Afrika’nın Sahel bölgesindeki Fransız askeri varlığı, faydasına ilişkin sorularla karşı karşıya

Paris Mali batağına saplanmış durumda ve terör tehdidini bitiremedi

Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)
Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)
TT

Afrika’nın Sahel bölgesindeki Fransız askeri varlığı, faydasına ilişkin sorularla karşı karşıya

Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)
Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)

Nevfel Şarkavi
Mali’de terör saldırılarının artması sonucu durumun kötüleşmesi, Fransa ordusunun sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan art arda yaptığı hatalar, silahlı grupların terör operasyonlarını varlıklarıyla ilişkilendirmesi ve Malililerin 2017’de patlak veren protestolar çerçevesinde Fransız kuvvetlerinin ülkeden ayrılmasını istemesi Afrika’nın Sahel bölgesindeki bu askeri varlığın faydasına ilişkin soruları akıllara getiriyor.
Bu bölge, dünyanın çoğu bölgesinde köşeye sıkışan terörist gruplar için en önemli sığınaklardan biri sayılıyor. Bölge pek çok kişinin canına mal olan bir dizi saldırının akabinde siyasi, ekonomik ve sosyal durumu bozan kolları ile el-Kaide ve DEAŞ için ana bir üs haline geldi.

Askeri darbe
22 Mart 2012 tarihinde bir grup subay ve asker, ülkenin kuzeyinde bulunan ve düzenli ordunun sahip olduğundan daha üstün silahlar kullanarak peş peşe yaptıkları saldırılarla orduyu büyük bir şekilde sindiren Tuareglerin isyan dosyasını kötü yönettiğini iddia ederek Cumhurbaşkanı Amadou Toumani Toure rejimine karşı askeri darbe yaptı. Toure, tıpkı komşu Nijer’de olduğu gibi Muammer Kaddafi rejiminin düşmesinin ardından Libya’dan gelen sığınmacı savaşçıların silahlanmasına göz yummakla suçlandı.
24 Ocak 2012’de meydana gelen saldırı bardağı taşıran son damla oldu. Ülkenin kuzeyinde Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ve Mağrib el-Kaidesi (AQMI) ve Ensaruddin tarafından askeri bir garnizona düzenlenen saldırıda 70 asker hayatını kaybetti.
Bu şartlar bölgenin istikrarını korumak için bölgesel ve uluslararası eylemleri hızlandırdı. Ülkeler kendi çıkarlarını ve vatandaşlarının güvenliğini korumak için müdahale etmeye başladı. Fransa, uluslararası yetki çerçevesinde terörizmle mücadele etme gerekçesiyle askeri müdahalede bulunan ilk ülke oldu.

Fransız müdahalesi
2012 yılının Aralık ayında Fransa, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından 2085 sayılı kararın çıkarılmasını sağladı. Böylece Fransız kuvvetlerine bölgesel istikrarı sağlamak, devlet otoritesini yeniden tesis etmek ve özellikle de 900 milyon dolar olduğu tahmin edilen ekonomik ve turizm yatırımlarını korumak için askeri müdahalede bulunmalarına izin verilmiş oldu.
Tuaregler tüm kuzey bölgesini ele geçirip başkent Bamako’yu da ele geçirmek üzere harekete geçtikten hemen sonra Mali Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine 11 Ocak 2013 tarihinde Serval operasyonu başladı. Fransız askeri müdahalesi silahlı grupların güneye doğru ilerlemesini engellemeyi başarsa da bu, grupların eylemlerini durdurmaya yetmedi. Böylece askeri müdahale stratejisinin değerlendirilmesi kaçınılmaz oldu.
2014 yılının Ağustos ayında Fransız kuvvetleri Barkhane Operasyonu’nu başlattı. Fransa bu operasyon ile G5 Sahel ülkelerinin bulunduğu bölgede helikopterler, zırhlı araçlar ve hava taşıtları da dahil olmak üzere büyük bir teçhizatla 3 bin askeri yeniden konuşlandırdı ve onlara teröristleri takip etmek için sınır ötesi operasyon yetkisi verdi.
Buna ek olarak terör tehdidinden etkilenen bölgelerdeki vatandaşların durumunu iyileştirmek ve yapılan çalışmaları koordine etmek amacıyla 2017 yılında Fransa-Almanya girişimiyle Sahel İttifakı kuruldu. Ayrıca G5 Sahel Ortak Gücü’ne Fransa tarafından büyük bir destek verildi. Bu da terör, organize suç ve insan kaçakçılığı ile mücadele görevlerinin kolay bir şekilde yürütülmesine yardımcı oldu.

