Cezayir ve Güney Afrika, Batı Sahra sorununu BM’nin sorumluluğuna bırakan kararın iptali için harekete geçti

Cezayir ve Güney Afrika, Batı Sahra sorununu BM’nin sorumluluğuna bırakan kararın iptali için harekete geçti
TT

Cezayir ve Güney Afrika, Batı Sahra sorununu BM’nin sorumluluğuna bırakan kararın iptali için harekete geçti

Cezayir ve Güney Afrika, Batı Sahra sorununu BM’nin sorumluluğuna bırakan kararın iptali için harekete geçti

Cezayir ve Güney Afrika’nın 1-2 Temmuz 2018 tarihleri arasında Nuakşot’ta düzenlenen Afrika Zirvesi’nde kabul edilen 693 sayılı kararı iptal etmek ya da üzerinde değişiklik yapmak için var gücüyle çalışıyor.
Afrika Birliği’ndeki (AfB) güvenilir bir diplomatik kaynak Şarku’l Avsat-Addis Ababa’ya verdiği demeçte Nuakşot Zirvesi’nde kabul edilen kararı iptal etme mevzusunun, Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum’un 11 Ocak’ta Pretorya’ya düzenlediği ziyaretin ana gündem maddesinde yer aldığını belirtti. Kaynak, Cezayir ve Güney Afrika’nın 6-7 Şubat tarihleri arasında Addis Ababa’da yapılması planlanan Afrika Zirvesi’nde bu kararı gözden geçirmek istediklerini sözlerine ekledi.
693 sayılı karar, Batı Sahra sorununun Birleşmiş Milletler’in (BM) yegâne sorumluluğu altında olduğunu kabul ediyor. Bu karar uyarınca AfB’nin, rolünü sadece BM’nin öncülük ettiği çabalara etkili bir şekilde destek olmakla sınırlayan Troyka mekanizması kuruldu.
Çeşitli kaynaklar Güney Afrika ve Cezayir’in Nuakşot Zirvesi’nde alınan kararı iptal etmesinin ya da üzerinde değişiklik yapmasının mümkün olmadığı görüşünde. Kaynaklar, AfB Dönem Başkanı ve Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın, 7 Aralık’ta video konferans yöntemiyle toplanan “Silahları Susturma” zirvesi’nde köşeye sıkıştığını ve Nuakşot Zirvesi’nde çıkan 693 sayılı kararın geçerliliğini kabul etmekten başka bir çaresinin olmadığını kaydetti.
Ancak yine aynı kaynaklar, Güney Afrika Cumhuriyeti BM Daimî Temsilcisi’nin “AfB 14’üncü Olağanüstü Zirvesi’nde Batı Sahra meselesine ilişkin alınan bir karar da dahil olmak üzere Silahların Susturulması başlığı altında alınan kararları” aktarmak için 29 Aralık’ta BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuptan anlaşıldığı üzere açıklamaların “açıklama olarak ve niyetlerin de niyet olarak kaldığını” ifade ettiler.
Güney Afrika ve Cezayir, Nuakşot Zirvesi’nde kabul edilen kararı iptal ederek ya da üzerinde değişiklik yaparak, Batı Sahra dosyasının çözüme kavuşturulmasında BM’nin tek sorumluluk sahibi taraf olarak kalmasını engellemek ve bu dosyanın çözüm sürecine AfB’nin dahil olmasını hedefliyor. Bu da bölgenin kendi kaderini tayin etmek için referandum seçeneğine dönülmesi, çatışma tarafları -Fas ve Polisario- arasında müzakereler yapılması, AfB Barış ve Güvenlik Komisyonu’na rol verilmesi ve Fas’ın özerklik girişiminin ciddiyetini ve güvenilirliğini tesis eden BM ve Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde benimsenen siyasi çözüm sürecine bir son verilmesi anlamına geliyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, Washington’un, Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik hakkını tanıdığına ve Fas’ın özerklik planı çerçevesinde bir çözüm bulunması gerektiğine dair yaptığı açıklama mevcut siyasi çözüm süreciyle çelişiyordu.
