Rus muhalif Navalni, Rusya’nın Mandela’sı mı olacak?

Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)
Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)
TT

Rus muhalif Navalni, Rusya’nın Mandela’sı mı olacak?

Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)
Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)

Sami Amare
Rus muhalif Aleksey Navalni’nin Moskova’ya geri dönüşü, başkent havalimanında gözaltına alınarak sorguya çekilmesi ve son birkaç gündür tutuklu bulunması ilerleyen birkaç gün ve haftalarda olayların tırmanacağının habercisi gibi görünüyor. Zira Navalni’nin yandaşlarının ve muhaliflerin gelecek cumartesi günü başkent sokaklarına akın edeceğine ilişkin işaretler mevcut.

Dönüş öncesi hareketler
Farklı taraflara göre tavırlar da farklılık gösteriyor. Navalni’nin Kremlin’i veya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in pozisyonlarını tehdit edebilecek bir değer, ağırlık veya güç ‘oluşturmadığını’ söyleyenler, rejim hapishanesindeki varlığının Rus sokak hareketi ve Kremlin’in politikalarına karşı protesto hareketlerinin hızı açısından çok daha güçlü ve daha önemli göründüğünü söyleyenler ve onu kilit altında tutmaktansa serbest bırakmanın çok daha iyi olduğunu, zira tutuklu olmasının onun değerini ve önemini artırdığını düşünenler mevcut. Aynı şekilde Rusya’da Navalni’yi, Nelson Mandela ve İran’da İmam Humeyni ile yaşananlara benzer şekilde en iyi savaşçılara yükseltebilecek bir ikona dönüştürme ihtimalinden korktuklarını ifade edenler de bulunuyor.
Navalni’nin Moskova’ya dönüşünden önce muhalefetin, Rusya otoritesinin en yüksek düzeylerinde ‘Yolsuzluk Teşhir Fonu’ faaliyeti çerçevesinde hazırlanmaya istekli olduğu bir dizi araştırma yapıldı. Putin’in 1980’lerin ikinci yarısında KGB’de (Devlet Güvenlik Komitesi) geçirdiği yıllar boyunca, Doğu Almanya’nın Dresden şehrindeki önceki hayatına ilişkin toplandığını söyledikleri konular da bu araştırmalar kapsamına dahildi.
‘Putin’in Sarayı’ adının tercih edildiği bu heyecan verici araştırmalar, birçok batılı medya kuruluşunun da dikkatini çekti. Bu bağlamda medya organları, ‘Rusya Devlet Başkanı’nın sahnenin en önemli sembolleri ve dönemin zenginleri arasındaki dostlarının, burayı onun hesabına yaptırdıklarını ve Karadeniz kıyılarında Soçi yakınlarında başka isimler altında tescil ettirdiklerini’ söyledi.

Navalni’nin Moskova’ya dönüşü nasıl karşılandı?
Rus muhalefetine çalışan Batı medyası ve televizyon kanalları, bu soruşturmaların Navalni’nin geleceği, muhalif hareketlerinin ufku, Rusya’daki değişim olasılıklarına ilişkin vizyonu hususunda bir dizi röportaj ve yoruma yer verdi.
Çok sayıda gazetecinin Navalni’nin dönüşüne ilişkin tavrı hakkındaki sorularına yanıt olarak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, “Her Rus vatandaşı ülkesine dönme hakkına sahiptir. Elbette kimse bu  konuda herhangi bir kısıtlama ile karşılaşamaz” ifadelerini kullandı. Peskov, Putin’in Navalni’nin dönüşüyle ilgili konularla ve Merkezi Soruşturma Komitesi ona yönelttiği suçlamalarla ilgilendiğini de yalanladı.
Devlet Başkanı Putin’in Sözcüsü, Navalni ve ekibinin Karadeniz kıyılarındaki Gelencik şehrinde bulunan ‘Putin’in Sarayı’ hususunda hazırlayıp yayınladığı araştırmaları ‘saçmalık’ olarak nitelendirdi. Peskov, vatandaşlara da ‘muhalefet temsilcisi olarak adlandırılan bu kişiye bağış yapma ve para gönderme çağrılarına’ kapılmama uyarısı yaptı.
Devlet Duması ve Başkanı Vyacheslav Volodin, Navalni’nin dönüş haberini küçümserken, bu geri dönüşün batılı kuruluşlar ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından ‘Rusya ile çatışma’ meselesinde kullanıldığını belirtti. Volodin, diğer tarafların ise bu dönüşü, ülkeyi istikrarsızlaştırma ve ‘sahaya’ yaklaşabilecek koşulları hazırlama girişimlerinin bir başlangıcı olarak değerlendirdiğini vurguladı. Vyacheslav Volodin, Rusya Komünist Partisi Başkanı Gennadiy Zyuganov’un ifadeleriyle, Ukrayna’daki ‘Turuncu Devrim’e atıfta bulundu.

