Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)
TT

Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)

ABD belki de tarihinin en fantastik 4 yılını geçirdi. 
Sebebi elbette ülke tarihinin gördüğü en ilginç başkan Donald Trump. 
Washington sokakları o görevden ayrıldığında ıssız. 
Restoranlar, kafeler, barlar kapalı.
Sokaklarda halk değil askerler var.
Neredeyse 25 bin silahlı adam...
Demokrasisiyle caka satan ABD'yi bu hale sokan kişi ise Trump.
Göreve geldiğinde hava bulutluydu, onun gidişinin şerefine hava bile güneş açtı.
Bir yemin töreninde, 30 seneden beri ilk kez...
Bir zamanlar TV'nin en popüler yapımlarından Çırak'taki "Kovuldun!"cümlesiyle hafızalara kazınan kumarhane yöneticisi ve emlak kralı Trump, Amerikan halkının oylarıyla başa gelip daha nice yıllar konuşulacak dolu dolu bir başkanlık öyküsü bıraktı ardında. 
Nefret ve reyting ilişkisi kurduğu medya onu çok özleyecek.
Hikayesi hayli bol bir başkan oluşuna gelince...
Nasıl olmasın ki?
Sonuçta 1980'de Reagan'ı destekleyen, 2000'de Reform Partisi'nden aday olan, 2008'e kadar demokrat partinin yanında duran ve sonunda yeniden cumhuriyetçilerle iş birliğine yanaşan adamdı Trump.
Çıkarı neredeyse oradaydı.
2016'da seçilmesi aynı zamanda ABD Başkanlık seçimlerinde yazılı olmayan bir kuralın değiştiğinin kanıtıydı. 
Trump ülkesinin en iyi sekiz üniversitesinden birinden mezun olmadan o makama gelebilmiş kişiydi.
Şüphesiz uzun süredir hiçbir kaybeden onun kadar konuşulmayı başaramadı.
Beyaz Saray'a taşındıktan sonra özel sektördeki alışkanlıklarını devlet katında da devam ettirdi Trump.
Başkanlık macerası boyunca yola çıktığı pek çok tecrübeli isimle yollarını ayırdı. 
Daha doğru ifadeyle bu kez TV ekranından değil sürekli kavga halinde olduğu Twitter üzerinden "Kovuldun!" diye seslendi hoş beş etmediklerine.
Tek ve önemli bir farkla.
Bu kez koca bir devleti yönetiyordu Trump...
2020 Başkanlık seçimlerinde hem oy hem delege sayında rakibi Joe Biden'ın gerisinde kalınca destekçileri onun için seçim duasına bile çıktı.
Trump'ın "ruhani danışmanı" ve Evanjelik Danışma Kurulu Başkanı Paula Michelle White-Cain, liderinin yeniden seçilmesi için düzenlenen dua ayinini yönetti.
Modern dünya o cümlelere anlam veremedi.
- İlerle ve ilerle ve ilerle ve ilerle... 
- Kazanana kadar!
- Karşında duran her bir düşman bırak öyle kalsın! 
- Tanrım, biz zafer için onları yere vurarak alt edeceğiz!
- Yağmurun bereketini, zaferin sesini duyuyorum! 
- Tanrı diyor ki tamam. Tanrı diyor ki tamam! 
- Zafer zafer zafer! Cennetin dört bir köşesinde... 
- İlerle ve ilerle ve ilerle!

Kendi kongresini hedef gösteren başkan
Trump danışmanının izinden gitti, ilerlemeye karar verdi.
Hatta o denli ileri gitti ki, yemin törenine sayılı günler kala tam da ABD Kongresi'nin Biden'ın başkanlığı resmen (delegeler kurulunun ardından sembolik olarak) onaylayacağı gün bir miting düzenleyip taraftarlarını kışkırttı.
Washington'un sembolü ünlü Capitol binasını ABD medyasının deyişişle çete, yeni başkanın nitelemesiyle teröristler bastı.
İşitilen ayak sesleri popülizmin ayak takımına aitti.
Hem Temsilciler Meclisi hem Senato'nun toplandığı binanın koridorlarında seçimde hile yapıldığına kendini inandırmış yüzlerce kişi, Amerikan İç Savaşı sırasında köleciliği savunanların elinden düşürmediği Güneyli bayrağını dalgalandırdı.
O güneyliler ki, 1863'te köle düzenine son veren dönemin ABD Başkanı Abraham Lincoln'ü öldürenlerdi.
Kimileri ise Trump'ın ideolojisinin arka planının biraz da biraz da Georgia eyaletinden başkente gelenlerin sallandırdığı bayrakta saklı olduğunu düşündü. 
İddia bu ya; Amazon internet sitesinden Georgia eyalet bayrağı sipariş edip ellerine Gürcistan (İngilizce'deki karşılığı Georgia) bayrağı tutuşturulan öfkeli kalabalığın inandığı adamdı Trump.
Hikaye ne kadar trajikomik olsa da doğru değildi.
Doğruluğu su götürmeyen ise Trump'ın "Asla teslim olmayacağım!" sözlerinin kongrenin 200 yıl sonra göreceği ilk baskına zemin hazırlamasıydı.
200 sene evvel ABD, İngiltere ile savaştaydı.
İngilizler Kongre'yi kundaklamıştı.
O zaman savaş zamanı, bu zaman ise Trump zamanıydı!
Hemen her şeye karışan ama neredeyse hiçbir şey bilmeyen otokrat bir çaçaronun zamanı...
Trump, her ne kadar sonradan zevahiri kurtarmaya çalışssa da, ABD tarihine kişisel ihtirasları için sistemi altüst eden demokrasi düşmanı başkan olarak geçti.
Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi "Ne böyle senle ne de sensiz" dediği Twitter, 328 milyon insanın hayatından mesul bir adamı "tehlikeli" bulduğu gerekçesiyle yasaklayabildi.

Sahte Başkanlık forsu önünde saatlerce konuşan başkan
Neredeyse 4,5 milyar dolarlık servetine başkanlık forsu da eşlik edince 74'ünde şımarık bir çocuk edasıyla davranan kişi olageldi Trump.
Sadece şımarık değil aynı zamanda başkanlık forsunun neye benzediğini bilmeyecek kadar cahildi. 
2019'da katıldığı bir etkinlikte bir Rus kartalının golf sopası tuttuğu "Trump bir kukladır" yazılı sahte forsu arkasına alıp bin 500 sevdalısının önünde konuşması bunun kanıtıydı.
Cehalet elbette cümlelerine de yansıdı.
Hatta başkan olmadan öncesinde, 2016'daki yarış sırasında da...
Sandıktan sadece 7 gün önce MSNBC yayınına telefon ile bağlandığında sunucunun kendisine yönelttiği "İlk gün hazır olmanız için sürekli olarak kime danışıyorsunuz?" sorusuna "Öncelikle kendimle konuşuyorum. Çünkü çok iyi bir beynim var. Ve birçok şey söyledim" yanıtını verecek kadar "özgüven" sahibiydi.
Matrix filminin unutulmaz karakteri Morpheus'ün ağzından çıkan repliğin buyurduğu gibi, cehalet mutluluktu. 
Trump'ın tek başına bu açıklaması bile sadece ülkesinin değil dünyanın da nasıl bir 4 sene geçireceğinin kanıtıydı.

Ne Avrupa'ya ne New York'a yaranamayan göçmen karşıtı göçmen
Başkanlık kariyeri öncesi ABD'nin en büyük binalarını dikmişti Trump.
Gücünü betondan alanlardandı.
Başkan olunca kendini ülkenin merkezine koydu, ABD'yi ise hiç olmadığı kadar alışılagelmiş dünya düzeninin dışına taşıdı.
Ağzından hiç eksik etmediği sloganı "America First!" yani "Önce Amerika!" sayesinde bir 4 yıl daha artık sendelemeye başlayan süper gücü yönetebileceğini sandı.
Ülkesinin dünyanın en iyisi olduğunu söyleyen adam, Avrupa'nın son 20 yıl içinde en sevmediği Beyaz Saray sakini olarak geçti kayıtlara.
Obama'nın yoluna neredeyse güller döken Fransa, İngiltere ve Almanya halklarının Trump'a desteği yüzde 20-40 arasında sıkıştı kaldı.
Sadece yaşlı kıta Avrupa'nın değil, doğduğu kent New York'un da en sevmediği New York'lu oldu Trump.
2018'in mayıs ayında "Tüyler ürperten tweetler atan hırsız birini değil lider istiyoruz!" diyen binlerce protestocunun gazabına uğradı. 
Kendini beğenmiş, kaybetmeye tahammülsüz, kavgacı ve narsistti.
Meksika sınırına duvar ördürecek kadar göçmen karşıtı olsa da kökenlerinde göçmenlik yatan adamdı.
Annesi Mary Anne MacLeod Trump, İskoçyalıydı.
1930'da gelmişti yeni kıtaya.
Turuncu saçları annesinin İskoç genlerinden mirastı.

24 ayar altın kaplama motosikletli başkan
Liseyi bitirmedi, askeri akademiye gitti, işletme eğitimi aldı.
Üniversite yıllarında babasının şirketlerinde çalıştı.
O yıllarından bahsedenler Trump'ı lüks düşkü ve çapkın olarak tanımlıyor.
Orange Country Choppers'a yaptırdığı 24 ayar altın kaplama motosikleti ya da Karayipler'deki 28 milyon dolarlık evi değil mevzu bahis.
Bunlar başkan olmadan önceydi.
Ticaretin zirvesinden siyasetin zirvesine yükselen Trump'ın harcamalarını saklaması ise aslında parayla ilişkisi açısından bir fikir veriyor. 
2016-2020 yılları arasında vergi beyannamelerini halka açıklamayan tek başkan oldu kendisi.
Seçildiği yıl sadece 750 dolar vergi ödeyen Trump, ABD Gelirler İdaresi'ni sözünden çıkmamaya "ikna" eden isimdi aynı zamanda.
Yıllar yılı Miss America yarışmalarının organizatörlüğünü yapan adam başkanlığı da kendince idare ediyordu işte.

Irkçılara göz kırpan, gazeteci sevmeyen adam
QAnon gibi hareketlere göz yumdu.
ABD'yi ortadan ikiye ayırıp kutuplaştıran adam muhaliflerinin gözünde şaklaban bir hırsız olarak adledilirken, bu ırkçı grubun nazarında şeytana karşı gizli mücadele yürüten isimdi.
Hareketin liderlerinden Marjorie Greene, Georgia eyaletini kazanıp ABD Kongresi'ne girdi.
Kongre üyesinin aşırı sağcı hareketi QAnon ise Trump'ın devlet ve medya içinde şeytana tapanların sonunu getirecek kişi olduğunu düşünüyor, bunu dillendiriyordu.
Trump hiçbir zaman bu aykırı grupla ilişkisini kabul etmedi.
Ama basınla kurduğu ilişki bir hayli açıktı.
İçinden "Fake News!" bağırışlarının, öfkenin ve gerilimin geçtiği bir ilişki... 
Kasım 2018'deki ABD ara seçimlerinde tam da hakkında Rusya soruşturması yürütüldüğü zamanlardı. 
Kendisine "Endişeli misiniz?" diye soran CNN muhabirine "Hiçbir konu hakkında endişeli değilim. Soruşturmanın bir oyun olduğu ortada. Bu kadar yeter. Mikrofonu bırak!" diye çıkışan, karşısındaki gazeteciyi azarlayan siyasetçiydi.
ABD Başkanı'nın başı sadece medya ile değil mahkemeler, davalar ve skandallarla ile de dertteydi.
Kendi istihbaratı Rusya'nın 2016'daki seçime Trump lehine müdahale ettiğini söylediğinde basının karşısına çıkıp şu alaycı sözleri sarf edecekti:
- Rusya, Rusya, Rusya, Rusya...
- Eşim "Hayatım sen Rusya'dan kimseyle konuşmadın" dedi. 
-"Evet, haklısın" dedim. 
- Başkan Trump Mueller raporunu bekliyor! 
- Trump çok kötü, çok çok kötü, kötü biri!
Görev süresi boyunca zorlu zamanlar geçirdi Trump.
Nixon'dan sonra hakkında azi̇l süreci̇ başlatılan i̇lk başkan oldu.
Senatoda cumhuri̇yetçi̇leri̇n çoğunlukta olması sayesi̇nde azi̇lden paçayı sıyırdı.
İki̇ haftalık soruşturmadan çıkan sonuç görevi̇ni̇ kötüye kullanmadığı, kongreni̇n çalışmasını engellemediğiydi.
Yıprandı ama yıkılmadı...

