Mısır’ın Libya sahnesindeki adımlarının perde arkasında ne var?

Bölgesel pazarlık ve anlaşma yapma arayışındaki Türkiye’yi Trablus’ta zorlu bir sınav bekliyor

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
TT

Mısır’ın Libya sahnesindeki adımlarının perde arkasında ne var?

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)

Tarık Fehmi
Mısırlı güvenlik birimlerinden bazı yetkililerin ve siyasi isimlerin yer aldığı bir heyetin Libya’nın batısına yaptığı ziyaret pek de sürpriz sayılmazdı. Zira Mısır’ın son dönemde Libya'daki tüm adımlarının hâlihazırda Türkiye için önceliklerini yeniden düzenlemesini ve genel önlemlerden siyasi ve güvenlik önlemlerine geçmesini gerektiren bir endişe kaynağı olmasından dolayı bazılarının düşündüğü gibi beklenmedik bir ziyaret değildi. Mısır'ın, boyutları herkes tarafından anlaşılan mevcut siyasi ve stratejik dengeye zarar vermeden Cufra hattına ve ticaret dosyasında belirttiği ilkelere bağlı kalması, Türkiye’nin genel önlemlerden siyasi ve güvenlik önlemlerine olmak üzere önceliklerini gözden geçmesine neden oldu. Mısırlı heyetin Trablus ziyareti, Mısır'ın Libya'daki gelişmelere yönelik politikasında büyük bir değişikliği değil, daha ziyade siyasi ve stratejik konumunu netleştirmek için verilen bir mesajı temsil ediyor. Mısır verdiği bu mesajlarla, Trablus'la konuşabileceğini, bunun için imkanları olduğunu ve mevcut durumu kalıcı olarak kabul etmediğini belirtmiş oldu.