Askeri varlık üzerindeki ısrar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Fransa’nın Mali’deki askeri varlığının üzerinden yedi yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Mali’deki terör saldırılarının hala devam ettiği bir dönemde Fransa’da bu varlığın ne gibi bir faydası olduğuna dair sorular ortaya çıkmaya başladı.
Sonuncusu 2019 yılının Ekim ayında meydana gelen ve iki helikopterin çarpışması sonucu 13 kişinin hayatını kaybettiği bu operasyonlarda, Fransız askerlerinin peş peşe hayatını kaybetmesiyle birlikte Fransa merkezli medya kuruluşları bu durumu Mali bataklığındaki Fransız düşüşü olarak nitelendirdi.
Ancak tüm bunlara rağmen Fransa Afrika’nın Sahel bölgesinde varlığını devam ettirmekte ısrarcı. Zira Fransa Genelkurmay Başkanı General François Lecointre “Fransa’nın Mali’den çekilmeye niyeti yok. Ancak müttefiklerinin daha çok yardımına ihtiyacı var çünkü bu bölgenin güvenliğinin istikrarı Fransa ve Avrupa’nın güvenliğini etkiliyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Sahel bölgesindeki güvenlik konularında uzman Faslı araştırmacı Abdulvahid Evlad Mevlüd Fransa’nın bir taraftan eski sömürgeci olması diğer taraftan da bölge için uluslararası bir çatışma olmasından hareketle burada kalmakta ısrarcı olmasının normal olduğuna işaret etti.
Evlad Mevlüd ABD müdahalesinin askeri bir strateji ile yapıldığını, ancak bölge ülkelerindeki güvenlik tehditlerini kırmada bir dereceye kadar başarısız olduğunu söyledi ve bu müdahalenin eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in 2000 yılında yayınladığı bir rapora dayanarak enerji güvenliğini kullanma veya tedarik etme niyetiyle geldiğini öne sürdü.
Buna karşılık araştırmacı bölgede kalkınma ve yatırıma odaklanan Çin nüfuzunun gittikçe tırmandığına dikkat çekti. Aynı zamanda Moskova’nın askeri gerekçelere dayanarak bölge ülkeleri ile anlaşmalar yaptığını kaydetti. Zira Rus silahları, aşılması mümkün olmayan ekonomik hedeflerin yanı sıra Afrika'nın tüm kutuplarını işgal etmiş durumda.

Oldu-bitti politikası
Evlad Mevlüd’e göre bu unsurlar Fransa’ya bölge ülkelerine bir oldu-bitti politikası dayatmasına olanak sağladı. Bu, Fransa’nın Mali’ye girdiği günden beri Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri tarafından Barkhane’ye dönüşen Serval Operasyonu, Katuba Ortak Görev Gücü, Sahel bölgesinin istikrarını ve güvenliğini sağlamak için kurulan ortaklık ve her türlü yasadışı ticaretle mücadele etmek amacıyla başlatılan “Dinar” Girişimi’nin yanı sıra başta gıda olmak üzere sosyal güvenlik düzeyini artırmayı hedefleyen Sahel İttifakı üzerinden verilen destek ile ortaya çıkıyor.
Bununla birlikte Fransız girişimlerinin hepsi Sahel’in önde gelenleri tarafından eleştirilere maruz kaldı. Evlad Mevlüd’e göre bu eleştirilerin sebebi girişimlerin ağırdan alınması ve bölgenin askerileştirilmesi ile sınırlı kalmasına dayanıyor.
Faslı araştırmacı, Fransızların terör tehdidini azaltmadaki rolünün önemini kabul etse de varlığının temel olarak Fransa’nın kapsamlı bir yaklaşım benimsemek yerine işleri ağırdan alması ve militarizme duyduğu güvene bağlı olduğunu düşünüyor. Zira Fransa’nın el-Kaide ve müttefiklerinin ilerlemesini 2013 yılında durdurmasının ardından bölgedeki politikası belirsizleşti. Bu belirsizlik de terör örgütlerinin Belmuhtar, Durukdal, Ebu Hammam, Ebu Leys ve Ebu Dahdah gibi liderlerinin tekrar hedef alınmaya başlanmasıyla birlikte daha radikal ve tehlikeli yeni bir nesil ortaya çıkarmak için evraklarını toplamaya çalışması ışığında bölgenin zor koşullardan geçmesinden ötürü BM Elçisi Romano Baroudi tarafından 2013 yılında başlatılan girişimin uygulanmasına yardımcı olmadı.



BM kürsüsünde Netanyahu gerilimi: Onlarca delege salonu terk etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

BM kürsüsünde Netanyahu gerilimi: Onlarca delege salonu terk etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün (perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, konuşmasını protesto ederek salonu terk eden delegelerin temsil ettiği birçok ülkeyi İsrail’in savunduğunu söyledi. Netanyahu, İsrail’i eleştirenlere sert tepki gösterirken İran, Gazze, Suriye ve Türkiye’nin yanı sıra İngiltere ve Fransa’yı da hedef aldı.

Netanyahu konuşmasına başladığında onlarca delege salonu terk etti. Salonda tezahürat ve yuhalama sesleri yükselirken toplu çıkışın ardından koltukların büyük bölümünün boş kaldığı görüldü.

Reuters’ın aktardığına göre Netanyahu, salonu terk edenleri “ahlaken korkak” olarak nitelendirdi ve kendileriyle aynı görüşte olan diğer kişilere de konuşmasına başlamadan önce salonu terk etmeleri çağrısında bulundu.

Genel Kurul Başkanı Halil Rahman ise salonda düzenin korunması çağrısını defalarca yineledi.

İran ve Gazze

Netanyahu, Ortadoğu’daki savaşa değinerek İran’a saldırı düzenleme kararının “almak zorunda kaldığım en kolay kararlardan biri” olduğunu söyledi.

Netanyahu, “İsrail kendini savunurken, az önce delegeleri bu salonu terk eden birçok ülkeyi de savunuyor. Aslında şunu bilmenizi istiyorum: Liderlerinin birçoğu İran’ın nükleer kapasitesini yok etmemiz nedeniyle bize gizlice teşekkür ediyor” dedi.

6yj
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)

Netanyahu, Gazze’de soykırım işlendiği yönündeki suçlamaları reddederek bunları “bu yüzyılın en büyük yalanı” olarak nitelendirdi.

İsrail’in işgali altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinde bulunan genç İsrailli yerleşimcileri de “yaklaşık 150 kişiden oluşan, taş atan ve zeytin ağaçlarını kesen bir avuç sapkın genç” olarak tanımladı.

Netanyahu, “Bundan nefret ediyorum. Bireysel adalet uygulama mantığını benimsemeyeceğim” diyerek bu tür eylemlerin hukuk dışında gerçekleştirilmesine karşı olduğunu söyledi.

Netanyahu, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya hitaben “Suriye Cumhurbaşkanı’na şunu söylüyorum: Yahudiler Musa döneminden beri Golan Tepeleri’nde bulunuyor” dedi. Netanyahu’nun açıklaması, Şara’nın BM’de yaptığı konuşmada İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nden çekilmesi çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Türkiye’yi hedef alan Netanyahu,  “Antisemitik yalanların yayılması için merkez haline gelen son ülke Türkiye oldu... Hamas terör örgütünün liderlerini ağırlıyor” dedi.

hyjuk
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

Netanyahu, İngiltere ve Fransa’yı sömürgecilik geçmişleri üzerinden de eleştirdi. “İsrail’i sömürgecilikle suçluyorlar. Ne sömürgeciliği? Bizi kim suçluyor? Aralarında İngiltere ve Fransa’dan bazıları var” diyen Netanyahu, bu iki ülke gibi devletlerin “bu kavramı ortaya çıkaranlar” olduğunu söyledi.

Netanyahu, “Devletimizi savunmak zorundayız çünkü başka seçeneğimiz yok” ifadelerini kullandı.

Trump’a övgü, Mamdani’ye mesaj

Netanyahu, İsrail’in ABD Başkanı Donald Trump’tan daha büyük bir ortağı olmadığını belirterek Trump’a teşekkür etti.

Netanyahu ayrıca New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’ye de seslenerek “Beni susturamayacaksın” dedi. Bu açıklama, Mamdani’nin Netanyahu’yu hedef alması ve İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlamasının ardından geldi.

cdfvgthyj
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmanın ardından ayrılırken (AP)

Netanyahu, Mamdani’ye yönelik açıklamasında “Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanı seçilmesinden bu yana çok sayıda Yahudi artık New York’ta kendini güvende hissetmiyor” dedi.

Netanyahu, “İsrail defalarca ve haksız yere soykırım yapmakla suçlanıyor... Sizin ve diğer antisemitik kişilerin Yahudiler ve Yahudi devleti hakkında yaydığı yalanların gerçek sonuçları var” ifadelerini kullandı.


Beyaz Saray’da Trump-Şi buluşması: Dostluk mesajları öne çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
TT

Beyaz Saray’da Trump-Şi buluşması: Dostluk mesajları öne çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le kurduğunu söylediği büyük dostluğa övgüde bulundu. Şi’nin  ABD’ye düzenlendiği resmi ziyaret üç gün sürdü.

Trump, Çinli mevkidaşını olağanüstü bir törenle karşıladı. Karşılama, çarşamba akşamı Trump’ın Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’ne bizzat giderek Şi’yi karşılamasıyla başladı. Bu, 60 yılı aşkın süredir bir ABD başkanının yabancı bir devlet başkanını askeri üste karşılaması bakımından bir ilk oldu.

Perşembe günü ise Beyaz Saray’da resmi karşılama töreni düzenlendi. Törende şeref kıtası hazır bulunurken ABD ve Çin bayrakları göndere çekildi, iki ülkenin milli marşları çalındı ve ardından Gül Bahçesi’nde askeri gösteriler düzenlendi. Tören, bir “B-2 Spirit” bombardıman uçağı ile dört “F-22 Raptor” savaş uçağının uçuşuyla sona erdi.

rgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Çinli mevkidaşı Şi Cinping’i 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’a gelişi sırasında karşılarken (AFP)

Görüşme masasında çok sayıda anlaşmazlık konusu bulunmasına rağmen Trump, açılış konuşmasında Çinli mevkidaşıyla ilişkilerinin güçlü olduğuna vurgu yaptı. Trump, “2016’daki ilk seçimimden bu yana Başkan Şi ile gerçekten büyük bir dostluk kurduk. Bu dostluk, karşılıklı saygıya ve halklarımızın hayati çıkarlarına dayanıyor” dedi.

Trump, geçen mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyareti de hatırlatarak bunu “büyük bir onur” olarak nitelendirdi ve Şi’nin gösterdiği “olağanüstü ve son derece güzel misafirperverliği” övdü. Trump, Çin Devlet Başkanı ve eşini Beyaz Saray”da ağırlamanın da kendisi ve First Lady Melania Trump için bir “onur” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı ayrıca görüşmenin iki liderin ilk kez Beyaz Saray’da bir araya gelmesi açısından önem taşıdığını belirterek “Dünyanın farklı yerlerinde birlikte zaman geçirdik” ifadelerini kullandı.

Görüşmelerin gündeminde İran savaşı, Tayvan, ABD’nin Çin’e gelişmiş çip ihracatına yönelik kısıtlamaları, ticaret ve yapay zekâ başta olmak üzere birçok kritik dosya bulunuyor.

Sağlıklı rekabet

Şi, ABD’ye varışının ardından yaptığı konuşmada Çin ile ABD arasındaki rekabetin sağlıklı bir rekabet olması ve sınırları içinde kalması gerektiğini söyledi. Şi, “Bu, birbirimizi yakalamak için yapılan bir yarış olmalı; taraflardan birinin kazanıp diğerinin kaybetmek zorunda olduğu bir güreş değil” dedi. Şi, Trump’ı Tayvan meselesinde “temkinli ve ihtiyatlı” davranmaya çağırdı.

vgth
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AP)

Çin’in ayrıca ABD ile İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla haziran ayında vardığı mutabakat zaptının uygulanmasına dönülmesini desteklediğini belirtti.

Trump, yapay zekânın insanlık için tehdit oluşturabileceği yönündeki endişeleri defalarca küçümserken Şi bu konuda daha temkinli bir yaklaşım benimsedi. Çin Devlet Başkanı Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada “Yapay zekâyı kamu yararına hizmet edecek şekilde geliştirme ve yönetme kapasitesine ve sorumluluğuna birlikte sahibiz. Gelişiminin her zaman insan denetimi altında kalmasını sağlamalıyız” dedi.

Şi, “Çin ve ABD, büyük devletler olarak insanlığın gelişimini ve ilerlemesini destekleme konusunda tarihi bir sorumluluk taşıyor” diyerek iletişimin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İki ülkenin maliye bakanları da haftanın başında bir araya gelirken Washington, yapay zekâ alanındaki olaylarla ilgili iki ülke arasında yeni bir “bildirim mekanizması” kurulmasını önerdi.

Bunun yanı sıra iki taraf, daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanan ticari ateşkesi iki ay uzatarak 10 Ocak’a kadar sürdürme konusunda anlaşmaya vardı. Taraflar bu süreçte daha kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor.

cdfvgthy
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 24 Eylül 2026’da Washington’a gelişi sırasında Beyaz Saray yakınlarında Çin ve ABD bayrakları taşıyan kişiler (AFP)

Çin Devlet Başkanı ayrıca ülkesinin önümüzdeki beş yıl içinde 100 bin Amerikalı genci Çin’de eğitim görmeleri ve değişim programlarına katılmaları için davet edeceğini açıkladı. Şi, Atlanta Hayvanat Bahçesi’ne de iki panda gönderileceğini duyurarak onları dostluk elçileri olarak nitelendirdi.

Yapay zekâ da iki liderin açılış konuşmalarında önemli yer tuttu. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, teknolojinin istihdam ve toplumlar üzerindeki etkisine ilişkin küresel endişelerin arttığı bir dönemde yapay zekânın görüşmelerin başlıca gündem maddelerinden biri olacağını söyledi.

Yumuşak diplomasi

Başkan Trump ve First Lady Melania Trump, perşembe akşamı Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda resmi akşam yemeği verecek. Yemek programı ve salonun düzenlemesi Amerikan ve Çin geleneklerini bir araya getirecek şekilde hazırlandı.

Melania Trump, çiçek ve masa dekorasyonlarında kırmızı rengi öne çıkarırken müzik programında Amerikan askeri bandoları ile opera sanatçısı Christopher Macchio yer alacak.

Melania Trump, zirveye eşlik eden yumuşak diplomasi faaliyetlerinde de önemli bir rol üstlendi. Trump ve Şi siyasi görüşmelere devam ederken First Lady, Çin Devlet Başkanı’nın eşi Peng Liyuan’a Smithsonian Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni gezdirdi. Ziyaret, Çin ile ABD arasındaki sanatsal miras ve kültürel alışverişe odaklandı.

fnjy6um
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşini 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (Reuters)

Melania Trump ayrıca akşam yemeğinin hazırlıkları ve ayrıntılarıyla da bizzat ilgilendi. Program cuma günü de devam edecek. Trump ve Melania, Çin Devlet Başkanı ve eşini yeniden Beyaz Saray’da ağırlayarak Kırmızı Oda’da çay içecek. Ardından iki çift, ABD ile Çin ilişkilerine ilişkin tarihi belge ve kayıtları incelemek üzere Ulusal Arşiv’e gidecek.

Trump ve Melania, burada Şi ve Peng’i uğurlayarak devlet ziyaretini tamamlayacak. Bu buluşma, ABD’nin kuruluşunun 250. yılını kutladığı dönemde ayrıca sembolik önem taşıyor.

Zirve öncesinde gelen sonuçlar

Zirvenin ilk somut sonucu, iki liderin müzakere masasına oturmasından önce geldi. ABD ile Çin arasındaki ticari ateşkes 10 Kasım’dan 10 Ocak 2027’ye kadar iki ay uzatıldı.