İhanet ve muhalefet arasında Navalni
Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Sergey Mironov gibi Navalni’nin ve faaliyetinin ‘vatana ihanet’ olduğu perspektifinden bakanlar da var. Russia Today (RT) kanalında siyasi yorumcu Aleksandr Nazarov, Kırım Yarımadası’nın ayrılması ve Rusya’ya dahil edilmesiyle ilgili 2014 referandumunun sonuçlarını kabul etmeyi reddetmesinden bu yana Navalni’nin, kendini idama mahkum ettiğini belirtti.
Nazarov, Navalni’nin siyasi bir muhalif olarak siyasi ağırlığını küçümserken, (Levada Merkezi tarafından yapılan bir kamuoyu anketine göre) Devlet Başkanı Putin’in yüzde 55’lik popülaritesine kıyasla yalnızca yüzde 2’yi geçmeyen bir popülariteye sahip olduğunu vurguladı.
Rusya’daki koşulların neredeyse günlük takibini yapan görgü tanıkları da Navalni’nin, saha da Rusya Devlet Başkanı Putin ile rekabet etme fırsatına sahip olmadığına dikkati çekti.
Muhalefet yakın olan ve finansmanını Batılı kaynaklardan sağlayan ‘Dujad’ kanalının da Navalni’nin karakteriyle ilgili bir kamuoyu anketi yayınlaması dikkat çekici. Anket, ‘bir hain ve dolandırıcı’ olarak tanımlanması da dahil olmak üzere, Navalni’ye karşı yapılan birçok olumsuz yorumu içermesi açısından garipti. Elbette ankette, bazılarının ‘onu sistemle savaşabilen ve yolsuzluğu ortaya çıkarabilen cesur bir muhalif’ olarak nitelendirdiği ifadelere de yer verildi.

Rus sahnesi senaryoları
Bu noktada Navalni’nin dönüşünün, yönleri farklı olan birçok göstergeyi taşıdığını söyleyebiliriz. Öyle ki fikirler, Kremlin’deki mevcut rejimi ve rejimin simgesi olan Vladimir Putin’i devirmenin gerekliliği üzerinde toplandı. Bu bağlamda Rus hapishanelerinde on yıldan fazla bir zaman geçiren, en büyük Rus petrol şirketi Yukos’un sahibi milyarder Mihail Hodorkovski, Kremlin’e muhalif olan Dujad’a verdiği bir röportajında, ‘Navalni’nin dönüşünün, demir parmaklıklar ardında uzun süre kalma riskini de beraberinde getirdiğini’ belirtti.
Hodorkovski, “Mevcut koşulların birçok yönünün gelişimi, artık birçok batı ülkesinin liderlerinin pozisyonlarına bağlıdır” dedi. Rus milyarder, yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok muhalefet figürünün, ‘batı baskısının artmasını’ ve ‘birçok yolsuzlukla suçlanan Putin’in yoldaşlarından, yaptırım listesine daha fazla ismin eklenme olasılığını’ beklediğini vurguladı.
Gelecek cumartesi günü Moskova sokaklarında yapılması beklenen gösterilerin, yakın gelecekte hareketlerin geleceğini değerlendirmek için bir kriter olacağını belirtenler de var. Bu nedenle yakın gelecekte Navalni’nin tutuklanmasına ilişkin olarak, çeşitli yerel ve uluslararası düzeylerde yoğun tartışmalar yaşanabilir.
Birçok gözlemci, Hodorkovski’nin beklentilerine göre ‘Belarus senaryoları’ da dahil birçok farklı senaryonun beklendiğine dikkati çekti. Bu çerçevede Belarus’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tutuklu kocasının yerine aday olan Svetlana Tikhanovskaya’nın yaptığı gibi Yulia Navalnaya’nın da tutukluluk dönemi sırasında eşi Aleksey Navalni’nin yürüyüşünü sürdüreceği olasılığına ilişkin sorulara Hodorkovski, gülümseyerek yalnızca ‘Belki’ ifadesiyle yanıt verdi. Muhalif çevrelerin Navalnaya’ya ‘Tikhanovskaya 2’ diye hitap ettiği bir zamanda Hodorkovski, Yulia’nın bu görevi üstlenmek için daha kalifiye ve vasıflı göründüğünü de dile getirdi. Ancak Yulia Navalnaya, bu söylentileri reddediyor.
Ancak bugünkü tartışma, muhalefet çevreleriyle sınırlı değil. Yaklaşan devlet başkanlığı seçimlerinde başkanlık pozisyonundan uzak olmadığı yönünde de görüş birliği mevcut. Öyle ki mevcut koşullara ilişkin birçok ifade, Navalni’nin geri dönüp Moskova Havalimanı’nda tutuklanışının ve bir Pobeda uçağıyla başkente ulaşmasının, ‘uzun bir yolculuğun yalnızca başlangıcı’ olduğuna işaret ediyor. Bu yolculuğun, Devlet Duması üyelerini seçmek için bir sonraki parlamento seçimlerinin yapılacağı Eylül ayına kadar ve daha sonra da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı 2024 yılına kadar uzamasını bekleyenler var.

