Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)
TT

Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)

ABD belki de tarihinin en fantastik 4 yılını geçirdi. 
Sebebi elbette ülke tarihinin gördüğü en ilginç başkan Donald Trump. 
Washington sokakları o görevden ayrıldığında ıssız. 
Restoranlar, kafeler, barlar kapalı.
Sokaklarda halk değil askerler var.
Neredeyse 25 bin silahlı adam...
Demokrasisiyle caka satan ABD'yi bu hale sokan kişi ise Trump.
Göreve geldiğinde hava bulutluydu, onun gidişinin şerefine hava bile güneş açtı.
Bir yemin töreninde, 30 seneden beri ilk kez...
Bir zamanlar TV'nin en popüler yapımlarından Çırak'taki "Kovuldun!"cümlesiyle hafızalara kazınan kumarhane yöneticisi ve emlak kralı Trump, Amerikan halkının oylarıyla başa gelip daha nice yıllar konuşulacak dolu dolu bir başkanlık öyküsü bıraktı ardında. 
Nefret ve reyting ilişkisi kurduğu medya onu çok özleyecek.
Hikayesi hayli bol bir başkan oluşuna gelince...
Nasıl olmasın ki?
Sonuçta 1980'de Reagan'ı destekleyen, 2000'de Reform Partisi'nden aday olan, 2008'e kadar demokrat partinin yanında duran ve sonunda yeniden cumhuriyetçilerle iş birliğine yanaşan adamdı Trump.
Çıkarı neredeyse oradaydı.
2016'da seçilmesi aynı zamanda ABD Başkanlık seçimlerinde yazılı olmayan bir kuralın değiştiğinin kanıtıydı. 
Trump ülkesinin en iyi sekiz üniversitesinden birinden mezun olmadan o makama gelebilmiş kişiydi.
Şüphesiz uzun süredir hiçbir kaybeden onun kadar konuşulmayı başaramadı.
Beyaz Saray'a taşındıktan sonra özel sektördeki alışkanlıklarını devlet katında da devam ettirdi Trump.
Başkanlık macerası boyunca yola çıktığı pek çok tecrübeli isimle yollarını ayırdı. 
Daha doğru ifadeyle bu kez TV ekranından değil sürekli kavga halinde olduğu Twitter üzerinden "Kovuldun!" diye seslendi hoş beş etmediklerine.
Tek ve önemli bir farkla.
Bu kez koca bir devleti yönetiyordu Trump...
2020 Başkanlık seçimlerinde hem oy hem delege sayında rakibi Joe Biden'ın gerisinde kalınca destekçileri onun için seçim duasına bile çıktı.
Trump'ın "ruhani danışmanı" ve Evanjelik Danışma Kurulu Başkanı Paula Michelle White-Cain, liderinin yeniden seçilmesi için düzenlenen dua ayinini yönetti.
Modern dünya o cümlelere anlam veremedi.
- İlerle ve ilerle ve ilerle ve ilerle... 
- Kazanana kadar!
- Karşında duran her bir düşman bırak öyle kalsın! 
- Tanrım, biz zafer için onları yere vurarak alt edeceğiz!
- Yağmurun bereketini, zaferin sesini duyuyorum! 
- Tanrı diyor ki tamam. Tanrı diyor ki tamam! 
- Zafer zafer zafer! Cennetin dört bir köşesinde... 
- İlerle ve ilerle ve ilerle!

Kendi kongresini hedef gösteren başkan
Trump danışmanının izinden gitti, ilerlemeye karar verdi.
Hatta o denli ileri gitti ki, yemin törenine sayılı günler kala tam da ABD Kongresi'nin Biden'ın başkanlığı resmen (delegeler kurulunun ardından sembolik olarak) onaylayacağı gün bir miting düzenleyip taraftarlarını kışkırttı.
Washington'un sembolü ünlü Capitol binasını ABD medyasının deyişişle çete, yeni başkanın nitelemesiyle teröristler bastı.
İşitilen ayak sesleri popülizmin ayak takımına aitti.
Hem Temsilciler Meclisi hem Senato'nun toplandığı binanın koridorlarında seçimde hile yapıldığına kendini inandırmış yüzlerce kişi, Amerikan İç Savaşı sırasında köleciliği savunanların elinden düşürmediği Güneyli bayrağını dalgalandırdı.
O güneyliler ki, 1863'te köle düzenine son veren dönemin ABD Başkanı Abraham Lincoln'ü öldürenlerdi.
Kimileri ise Trump'ın ideolojisinin arka planının biraz da biraz da Georgia eyaletinden başkente gelenlerin sallandırdığı bayrakta saklı olduğunu düşündü. 
İddia bu ya; Amazon internet sitesinden Georgia eyalet bayrağı sipariş edip ellerine Gürcistan (İngilizce'deki karşılığı Georgia) bayrağı tutuşturulan öfkeli kalabalığın inandığı adamdı Trump.
Hikaye ne kadar trajikomik olsa da doğru değildi.
Doğruluğu su götürmeyen ise Trump'ın "Asla teslim olmayacağım!" sözlerinin kongrenin 200 yıl sonra göreceği ilk baskına zemin hazırlamasıydı.
200 sene evvel ABD, İngiltere ile savaştaydı.
İngilizler Kongre'yi kundaklamıştı.
O zaman savaş zamanı, bu zaman ise Trump zamanıydı!
Hemen her şeye karışan ama neredeyse hiçbir şey bilmeyen otokrat bir çaçaronun zamanı...
Trump, her ne kadar sonradan zevahiri kurtarmaya çalışssa da, ABD tarihine kişisel ihtirasları için sistemi altüst eden demokrasi düşmanı başkan olarak geçti.
Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi "Ne böyle senle ne de sensiz" dediği Twitter, 328 milyon insanın hayatından mesul bir adamı "tehlikeli" bulduğu gerekçesiyle yasaklayabildi.

Sahte Başkanlık forsu önünde saatlerce konuşan başkan
Neredeyse 4,5 milyar dolarlık servetine başkanlık forsu da eşlik edince 74'ünde şımarık bir çocuk edasıyla davranan kişi olageldi Trump.
Sadece şımarık değil aynı zamanda başkanlık forsunun neye benzediğini bilmeyecek kadar cahildi. 
2019'da katıldığı bir etkinlikte bir Rus kartalının golf sopası tuttuğu "Trump bir kukladır" yazılı sahte forsu arkasına alıp bin 500 sevdalısının önünde konuşması bunun kanıtıydı.
Cehalet elbette cümlelerine de yansıdı.
Hatta başkan olmadan öncesinde, 2016'daki yarış sırasında da...
Sandıktan sadece 7 gün önce MSNBC yayınına telefon ile bağlandığında sunucunun kendisine yönelttiği "İlk gün hazır olmanız için sürekli olarak kime danışıyorsunuz?" sorusuna "Öncelikle kendimle konuşuyorum. Çünkü çok iyi bir beynim var. Ve birçok şey söyledim" yanıtını verecek kadar "özgüven" sahibiydi.
Matrix filminin unutulmaz karakteri Morpheus'ün ağzından çıkan repliğin buyurduğu gibi, cehalet mutluluktu. 
Trump'ın tek başına bu açıklaması bile sadece ülkesinin değil dünyanın da nasıl bir 4 sene geçireceğinin kanıtıydı.

Ne Avrupa'ya ne New York'a yaranamayan göçmen karşıtı göçmen
Başkanlık kariyeri öncesi ABD'nin en büyük binalarını dikmişti Trump.
Gücünü betondan alanlardandı.
Başkan olunca kendini ülkenin merkezine koydu, ABD'yi ise hiç olmadığı kadar alışılagelmiş dünya düzeninin dışına taşıdı.
Ağzından hiç eksik etmediği sloganı "America First!" yani "Önce Amerika!" sayesinde bir 4 yıl daha artık sendelemeye başlayan süper gücü yönetebileceğini sandı.
Ülkesinin dünyanın en iyisi olduğunu söyleyen adam, Avrupa'nın son 20 yıl içinde en sevmediği Beyaz Saray sakini olarak geçti kayıtlara.
Obama'nın yoluna neredeyse güller döken Fransa, İngiltere ve Almanya halklarının Trump'a desteği yüzde 20-40 arasında sıkıştı kaldı.
Sadece yaşlı kıta Avrupa'nın değil, doğduğu kent New York'un da en sevmediği New York'lu oldu Trump.
2018'in mayıs ayında "Tüyler ürperten tweetler atan hırsız birini değil lider istiyoruz!" diyen binlerce protestocunun gazabına uğradı. 
Kendini beğenmiş, kaybetmeye tahammülsüz, kavgacı ve narsistti.
Meksika sınırına duvar ördürecek kadar göçmen karşıtı olsa da kökenlerinde göçmenlik yatan adamdı.
Annesi Mary Anne MacLeod Trump, İskoçyalıydı.
1930'da gelmişti yeni kıtaya.
Turuncu saçları annesinin İskoç genlerinden mirastı.

24 ayar altın kaplama motosikletli başkan
Liseyi bitirmedi, askeri akademiye gitti, işletme eğitimi aldı.
Üniversite yıllarında babasının şirketlerinde çalıştı.
O yıllarından bahsedenler Trump'ı lüks düşkü ve çapkın olarak tanımlıyor.
Orange Country Choppers'a yaptırdığı 24 ayar altın kaplama motosikleti ya da Karayipler'deki 28 milyon dolarlık evi değil mevzu bahis.
Bunlar başkan olmadan önceydi.
Ticaretin zirvesinden siyasetin zirvesine yükselen Trump'ın harcamalarını saklaması ise aslında parayla ilişkisi açısından bir fikir veriyor. 
2016-2020 yılları arasında vergi beyannamelerini halka açıklamayan tek başkan oldu kendisi.
Seçildiği yıl sadece 750 dolar vergi ödeyen Trump, ABD Gelirler İdaresi'ni sözünden çıkmamaya "ikna" eden isimdi aynı zamanda.
Yıllar yılı Miss America yarışmalarının organizatörlüğünü yapan adam başkanlığı da kendince idare ediyordu işte.

Irkçılara göz kırpan, gazeteci sevmeyen adam
QAnon gibi hareketlere göz yumdu.
ABD'yi ortadan ikiye ayırıp kutuplaştıran adam muhaliflerinin gözünde şaklaban bir hırsız olarak adledilirken, bu ırkçı grubun nazarında şeytana karşı gizli mücadele yürüten isimdi.
Hareketin liderlerinden Marjorie Greene, Georgia eyaletini kazanıp ABD Kongresi'ne girdi.
Kongre üyesinin aşırı sağcı hareketi QAnon ise Trump'ın devlet ve medya içinde şeytana tapanların sonunu getirecek kişi olduğunu düşünüyor, bunu dillendiriyordu.
Trump hiçbir zaman bu aykırı grupla ilişkisini kabul etmedi.
Ama basınla kurduğu ilişki bir hayli açıktı.
İçinden "Fake News!" bağırışlarının, öfkenin ve gerilimin geçtiği bir ilişki... 
Kasım 2018'deki ABD ara seçimlerinde tam da hakkında Rusya soruşturması yürütüldüğü zamanlardı. 
Kendisine "Endişeli misiniz?" diye soran CNN muhabirine "Hiçbir konu hakkında endişeli değilim. Soruşturmanın bir oyun olduğu ortada. Bu kadar yeter. Mikrofonu bırak!" diye çıkışan, karşısındaki gazeteciyi azarlayan siyasetçiydi.
ABD Başkanı'nın başı sadece medya ile değil mahkemeler, davalar ve skandallarla ile de dertteydi.
Kendi istihbaratı Rusya'nın 2016'daki seçime Trump lehine müdahale ettiğini söylediğinde basının karşısına çıkıp şu alaycı sözleri sarf edecekti:
- Rusya, Rusya, Rusya, Rusya...
- Eşim "Hayatım sen Rusya'dan kimseyle konuşmadın" dedi. 
-"Evet, haklısın" dedim. 
- Başkan Trump Mueller raporunu bekliyor! 
- Trump çok kötü, çok çok kötü, kötü biri!
Görev süresi boyunca zorlu zamanlar geçirdi Trump.
Nixon'dan sonra hakkında azi̇l süreci̇ başlatılan i̇lk başkan oldu.
Senatoda cumhuri̇yetçi̇leri̇n çoğunlukta olması sayesi̇nde azi̇lden paçayı sıyırdı.
İki̇ haftalık soruşturmadan çıkan sonuç görevi̇ni̇ kötüye kullanmadığı, kongreni̇n çalışmasını engellemediğiydi.
Yıprandı ama yıkılmadı...

Cinsel tacizle suçlanan başkan
Pek çok nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.
Taciz ithamları ve kadınlarla kurduğu ilişkiler çok konuşuldu.
Temmuz 2019'da 16 kadın Ameri̇kan Başkanı'na taciz davası açtı.
O ise pirüpak olduğunu savundu.
Sadece kadınlar konusunda deği̇l.
Dünya üzerinde en temiz hava ve suyu isterken de, kendisinin çevreci olduğunu iddia ederken de...
Ama bu konuda da inandırıcı bulunmadı.
Çünkü "Çevreciyim" diyen kişi ile iklim değişikliğini saçma bulan kişi aynıydı.
Tabii 2015 Paris İklim Anlaşması'na atılan imzayı geri çeken kişi de...

Çin'e ticaret savaşı açtı, Çin'deki banka hesabını unuttu
Uluslararası arenada en sert yüzünü gösterdiği ülke Çin oldu. 
Amerika'nın Çin'e getirdiği ek gümrük vergileri restleşmeye dönüştü.
O restleşme sürerken Trump'ın ABD dışındaki üç banka hesabından birinin ticaret savaşına giriştiği Çi̇n'de olduğu anlaşıldı.
Mukadderat değil muhtemelen mukarrerattı!
Yani "ABD için harikayım" diye ortalıkta gezinen adamın aldığı bir düzine tartışmalı karardan yalnızca birinin yansıması...
Rakipleri ve sevmediklerine dağınık, uykucu, kaypak, Pocahontas, üç kağıtçı, ağlak, çarpık, asabi gibi lakapları yapıştıran adamdı.
Hoşuna gitmeyen kişilere beslediği öfke ve nefret kongre baskınında, Capitol'ün bahçesine dikilmiş koca haç ve idam sehpasıyla taçlanacaktı.

"Sonu Gelmez Savaşlar" Doktrini
Trump ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını gereksiz buldu. 
"Sonu gelmez savaşlardan çekilme vakti" dedi.
Suriye'deki savaşı Türkiye, AB, Rusya ve Kürtleri̇n kendi başına çözeceğini söyledi.
Ama çok geçmeden bu sözlerinden çark etti̇.
4 yıl içinde göğsüne savaş madalyaları da taktı.
IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi ve İran Devri̇m Muhafızları komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi en çok övündüğü iki askeri operasyonuydu. 
İran ile savaşın eşiğine geldi.
Irak'taki Amerikan elçiliklerine yönelik saldırılar bunun göstergesiydi.
Aynı Trump 2018'de "utanç verici" diye nitelediği İran nükleer anlaşmasından çekilmişti.
İran neredeyse her Amerikan liderinden nefret etti ama Trump'a duyulan öfke herkesi geçti.
Türkiye ile ilişkisi inişli çıkışlıydı.
Johnson mektubundan sonra en çok tartışılacak mektubun altına imzasını attı.
Diplomatik teammülerden uzaktı.
Dış politikada Trump doktrini eleştirildi ama etkili bulanlar da yok değildi.
İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşme sürecini başlattı.
Tel Aviv Büyükelçiliği̇'ni Kudüs'e taşıma kararı ise büyük tartışma yarattı.
İnşa ettiği duvara imza attı
Başkanlığı boyunca imza attiği işlerden biri de göçmen karşıtı duvar oldu. 
Seçmenlerine söz verdi̇ği̇ gibi göçmen karşıtı politika yürüttü.
Yasadışı göçte sıfır tolerans poli̇ti̇kası i̇zledi̇.
Trump ile birlikte göçmen aileler parçalandı.
Bir kampta onlarca çocuğun tel örgülerle ayrılmış kafeslerdeki görüntüsü ABD'nin zaten kötü imajını daha fazla sarstı.

AB ve NATO'nun belalısı
AB üzerinde baskı kurdu Trump.
Bu baskı Avrupa içindeki birlik hissini artırdı.
Öyle ki̇; AB'de ekonomik birliği̇n geliştirilmesi konusunda fikir birliği oluştu.
NATO ve BM gi̇bi̇ kurumları karşısına aldı. 
BM İnsan Hakları Konseyi'nden ayrıldı.
Dünya sorunları ve o sorunların beraberinde getirdiği ekonomik sorumluluğu "ABD'nin sırtına yük" saydı. 

Rakamlarla övünen Trump
Trump'ın en çok övündüğü ise ekonomik başarısı oldu.
Hatta bu dünyada da genel bir kanıya dönüştü.
Neredeyse bi̇r yıllık koronavirüs salgınındaki gelişmeler bir yana üç yılda net 6.6 milyon istihdam yarattı.
Obama zamanında bu rakam 8,1 milyondu.
Bütçe açığı Trump’ın ilk 3 yılında 2,5 trilyon dolardı.
Obama’nın son 3 senesindeyse 1,6 trilyon dolar...
Trump ekonomide başarılıydı ama birçok ekonomi̇ste göre aslında Obama yönetiminde atılan adımların meyvesini toplamıştı.
Obama'nın sağlık sistemi bir kenera Trump'ın gözündeki bir başka yük çalıştığı bakan ve bürokratlar oldu.
Ekibinden bakanlar dahil 75'e yakın kişi ya kovuldu ya istifa etti.
Beraber çalıştığı kimi isimler için "Salak" dedi. 
Kongre hamlesi sonrası yanındakilerin bir kısmı da giderayak gemiyi terk etti.

Trump'ın geleceğinde ne var?
2016'da göreve geldiğinde seçmen büyük oranda siyasette bilinmeyen bir adaya oy vermi̇şti̇.
4 yıl sonra ise ona atılan oylar bilinçliydi.
Seçimden çıkartılacak sonuçlardan biri de Trump'ın da katkısıyla ABD'deki kutuplaşma ve bölünmüşlüğün daha kalıcı hale geldi̇ği̇...
Uzun, derin bir geçmişi olan kurumsal ve sistematik ırkçılık ile sosyo-ekonomi̇k adaletsizlik, ABD'nin yapısal sorunlarından biri olmaya devam edecek.
Bir buçuk ay önce Trump'ın yeniden -tabi ömrü vefa ederse- ABD başkanlığına aday olacağını düşünenlerin sayısı az değildi.
Ama son yaptıkları ona pahalıya patlayacak.
Bir daha cumhuriyetçileriden aday olamazsa cumhuriyetçiler içinde de facto bir 3. parti kimliğiyle hareket etmesi muhtemel görünüyor.
İkinci azil sürecinden en azından hala koltuktayken sıyrıldı.
Tarihte hiçbir ABD Başkanı görevden ayrıldıktan sonra suçlu bulunup azledilmedi.
Ne ile karşı karşıya kalırsa kalsın toplumun önemli bir bölümü üzerinde etkisini sürdüren Trump'ın ABD siyasetinde ağırlığı olacağı tartışmasız.
Kendisine adaylık yolları kapanırsa Cumhuriyetçi Parti'nin 2024 adayının kim olacağıyla ilgili açık bir rolü olacak.
En azından son dakikada kendisini hüsrana uğratan yardımcısı Mike Pence'in önünü tıkamak için elinden geleni ardına koymayacak.
ABD'de 1800'de seçimi ilk kaybeden John Adams'tan bu yana kim kaybettiyse herkes rıza gösterip çekildi.
Trump ise tarihe sadece uyanık, pragmatist, din istismarcısı olarak değil aynı zamanda en büyük inkarcılardan biri olarak geçecek.
Ardında bıraktığı Trumpizm şimdilik seçim demokrasisini elinin tersiyle itmiyor. 
Ama ortada korkutcu bir gerçek var.
Dün hileli seçimlerle elden giden ülkeyi (!) kurtaracağız iddiasıyla kongreyi basanlar yarın bir başka çağrıyla neler yapar?
Yanıtı kestirmek zor.
Ve fakat şurası açık ki; Trump seçimleri aslında kendisinin kazandığını ciddi ciddi düşünen bir kitleyi miras bıraktı.
Giderken "Bir şekilde geri döneceğim!" diyor.
Belki de bu yüzden makamından ayrıldıktan sonra bile siyasetin alıkoyamayacağı 1 yüz ve delilikle cehalet arasında gidip gelen hayli tehlikeli 1 insan olarak anımsanacak.

Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.