Biden’ın İran'la nükleer anlaşmaya geri dönme planları eleştiri oklarının hedefinde

Pompeo: Tahran’ın UAEK denetçilerini sınır dışı etme tehdidi, uluslararası topluma ve ABD'ye yapılan bir şantajdır

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden (EPA) (AFP)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden (EPA) (AFP)
TT

Biden’ın İran'la nükleer anlaşmaya geri dönme planları eleştiri oklarının hedefinde

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden (EPA) (AFP)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden (EPA) (AFP)

ABD’de bazı çevreler, başkan seçilen Joe Biden'ın, İran ile yapılan nükleer anlaşmaya geri dönme olasılığı çerçevesinde İran’ın nükleer anlaşmaya yönelik ihlallerini sona erdirme konusunda kesin bir taahhütte bulunacağına emin olmadan İran'a yönelik ekonomik yaptırımları kaldırmasından korkuyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) denetçilerini İran’dan sınır dışı etme tehdidinin uluslararası topluma yapılan bir şantaj ve bölgenin güvenliğine yönelik bir tehdit olduğunu söyledi. Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf, İran'ın nükleer anlaşmanın yükümlülüklerini yeniden yerine getirmesi için yaptırımların kaldırılması ve görev süresi biten ABD Başkanı Donald Trump'ın imzaladığı başkanlık kararnamelerinin’ iptal etmesi gerektiğini belirtti.
İran hükümeti, geçtiğimiz günlerde İran Meclisi’nde onaylanan bir yasa çerçevesinde, yeniden yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmeye başlandığını açıkladı.
Avrupalı çevreler ise, İran'ın nükleer tesislerini UAEK denetçilerine açmaya devam ettiğini iddia ederek, İran'ın uran zenginleştirme oranını artırmaya yönelik son adımını hafife alıyor. Ancak İran Meclisi Kum Milletvekili Ahmed Emirabadi Farahani, ‘ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları 21 Şubat’a kadar kaldırmaması halinde söz konusu yasa gereği, UAEK denetçilerini sınır dışı edeceklerini ve gönüllü olarak ek protokolün uygulanmasına son vereceklerini’ söyledi.
Pompeo, ‘İran tehdidinin nükleer anlaşmayı ihlal etmenin ötesine geçtiğini’ söyleyerek, ‘İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) çerçevesinde yasal bir yükümlülüğü olan UAEK denetçilerinin nükleer tesislere erişimine izin vermesi gerektiğini’ sözlerine ekledi. Sonuç olarak, bu taahhütlerin yerine getirilmemesi, İran'ın nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerine aykırı olan önceki eylemlerinin ötesinde bir durumdur.
Pompeo, İran Meclisi’nin Aralık ayında, tüm yaptırımlar kaldırılmadıkça UAEK denetçilerinin sınır dışı edilmesini talep eden bir yasayı onayladığını ve bu yasanın İranlı bir milletvekili tarafından geçtiğimiz cumartesi günü yeniden gündeme getirildiğini belirterek bunun da sadece ABD'nin değil, tüm uluslararası camianın İran'ı taahhütlerini yerine getirmeye zorlama konusunda sorumluluğu olduğunu kanıtladığını da sözlerine ekledi.
 ‘İran'ın küstahlığının’ konumunu güçlendirmeyeceği, bunun yerine daha fazla izole edilmesine ve baskıya yol açacağı’ konusunda da uyaran Pompeo, “Bu son tehdit, İran rejiminin, İran'ın esasen gizlice inşa ettiği yer altı nükleer tesisi Fordo'da yeniden yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmeye başladığını duyurmasının hemen ardından geldi. Bu da nükleer anlaşmasının bir başka ihlalidir” ifadelerini kullandı.
ABD’nin İran'ın nükleer programının profesyonel ve bağımsız bir şekilde denetlenmesi konusunda UAEK’yı tam olarak desteklediğini vurgulayarak UAEK denetçilerinin İran tarafından sınır dışı edilmesi tehdidinin küresel olarak kınamasını talep eden Pompeo, ‘dünyanın önde gelen terör destekçisi ülkesinin’ hiçbir düzeyde uranyumu zenginleştirmesine izin verilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Biden 2015 anlaşmasına dönme sinyali vermişti
Yeni ABD Başkanı Joe Biden, İran'la nükleer anlaşmaya geri dönme planları nedeniyle eleştiri oklarının hedefi olmuş durumda. Biden geçtiğimiz günlerde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı, ‘İran'ın nükleer programına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırmak, uzatmak ve füze programıyla başa çıkmak için’ yeni bir anlaşma ile geliştirmek istediğini söylemişti.
Biden, seçim kampanyası sırasında, İran’ın insan hakları konusundaki sicili ve ‘ABD’nin bölgedeki dostlarını ve müttefiklerini tehdit eden istikrarı bozan faaliyetleri’ ile yüzleşeceğine söz vermişti. Ancak Biden aynı zamanda yeni bir çerçeve için müzakerelerde bulunmanın tek yolunun önce eski anlaşmaya dönmek olduğunu da vurguladı. Biden'ın dışişleri bakanı adayı Antony Blinken’ın da bu konudaki açıklamalarında belirsizlik olması, bazı çevrelerin endişelerini artırdı. Söz konusu çevreler, İran’ın uranyum zenginleştirme oranını artırmaya yönelik devam eden adımlarının yanı sıra Körfez'deki kötü niyetli davranışlarının ve UAEK denetçilerini sınır dışı etme ve Irak'taki milislerini kışkırtma tehditlerinin, İran’la nükleer anlaşmaya geri döneceğinden emin görünen Biden üzerindeki baskının artmasına katkıda bulunduğu konusunda uyardı. Aynı çevreler, Biden’ın İran rejimini büyük bir ekonomik baskı altına alan Tahran’a yönelik yaptırımları hafifletmeyi kabul ettiğine inanıyorlar. Bunun da İran’ın şantajına teslim olmak anlamına geldiğini düşünen bu çevreler, Washington'ın elindeki en önemli araçlarını terk etmesinin, daha iyi ve daha uzun vadeli bir nükleer anlaşma müzakere etme hedefine ulaşmasını engelleyeceğine inanıyorlar.