Çok yönlü hamleler
Mısır’ın doğrudan müdahalesi, ülkede askeri seçeneğin mevcut sorunu çözmeyeceğinin dillendirilmesinin yanı sıra, Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) sorunu askeri olarak çözememesi ve Türkiye'nin müdahalesi ile Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) verdiği desteğin askeri bir başarı elde edememesi çerçevesinde Libya’nın batısındaki arabulucular aracılığıyla değil, Libya denkleminin yeniden dengelenmesiyle sonuçlanacaktır. Bununla birlikte Türk tarafı doğrudan bir yüzleşme istemiyor ve halen paralı askerlere bağımlı durumda. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 18 ay boyunca Libya’da kalması ve faaliyet göstermesi için çıkarılan tezkerenin yenilenmesi ise Türk tarafının Libya’dan hiç ayrılmayacağı ve stratejik konumlanma arayışında olduğunu teyit ediyor.
Mareşal Hafter’in açıklamaları, Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığını vurmaya yönelik tehditleri ve ‘işgalci Türkiye’yi ülkeden çıkarmak’ için yeniden silahlanma fikrini ortaya atması son dönemde tahmin edilenden ve bilinenden farklı bir durum olduğunu ortaya koymaktadır. Hafter, Libya'nın 69. Bağımsızlık Günü yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada, “Bugün tüm dünyaya, sömürgecinin gölgesinde barış olmadığını ve Libya topraklarındaki varlığına karşı sağlam bir duruş sergilediğimizi hatırlatıyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Ardından Türkiye’nin Hafter’e yanıtı gecikmedi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TSK’nın en üst rütbeli komutanlarıyla birlikte Libya’yı ziyaret etti. Bununla birlikte, özellikle Kahire'nin ana taraf olması, BAE'nin bu bağlamdaki doğrudan tutuma sahip olmasından ve daha önce LUO’nun hedefinin özellikle oyunun kurallarını değiştirmek ve BM’nin ateşkese dayalı diyalog ve taahhütler yürütmeye yönelik devam eden girişimleri ışığında yeni kurallar oluşturmak için çalışmak şeklindeki yaklaşımları ile ilgili askeri ve siyasi görüşlerini ifade ettiklerinden kendi kapsamında kalıyor. Fakat muhtemelen 5+5 Libya Ortak Askeri Komite görüşmeleri bu meselenin dışında kalacaktır.
Kahire, yalnızca İçişleri Bakanı Fethi Başağa ve onun yakın çevresi düzeyinde olmayan algılara, vizyonlara ve ilan edilmemiş temaslara değil, aynı zamanda Libya’nın batısındaki tüm taraflarla temaslara sahiptir. Tıpkı daha önce Hurgada toplantıları öncesi ve sonrasında bazı unsurlarla iletişime geçtiğinde olduğu gibi. Bu durum, Mısır'ın özellikle çatışan tarafların daha önce Kahire’de bir araya gelmelerinde doğrudan arabuluculuk rolünü üstlendiğinden iki tarafla da ilişkilerinde gerçek bir itibara sahip olduğunu göstermektedir. Mısır’a göre Libya, Doğu Akdeniz'deki müzakereler, temaslar ve planların yanı sıra Türkiye’nin önemli bölgesel pazarlıklar, anlaşmalar ve düzenlemelerin sonuçlandırılması konusundaki çabaları ve son dönemde Türk siyaset sahnesinde ve basınında Mısır ile müzakereler için adeta lütuf ister bir dille ifade edilen ekonomik çıkarların güvence altına alınması koşuluyla Akdeniz Gaz Forumu'na etkili bir taraf olarak girme arayışı açısından bir bütünün parçasıdır. Mısır da bu duruma iyi planlanmış bir siyasi ve askeri strateji çerçevesinde ihtiyatla yaklaşmaktadır ve LUO’nun Libya'nın batısına yönelik saldırısına ilişkin bazı çekincelerini belirtmiştir.  Kahire'nin geride durmasının ve üslerinden, hamlelerinden ve askerlerinden yaklaşık bin kilometre uzakta olan askeri operasyonun başarısı konusunda şüphelerinin olmasının Türk tarafının Trablus'a girmesi için bir gerekçe oluşturduğu da açıktı.
Mısır’ın Libya’nın batısı ile teması, en nihayetinde Genel İstihbarat (GID) Şefi Tümgeneral Abbas Kamil'in ziyaretinin ve ardından Mısır heyetinin ziyareti, Libya’nın doğusu ve hatta Güney Libya ile devam eden siyasi ve stratejik iletişim bağlamında yeni senaryoları ortaya çıkaracaktır. Mısır, Libya sorununun çözüm yolları, uluslararası eylemler ve Rusya ile Fransa’nın dolaylı varlığı çerçevesinde tüm taraflara askeri değil siyasi seçeneğe hizmet eden, siyasi ve stratejik bir yol inşa edilmesi gerektiğine dair açık ve net bir mesaj gönderiyor. Öte yandan Cezayir ve Tunus olup biteni yakından takip ederken özellikle de Mısır adımının yeniden yaklaşarak ve Mısır'ın Batı Libya ile ilişkisini yönlendirerek komşu ülkelere bölgesel mesajlar iletmesini umuyorlar. Çünkü son aylarda sayıları artan öneriler engellenebilir veya bazı girişimler sona erdirilebilir. Bu da Mısır’ın katılımını etkileyebilir.
Türk tarafının askeri bir politika benimseme ve Libya’nın batısında askeri vesayeti dayatma konusundaki girişimi ile aralarında Müslüman Kardeşlerle ilişkili güçler içinden olanların dahi bulunduğu Libya’nın batısındaki bazı liderlerin ifade ettiği birtakım çekinceleri, olup bitenlerin kurallarını ve düzenlemelerini değiştirebilir. Her iki tarafın mahkûm ve unsur takasında bulunmalarının yanı sıra Petrol Hilali Bölgesi anlaşması ve uluslararası varlığın yeniden gözden geçirilmesi bunun kanıtları olarak görülebilir.
Kahire'nin geçtiğimiz Eylül ayında, UMH’yi destekleyen Libya’nın batı bölgesine yaklaşık iki yıllık aranın ardından ziyaretlerinin yeniden başlaması da dikkat çekicidir.
Kahire, Türkiye’nin baskı kurabileceği kartlar arayan ve temel planı Kahire ile olan biteni paylaşmak için gerçek bir diyalog noktasına ulaşmak olan veya en azından Türk tarafının çıkarlarını koruyan mevcut bir ortam yaratmaya çalışan hamleleri çerçevesinde gelişmeleri takip ediyor ve stratejisini de sakin bir şekilde belirliyor. Özellikle Türkiye-Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, ortaklık anlaşmalarının sınırlarının çizilmesi ile askeri mevkilerde stratejik yoğunlaşma ve konuşlanma noktalarının belirlenmesi, askeri varlığını teyit etmeyi değil, temelde yerleşik bir üssün olmasını gerektirmeyen kalıcı bir askeri varlık arayışını amaçlamaktadır. Bu da biraz zaman alacaktır. Vatiyye Askeri Üssü’ndeki gelişmeler de buna işaret ediyor. Türk tarafının hareketlerinin sınırlarının gerçekten de kısıtlı ve açık olmadığını anlamasıyla birlikte aslında Kahire'nin Libya'da askeri bir müdahaleye hazır olması ve Temsilciler Meclisi’nin UMH güçlerinin ilerleyişi devam ederse müdahale için Libyalı aşiretlerden alınan yetkiyle yurtdışında silahlı kuvvetlerin konuşlandırılmasına onay vermesinin gösterdiği üzere, Mısır’ın caydırıcı adımı nedeniyle gerçek ve etkili sorunlarla karşılaşacaktır.
Bu aynı zamanda, Mısır'ın dolaylı olarak temas hatlarında Türkiye’nin istediği gibi hareket etmesini engelleyen çizgiler çizmesinden ve özellikle Türkiye’nin Mısır heyetinin ziyaretine verdiği tepkiler iyi olmadığından Kahire'nin girişimi ve Libya denkleminin iki tarafı arasındaki genişletilmiş etkileşimin yönünü yeniden ele geçireceğine dair endişelerinden ötürü Ankara’nın tahminlerini gözden geçireceği düşünülüyor. Bu da Türkiye’nin Libya'daki nüfuzuna ilişkin gerçek sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle üst düzey Libyalı yetkililer, her iki tarafın da mevcut çıkarları ışığında ortak bir zeminde uzlaşı, diyalog ve görüşme yapılması ihtiyacı ile birlikte Mısır’a açık siyasi mesajlar gönderiyorlar.

