İsrail’den İran’ın nükleer programını çökertmek için üç seçenek

Biden’ın Tahran ile anlaşmaya dönmesine yönelik endişelerin ışığında askeri seçenek tekrar masaya yatırıldı

İsrail’den İran’ın nükleer programını çökertmek için üç seçenek
TT

İsrail’den İran’ın nükleer programını çökertmek için üç seçenek

İsrail’den İran’ın nükleer programını çökertmek için üç seçenek

İsrailli kaynaklar, İsrail ordusunun İran ile olası bir çatışma karşısında üç askeri seçeneği gözden geçirdiğini belirtiyor. Seçilmiş ABD Başkanı Joe Biden’ın İran’la nükleer anlaşmaya geri döneceğine dair vaatlerde bulunması nedeniyle Binyamin Netanyahu yeni ABD yönetimi ile İran’ın nükleer politikası konusunda yaşayacağı görüş ayrılıklarına hazırlanıyor.
Tel Aviv’deki siyasi bir kaynak dün (Perşembe) İsrail ordusunun “Orta Doğu’daki tehditlerle özellikle de İran’ın nükleer tehdidi ile başa çıkmak üzere gözden geçirilmiş bir planı finanse etmek amacıyla hükümete, bütçesinin artırılması için talepte bulunduğunu ve bunun birkaç milyar dolara mal olacağının tahmin edildiğini” bildirdi.
Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yakınlığı ile bilinen Israel Hayom gazetesi, İsrail ordusunun İran’ın Orta Doğu’daki tehditleri ile mücadele eden ve nükleer çabalarını engellemeye çalışan yeni bir harekât planı üzerinde çalıştığını yazdı. Gazete ordunun “yakın bir zamanda hazır olacak üç seçenekli komplike bir planı siyasi partilere sunmadan önce” tartıştığına işaret etti.
Gazeteye göre “yeni plan, Güvenlik Bakanlığı için milyarlarca dolarlar ek bir bütçe ayrılmasını gerektiriyor.” Siyasi kaynaklar “Maliye Bakanlığı bu ek bütçenin verilmesine karşı çıkıyor ve ordunun bu planı kendi bütçesinden karşılamasını istiyor” dedi. Zira bakanlık yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını yüzünden 160,3 milyar şekele (50 milyar doların üzerinde) ulaşan bütçe açığı ile tarihindeki en büyük bütçe açığına tanık oluyor. Bu da 2019 yılındaki bütçe açığının üç katına tekabül ediyor.
Seçilmiş ABD Başkanı Joe Biden, İran’ın tüm yükümlülüklerine geri dönmesi durumunda anlaşmaya geri dönmek istiyor. İsrail, Biden’ın “daha yumuşak” bir tavır sergilemesinden endişe duyuyor. Dönemi sona eren ABD Başkanı Donald Trump’ın askerî harekât tehditlerine rağmen İran’ın nükleer çalışmalara yönelik attığı adımlar azalmamıştı.
Askeri kaynaklar “ordunun ihtiyaçlarını anlayan ve İran’ın nükleer projesi ile mücadele edilmesi gerektiğini düşünen Netanyahu’nun sorunu çözmek için bir yol bulacağına dair söz verdiğini” kaydetti. Kaynaklar sözlerine şöyle devam etti:
“Tahran, bölgedeki gelişmelerin ciddiyetinin ve nükleer faaliyetlerine duyulan öfkenin ne dereceye ulaştığının farkında değil ve bu yüzden blöf yapıyor. İran, Joe Biden liderliğinde ABD ile yeni bir sayfa açmak için batı ülkeleri ile nükleer anlaşmaya geri dönmek istiyor. Ancak son zamanlarda kendisini nükleer bir bomba elde etmeye yakınlaştıracak bazı adımlar attı. İsrail’de baskın olan görüş, İran'ın bir nükleer santral üretmek için sadece bir yıla ihtiyacı olduğu yönünde. İsrail ordusunda bu planların hazırlanması, İran’ın nükleer programında ilerleme olduğunun ve Tahran’ın nükleer bir bomba üretmek için karar alması durumunda, bu hedefine daha kısa sürede ulaşmasına izin verecek faaliyetlerde bulunduğunun tespit edilmesinin ardından geliyor.”
Israel Hayom bu bağlamda “İran’ın gelişmiş santrifüjlere sahip olmasının yanı sıra üç ton ağırlığında düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyuma da sahip olduğunu ve geçtiğimiz haftadan beri yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmeye başladığını” belirterek, “Tüm bunlardan İran’ın nükleer silah elde etmeye bir adım daha yaklaştığı anlaşılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Gazete, cuma günkü sayısında İsrail Güvenlik Bakanı Benny Gantz tarafından kaleme alınan detaylı bir makaleden bir paragraf alıntıladı. Söz konusu paragrafta şu ifadeler yer alıyordu:
“İran, son yıllarda araştırma ve geliştirme, zenginleştirilmiş materyaller toplama ve ayrıca saldırı gücünü artırma konusunda ilerleme kaydediyor. İran rejimi, her şeyi nükleer silah elde etme gerçeğine götüren bir çalışma sistemi ile yürütüyor. İsrail’in bu İran programlarıyla mücadele etmek için askeri bir seçeneği olması gerektiği aşikâr ve bu konu kaynak ve yatırım gerektiriyor. Şu anda da bunu sağlamak için çalışıyorum.”
Netanyahu’ya yakın bir kaynak, Netanyahu’nun bu dosyayı yürütmek için bir hükümet yetkilisi atamayı planladığını ifade ederek, bu pozisyon için en güçlü adayın gelecek haziran ayında görev süresi sona erecek olan MOSSAD Başkanı Yossi Cohen olduğunu iddia etti. Kaynak bu seçeneği değerlendirirken “İsrail, İran ile gelecekte nükleer araştırmalarını, balistik füzeler geliştirmesini ve bölgedeki askeri faaliyetlerini kısıtlamanın yanı sıra nükleer programını denetlemek için daha uzun bir süreyi kapsayan bir anlaşma yapmak istiyor” dedi.
İran’la diplomatik çalışmalara öncülük eden Demokrat Partili eski ABD Başkanı Barack Obama’nın yönetimi sırasında İsrail, zaman zaman İran’ın nükleer tesislerine önleyici hava saldırıları tehdidinde bulunuyordu.
Bazı Amerikalı yetkililer o sırada askeri cephaneliğinde nükleer silahlar olduğu bildirilen İsrail'in uzaktaki, dağınık ve ağır tahkim edilmiş İran hedeflerini etkili bir şekilde vurma yeteneğini sorguladılar.
İsrailli yetkililer, Biden’in, nükleer program ortadan kaldırılıncaya kadar Trump’ın Tahran’a dayattığı sert yaptırımlar da dahil olmak üzere uyguladığı “azami baskı” politikasını sürdürmesini umduklarını dile getirdiler. Ancak Reuters’a göre Maliye Bakanı Yisrael Katz İsrail Ordu Radyosu’na verdiği demeçte “İran konusunda (Biden ile) görüş ayrılıkları yaşandığını ve elbette bunun bir meydan okuma teşkil edeceğini” itiraf etti.
Katz, Biden’ın nükleer anlaşmayla ilgili yapılacak herhangi bir yeni müzakereye İran’ın balistik füze programını dahil etme niyeti karşısında istekli görünüyordu. Biden tarafından ulusal güvenlik danışmanı olarak atanan Jake Sullivan, bu ayın başlarında CNN’e verdiği röportajda, İsrail’e olası bir imada bulunarak “bölgedeki oyunculara” danışmaya hazır olduklarını belirtti.
İsrail İstihbarat Bakanı Eli Cohen, Ynet televizyonuna verdiği demeçte, Netanyahu hükümetinin yeni ABD yönetimi ile henüz resmi bir diyaloğa girmediğini söyledi. Cohen, İsrail’in gayri resmi kanallardan Biden’i İran konusunda etkilemeye çalışıp çalışmadığı sorusuna yanıt olarak “Evet. Bu yönde bir çaba var” cevabını verdi.



Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.


İngiltere köle ticareti nedeniyle resmî özür dilemeye açık

İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)
İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)
TT

İngiltere köle ticareti nedeniyle resmî özür dilemeye açık

İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)
İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham bu hafta katılacağı Commonwealth Zirvesi öncesinde, İngiltere'nin köle ticaretindeki tarihî rolü nedeniyle resmî özür dilenmesi yönündeki çağrılara açık olduğunu söyledi. Burnham'ın, zirvede mali tazminat talepleriyle karşılaşması bekleniyor.

Burnham, The Guardian gazetesinde yayımlanan yazısında, İngiltere'nin Atlantik ötesi köle ticaretinden zarar görenlerle “yapılandırılmış bir diyalog” başlatmayı teklif ettiğini belirtti. Bu ticaret sırasında en az 12,5 milyon Afrikalı kaçırılarak köle olarak satılmıştı.

Burnham, “İngiliz devleti adına resmî özür çağrılarını dinlemek bu sürecin önemli bir parçası olacak ve ben buna açığım” ifadelerini kullandı.

Ancak Burnham, mali tazminat ödenmesi yönündeki talepleri reddetti. İngiltere halkının bugün, farklı bir dönemde ve farklı yasalar altında gerçekleşmiş, kendilerinin şahsen sorumlu olmadığı tarihî hataların bedelini ödememesi gerektiğini savundu.

Atlantik ötesi köle ticareti veri tabanına göre, 15. ve 19. yüzyıllar arasında milyonlarca Afrikalı Avrupalı tüccarlar tarafından köleleştirildi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre İngiltere, yaklaşık 3,2 milyon kişiyi Atlantik üzerinden taşıdı.

Bu hafta Antigua ve Barbuda'da düzenlenecek Commonwealth Hükûmet Başkanları Toplantısı öncesinde, Karayipler turunu sürdüren Kral Charles da geçmişte yaşanan büyük acıların ve adaletsizliklerin kabul edilmesinin doğru olduğunu söyledi.