Tahran, Trump’ın imzaladığı ‘başkanlık kararnamelerini’ iptal etmesini şart koşuyor
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf, İran’ın nükleer anlaşmadaki taahhütlerini uygulamaya devam etmesi için ABD yönetiminin tüm yaptırımları kaldırmasını ve Trump’ın imzaladığı ‘başkanlık kararnamelerini’ iptal etmesini şart koştu. Kalibaf, ‘Biden’ın imzasının kendileri için bir garanti olmadığını’ belirtirken İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in bu konudaki son açıklamalarını ‘hakla batılı bir birinden ayırmak’ olarak değerlendirdi.
Kalibaf dün Meclis oturumu açılışında, ülkesinin nükleer anlaşmada öngörülen taahhütlere geri dönmesi için yaptırımların kaldırılması gerektiğini belirterek, “Halkımızın ihtiyaçlarını resmi bankacılık mekanizmaları aracılığıyla karşılamak için petrolümüzü satıyor ve gelirlerini kullanıyoruz. Tüccarlarımızın dünya ile ticaret yapmasına izin veriyoruz. İran’ın, eğer ABD Başkanı tüm yaptırımları kaldırmak ve başkanlık kararlarını iptal etmek gibi yükümlülüklerini yerine getirirse nükleer anlaşmadaki taahhütlerini yerine getireceğini teyit ediyoruz” şeklinde konuştu.
Kalibaf sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nükleer anlaşma bizim için kutsal bir anlaşma değil. İran anlaşmayı yaptırımların kaldırılması için kabul etti. Bu yüzden ABD anlaşmaya geri dönmesi bizim için bir önem arz etmiyor. Sadece yaptırımların pratikte ve somut bir şekilde kaldırılmasıyla ilgileniyoruz.”

