Mısır’ın Libya sahnesindeki adımlarının perde arkasında ne var?

Bölgesel pazarlık ve anlaşma yapma arayışındaki Türkiye’yi Trablus’ta zorlu bir sınav bekliyor

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
TT

Mısır’ın Libya sahnesindeki adımlarının perde arkasında ne var?

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)

Tarık Fehmi
Mısırlı güvenlik birimlerinden bazı yetkililerin ve siyasi isimlerin yer aldığı bir heyetin Libya’nın batısına yaptığı ziyaret pek de sürpriz sayılmazdı. Zira Mısır’ın son dönemde Libya'daki tüm adımlarının hâlihazırda Türkiye için önceliklerini yeniden düzenlemesini ve genel önlemlerden siyasi ve güvenlik önlemlerine geçmesini gerektiren bir endişe kaynağı olmasından dolayı bazılarının düşündüğü gibi beklenmedik bir ziyaret değildi. Mısır'ın, boyutları herkes tarafından anlaşılan mevcut siyasi ve stratejik dengeye zarar vermeden Cufra hattına ve ticaret dosyasında belirttiği ilkelere bağlı kalması, Türkiye’nin genel önlemlerden siyasi ve güvenlik önlemlerine olmak üzere önceliklerini gözden geçmesine neden oldu. Mısırlı heyetin Trablus ziyareti, Mısır'ın Libya'daki gelişmelere yönelik politikasında büyük bir değişikliği değil, daha ziyade siyasi ve stratejik konumunu netleştirmek için verilen bir mesajı temsil ediyor. Mısır verdiği bu mesajlarla, Trablus'la konuşabileceğini, bunun için imkanları olduğunu ve mevcut durumu kalıcı olarak kabul etmediğini belirtmiş oldu.

Çok yönlü hamleler
Mısır’ın doğrudan müdahalesi, ülkede askeri seçeneğin mevcut sorunu çözmeyeceğinin dillendirilmesinin yanı sıra, Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) sorunu askeri olarak çözememesi ve Türkiye'nin müdahalesi ile Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) verdiği desteğin askeri bir başarı elde edememesi çerçevesinde Libya’nın batısındaki arabulucular aracılığıyla değil, Libya denkleminin yeniden dengelenmesiyle sonuçlanacaktır. Bununla birlikte Türk tarafı doğrudan bir yüzleşme istemiyor ve halen paralı askerlere bağımlı durumda. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 18 ay boyunca Libya’da kalması ve faaliyet göstermesi için çıkarılan tezkerenin yenilenmesi ise Türk tarafının Libya’dan hiç ayrılmayacağı ve stratejik konumlanma arayışında olduğunu teyit ediyor.
Mareşal Hafter’in açıklamaları, Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığını vurmaya yönelik tehditleri ve ‘işgalci Türkiye’yi ülkeden çıkarmak’ için yeniden silahlanma fikrini ortaya atması son dönemde tahmin edilenden ve bilinenden farklı bir durum olduğunu ortaya koymaktadır. Hafter, Libya'nın 69. Bağımsızlık Günü yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada, “Bugün tüm dünyaya, sömürgecinin gölgesinde barış olmadığını ve Libya topraklarındaki varlığına karşı sağlam bir duruş sergilediğimizi hatırlatıyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Ardından Türkiye’nin Hafter’e yanıtı gecikmedi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TSK’nın en üst rütbeli komutanlarıyla birlikte Libya’yı ziyaret etti. Bununla birlikte, özellikle Kahire'nin ana taraf olması, BAE'nin bu bağlamdaki doğrudan tutuma sahip olmasından ve daha önce LUO’nun hedefinin özellikle oyunun kurallarını değiştirmek ve BM’nin ateşkese dayalı diyalog ve taahhütler yürütmeye yönelik devam eden girişimleri ışığında yeni kurallar oluşturmak için çalışmak şeklindeki yaklaşımları ile ilgili askeri ve siyasi görüşlerini ifade ettiklerinden kendi kapsamında kalıyor. Fakat muhtemelen 5+5 Libya Ortak Askeri Komite görüşmeleri bu meselenin dışında kalacaktır.
Kahire, yalnızca İçişleri Bakanı Fethi Başağa ve onun yakın çevresi düzeyinde olmayan algılara, vizyonlara ve ilan edilmemiş temaslara değil, aynı zamanda Libya’nın batısındaki tüm taraflarla temaslara sahiptir. Tıpkı daha önce Hurgada toplantıları öncesi ve sonrasında bazı unsurlarla iletişime geçtiğinde olduğu gibi. Bu durum, Mısır'ın özellikle çatışan tarafların daha önce Kahire’de bir araya gelmelerinde doğrudan arabuluculuk rolünü üstlendiğinden iki tarafla da ilişkilerinde gerçek bir itibara sahip olduğunu göstermektedir. Mısır’a göre Libya, Doğu Akdeniz'deki müzakereler, temaslar ve planların yanı sıra Türkiye’nin önemli bölgesel pazarlıklar, anlaşmalar ve düzenlemelerin sonuçlandırılması konusundaki çabaları ve son dönemde Türk siyaset sahnesinde ve basınında Mısır ile müzakereler için adeta lütuf ister bir dille ifade edilen ekonomik çıkarların güvence altına alınması koşuluyla Akdeniz Gaz Forumu'na etkili bir taraf olarak girme arayışı açısından bir bütünün parçasıdır. Mısır da bu duruma iyi planlanmış bir siyasi ve askeri strateji çerçevesinde ihtiyatla yaklaşmaktadır ve LUO’nun Libya'nın batısına yönelik saldırısına ilişkin bazı çekincelerini belirtmiştir.  Kahire'nin geride durmasının ve üslerinden, hamlelerinden ve askerlerinden yaklaşık bin kilometre uzakta olan askeri operasyonun başarısı konusunda şüphelerinin olmasının Türk tarafının Trablus'a girmesi için bir gerekçe oluşturduğu da açıktı.
Mısır’ın Libya’nın batısı ile teması, en nihayetinde Genel İstihbarat (GID) Şefi Tümgeneral Abbas Kamil'in ziyaretinin ve ardından Mısır heyetinin ziyareti, Libya’nın doğusu ve hatta Güney Libya ile devam eden siyasi ve stratejik iletişim bağlamında yeni senaryoları ortaya çıkaracaktır. Mısır, Libya sorununun çözüm yolları, uluslararası eylemler ve Rusya ile Fransa’nın dolaylı varlığı çerçevesinde tüm taraflara askeri değil siyasi seçeneğe hizmet eden, siyasi ve stratejik bir yol inşa edilmesi gerektiğine dair açık ve net bir mesaj gönderiyor. Öte yandan Cezayir ve Tunus olup biteni yakından takip ederken özellikle de Mısır adımının yeniden yaklaşarak ve Mısır'ın Batı Libya ile ilişkisini yönlendirerek komşu ülkelere bölgesel mesajlar iletmesini umuyorlar. Çünkü son aylarda sayıları artan öneriler engellenebilir veya bazı girişimler sona erdirilebilir. Bu da Mısır’ın katılımını etkileyebilir.
Türk tarafının askeri bir politika benimseme ve Libya’nın batısında askeri vesayeti dayatma konusundaki girişimi ile aralarında Müslüman Kardeşlerle ilişkili güçler içinden olanların dahi bulunduğu Libya’nın batısındaki bazı liderlerin ifade ettiği birtakım çekinceleri, olup bitenlerin kurallarını ve düzenlemelerini değiştirebilir. Her iki tarafın mahkûm ve unsur takasında bulunmalarının yanı sıra Petrol Hilali Bölgesi anlaşması ve uluslararası varlığın yeniden gözden geçirilmesi bunun kanıtları olarak görülebilir.
Kahire'nin geçtiğimiz Eylül ayında, UMH’yi destekleyen Libya’nın batı bölgesine yaklaşık iki yıllık aranın ardından ziyaretlerinin yeniden başlaması da dikkat çekicidir.
Kahire, Türkiye’nin baskı kurabileceği kartlar arayan ve temel planı Kahire ile olan biteni paylaşmak için gerçek bir diyalog noktasına ulaşmak olan veya en azından Türk tarafının çıkarlarını koruyan mevcut bir ortam yaratmaya çalışan hamleleri çerçevesinde gelişmeleri takip ediyor ve stratejisini de sakin bir şekilde belirliyor. Özellikle Türkiye-Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, ortaklık anlaşmalarının sınırlarının çizilmesi ile askeri mevkilerde stratejik yoğunlaşma ve konuşlanma noktalarının belirlenmesi, askeri varlığını teyit etmeyi değil, temelde yerleşik bir üssün olmasını gerektirmeyen kalıcı bir askeri varlık arayışını amaçlamaktadır. Bu da biraz zaman alacaktır. Vatiyye Askeri Üssü’ndeki gelişmeler de buna işaret ediyor. Türk tarafının hareketlerinin sınırlarının gerçekten de kısıtlı ve açık olmadığını anlamasıyla birlikte aslında Kahire'nin Libya'da askeri bir müdahaleye hazır olması ve Temsilciler Meclisi’nin UMH güçlerinin ilerleyişi devam ederse müdahale için Libyalı aşiretlerden alınan yetkiyle yurtdışında silahlı kuvvetlerin konuşlandırılmasına onay vermesinin gösterdiği üzere, Mısır’ın caydırıcı adımı nedeniyle gerçek ve etkili sorunlarla karşılaşacaktır.
Bu aynı zamanda, Mısır'ın dolaylı olarak temas hatlarında Türkiye’nin istediği gibi hareket etmesini engelleyen çizgiler çizmesinden ve özellikle Türkiye’nin Mısır heyetinin ziyaretine verdiği tepkiler iyi olmadığından Kahire'nin girişimi ve Libya denkleminin iki tarafı arasındaki genişletilmiş etkileşimin yönünü yeniden ele geçireceğine dair endişelerinden ötürü Ankara’nın tahminlerini gözden geçireceği düşünülüyor. Bu da Türkiye’nin Libya'daki nüfuzuna ilişkin gerçek sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle üst düzey Libyalı yetkililer, her iki tarafın da mevcut çıkarları ışığında ortak bir zeminde uzlaşı, diyalog ve görüşme yapılması ihtiyacı ile birlikte Mısır’a açık siyasi mesajlar gönderiyorlar.