Güney Afrika Cumhuriyeti BM Daimî Temsilcisi’nin BM Genel Sekreteri’ne bir mektup göndermesi Rabat’ta sert tepkilere yol açtı. Fas'ın BM Daimî Temsilcisi Ömer Hilal iki gün önce Antonio Guterres ile Güvenlik Konseyi Başkanı ve üyelerine bir mektup göndererek Güney Afrika’nın Batı Sahra sorununa ilişkin hamlelerini eleştirdi.
Hilal söz konusu mektubunda, Güney Afrika Cumhuriyeti BM Daimî Temsilcisi’nin mektubunun Güney Afrika’nın AfB ve Güvenlik Konseyi Dönem Başkanlığı’nı yürüttüğü bir sırada gelmesi ve Batı Sahra meselesini tahsis etme ve Afrika’nın ortak zorluklarını feda etme görevlerinin gerektirdiği tarafsızlık ilkesinden uzaklaşması karşısında Fas’ın büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını ifade etti.
Faslı diplomat, Güney Afrika tarafından gönderilen mektubun, yanıltıcı bir şekilde AfB’nin “Silahların Susturulması” konulu Olağanüstü Zirvesi’nin yalnızca Batı Sahra meselesine ayrıldığına işaret ettiğini vurguladı. Diplomat gerçeğin tamamen farklı olduğuna dikkat çekerek Güney Afrika’nın Batı Sahra meselesini zirveye vakfetmesini, BM Genel Sekreteri’ni ve Güvenlik Konseyi’ni yanıltmak için icrai ve temel düzeyde çifte girişiminin bir göstergesi olduğunu belirtti.
İcrai düzeyde Fas’ın BM Daimî Temsilcisi “Silahların Susturulması” başlığı altında toplanan AfB 14’üncü Olağanüstü Zirvesi’nin sonuç bildirgesinin 57 maddeden oluştuğunu belirtti ve Batı Sahra meselesine ise sadece bir maddede değinildiğine dikkati çekti. Faslı diplomat Batı Sahra meselesini konu alan maddenin dilinin açıklayıcı nitelikte olduğunun ve hiçbir şekilde eyleme dayanmadığının altını çizdi.
Temel düzeyde Faslı diplomat Güney Afrika’nın Olağanüstü Zirve’de tartışılan ve sonuç bildirgesinde yer verilen Afrika kıtasında kalkınmayı engelleyen tehdit ve çatışmaları, saldırgan politikaları ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi gibi yapısal ekonomik ilerlemeyi bilerek görmezden geldiğini kaydetti.
Fas’ın BM Daimî Temsilcisi Hilal, Güney Afrika’nın ilan edilmemiş amacının kıtanın başlıca endişeleri, beklentileri ve umutları pahasına, Genel Sekreter ve Güvenlik Konseyi’nin dikkatini bu zirvede tartışılan 40 konudan yalnızca birine çekmek olduğunu söyledi.
Hilal, Nuakşot Zirvesi’nde onaylanan 693 sayılı kararın net bir şekilde Batı Sahra sorununun BM’nin yegane sorumluluğu altında olduğunu onayladığını söyleyerek, bu karar uyarınca AfB’nin, rolünü sadece “BM’nin öncülük ettiği çabalara etkili bir şekilde destek olmakla” sınırlayan Troyka mekanizmasının kurulduğuna dikkat çekti.
Faslı Temsilci, Güney Afrika’nın AfB’yi bir araç olarak kullanarak kararlarını ve açıklamalarını, Batı Sahra’nın tarihi, siyasi ve hukuki gerçekleriyle apaçık bir şekilde çelişen ideolojik ve siyasi gündemine hizmet etmek için çarpıtması karşısında duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Faslı Temsilci Hilal AfB üye ülkelerinin büyük bir çoğunluğunun Güney Afrika’nın Batı Sahra konusunda sergilediği tutuma asla katılmadığına işaret etti ve bu tutumun birbirini izleyen Güvenlik Konseyi kararlarına tamamen aykırı olduğunu kaydetti. Hilal, Batı Sahra sorununun Fas’ın özerklik girişiminin üstünlüğünü, ciddiyetini ve güvenilirliğini tesis eden Güvenlik Konseyi kararlarına uygun bir şekilde siyasi, gerçekçi, pragmatik, kalıcı ve tutarlı bir şekilde çözüme kavuşturulması için ülkesinin BM’nin yegane sorumluluk sürecine bağlı olduğunu bir kez daha vurguladı.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.