Son gelişmeler
Tüm bu gelişmelerle doğal olarak Libya dosyasında iş yapma kurallarını değiştirecek ve Mısırlılar, medya kampanyalarından ve Türkiye’nin renkli söylemlerinden uzakta Libyalılarla iletişim için gerçek yollar çizecektir. Aslında Kahire, Libya'nın batısında artık çok sayıda ve doğrudan seçenekler belirliyor. Bu sadece bir ziyaretin yapılması ve siyasi-güvenlik konularının ele alınması ile sona ermeyecektir. Bu nedenle Mısır’ın planı son zamanlarda görüldüğü üzere kapsamlı ve eksiksiz olacaktır. Mısır’ın Trablus Büyükelçiliği yeniden açılacak ve Mısır’ın Tunus Büyükelçiliğine aktarılan çalışmalarına yeniden başlayacak. Mısır'ın Libya topraklarının birliğini savunmaya yönelik her zaman ifade ettiği taahhütleri ve Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki mevcut bölünmenin sürmesinin yanı sıra mevcut çatışma durumu, bölgesel çekişmeler, Avrupa ve Rusya’nın Libya ve Doğu Akdeniz hesapları çerçevesinde tüm sahneyi tüm ayrıntılarıyla birlikte Libya’nın doğusuna aktarırken, Mareşal Hafter ve LUO güçleriyle iyi yapılandırılmış Mısır anlaşmalarına yansıtacaktır.
Ateşkesi istikrara kavuşturmaya yönelik düzenlemeler henüz uygulanmadığı, yabancı güçler Libya'yı terk etmediği ve tüm ana yollar açılmadığı için Libya sahnesinde bir sonraki zorluklar bunlar olacaktır. Libya ordusunun yeniden yapılandırılacağına dair hiçbir işaret bulunmuyor. Aralık 2021'de yapılması planlanan seçimlere eşlik edecek olası Başkanlık Konseyi, Başbakan ve geçiş hükümeti üyelerinin adı da henüz açıklanmadı.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.