Son gelişmeler
Tüm bu gelişmelerle doğal olarak Libya dosyasında iş yapma kurallarını değiştirecek ve Mısırlılar, medya kampanyalarından ve Türkiye’nin renkli söylemlerinden uzakta Libyalılarla iletişim için gerçek yollar çizecektir. Aslında Kahire, Libya'nın batısında artık çok sayıda ve doğrudan seçenekler belirliyor. Bu sadece bir ziyaretin yapılması ve siyasi-güvenlik konularının ele alınması ile sona ermeyecektir. Bu nedenle Mısır’ın planı son zamanlarda görüldüğü üzere kapsamlı ve eksiksiz olacaktır. Mısır’ın Trablus Büyükelçiliği yeniden açılacak ve Mısır’ın Tunus Büyükelçiliğine aktarılan çalışmalarına yeniden başlayacak. Mısır'ın Libya topraklarının birliğini savunmaya yönelik her zaman ifade ettiği taahhütleri ve Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki mevcut bölünmenin sürmesinin yanı sıra mevcut çatışma durumu, bölgesel çekişmeler, Avrupa ve Rusya’nın Libya ve Doğu Akdeniz hesapları çerçevesinde tüm sahneyi tüm ayrıntılarıyla birlikte Libya’nın doğusuna aktarırken, Mareşal Hafter ve LUO güçleriyle iyi yapılandırılmış Mısır anlaşmalarına yansıtacaktır.
Ateşkesi istikrara kavuşturmaya yönelik düzenlemeler henüz uygulanmadığı, yabancı güçler Libya'yı terk etmediği ve tüm ana yollar açılmadığı için Libya sahnesinde bir sonraki zorluklar bunlar olacaktır. Libya ordusunun yeniden yapılandırılacağına dair hiçbir işaret bulunmuyor. Aralık 2021'de yapılması planlanan seçimlere eşlik edecek olası Başkanlık Konseyi, Başbakan ve geçiş hükümeti üyelerinin adı da henüz açıklanmadı.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.