Hamaney: İran’ın acelesi yok
İran’ın Dini Lideri Hamaney geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, Washington'ın nükleer anlaşmaya dönmesi konusunda ‘İran'ın bir acelesi olmadığını’ söyledi. Ancak Hamaney bunun öncesinde ABD’nin ülke ekonomisini boğan yaptırımlarını kaldırılmasını istediklerini belirtti.
Meselenin ‘ABD’nin nükleer anlaşmaya geri dönmesi veya dönememesi ile ilgili olmadığını, herhangi bir acelelerinin bulunmadığını ve ABD’nin anlaşmaya geri dönmesi konusunda ısrarcı olmadıklarını’ söyleyen Hamaney, İran’ın füze programı ve ABD'nin ile diğer bazı büyük güçlerin talebi olan Ortadoğu'daki müdahalesi konusunda herhangi bir müzakereye girmeye ise sıcak bakmadı.

Hamaney: İran'ın bölgeye müdahalesi devam edecektir
Hamaney, açıklamasında, ABD’nin aksine İran'ın bölgeye müdahalesinin istikrarı sağladığını ve huzursuzluğu önlemeyi amaçladığını söyledi. Hamaney, “İran'ın bölgeye müdahalesi kaçınılmazdır ve devam edecektir” şeklinde konuştu.

FDD: Biden, yaptırımları kaldırırsa, İran’la nasıl müzakere edecek?
Bu arada ABD Başkanı Trump’ın politikalarını destekleyen ABD merkezli muhafazakâr düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) tarafından yayımlanan bir raporda, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu ile aralarında ABD Senatosu'ndaki Demokratlar'ın lideri Chuck Schumer, Demokrat Senatör Bob Menendez ve Demokrat Senatör Joe Manchin’in de bulunduğu birçok demokratın İran ile nükleer anlaşmaya haklı nedenlerle karşı çıktılarını aktardı.
Anlaşma Trump’ın Mayıs 2018'de çekilmesine yol açan ‘kusurlarına’ işaret edilen raporda, söz konusu kusurların ‘başlıca kısıtlamaların sona erme tarihlerini belirtilmesi, denetimlerin talep üzerine reddedilmesi ve İran'ın nükleer programını sürdürmesine izin verilmesinin yanı sıra hızlandırılmış füze programının ele alınmaması, Tahran'a bölgedeki düşmanca davranışları ve terörizme sponsorluk yapması için mali kaynak sağlaması ve insan haklarına yönelik açıkça ihlallerinin görmezden gelinmesi’ olduğu vurgulandı. Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın, ‘anlaşmadaki bu ciddi kusurlara rağmen, İran'la nükleer anlaşmaya varmak için ABD’nin ekonomik baskı ve yaptırımlar uygulamasının gerekli olduğunu doğrulayıp doğrulamadığı sorgulanan raporda, “Biden, İran’a yönelik ekonomik yaptırımları kaldırırsa, İran'la nasıl daha fazla kısıtlamayı müzakere edebilir?” diye soruldu.



Analiz: Trump, şimdiye kadarki ‘en endişe verici destek oranlarıyla’ karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Analiz: Trump, şimdiye kadarki ‘en endişe verici destek oranlarıyla’ karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, ekonomik sorunların seçmen gündemini giderek daha fazla meşgul ettiği bir dönemde, özellikle uzun yıllardır siyasi desteğinin temelini oluşturan konularda benzeri görülmemiş bir popülarite düşüşüyle karşı karşıya. Bu durum, Cumhuriyetçi Parti içindeki çevrelerde artan endişelere yol açarken, olası etkilerine dair uyarılar yükseliyor.

