Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor
TT

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika 2021’e silahlı çatışmalardan uzak, güvenli bir Kıta'ya ulaşma hayallerini yıkan geçen yılın acılarıyla giriyor. Öyle ki Kıta çabalarında, 2063 stratejik projeksiyonu olan, ‘2020’ye kadar silahların susturulması’ vizyonunun en önemli hedeflerine ulaşmada başarılı olamadı. Yakın zamanda Güney Afrika’daki Johannesburg şehrinde düzenlenen Afrika Birliği (AfB) devlet ve hükümet başkanlarının 14’üncü olağanüstü zirvesi, ‘silahları susturma’ girişimini 10 yıl daha uzatmaya karar verdi.
Gözlemcilerin ‘dünyanın en kanlı’ olarak nitelendirdiği terör gruplarına ve eylemlerine tanık olduğu 12 ayın ardından Kıta, terör gruplarının faaliyetlerini genişletme ve artırma beklentilerinin ortasında kalkınma ve güvenlik hayallerini engelleyen yeni bir siyasi ve güvenlik krizleri yılına giriyor. Söz konusu eylemlerin yeni yılda da devam edeceğini belirten gözlemcilere göre terör grupları, ‘varlıklarını artırmak ve Afrika'da daha fazla destekçiyi harekete geçirmek için’ birçok ülkedeki siyasi faaliyetlerin koşullarından, seçimler yapma ve hükümetleri değiştirme çabalarından yararlandılar. Aynı şekilde Afrika, onlarca yıldır yoksulluktan mustarip olan Kıta'ya daha fazla ekonomik ve sağlık yükü getiren Kovid-19 salgınıyla mücadeleyi de sürdürüyor. Bu durum, Afrika’daki ölüm ve vaka sayılarıyla ilgili açıklanan verilere ise yansıtılmıyor.
Kovid-19 salgını, Afrika’daki sıtma, ebola ve diğer salgın hastalıkların olduğu listede yeni bir isimden başka bir şey değil. Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada belki de bu yüzden virüs bulaşanların sayısı açısından Kıta'nın daha iyi bir durumda olduğunu söyledi. Dr. Şabane, Afrika’nın salgın hastalıklarla mücadele etmeye adeta alıştığına dikkat çekti.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre Afrika’da Kovid-19 ile enfekte olan kişi sayısı 2 milyona yakın. Uzmanlar ve gözlemciler bu sayının bir milyardan fazla insanın yaşadığı Kıta'da çok daha yüksek olduğu görüşündeler. Sahra Altı Afrika bölgeleri salgının etkileri nedeniyle 25 yıldır ilk kez ekonomik durgunluk yaşıyor. Dünya Bankası’na göre Sahra Altı Afrika’daki ekonomik büyümenin 2020’de yüzde 3,3 oranında düşmesi bekleniyor. Bu durum Kıta'da 115 milyar dolar olarak tahmin edilen kayıplara neden olacak. Yaklaşık 40 milyon insanı aşırı yoksulluğa itecek ve okulların kapatılması nedeniyle 253 milyon öğrencinin eğitimini sekteye uğrayacak.