Cinsel tacizle suçlanan başkan
Pek çok nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.
Taciz ithamları ve kadınlarla kurduğu ilişkiler çok konuşuldu.
Temmuz 2019'da 16 kadın Ameri̇kan Başkanı'na taciz davası açtı.
O ise pirüpak olduğunu savundu.
Sadece kadınlar konusunda deği̇l.
Dünya üzerinde en temiz hava ve suyu isterken de, kendisinin çevreci olduğunu iddia ederken de...
Ama bu konuda da inandırıcı bulunmadı.
Çünkü "Çevreciyim" diyen kişi ile iklim değişikliğini saçma bulan kişi aynıydı.
Tabii 2015 Paris İklim Anlaşması'na atılan imzayı geri çeken kişi de...

Çin'e ticaret savaşı açtı, Çin'deki banka hesabını unuttu
Uluslararası arenada en sert yüzünü gösterdiği ülke Çin oldu. 
Amerika'nın Çin'e getirdiği ek gümrük vergileri restleşmeye dönüştü.
O restleşme sürerken Trump'ın ABD dışındaki üç banka hesabından birinin ticaret savaşına giriştiği Çi̇n'de olduğu anlaşıldı.
Mukadderat değil muhtemelen mukarrerattı!
Yani "ABD için harikayım" diye ortalıkta gezinen adamın aldığı bir düzine tartışmalı karardan yalnızca birinin yansıması...
Rakipleri ve sevmediklerine dağınık, uykucu, kaypak, Pocahontas, üç kağıtçı, ağlak, çarpık, asabi gibi lakapları yapıştıran adamdı.
Hoşuna gitmeyen kişilere beslediği öfke ve nefret kongre baskınında, Capitol'ün bahçesine dikilmiş koca haç ve idam sehpasıyla taçlanacaktı.

"Sonu Gelmez Savaşlar" Doktrini
Trump ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını gereksiz buldu. 
"Sonu gelmez savaşlardan çekilme vakti" dedi.
Suriye'deki savaşı Türkiye, AB, Rusya ve Kürtleri̇n kendi başına çözeceğini söyledi.
Ama çok geçmeden bu sözlerinden çark etti̇.
4 yıl içinde göğsüne savaş madalyaları da taktı.
IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi ve İran Devri̇m Muhafızları komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi en çok övündüğü iki askeri operasyonuydu. 
İran ile savaşın eşiğine geldi.
Irak'taki Amerikan elçiliklerine yönelik saldırılar bunun göstergesiydi.
Aynı Trump 2018'de "utanç verici" diye nitelediği İran nükleer anlaşmasından çekilmişti.
İran neredeyse her Amerikan liderinden nefret etti ama Trump'a duyulan öfke herkesi geçti.
Türkiye ile ilişkisi inişli çıkışlıydı.
Johnson mektubundan sonra en çok tartışılacak mektubun altına imzasını attı.
Diplomatik teammülerden uzaktı.
Dış politikada Trump doktrini eleştirildi ama etkili bulanlar da yok değildi.
İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşme sürecini başlattı.
Tel Aviv Büyükelçiliği̇'ni Kudüs'e taşıma kararı ise büyük tartışma yarattı.
İnşa ettiği duvara imza attı
Başkanlığı boyunca imza attiği işlerden biri de göçmen karşıtı duvar oldu. 
Seçmenlerine söz verdi̇ği̇ gibi göçmen karşıtı politika yürüttü.
Yasadışı göçte sıfır tolerans poli̇ti̇kası i̇zledi̇.
Trump ile birlikte göçmen aileler parçalandı.
Bir kampta onlarca çocuğun tel örgülerle ayrılmış kafeslerdeki görüntüsü ABD'nin zaten kötü imajını daha fazla sarstı.

AB ve NATO'nun belalısı
AB üzerinde baskı kurdu Trump.
Bu baskı Avrupa içindeki birlik hissini artırdı.
Öyle ki̇; AB'de ekonomik birliği̇n geliştirilmesi konusunda fikir birliği oluştu.
NATO ve BM gi̇bi̇ kurumları karşısına aldı. 
BM İnsan Hakları Konseyi'nden ayrıldı.
Dünya sorunları ve o sorunların beraberinde getirdiği ekonomik sorumluluğu "ABD'nin sırtına yük" saydı. 