Önde gelen anket analistlerinden Harry Enten, Trump’ın ve Cumhuriyetçi Parti’nin karşı karşıya olduğu durumu ‘tehlikeli bir gösterge’ olarak nitelendirdi. Yahoo/YouGov anketlerine göre, Trump’ın ekonomi ve yaşam maliyetleri konusundaki popülaritesi, şimdiye kadarki en düşük seviyelerine geriledi; düşüşün şiddeti ise dikkat çekici boyutta.

Enten, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Trump ve Cumhuriyetçi Parti için gördüğüm en tehlikeli gösterge bu…” ifadesini kullandı. Enten, uyarılarını sürdürerek, “Temsilciler Meclisi’ne veda, belki de Senato’ya da… Çünkü bu rakamlarla kazanamayacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.

Bu gerileme neden önemli?

Donald Trump’ın popülaritesindeki düşüş yalnızca rakamların azalmasıyla sınırlı değil; bu düşüşün niteliği, nedenleri ve süresi de önem taşıyor. Son anketler, Trump’ın ekonomi ve yaşam maliyetleri konusundaki onay oranlarının tarihinin en düşük seviyelerine gerilediğini ortaya koyuyor; bu iki alan, uzun süredir destek tabanını güçlendirmede kritik rol oynuyordu.

Yahoo/YouGov tarafından yapılan güncel bir ankete göre, Trump’ın ekonomi konusundaki net onay oranı -29’a düştü; bu, başkanlık döneminde Kovid-19 salgınının zirvesiyle karşılaştırıldığında bile en düşük seviyeyi temsil ediyor.

Veriler ayrıca, katılımcıların yalnızca yüzde 26’sının yaşam maliyetleri konusundaki performansından memnun olduğunu, yüzde 67’sinin ise memnuniyetsizliğini ifade ettiğini gösteriyor; bu oran, bu alanda kaydedilen en düşük seviye olarak dikkat çekiyor.

Genel değerlendirmede ise Trump’ın onay oranı yüzde 38, memnuniyetsizlik oranı ise yüzde 59 olarak ölçüldü. Bu veriler, ekonomik kaygıların halkın görüşünü şekillendirmeye devam ettiğini ve enflasyon ile yükselen yakıt fiyatlarının seçmenler için öncelikli endişeler arasında yer aldığını ortaya koyuyor.

Uzun vadede endişe verici göstergeler

Anket uzmanları, Donald Trump’ın düşüşünün sadece geçici olmadığını, olumsuz rakamların sürekliliğinin özellikle endişe verici olduğunu belirtiyor. Belirli olaylara bağlı geçici düşüşlerin aksine, Trump’ın performansı göç, dış politika ve enflasyon gibi birçok alanda sürekli bir gerileme eğilimi sergiliyor.

Enten’in derlediği veriler, Trump’ın aylardır net olumsuz değerlendirmeler aldığını ve bunun geçici dalgalanmalardan ziyade destek seviyesinde yapısal bir zayıflığı işaret ettiğini ortaya koyuyor.

Trump ise bu düşüşü küçümseyerek, anketlere fazla önem vermediğini ve bunun yerine kendi değerlendirdiği ‘doğru kararlara’ odaklandığını ifade etti.

Siyasi açıdan, düşük ve sürekli onay oranları, Cumhuriyetçi Parti’nin 2026 ara seçimlerindeki stratejisini zorlaştırabilir. Bu durum, partinin hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’daki etkinliğini sürdürme şansını olumsuz etkileyebilir.


İran savaşı nedeniyle İsviçre, ABD'ye silah ihracatını askıya aldı

15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)
15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)
TT

İran savaşı nedeniyle İsviçre, ABD'ye silah ihracatını askıya aldı

15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)
15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)

İsviçre bugün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik devam eden saldırılar nedeniyle tarafsızlığını gerekçe göstererek, şirketlere ABD'ye silah ihracatı için lisans vermeyeceğini duyurdu.