Karayip ülkelerinin liderlerinin tazminat taleplerini gündeme getirmesi bekleniyor. Bu talepler genellikle borç yükünün hafifletilmesi, kalkınma finansmanı, eğitim, sağlık hizmetleri ve iklim değişikliğine karşı dayanıklılığın artırılması gibi başlıkları kapsıyor.


Fransa yeni protestolara hazırlanıyor... Almanya'nın 34 kentinde gençlik gösterileri düzenleniyor

Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)
Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)
TT

Fransa yeni protestolara hazırlanıyor... Almanya'nın 34 kentinde gençlik gösterileri düzenleniyor

Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)
Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)

Fransa, bugün yeniden büyük çaplı protestolara sahne olmaya hazırlanıyor. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre bu nedenle yetkililer, ay başında birçok kentte isyan çıkaran grupların yol açtığı yıkımın ardından sokağa çıkma yasaklarını ve toplanma kısıtlamalarını sürdürme kararı aldı.

Yeni olayların yaşanabileceği endişesiyle Paris yönetimi, başkentin merkezinde gösteri yürüyüşlerini yasakladı ve gösterilere yalnızca başkent dışında izin verdi. Merkezi bölgelerde gece sokağa çıkma yasağı da yeniden uygulanacak.

Bununla birlikte Paris İdare Mahkemesi, kent merkezindeki Bastille Meydanı ile Nation Meydanı arasında bir yürüyüş düzenlenmesine izin verdi. Fransız medyasının aktardığına göre İçişleri Bakanı Laurent Nunez, karara itiraz edileceğini açıkladı.

Nunez, kamu düzenini tehdit eden unsurların ve mağazalarla mülklere zarar verilmesi ihtimalinin bulunduğunu belirterek, sokaklarda yoğun polis konuşlandırılacağını duyurdu.

Yetkililer, geçen hafta olayları ve yağmaları önlemek amacıyla 70 bin polisin görevlendirilmesinin ardından yeni protesto dalgasına yüz binlerce kişinin katılmasını bekliyor.

Fransa'da gençlerin gösterileri ekim ayının ortasından bu yana genişleyerek diğer toplumsal kesimleri de içine aldı. Haftalar önce eğitim personeline destek verilmesi ve okulların donanımının iyileştirilmesi talebiyle başlayan hareket, zamanla esas olarak hayat pahalılığındaki keskin artışı protesto etmeye yöneldi.

17 Ekim'de gösteriler sırasında yaşanan şiddet olaylarının ardından polis, geçen cumartesi günü yeni şiddet olaylarının çıkmasını engellemeyi büyük ölçüde başardı.

Almanya'nın 34 kentinde gençlik gösterileri

Almanya'da ise «Gençlik Z Kuşağı Yönetimi Ele Alıyor» (Gen Z Regelt) hareketi, bugün 34 kentte düzenlenecek protesto gösterilerine katılım çağrısında bulundu. Organizatörler, 165 binden fazla kişinin katılmasını bekliyor.

Göstericiler, zorunlu askerlik uygulamasını ve hayat pahalılığını protesto edecek; eğitim, sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve iklim değişikliğiyle mücadele alanlarında yatırımlar yapılmasını talep edecek.

Grup, barışçıl protestoyu savunuyor ve her türlü şiddeti reddediyor. Organizatörler internet sitelerinde aşırılıkçı grupların gösterilere katılmasını veya anayasa karşıtı sembollerin taşınmasını istemediklerini belirtiyor. Ayrıca gösterilere cam eşya veya silah getirilmemesi ve polisin provoke edilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor.

Berlin'de bir lüks giyim mağazasının çalışanları, olası olaylara karşı mağazanın önünü korumaya alıyor. (AFP)
Berlin'de bir lüks giyim mağazasının çalışanları, olası olaylara karşı mağazanın önünü korumaya alıyor. (AFP)

Bazı bölgelerdeki mağazalar, sahiplerinin olası hasar ve karışıklıklardan endişe etmesi nedeniyle kapılarını kapattı.

Alman güvenlik makamları, gösteriler sırasında fiilen şiddet uygulanması yönünde herhangi bir çağrıya ilişkin bilgi almadıklarını açıkladı.

Bununla birlikte İçişleri Bakanlığı sözcüsü, “aşırı sol çevrelerin bazı kesimlerinin yanı sıra yurt dışıyla bağlantılı aşırılıkçı akımlardan münferit grupların” da katılım çağrılarına yanıt verdiğini söyledi.

Organizatörler dün yaptıkları açıklamada, gösterilerde şiddet riskine odaklanılmasının dile getirmek istedikleri gerçek sorunlardan dikkati uzaklaştırdığını belirtti.

Organizatörlere göre Gen Z Regelt hareketi yalnızca birkaç hafta önce kuruldu ve merkezî koordinasyon ekibi 30 kişiden oluşuyor.

Hareket, internet sitesinde 34 kentte düzenlenecek gösterilerin duyurusunu yapıyor. Ancak organizasyonun ve içeriğin sorumluluğunu yalnızca dört kentte üstleniyor: Köln, Berlin, Frankfurt ve Münih.