Parlamenter sistemle yönetilme umutları
Birçok muhalif temsilci, Devlet Başkanı Putin’in bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görevden ayrılıp aday olmayacağına dair umutlarını dile getirirken Hodorkovski, birçok kişinin hükümeti ‘başkanlık sistemi yerine parlamenter sisteme dönüştürme’ arzusu taşıdığını belirtti. Mihail Hodorkovski, yaklaşan parlamento seçimlerininse bu yıl Rusya’daki en önemli olay olacağını vurguladı.
Rus milyarder, Putin’in ayrılması hususunda umutlarını dile getirirken, (kaynağını belirtmediği) bir kamuoyu anketine katılanların yüzde 48’inin de ‘beşinci dönemde devam etmesine karşı olduklarını’ söyledi. Hodorkovski, bu oranın bu sonbaharda yaklaşan oylama tarihi ile artacağını da belirtti.
Ancak Hodorkovski’nin Dujad kanalına verdiği röportajda ortaya koyduğu en tehlikeli şey, ‘Rus yetkililerin, siyaset ve para alanlarında birçok Batı sembolünün rüşvet ve yolsuzluğuna karıştığı’ yönündeki ifadeleri oldu. Mihail Hodorkovski, bu durumu ‘batıda demokrasi krizi’ olarak tanımlarken, bu duruma da Donald Trump’ın destekçilerinin Kongre binasını bastığı 6 Ocak’ta yaşananları gerekçe gösterdi.
Bugün İngiltere’de yaşayan Rus milyarder Hodorkovski’nin ‘batılı kuruluşların, Rus oligarşisinin bir dizi yozlaşmış sembolünün kara para aklamasına göz yumması’ hususunda söyledikleriyle de bu itirafların hiddeti daha da artıyor. Öyle ki Mihail Hodorkovski, 50 milyon doları aşan kirli paranın ortada olmadığına dikkati çekti. Bu durum ise, batılı kuruluş ve bankaların, değeri 50 milyon doları aşan ‘kara para aklanmasına’ müsamaha gösterdiği anlamına geliyor!



BM kürsüsünde Netanyahu gerilimi: Onlarca delege salonu terk etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

BM kürsüsünde Netanyahu gerilimi: Onlarca delege salonu terk etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün (perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, konuşmasını protesto ederek salonu terk eden delegelerin temsil ettiği birçok ülkeyi İsrail’in savunduğunu söyledi. Netanyahu, İsrail’i eleştirenlere sert tepki gösterirken İran, Gazze, Suriye ve Türkiye’nin yanı sıra İngiltere ve Fransa’yı da hedef aldı.

Netanyahu konuşmasına başladığında onlarca delege salonu terk etti. Salonda tezahürat ve yuhalama sesleri yükselirken toplu çıkışın ardından koltukların büyük bölümünün boş kaldığı görüldü.

Reuters’ın aktardığına göre Netanyahu, salonu terk edenleri “ahlaken korkak” olarak nitelendirdi ve kendileriyle aynı görüşte olan diğer kişilere de konuşmasına başlamadan önce salonu terk etmeleri çağrısında bulundu.

Genel Kurul Başkanı Halil Rahman ise salonda düzenin korunması çağrısını defalarca yineledi.

İran ve Gazze

Netanyahu, Ortadoğu’daki savaşa değinerek İran’a saldırı düzenleme kararının “almak zorunda kaldığım en kolay kararlardan biri” olduğunu söyledi.

Netanyahu, “İsrail kendini savunurken, az önce delegeleri bu salonu terk eden birçok ülkeyi de savunuyor. Aslında şunu bilmenizi istiyorum: Liderlerinin birçoğu İran’ın nükleer kapasitesini yok etmemiz nedeniyle bize gizlice teşekkür ediyor” dedi.

6yj
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)

Netanyahu, Gazze’de soykırım işlendiği yönündeki suçlamaları reddederek bunları “bu yüzyılın en büyük yalanı” olarak nitelendirdi.

İsrail’in işgali altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinde bulunan genç İsrailli yerleşimcileri de “yaklaşık 150 kişiden oluşan, taş atan ve zeytin ağaçlarını kesen bir avuç sapkın genç” olarak tanımladı.

Netanyahu, “Bundan nefret ediyorum. Bireysel adalet uygulama mantığını benimsemeyeceğim” diyerek bu tür eylemlerin hukuk dışında gerçekleştirilmesine karşı olduğunu söyledi.

Netanyahu, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya hitaben “Suriye Cumhurbaşkanı’na şunu söylüyorum: Yahudiler Musa döneminden beri Golan Tepeleri’nde bulunuyor” dedi. Netanyahu’nun açıklaması, Şara’nın BM’de yaptığı konuşmada İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nden çekilmesi çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Türkiye’yi hedef alan Netanyahu,  “Antisemitik yalanların yayılması için merkez haline gelen son ülke Türkiye oldu... Hamas terör örgütünün liderlerini ağırlıyor” dedi.

hyjuk
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

Netanyahu, İngiltere ve Fransa’yı sömürgecilik geçmişleri üzerinden de eleştirdi. “İsrail’i sömürgecilikle suçluyorlar. Ne sömürgeciliği? Bizi kim suçluyor? Aralarında İngiltere ve Fransa’dan bazıları var” diyen Netanyahu, bu iki ülke gibi devletlerin “bu kavramı ortaya çıkaranlar” olduğunu söyledi.

Netanyahu, “Devletimizi savunmak zorundayız çünkü başka seçeneğimiz yok” ifadelerini kullandı.

Trump’a övgü, Mamdani’ye mesaj

Netanyahu, İsrail’in ABD Başkanı Donald Trump’tan daha büyük bir ortağı olmadığını belirterek Trump’a teşekkür etti.

Netanyahu ayrıca New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’ye de seslenerek “Beni susturamayacaksın” dedi. Bu açıklama, Mamdani’nin Netanyahu’yu hedef alması ve İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlamasının ardından geldi.

cdfvgthyj
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmanın ardından ayrılırken (AP)

Netanyahu, Mamdani’ye yönelik açıklamasında “Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanı seçilmesinden bu yana çok sayıda Yahudi artık New York’ta kendini güvende hissetmiyor” dedi.

Netanyahu, “İsrail defalarca ve haksız yere soykırım yapmakla suçlanıyor... Sizin ve diğer antisemitik kişilerin Yahudiler ve Yahudi devleti hakkında yaydığı yalanların gerçek sonuçları var” ifadelerini kullandı.


Beyaz Saray’da Trump-Şi buluşması: Dostluk mesajları öne çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
TT

Beyaz Saray’da Trump-Şi buluşması: Dostluk mesajları öne çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le kurduğunu söylediği büyük dostluğa övgüde bulundu. Şi’nin  ABD’ye düzenlendiği resmi ziyaret üç gün sürdü.

Trump, Çinli mevkidaşını olağanüstü bir törenle karşıladı. Karşılama, çarşamba akşamı Trump’ın Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’ne bizzat giderek Şi’yi karşılamasıyla başladı. Bu, 60 yılı aşkın süredir bir ABD başkanının yabancı bir devlet başkanını askeri üste karşılaması bakımından bir ilk oldu.