Rakamlarla övünen Trump
Trump'ın en çok övündüğü ise ekonomik başarısı oldu.
Hatta bu dünyada da genel bir kanıya dönüştü.
Neredeyse bi̇r yıllık koronavirüs salgınındaki gelişmeler bir yana üç yılda net 6.6 milyon istihdam yarattı.
Obama zamanında bu rakam 8,1 milyondu.
Bütçe açığı Trump’ın ilk 3 yılında 2,5 trilyon dolardı.
Obama’nın son 3 senesindeyse 1,6 trilyon dolar...
Trump ekonomide başarılıydı ama birçok ekonomi̇ste göre aslında Obama yönetiminde atılan adımların meyvesini toplamıştı.
Obama'nın sağlık sistemi bir kenera Trump'ın gözündeki bir başka yük çalıştığı bakan ve bürokratlar oldu.
Ekibinden bakanlar dahil 75'e yakın kişi ya kovuldu ya istifa etti.
Beraber çalıştığı kimi isimler için "Salak" dedi. 
Kongre hamlesi sonrası yanındakilerin bir kısmı da giderayak gemiyi terk etti.

Trump'ın geleceğinde ne var?
2016'da göreve geldiğinde seçmen büyük oranda siyasette bilinmeyen bir adaya oy vermi̇şti̇.
4 yıl sonra ise ona atılan oylar bilinçliydi.
Seçimden çıkartılacak sonuçlardan biri de Trump'ın da katkısıyla ABD'deki kutuplaşma ve bölünmüşlüğün daha kalıcı hale geldi̇ği̇...
Uzun, derin bir geçmişi olan kurumsal ve sistematik ırkçılık ile sosyo-ekonomi̇k adaletsizlik, ABD'nin yapısal sorunlarından biri olmaya devam edecek.
Bir buçuk ay önce Trump'ın yeniden -tabi ömrü vefa ederse- ABD başkanlığına aday olacağını düşünenlerin sayısı az değildi.
Ama son yaptıkları ona pahalıya patlayacak.
Bir daha cumhuriyetçileriden aday olamazsa cumhuriyetçiler içinde de facto bir 3. parti kimliğiyle hareket etmesi muhtemel görünüyor.
İkinci azil sürecinden en azından hala koltuktayken sıyrıldı.
Tarihte hiçbir ABD Başkanı görevden ayrıldıktan sonra suçlu bulunup azledilmedi.
Ne ile karşı karşıya kalırsa kalsın toplumun önemli bir bölümü üzerinde etkisini sürdüren Trump'ın ABD siyasetinde ağırlığı olacağı tartışmasız.
Kendisine adaylık yolları kapanırsa Cumhuriyetçi Parti'nin 2024 adayının kim olacağıyla ilgili açık bir rolü olacak.
En azından son dakikada kendisini hüsrana uğratan yardımcısı Mike Pence'in önünü tıkamak için elinden geleni ardına koymayacak.
ABD'de 1800'de seçimi ilk kaybeden John Adams'tan bu yana kim kaybettiyse herkes rıza gösterip çekildi.
Trump ise tarihe sadece uyanık, pragmatist, din istismarcısı olarak değil aynı zamanda en büyük inkarcılardan biri olarak geçecek.
Ardında bıraktığı Trumpizm şimdilik seçim demokrasisini elinin tersiyle itmiyor. 
Ama ortada korkutcu bir gerçek var.
Dün hileli seçimlerle elden giden ülkeyi (!) kurtaracağız iddiasıyla kongreyi basanlar yarın bir başka çağrıyla neler yapar?
Yanıtı kestirmek zor.
Ve fakat şurası açık ki; Trump seçimleri aslında kendisinin kazandığını ciddi ciddi düşünen bir kitleyi miras bıraktı.
Giderken "Bir şekilde geri döneceğim!" diyor.
Belki de bu yüzden makamından ayrıldıktan sonra bile siyasetin alıkoyamayacağı 1 yüz ve delilikle cehalet arasında gidip gelen hayli tehlikeli 1 insan olarak anımsanacak.

Independent Türkçe



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.