Bu adım, taraflara daha kapsamlı bir ekonomik anlaşma üzerinde müzakere etmek için ek süre sağlarken iki ülke arasındaki yapısal anlaşmazlıkları henüz çözmüş değil.

cdfvgth
Trump ve Şi, eşleriyle birlikte 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da düzenlenen tören sırasında (Reuters)

New York Times, kararı müzakerecilere ek süre tanıyan iki aylık bir uzatma olarak duyurdu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise görüşmelerin küçük çaplı anlaşmalar dizisiyle yetinmek yerine daha kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma ihtimalinin ele alınmasına dönüştüğünü söyledi.

Bu durum, tarafların yeniden gerilimi tırmandırmama konusunda ortak bir karar aldığı anlamına geliyor.

Önceki ateşkes, ticaret savaşı sırasında karşılıklı tarifelerin son derece yüksek seviyelere çıkmasının ardından gümrük vergilerini düşürmüş ve bunun karşılığında Çin’in nadir toprak elementleri, ABD tarım ürünleri alımları ve yatırımlara ilişkin taahhütlerde bulunmasını öngörmüştü. Ancak uygulamada tarafların performansı farklılık gösterdi.

“Fox News” ise zirvenin, Pekin’in geçen mayıs ayında yapılan anlaşma sırasında verdiği taahhütleri gerçekten yerine getirip getirmediğinin test edilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Özellikle nadir toprak elementleri, tarım ve ticaret alımları ile yatırımlara ilişkin taahhütler öne çıkıyor.

Tarifeler, ileri teknoloji, fikri mülkiyet, yapay zekâ ve Tayvan gibi başlıklar ise hâlâ çözüme kavuşturulmuş değil.

Çin’in baskı kozu

Trump’ın önceki başkanlık dönemindeki ilk ticaret savaşıyla kıyaslandığında müzakere dengesindeki en önemli değişimlerden biri, Washington’ın Pekin’in sahip olduğu nadir toprak elementleri kozunun gücünü fark etmesi oldu.

sfrgth
Şi, 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da Trump’ın konuşması sırasında alkışlarken (Reuters)

ABD’de savunma, teknoloji ve otomotiv sektörleri dahil birçok sanayi kolu, Çin’in üretim ve işleme zincirlerinin önemli bölümünü kontrol ettiği minerallere ve mıknatıslara ihtiyaç duyuyor.

Dolayısıyla denklem artık yalnızca ABD tarifelerine karşı Çin ihracatı şeklinde işlemiyor.

Washington tarifeler, gelişmiş çipler ve finansal piyasalar üzerinden baskı kurabilirken Pekin de tedarik zincirleri ve kritik mineraller üzerinden karşılık verebiliyor.


İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor
TT

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran, yeni ABD ve İsrail saldırılarına maruz kalması halinde çatışmanın coğrafi kapsamını genişletme tehdidinde bulunarak Hint Okyanusu’na ve hatta daha ötesine ulaşabileceği mesajını verdi. Bu açıklama, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğuyla savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerin sürdüğü bir dönemde geldi.

Askeri ve siyasi gerilimin tırmanmasına paralel olarak yeni ABD yaptırımları da İran’ın havacılık sektörünü doğrudan etkilemeye başladı. Uluslararası uçuşlar iptal edilirken İranlı havayolu şirketlerinin bölgedeki başlıca destinasyonlara erişimi engelleniyor.

İran’daki gerilimin tırmandığı bir ortamda, Dini Lider Mücteba Hamaney’in danışmanı Yahya Rahim Safavi dün yaptığı açıklamada, askeri çatışma alanının halihazırda Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e kadar uzandığını belirtti. Safavi, “Olası bir savaşa karşılık bu alanın Hint Okyanusu’na, hatta belki daha ötesine genişlemesi mümkün” dedi.

Hint Okyanusu’na yapılan atıf, İran’ın önceki tehditlerinde dile getirdiği coğrafi kapsamdan daha geniş bir bölgeye ilk kez işaret ediyor. Bölge, İran kıyılarından yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssü Diego Garcia nedeniyle stratejik önem taşıyor.