de ortadan kaldırdı.

Başbakan Takaiçi, Japonya'nın ulusal savunmayı güçlendirmek ve aynı zamanda ekonomik büyümenin itici gücü olarak yerli silah sanayisini canlandırmak amacıyla silah ihracatı kısıtlamalarını hafifletmesi gerektiğini söyledi.

Bu karar, Japonya'nın bölgedeki artan güvenlik tehditleri karşısında askeri kapasitesini güçlendirme sürecini hızlandırması çerçevesinde alındı.

AP'ye göre Çin bu politika değişikliğini eleştirmesine rağmen, karar Avustralya gibi Japonya'nın savunma ortakları tarafından geniş çapta memnuniyetle karşılanırken Güneydoğu Asya ile Avrupa ülkelerinin dikkatini çekti.

Ancak karara karşı çıkanlar, bu değişikliğin Japonya'nın barış anayasasını ihlal ettiğini, küresel gerilimleri artıracağını ve Japon halkının güvenliğini tehdit edeceğini savunuyor.


Trump yönetiminin Çalışma Bakanı, skandalların ardından hükümetten ayrıldı

ABD Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer (AFP)
ABD Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer (AFP)
TT

Trump yönetiminin Çalışma Bakanı, skandalların ardından hükümetten ayrıldı

ABD Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer (AFP)
ABD Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer (AFP)

Fransız Haber Ajansı AFP, Beyaz Saray’dan dün yapılan açıklamada, ABD Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer’in, 13 ay süren görev süresi boyunca yaşanan skandalların ardından Donald Trump yönetiminden ayrılacağını duyurduğunu bildirdi.

ABD Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRimer, özel sektörde başka bir pozisyon için görevden ayrılacak” dedi.

Böylece, 2025 yılının mart ayında göreve başlayan Chavez-DeRimer, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem ve Adalet Bakanı Pamela Jo Bondi'nin zorla görevden alınmasının ardından, altı hafta içinde Trump yönetiminden ayrılan üçüncü kadın oldu.

Chavez-DeRimer’in ayrılığı, son dönemdeki diğer bakanlıklardaki ayrılıkların aksine Başkan Trump’ın sosyal medya hesabı üzerinden değil, Beyaz Saray'dan bir yardımcısı tarafından duyuruldu.

Beyaz Saray İletişim Direktörü Cheung, X'teki paylaşımında şunları ekledi:

“Amerikalı işçileri korumak, adil çalışma uygulamalarını hayata geçirmek ve Amerikalıların hayatlarını iyileştirmek için yeni beceriler edinmelerine yardımcı olmak konusunda harika bir iş çıkardı.”

Cheung, Çalışma Bakanlığı'nın iki numaralı ismi Keith Sunderland’ın geçici olarak Chavez-DeRimer’in görevini üstleneceğini belirtti.

Oregon eyaletinden olan 58 yaşındaki eski temsilci, bakanlığa aday gösterildiği dönemde, milyarder Cumhuriyetçi Başkan’ın yönetimini oluşturan birçok iş dünyası liderinin tutumunun aksine, sendikalara yakın bir isim olarak görülüyordu.

Görev süresi boyunca, Trump'ın geçtiğimiz yıl ocak ayında Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana diğer birçok bakanlıkta olduğu gibi, bakanlığından binlerce çalışan ya işten çıkarıldı ya da ayrılmaya zorlandı. Ancak bazı skandallar, onun hükümetten ayrılmasını hızlandırdı.

ABD gazetesi New York Post’a göre Lori Chavez-DeRemer hakkında, bir astıyla ‘uygunsuz’ bir ilişki yaşadığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Ayrıca, mesai saatlerinde ofisinde alkol tükettiği ve resmi seyahatler yaptığını iddia ederken, bunların aslında ailesi ve arkadaşlarıyla yaptığı eğlence amaçlı geziler olduğu ortaya çıktığı için dolandırıcılıkla suçlanıyor.

Beyaz Saray, geçtiğimiz ocak ayında bir sözcüsü aracılığıyla bu suçlamaları ‘asılsız’ olarak nitelendirdi.

New York Times gazetesine göre Lori Chavez-DeRemer, bakanlık çalışanları tarafından zehirli bir çalışma ortamı yarattığı iddiasıyla üç kez şikayet edilmişti.

Gazete geçtiğimiz şubat ayında davaya yakın kaynaklara ve polis belgelerine dayandırdığı haberde, bakanın eşi Sean DeRemer’in en az iki kadın çalışan tarafından kendilerine yönelik cinsel tacizle suçlanmasının ardından bakanlığa girişinin yasaklandığını bildirdimişti.


İran'a karşı izlediği stratejiyi savunan Trump, bunu eleştirenleri “hain” olarak nitelendirdi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

İran'a karşı izlediği stratejiyi savunan Trump, bunu eleştirenleri “hain” olarak nitelendirdi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı yakınlarında İran bandralı bir yük gemisini alıkoymasının ardından İran ile müzakerelerin ikinci turuna ilişkin şüphelerin ortaya çıkmasının ardından dün İran'a karşı savaş stratejisini savundu. Trump, stratejisini eleştirenleri ve şüphecileri hedef alarak onları ‘hain’ olarak nitelendirdi.

Trump, geçtiğimiz hafta ABD'nin İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başlamasından bu yana ilk kez bu türden bir müdahalede bulunurken İran ordusu misilleme yapacağına dair söz verdi.

Trump, yardımcısı J.D. Vance, damadı Jared Kushner ve özel temsilcisi Steve Witkoff'un pazartesi günü İslamabad'a gideceklerini söyledi. Pakistanlı yetkililer, görüşmelerin yapılacağı yeri hazırlıyordu.

Ancak İranlılar, ABD ile ikinci bir müzakere turu düzenleme taahhüdünü teyit etmediler. Associated Press'in (AP) bildirdiğine göre Vance'in konvoyu daha sonra Beyaz Saray'da görüldü.

Trump, çarşamba günü saat 00:00'da (ABD'nin doğu kıyısı saatine göre salı günü saat 20:00'da) sona erecek olan ateşkesin yenilenmesinin ‘pek mümkün olmadığını’ ekledi.

Bu gerginlik, İran'ın baş adli tıp uzmanına göre yaklaşık iki aydır süren ve ülke içinde en az 3 bin 375 kişinin ölümüne yol açan çatışmaların ardından, küresel ekonomiyi sarsan enerji krizini daha da şiddetlendirme tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.