Hükümet, "İran ile uluslararası silahlı çatışma içinde olan ülkelere askeri teçhizat ihracatına, çatışma süresince izin verilemez" ifadelerini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "ABD'ye askeri teçhizat ihracatı şu anda yasak" diye belirtildi.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın doğalgaz altyapısına yönelik saldırılarını tekrarlamaması yönündeki çağrısından bir gün sonra, İsrail bu sabah İran'a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu durum, ABD-İsrail çatışmasının tırmanmasıyla birlikte yaşandı.


İran savaşı: “Netanyahu istediğini alırken, Trump’ı zor kararlar bekliyor”

Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)
TT

İran savaşı: “Netanyahu istediğini alırken, Trump’ı zor kararlar bekliyor”

Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)

İran savaşının gidişatı İsrail lideri Binyamin Netanyahu'yu güçlendirirken, ABD Başkanı Donald Trump ve Körfez'deki müttefiklerine zarar veriyor.

Reuters'ın analizine göre Netanyahu açısından bu savaş, İsrail'in siyasi haritasını kendi istediği şekilde yeniden çizmesine olanak sağladı. Dikkatleri Gazze işgalinden uzaklaştırıp, güvenlik alanında başarılı görüldüğü İran'a yöneltti.

Trump içinse durum tam tersi oldu. İsrail'le 28 Şubat'ta ortak başlattığı askeri harekat, Cumhuriyetçi lideri kolayca çıkamayacağı bir çatışmanın içine hapsetti. Ayrıca İran'ın misillemelerinin hedefi olan Körfez'deki müttefikleri için de güvenlik riski ve ekonomik sorunlar yarattı.

Washington'ın eski Ortadoğu müzakerecisi Aaron David Miller şu yorumları paylaşıyor:

Burada kazanan ve kaybeden taraf net. Netanyahu açık ara en büyük kazanan. İsrail'in askeri yetkinliğini kanıtladı. Körfez ülkeleri ise açık ara en büyük kaybedenler oldu.

İran uzmanı Karim Sadjadpour ise Trump'ın İran çatışmalarını Venezuela'ya ocak ayında düzenlediği baskın gibi hızlı şekilde sonlandırabileceğini umduğunu fakat Tahran yönetiminin, onun öngördüğünden çok daha dirençli çıktığını vurguluyor.

Analistlere göre Trump'ın önünde üç kötü seçenek var: Saldırıları uzatabilir, zafer ilan edip Tahran'ın geri adım atmasını umabilir ya da gerilimi ciddi şekilde tırmandırmayı tercih edebilir. Ancak bunların hiçbirinin Beyaz Saray'a net bir çıkış yolu sunmadığı yazılıyor.

İran'ın Hürmüz Boğazını kapatması ve Körfez ülkelerindeki rafinerilere saldırmasıyla enerji piyasaları da alt üst oldu. İsrail'in bu durumdan ABD veya Körfez ülkeleri kadar kötü etkilenmediğine dikkat çekiliyor.

Netanyahu'nun "tam zafer" söylemiyle savaşı uzatmak isteyeceği ancak bunun Beyaz Saray'a ve Ortadoğu'daki müttefiklerine çok daha pahalıya mal olacağı vurgulanıyor.

CNN'in analizinde, bu sebepten dolayı Netanyahu ve Trump arasında ihtilaf yaşanabileceğine işaret ediliyor.

İsrail ordusu, İran'ın güneyindeki Pars doğalgaz sahasına bağlı rafinelere 18 Mart'ta saldırı düzenlemişti. Netanyahu saldırıyı kendi kararlarıyla yaptıklarını savunurken, Trump da saldırıdan önceden haberi olmadığını öne sürmüştü. Ayrıca Netanyahu'yu bir daha böyle bir hamle yapmaması için uyardığını söylemişti.

Ancak kimliğinin açıklanmaması şartıyla CNN'e konuşan bir kaynak, Washington'ın saldırıdan önce bilgilendirildiğini savunmuştu.

Analizde, Trump yönetiminin bu tür açıklamalarla savaşta gerginliğin tırmanmasının asıl sorumlusunun İsrail olduğuna dair bir anlatı oluşturmaya çalıştığı yorumu da yapılıyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters