Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)
TT

Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)

ABD belki de tarihinin en fantastik 4 yılını geçirdi. 
Sebebi elbette ülke tarihinin gördüğü en ilginç başkan Donald Trump. 
Washington sokakları o görevden ayrıldığında ıssız. 
Restoranlar, kafeler, barlar kapalı.
Sokaklarda halk değil askerler var.
Neredeyse 25 bin silahlı adam...
Demokrasisiyle caka satan ABD'yi bu hale sokan kişi ise Trump.
Göreve geldiğinde hava bulutluydu, onun gidişinin şerefine hava bile güneş açtı.
Bir yemin töreninde, 30 seneden beri ilk kez...
Bir zamanlar TV'nin en popüler yapımlarından Çırak'taki "Kovuldun!"cümlesiyle hafızalara kazınan kumarhane yöneticisi ve emlak kralı Trump, Amerikan halkının oylarıyla başa gelip daha nice yıllar konuşulacak dolu dolu bir başkanlık öyküsü bıraktı ardında. 
Nefret ve reyting ilişkisi kurduğu medya onu çok özleyecek.
Hikayesi hayli bol bir başkan oluşuna gelince...
Nasıl olmasın ki?
Sonuçta 1980'de Reagan'ı destekleyen, 2000'de Reform Partisi'nden aday olan, 2008'e kadar demokrat partinin yanında duran ve sonunda yeniden cumhuriyetçilerle iş birliğine yanaşan adamdı Trump.
Çıkarı neredeyse oradaydı.
2016'da seçilmesi aynı zamanda ABD Başkanlık seçimlerinde yazılı olmayan bir kuralın değiştiğinin kanıtıydı. 
Trump ülkesinin en iyi sekiz üniversitesinden birinden mezun olmadan o makama gelebilmiş kişiydi.
Şüphesiz uzun süredir hiçbir kaybeden onun kadar konuşulmayı başaramadı.
Beyaz Saray'a taşındıktan sonra özel sektördeki alışkanlıklarını devlet katında da devam ettirdi Trump.
Başkanlık macerası boyunca yola çıktığı pek çok tecrübeli isimle yollarını ayırdı. 
Daha doğru ifadeyle bu kez TV ekranından değil sürekli kavga halinde olduğu Twitter üzerinden "Kovuldun!" diye seslendi hoş beş etmediklerine.
Tek ve önemli bir farkla.
Bu kez koca bir devleti yönetiyordu Trump...
2020 Başkanlık seçimlerinde hem oy hem delege sayında rakibi Joe Biden'ın gerisinde kalınca destekçileri onun için seçim duasına bile çıktı.
Trump'ın "ruhani danışmanı" ve Evanjelik Danışma Kurulu Başkanı Paula Michelle White-Cain, liderinin yeniden seçilmesi için düzenlenen dua ayinini yönetti.
Modern dünya o cümlelere anlam veremedi.
- İlerle ve ilerle ve ilerle ve ilerle... 
- Kazanana kadar!
- Karşında duran her bir düşman bırak öyle kalsın! 
- Tanrım, biz zafer için onları yere vurarak alt edeceğiz!
- Yağmurun bereketini, zaferin sesini duyuyorum! 
- Tanrı diyor ki tamam. Tanrı diyor ki tamam! 
- Zafer zafer zafer! Cennetin dört bir köşesinde... 
- İlerle ve ilerle ve ilerle!

Kendi kongresini hedef gösteren başkan
Trump danışmanının izinden gitti, ilerlemeye karar verdi.
Hatta o denli ileri gitti ki, yemin törenine sayılı günler kala tam da ABD Kongresi'nin Biden'ın başkanlığı resmen (delegeler kurulunun ardından sembolik olarak) onaylayacağı gün bir miting düzenleyip taraftarlarını kışkırttı.
Washington'un sembolü ünlü Capitol binasını ABD medyasının deyişişle çete, yeni başkanın nitelemesiyle teröristler bastı.
İşitilen ayak sesleri popülizmin ayak takımına aitti.
Hem Temsilciler Meclisi hem Senato'nun toplandığı binanın koridorlarında seçimde hile yapıldığına kendini inandırmış yüzlerce kişi, Amerikan İç Savaşı sırasında köleciliği savunanların elinden düşürmediği Güneyli bayrağını dalgalandırdı.
O güneyliler ki, 1863'te köle düzenine son veren dönemin ABD Başkanı Abraham Lincoln'ü öldürenlerdi.
Kimileri ise Trump'ın ideolojisinin arka planının biraz da biraz da Georgia eyaletinden başkente gelenlerin sallandırdığı bayrakta saklı olduğunu düşündü. 
İddia bu ya; Amazon internet sitesinden Georgia eyalet bayrağı sipariş edip ellerine Gürcistan (İngilizce'deki karşılığı Georgia) bayrağı tutuşturulan öfkeli kalabalığın inandığı adamdı Trump.
Hikaye ne kadar trajikomik olsa da doğru değildi.
Doğruluğu su götürmeyen ise Trump'ın "Asla teslim olmayacağım!" sözlerinin kongrenin 200 yıl sonra göreceği ilk baskına zemin hazırlamasıydı.
200 sene evvel ABD, İngiltere ile savaştaydı.
İngilizler Kongre'yi kundaklamıştı.
O zaman savaş zamanı, bu zaman ise Trump zamanıydı!
Hemen her şeye karışan ama neredeyse hiçbir şey bilmeyen otokrat bir çaçaronun zamanı...
Trump, her ne kadar sonradan zevahiri kurtarmaya çalışssa da, ABD tarihine kişisel ihtirasları için sistemi altüst eden demokrasi düşmanı başkan olarak geçti.
Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi "Ne böyle senle ne de sensiz" dediği Twitter, 328 milyon insanın hayatından mesul bir adamı "tehlikeli" bulduğu gerekçesiyle yasaklayabildi.

Sahte Başkanlık forsu önünde saatlerce konuşan başkan
Neredeyse 4,5 milyar dolarlık servetine başkanlık forsu da eşlik edince 74'ünde şımarık bir çocuk edasıyla davranan kişi olageldi Trump.
Sadece şımarık değil aynı zamanda başkanlık forsunun neye benzediğini bilmeyecek kadar cahildi. 
2019'da katıldığı bir etkinlikte bir Rus kartalının golf sopası tuttuğu "Trump bir kukladır" yazılı sahte forsu arkasına alıp bin 500 sevdalısının önünde konuşması bunun kanıtıydı.
Cehalet elbette cümlelerine de yansıdı.
Hatta başkan olmadan öncesinde, 2016'daki yarış sırasında da...
Sandıktan sadece 7 gün önce MSNBC yayınına telefon ile bağlandığında sunucunun kendisine yönelttiği "İlk gün hazır olmanız için sürekli olarak kime danışıyorsunuz?" sorusuna "Öncelikle kendimle konuşuyorum. Çünkü çok iyi bir beynim var. Ve birçok şey söyledim" yanıtını verecek kadar "özgüven" sahibiydi.
Matrix filminin unutulmaz karakteri Morpheus'ün ağzından çıkan repliğin buyurduğu gibi, cehalet mutluluktu. 
Trump'ın tek başına bu açıklaması bile sadece ülkesinin değil dünyanın da nasıl bir 4 sene geçireceğinin kanıtıydı.

Ne Avrupa'ya ne New York'a yaranamayan göçmen karşıtı göçmen
Başkanlık kariyeri öncesi ABD'nin en büyük binalarını dikmişti Trump.
Gücünü betondan alanlardandı.
Başkan olunca kendini ülkenin merkezine koydu, ABD'yi ise hiç olmadığı kadar alışılagelmiş dünya düzeninin dışına taşıdı.
Ağzından hiç eksik etmediği sloganı "America First!" yani "Önce Amerika!" sayesinde bir 4 yıl daha artık sendelemeye başlayan süper gücü yönetebileceğini sandı.
Ülkesinin dünyanın en iyisi olduğunu söyleyen adam, Avrupa'nın son 20 yıl içinde en sevmediği Beyaz Saray sakini olarak geçti kayıtlara.
Obama'nın yoluna neredeyse güller döken Fransa, İngiltere ve Almanya halklarının Trump'a desteği yüzde 20-40 arasında sıkıştı kaldı.
Sadece yaşlı kıta Avrupa'nın değil, doğduğu kent New York'un da en sevmediği New York'lu oldu Trump.
2018'in mayıs ayında "Tüyler ürperten tweetler atan hırsız birini değil lider istiyoruz!" diyen binlerce protestocunun gazabına uğradı. 
Kendini beğenmiş, kaybetmeye tahammülsüz, kavgacı ve narsistti.
Meksika sınırına duvar ördürecek kadar göçmen karşıtı olsa da kökenlerinde göçmenlik yatan adamdı.
Annesi Mary Anne MacLeod Trump, İskoçyalıydı.
1930'da gelmişti yeni kıtaya.
Turuncu saçları annesinin İskoç genlerinden mirastı.

24 ayar altın kaplama motosikletli başkan
Liseyi bitirmedi, askeri akademiye gitti, işletme eğitimi aldı.
Üniversite yıllarında babasının şirketlerinde çalıştı.
O yıllarından bahsedenler Trump'ı lüks düşkü ve çapkın olarak tanımlıyor.
Orange Country Choppers'a yaptırdığı 24 ayar altın kaplama motosikleti ya da Karayipler'deki 28 milyon dolarlık evi değil mevzu bahis.
Bunlar başkan olmadan önceydi.
Ticaretin zirvesinden siyasetin zirvesine yükselen Trump'ın harcamalarını saklaması ise aslında parayla ilişkisi açısından bir fikir veriyor. 
2016-2020 yılları arasında vergi beyannamelerini halka açıklamayan tek başkan oldu kendisi.
Seçildiği yıl sadece 750 dolar vergi ödeyen Trump, ABD Gelirler İdaresi'ni sözünden çıkmamaya "ikna" eden isimdi aynı zamanda.
Yıllar yılı Miss America yarışmalarının organizatörlüğünü yapan adam başkanlığı da kendince idare ediyordu işte.

Irkçılara göz kırpan, gazeteci sevmeyen adam
QAnon gibi hareketlere göz yumdu.
ABD'yi ortadan ikiye ayırıp kutuplaştıran adam muhaliflerinin gözünde şaklaban bir hırsız olarak adledilirken, bu ırkçı grubun nazarında şeytana karşı gizli mücadele yürüten isimdi.
Hareketin liderlerinden Marjorie Greene, Georgia eyaletini kazanıp ABD Kongresi'ne girdi.
Kongre üyesinin aşırı sağcı hareketi QAnon ise Trump'ın devlet ve medya içinde şeytana tapanların sonunu getirecek kişi olduğunu düşünüyor, bunu dillendiriyordu.
Trump hiçbir zaman bu aykırı grupla ilişkisini kabul etmedi.
Ama basınla kurduğu ilişki bir hayli açıktı.
İçinden "Fake News!" bağırışlarının, öfkenin ve gerilimin geçtiği bir ilişki... 
Kasım 2018'deki ABD ara seçimlerinde tam da hakkında Rusya soruşturması yürütüldüğü zamanlardı. 
Kendisine "Endişeli misiniz?" diye soran CNN muhabirine "Hiçbir konu hakkında endişeli değilim. Soruşturmanın bir oyun olduğu ortada. Bu kadar yeter. Mikrofonu bırak!" diye çıkışan, karşısındaki gazeteciyi azarlayan siyasetçiydi.
ABD Başkanı'nın başı sadece medya ile değil mahkemeler, davalar ve skandallarla ile de dertteydi.
Kendi istihbaratı Rusya'nın 2016'daki seçime Trump lehine müdahale ettiğini söylediğinde basının karşısına çıkıp şu alaycı sözleri sarf edecekti:
- Rusya, Rusya, Rusya, Rusya...
- Eşim "Hayatım sen Rusya'dan kimseyle konuşmadın" dedi. 
-"Evet, haklısın" dedim. 
- Başkan Trump Mueller raporunu bekliyor! 
- Trump çok kötü, çok çok kötü, kötü biri!
Görev süresi boyunca zorlu zamanlar geçirdi Trump.
Nixon'dan sonra hakkında azi̇l süreci̇ başlatılan i̇lk başkan oldu.
Senatoda cumhuri̇yetçi̇leri̇n çoğunlukta olması sayesi̇nde azi̇lden paçayı sıyırdı.
İki̇ haftalık soruşturmadan çıkan sonuç görevi̇ni̇ kötüye kullanmadığı, kongreni̇n çalışmasını engellemediğiydi.
Yıprandı ama yıkılmadı...

Cinsel tacizle suçlanan başkan
Pek çok nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.
Taciz ithamları ve kadınlarla kurduğu ilişkiler çok konuşuldu.
Temmuz 2019'da 16 kadın Ameri̇kan Başkanı'na taciz davası açtı.
O ise pirüpak olduğunu savundu.
Sadece kadınlar konusunda deği̇l.
Dünya üzerinde en temiz hava ve suyu isterken de, kendisinin çevreci olduğunu iddia ederken de...
Ama bu konuda da inandırıcı bulunmadı.
Çünkü "Çevreciyim" diyen kişi ile iklim değişikliğini saçma bulan kişi aynıydı.
Tabii 2015 Paris İklim Anlaşması'na atılan imzayı geri çeken kişi de...

Çin'e ticaret savaşı açtı, Çin'deki banka hesabını unuttu
Uluslararası arenada en sert yüzünü gösterdiği ülke Çin oldu. 
Amerika'nın Çin'e getirdiği ek gümrük vergileri restleşmeye dönüştü.
O restleşme sürerken Trump'ın ABD dışındaki üç banka hesabından birinin ticaret savaşına giriştiği Çi̇n'de olduğu anlaşıldı.
Mukadderat değil muhtemelen mukarrerattı!
Yani "ABD için harikayım" diye ortalıkta gezinen adamın aldığı bir düzine tartışmalı karardan yalnızca birinin yansıması...
Rakipleri ve sevmediklerine dağınık, uykucu, kaypak, Pocahontas, üç kağıtçı, ağlak, çarpık, asabi gibi lakapları yapıştıran adamdı.
Hoşuna gitmeyen kişilere beslediği öfke ve nefret kongre baskınında, Capitol'ün bahçesine dikilmiş koca haç ve idam sehpasıyla taçlanacaktı.

"Sonu Gelmez Savaşlar" Doktrini
Trump ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını gereksiz buldu. 
"Sonu gelmez savaşlardan çekilme vakti" dedi.
Suriye'deki savaşı Türkiye, AB, Rusya ve Kürtleri̇n kendi başına çözeceğini söyledi.
Ama çok geçmeden bu sözlerinden çark etti̇.
4 yıl içinde göğsüne savaş madalyaları da taktı.
IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi ve İran Devri̇m Muhafızları komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi en çok övündüğü iki askeri operasyonuydu. 
İran ile savaşın eşiğine geldi.
Irak'taki Amerikan elçiliklerine yönelik saldırılar bunun göstergesiydi.
Aynı Trump 2018'de "utanç verici" diye nitelediği İran nükleer anlaşmasından çekilmişti.
İran neredeyse her Amerikan liderinden nefret etti ama Trump'a duyulan öfke herkesi geçti.
Türkiye ile ilişkisi inişli çıkışlıydı.
Johnson mektubundan sonra en çok tartışılacak mektubun altına imzasını attı.
Diplomatik teammülerden uzaktı.
Dış politikada Trump doktrini eleştirildi ama etkili bulanlar da yok değildi.
İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşme sürecini başlattı.
Tel Aviv Büyükelçiliği̇'ni Kudüs'e taşıma kararı ise büyük tartışma yarattı.
İnşa ettiği duvara imza attı
Başkanlığı boyunca imza attiği işlerden biri de göçmen karşıtı duvar oldu. 
Seçmenlerine söz verdi̇ği̇ gibi göçmen karşıtı politika yürüttü.
Yasadışı göçte sıfır tolerans poli̇ti̇kası i̇zledi̇.
Trump ile birlikte göçmen aileler parçalandı.
Bir kampta onlarca çocuğun tel örgülerle ayrılmış kafeslerdeki görüntüsü ABD'nin zaten kötü imajını daha fazla sarstı.

AB ve NATO'nun belalısı
AB üzerinde baskı kurdu Trump.
Bu baskı Avrupa içindeki birlik hissini artırdı.
Öyle ki̇; AB'de ekonomik birliği̇n geliştirilmesi konusunda fikir birliği oluştu.
NATO ve BM gi̇bi̇ kurumları karşısına aldı. 
BM İnsan Hakları Konseyi'nden ayrıldı.
Dünya sorunları ve o sorunların beraberinde getirdiği ekonomik sorumluluğu "ABD'nin sırtına yük" saydı. 

Rakamlarla övünen Trump
Trump'ın en çok övündüğü ise ekonomik başarısı oldu.
Hatta bu dünyada da genel bir kanıya dönüştü.
Neredeyse bi̇r yıllık koronavirüs salgınındaki gelişmeler bir yana üç yılda net 6.6 milyon istihdam yarattı.
Obama zamanında bu rakam 8,1 milyondu.
Bütçe açığı Trump’ın ilk 3 yılında 2,5 trilyon dolardı.
Obama’nın son 3 senesindeyse 1,6 trilyon dolar...
Trump ekonomide başarılıydı ama birçok ekonomi̇ste göre aslında Obama yönetiminde atılan adımların meyvesini toplamıştı.
Obama'nın sağlık sistemi bir kenera Trump'ın gözündeki bir başka yük çalıştığı bakan ve bürokratlar oldu.
Ekibinden bakanlar dahil 75'e yakın kişi ya kovuldu ya istifa etti.
Beraber çalıştığı kimi isimler için "Salak" dedi. 
Kongre hamlesi sonrası yanındakilerin bir kısmı da giderayak gemiyi terk etti.

Trump'ın geleceğinde ne var?
2016'da göreve geldiğinde seçmen büyük oranda siyasette bilinmeyen bir adaya oy vermi̇şti̇.
4 yıl sonra ise ona atılan oylar bilinçliydi.
Seçimden çıkartılacak sonuçlardan biri de Trump'ın da katkısıyla ABD'deki kutuplaşma ve bölünmüşlüğün daha kalıcı hale geldi̇ği̇...
Uzun, derin bir geçmişi olan kurumsal ve sistematik ırkçılık ile sosyo-ekonomi̇k adaletsizlik, ABD'nin yapısal sorunlarından biri olmaya devam edecek.
Bir buçuk ay önce Trump'ın yeniden -tabi ömrü vefa ederse- ABD başkanlığına aday olacağını düşünenlerin sayısı az değildi.
Ama son yaptıkları ona pahalıya patlayacak.
Bir daha cumhuriyetçileriden aday olamazsa cumhuriyetçiler içinde de facto bir 3. parti kimliğiyle hareket etmesi muhtemel görünüyor.
İkinci azil sürecinden en azından hala koltuktayken sıyrıldı.
Tarihte hiçbir ABD Başkanı görevden ayrıldıktan sonra suçlu bulunup azledilmedi.
Ne ile karşı karşıya kalırsa kalsın toplumun önemli bir bölümü üzerinde etkisini sürdüren Trump'ın ABD siyasetinde ağırlığı olacağı tartışmasız.
Kendisine adaylık yolları kapanırsa Cumhuriyetçi Parti'nin 2024 adayının kim olacağıyla ilgili açık bir rolü olacak.
En azından son dakikada kendisini hüsrana uğratan yardımcısı Mike Pence'in önünü tıkamak için elinden geleni ardına koymayacak.
ABD'de 1800'de seçimi ilk kaybeden John Adams'tan bu yana kim kaybettiyse herkes rıza gösterip çekildi.
Trump ise tarihe sadece uyanık, pragmatist, din istismarcısı olarak değil aynı zamanda en büyük inkarcılardan biri olarak geçecek.
Ardında bıraktığı Trumpizm şimdilik seçim demokrasisini elinin tersiyle itmiyor. 
Ama ortada korkutcu bir gerçek var.
Dün hileli seçimlerle elden giden ülkeyi (!) kurtaracağız iddiasıyla kongreyi basanlar yarın bir başka çağrıyla neler yapar?
Yanıtı kestirmek zor.
Ve fakat şurası açık ki; Trump seçimleri aslında kendisinin kazandığını ciddi ciddi düşünen bir kitleyi miras bıraktı.
Giderken "Bir şekilde geri döneceğim!" diyor.
Belki de bu yüzden makamından ayrıldıktan sonra bile siyasetin alıkoyamayacağı 1 yüz ve delilikle cehalet arasında gidip gelen hayli tehlikeli 1 insan olarak anımsanacak.

Independent Türkçe



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.