Yeni seçimler
Afrika Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan ‘Güvenlik ve Barış Konseyi’ raporuna göre seçim yılı olarak nitelendirilen 2020’nin ardından Kıta'nın 2021 yılında dokuz başkanlık oylamasına sahne olması bekleniyor. 2020 yılında adaylara yönelik halk protestolarıyla eş zamanlı olarak bazı Afrika ülkelerinde parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti. Osman Gazal geçen mart ayında Komorlar’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dördüncü dönemini kazanmayı başarırken Devlet Başkanı Paul Biya da Kamerun’da iktidara geri döndü. Aynı şekilde Alpha Conde, Gine’de üçüncü, Alassane Ouattara da Fildişi Sahili’nde üçüncü ve Roch Kabore de Burkina Faso’da ikinci dönemi kazanmayı başardı. Benin ve Burundi devletlerindeki seçimlerin yanı sıra Gana’nın mevcut Devlet Başkanı Nana Akufo Addo da ikinci bir dönem daha elde etti.
Adaylara yönelik halk protestolarının gücüne rağmen seçim sonuçları gösterileri yansıtmadı. Hatta bazı ülkeler, daha fazla kontrol sağlamak için Kovid-19 salgınından yararlandılar. (Dr. Hamdi Abdurrahman’ın ‘Qiraat African’ internet sitesinde yayınlanan araştırmasına göre) Seçim süreçleri, Afrika’daki salgının başlıca kurbanlarından biri haline geldiler. Araştırmada şu ifadelere yer verildi:
“Bazı ülkeler, siyasi hedeflere ulaşmak için karantina ve sağlık kapanmaları koşullarından yararlandılar. Bu bağlamda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali seçimleri erteledi. Bu durum daha sonra Tigray bölgesinde devam eden çatışmalara yol açtı. Pandeminin yankılarına yanıt olarak alınan seçmen kaydı ve genel oy kullanma usullerini erteleme veya bunlara müdahale etme kararları, ‘seçimlerin güvenilirliği, siyasi açıdan güven inşa edilmesi ve Kıta genelinde başkanların ve milletvekillerinin zaman sınırlarına uyması’ üzerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Seçimler hükümetler tarafından siyasallaştırıldıkça muhalefet grupları yönetimlerin tepkisini eleştirmek için komplo teorilerini kullanmaya devam edecekler.”

Tigrayanlar ve iç savaş korkuları
Afrik terörizme, neden olduğu kurbanlara, yol açtığı güvenlik dengesizliğine ve kargaşaya ek olarak yeni yılda da bir dizi kronik iç silahlı çatışmayı miras aldı. Geçen yıl bazı çatışmaların yenilenmesine, özellikle de Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Debretsion Gebremichael başkanlığındaki Tigray bölgesi isyancıları arasında Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki çatışmalara tanık olundu.
Gerçekte Etiyopya’nın istikrarını ve etnik grupların bir arada yaşam geleceğini tehdit eden Tigray’daki çatışma, Etiyopya'daki iktidarı kontrol etme arayışındaki tarihsel çatışma mirasının bir uzantısıdır. Öyle ki Etiyopya, en büyüğü yüzde 40 ile Oroma olmak üzere 85 farklı etnik gruptan oluşuyor. Tigrayan Kurtuluş Cephesi’nin de dahil olduğu silahlı hareketler koalisyonunun Mengistu Haile Mariam yönetimini devirme başarısı sonrasında Tigrayanlar, 1991'den 2018'e kadar uzun yıllar boyunca halkın yalnızca yüzde 6’sını oluştursalar da büyük avantajlar elde ettiler. İktidarda önemli pozisyonlar üstlendiler. Ancak Nisan 2018’da Oroma aşiretine mensup Abiy Ahmed’in iktidara gelmesiyle durum değişti. Bilindiği üzere Tigray’daki çatışma, Abiy Ahmed bölgenin kontrolünü ilan edip liderlerini en çok arananlar listesine koyana kadar üç haftadan fazla devam etti.
Bu çatışma bölgenin istikrarı tehdit ediyor. Aralarında müzakere edilen çözüm ve iç savaş da olmak üzere durumun çözümü için birkaç olası ‘senaryo’ mevcut. Ancak Dr. Şabane, Kızıldeniz rotasını kontrol eden Afrika Boynuzu’ndaki koşulların infilak etmesinin sonuçlarına tahammül göstermeyecek olan uluslararası toplumun müzakere senaryolarına öncelik verme olasılığına dikkat çekti. Aynı şekilde Dr. Abdurrahman da Afrika’nın Başkan Donald Trump yönetiminin öncelikleri listesine girmesi sonrasında başkan seçilen Joe Biden’in, ABD ve Afrika arasındaki ilişkileri yeniden canlandırmasını bekliyor.

Nadha Barajı meselesi
‘Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ tarafından 2021 beklentilerine ilişkin yayınlanan bir araştırmaya göre Etiyopya’nın krizleri, içteki etnik çatışmalarla sınırlı değil. Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki anlaşmazlık halen devam ediyor. Bu durum gelecekte Kıta'daki bölgesel gerginlikleri daha da şiddetlendirme tehdidi oluşturuyor. Araştırmada şu ifadeler kullanıldı:
“Nahda Barajı, hızlı bir çözüm için net bir ufuk olmadan müzakerelerin sürdüğü dönedme Etiyopya'nın inatçı bir yaklaşım benimsemeyi sürdürmesi ilişkiler açısından gerilim kaynağıdır.
Etiyopya, kalkınmayı sağlamak amacıyla Nil’in ana kolu üzerine baraj inşa etmeye devam ediyor. Mısır ise bu durumu tehdit olarak görürken barajın, tarım ve içme suyu başlıklarında yüzde 90 bağımlı olduğu Nil suyundaki payını yılda yaklaşık 55 milyarküp etkilemesinden endişe ediyor.
2020 yılı Etiyopya, Mısır ve Sudan’daki yetkililerin karşılıklı açıklamalarına ve suçlamalarına sahne oldu. Mısır, Etiyopya’yı ‘uzlaşmazlık’ ile suçlarken kriz geçen ekim ayında ABD Başkanı Trump’ın yaptığı açıklamanın ardından daha da şiddetlendi. Trump, “Bu çok tehlikeli bir durum. Çünkü Mısır bu şekilde yaşayamayacak. Sonunda barajı havaya uçuracaklar” açıklamasında bulunmuştu. Etiyopya, Trump’ın ifadelerini eleştirerek ABD Büyükelçisi'ni açıklama yapmaya çağırmıştı. 2021 yılında askeri çözümün ciddiyeti ve uygulanma zorluğu göz önüne alındığında, ilgili ülkelerin müzakere masasına geri dönmesi bekleniyor.

Terör hayaleti
Afrika meselelerinde uzman araştırmacı ve ‘Pharos Danışmanlık ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ Genel Koordinatörü olan Dr. Nermin Tevfik’e göre 2021 yılında Afrika’nın istikrarını tehdit eden sıcak konular arasında ‘hükümetlerin Kovid-19 virüsüyle mücadele etme endişelerini’ sömürmesi ve faaliyetlerini artırması beklenen terör grupları meseleleri de yer alıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Tevfik şu değerlendirmelerde bulundu:
“Beklentiler, 2020’nin başlarında Afrika’daki terör saldırılarının virüs nedeniyle azalabileceğine işaret ediyordu. Ancak gerçekler tersini kanıtladı. 2021 yılında da devam etmesi beklenildiği üzere terör grupları birden fazla yerde saldırı düzenlediler.”
ABD Maryland Üniversitesi Terör ve Aşırılıkla Mücadele Merkezi ile iş birliğiyle Avustralya’nın Sidney şehrindeki Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından Kasım 2020’de yayınlanan 2020 Terörizm Endeksi raporuna göre terörizmden en çok Sahra Altı Afrika ülkeleri etkilenecekler. Bu bölgedeki ölümlerin yaklaşık yüzde 41’i terör örgütü DEAŞ’a atfedilen terör saldırılarında yaşandı. Yeni yılda da Afrika’nın genişleyen coğrafyasında terör faaliyetlerinde artış yaşanması bekleniyor. DEAŞ, iki yıl önce Kuzey Afrika’daki konuşlanmasının ardından Sahra Altı Afrika’da genişlemeye gitti. Bu çerçevede Dr. Tevfik “DEAŞ, Afrika’dan konuşlanmasından daha önce El-Kaide ile nüfuz mücadelesine girdi. Bu, devam etmesi beklenen ve terör saldırılarının gücünü etkileyebilecek bir çatışma olarak görülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Tevfik, “DEAŞ ve El-Kaide’nin yanı sıra Boko Haram da 2014’te DEAŞ’a bağlılığını ilan eden, Kıta'daki en etkili terörist harekettir” ifadelerini kullandı. Boko Haram hareketi, Nijerya’da hükümetle iletişim kurmakla suçladığı 43 çiftçinin katledildiği ‘yılın en acı” eylemi de dahil olmak üzere çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi. Geçen mart ayında Kıta'nın kuzeydoğusundaki Mozambik, Cabo Delgado Bölgesi’ndeki Mocimboa da Praia şehrinin silahlı bir grup tarafından ele geçirilmesinin ardından yaklaşık 30 kişinin ölümüne yol açan bir terör olayına tanık oldu.
Kıta'da terörizmle mücadeleye yönelik uluslararası ve yerel çabalara rağmen terör, ister Kovid-19 ile mücadele isterse seçimler olsun siyasi ve ekonomik olaylardan yararlanarak genişliyor ve daha tehlikeli bir hale geliyor. Tevfik’e göre terör grupları, gençleri kendilerine çekmek için dışarıdaki siyasi olaylardan ve Filistin davasındaki gelişmelerden de faydalanıyor.
Somali ve Cibuti de ABD güçlerinin ülkeden çekilmesinin ve terörist Eş-Şebab Hareketi’nin devam eden eylemlerinin ardından, Somali’deki güvenlik açığı ile ilgili endişelerin ortasında yeni seçimlere hazırlanıyorlar.

‘Kırılgan’ siyasi anlaşmalar ve sınır dışı edilen krizler
Libya’da çatışan tarafları arasında geçen ağustos ayında ateşkes anlaşması duyuruldu. Libya Temsilciler Meclisi'nin ülkede yeni bir savaşın patlak verdiğine dair uyarıları ortasında ülke yeni yıla başladı.
Anlaşmanın çatışan taraflar arasında kapsamlı bir ulusal uzlaşı çağrısında bulunan ve ülkeyi gelecek mart ayına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapmaya hazırlayan bir ateşkes sağladığını belirtmekte fayda var.
Anlaşma, uluslararası toplum tarafından destekleniyor. Ancak Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane de dahil olmak üzere bir dizi gözlemci, anlaşmanın bozulmasını bekliyor. Şabane konuya dair şunları söyledi:
“Ateşkes ilan etmek; özellikle de silahsızlanmanın karşı karşıya olduğu ciddi zorluklarda geçici bir ateşkes sağlamayı, zaman kazanmayı, ittifakları pekiştirmeyi, silah biriktirmeyi ve savaşmaya devam etmeyi amaçlayan bir taktiktir.”
Anlaşmaya rağmen Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Temsilciler Meclisi arasında halen vizyon farklılıklarının mevcut olması, gelecekle ilgili endişeyi artırıyor. UMH, ateşkesi Sirte ve Sufra’daki silahsızlanma ile ilişkilendiriyor ve her iki taraftaki polis güçlerinin de kendi içlerindeki güvenlik düzenlemeleri konusunda uzlaşı sağladığını savunuyor. Diğer taraftan meclis ise Sirte’nin bir geçiş hükümetinin geçici başkenti olması gerektiğini savunurken çeşitli bölgelerden resmi bir polis gücünün durumu güvence altına alması gerektiğini belirtiyor.
Libya gibi Tunus da yeni yıla artan siyasi gerginlikler ve muhalefetin Tunus Parlamento Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’ye ‘bireysel bir yönetim empoze etme ve devlet kurumlarını ortadan kaldırma’ suçlamaları ortasında girdi. Muhalif partiler, hükümete kabine değişikliği yapılması için baskı uyguluyorlar
Tunus ve gelişmekte olan ülkelerin ‘yürütme otoritesini parlamento lehine zayıflatan bir parlamenter sistem hususunda henüz yetkin olmadığını’ göz önünde bulundurursak 2021 yılı, bazılarının başkanlık sisteminin ‘değiştirilmiş bir parlamenter sistem’ ile değiştirilmesi önerisi de dahil olmak üzere yönetimin geleceği konusunda daha fazla tartışmaya neden olabilir. Diğer yandan, gelecek aylarda ulusal ve İslami akımlar ile Habib Burgiba ve Zeynel Abidin bin Ali dönemleri yandaşları arasındaki mücadelenin yeni bir safhaya girmesi bekleniyor.

FOCAC-8 ve Afrika-Çin ilişkilerine bir bakış
2021 yılında, Senegal’in başkenti Dakar’da sekizinci ‘Çin-Afrika İşbirliği Forumu’ (FOCAC) düzenlenecek. FOCAC, üç yılda bir Çin ve Afrika ülkelerinden politikacıları bir araya getiren diplomatik bir konferans niteliğinde. Genel olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) yıllık faaliyetlerinden daha fazla Afrikalı lideri kapsıyor.
Bu yıl forum yalnızca Afrika açısından değil, Kıta ülkelerinin ekonomilerine ve altyapısına on yıllar önce girmeyi başaran Çin’in küresel olarak artan rolü nedeniyle de özel bir önem taşıyor. Gözlemciler, Dakar’da düzenlenen sekizinci ‘FOCAC’ forumu sırasında listelenen konuların önceki forumdan farklı olacağı görüşündeler. Çin’in Afrika’daki faaliyetlerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığı döneminde Washington tarafından ağır eleştirilere maruz kaldığı biliniyor. Bunun yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Pekin’i Afrika ülkelerine ‘boş vaatler vermekle’ suçladı. Bu nedenle Beyaz Saray’daki yönetim değişikliği ile forumda, yeni başkan olarak seçilen Joe Biden’in önceliklerinin Afrika ve Çin meselelerine nasıl yansıyacağı ele alınacak. Yeni Demokrat yönetimin kışkırtıcı ifadeler kullanmaktan kaçınması beklense de Çin’in Afrika’ya girmesinin ciddiyetinin de farkında olacağı biliniyor. Büyük olasılıkla Washington’ın gelecek politikaları ve tepkileri, Afrika ve Çin taraflarının Dakar’da müzakere edecekleri ana konular arasında yer alacak.



Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Venezuela ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağını duyurdu

Trump, Truth Social'da paylaştığı gönderide, "Tüm havayollarına, pilotlara, uyuşturucu kaçakçılarına ve insan kaçakçılarına: Venezuela üzerindeki ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağı konusunda uyarıda bulunun" ifadelerini kullandı.

New York Times'da dün yayınlanan bir habere göre, Trump geçen hafta Venezuelalı mevkidaşı Nicolás Maduro ile görüştü ve görüşmede Amerika Birleşik Devletleri'nde bir görüşme olasılığı ele alındı.

Geçtiğimiz hafta ABD, büyük havayollarını Venezuela üzerinde uçarken "kötüleşen güvenlik koşulları ve ülke içinde ve çevresinde artan askeri faaliyetler" nedeniyle "potansiyel olarak tehlikeli bir durum" konusunda uyardı.

Venezuela, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin uyarısı üzerine ülkeye uçuşlarını askıya alan altı büyük uluslararası havayolunun işletme haklarını iptal etti.

Trump yönetimi, Karayipler'deki büyük askeri yığınağıyla, özellikle de dünyanın en büyük uçak gemisini bölgeye konuşlandırarak Venezuela üzerinde yoğun bir baskı uyguluyor.

Washington, amacın uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olduğunu söylerken, Karakas nihai hedefin rejim değişikliği olduğunu savunuyor. Eylül ayından bu yana ABD güçleri, Karayipler ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığından şüphelenilen 20'den fazla tekneyi imha etti ve bu saldırılarda 83'ten fazla kişi hayatını kaybetti.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.