Perşembe günü ise Beyaz Saray’da resmi karşılama töreni düzenlendi. Törende şeref kıtası hazır bulunurken ABD ve Çin bayrakları göndere çekildi, iki ülkenin milli marşları çalındı ve ardından Gül Bahçesi’nde askeri gösteriler düzenlendi. Tören, bir “B-2 Spirit” bombardıman uçağı ile dört “F-22 Raptor” savaş uçağının uçuşuyla sona erdi.

rgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Çinli mevkidaşı Şi Cinping’i 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’a gelişi sırasında karşılarken (AFP)

Görüşme masasında çok sayıda anlaşmazlık konusu bulunmasına rağmen Trump, açılış konuşmasında Çinli mevkidaşıyla ilişkilerinin güçlü olduğuna vurgu yaptı. Trump, “2016’daki ilk seçimimden bu yana Başkan Şi ile gerçekten büyük bir dostluk kurduk. Bu dostluk, karşılıklı saygıya ve halklarımızın hayati çıkarlarına dayanıyor” dedi.

Trump, geçen mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyareti de hatırlatarak bunu “büyük bir onur” olarak nitelendirdi ve Şi’nin gösterdiği “olağanüstü ve son derece güzel misafirperverliği” övdü. Trump, Çin Devlet Başkanı ve eşini Beyaz Saray”da ağırlamanın da kendisi ve First Lady Melania Trump için bir “onur” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı ayrıca görüşmenin iki liderin ilk kez Beyaz Saray’da bir araya gelmesi açısından önem taşıdığını belirterek “Dünyanın farklı yerlerinde birlikte zaman geçirdik” ifadelerini kullandı.

Görüşmelerin gündeminde İran savaşı, Tayvan, ABD’nin Çin’e gelişmiş çip ihracatına yönelik kısıtlamaları, ticaret ve yapay zekâ başta olmak üzere birçok kritik dosya bulunuyor.

Sağlıklı rekabet

Şi, ABD’ye varışının ardından yaptığı konuşmada Çin ile ABD arasındaki rekabetin sağlıklı bir rekabet olması ve sınırları içinde kalması gerektiğini söyledi. Şi, “Bu, birbirimizi yakalamak için yapılan bir yarış olmalı; taraflardan birinin kazanıp diğerinin kaybetmek zorunda olduğu bir güreş değil” dedi. Şi, Trump’ı Tayvan meselesinde “temkinli ve ihtiyatlı” davranmaya çağırdı.

vgth
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AP)

Çin’in ayrıca ABD ile İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla haziran ayında vardığı mutabakat zaptının uygulanmasına dönülmesini desteklediğini belirtti.

Trump, yapay zekânın insanlık için tehdit oluşturabileceği yönündeki endişeleri defalarca küçümserken Şi bu konuda daha temkinli bir yaklaşım benimsedi. Çin Devlet Başkanı Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada “Yapay zekâyı kamu yararına hizmet edecek şekilde geliştirme ve yönetme kapasitesine ve sorumluluğuna birlikte sahibiz. Gelişiminin her zaman insan denetimi altında kalmasını sağlamalıyız” dedi.

Şi, “Çin ve ABD, büyük devletler olarak insanlığın gelişimini ve ilerlemesini destekleme konusunda tarihi bir sorumluluk taşıyor” diyerek iletişimin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İki ülkenin maliye bakanları da haftanın başında bir araya gelirken Washington, yapay zekâ alanındaki olaylarla ilgili iki ülke arasında yeni bir “bildirim mekanizması” kurulmasını önerdi.

Bunun yanı sıra iki taraf, daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanan ticari ateşkesi iki ay uzatarak 10 Ocak’a kadar sürdürme konusunda anlaşmaya vardı. Taraflar bu süreçte daha kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor.

cdfvgthy
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 24 Eylül 2026’da Washington’a gelişi sırasında Beyaz Saray yakınlarında Çin ve ABD bayrakları taşıyan kişiler (AFP)

Çin Devlet Başkanı ayrıca ülkesinin önümüzdeki beş yıl içinde 100 bin Amerikalı genci Çin’de eğitim görmeleri ve değişim programlarına katılmaları için davet edeceğini açıkladı. Şi, Atlanta Hayvanat Bahçesi’ne de iki panda gönderileceğini duyurarak onları dostluk elçileri olarak nitelendirdi.

Yapay zekâ da iki liderin açılış konuşmalarında önemli yer tuttu. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, teknolojinin istihdam ve toplumlar üzerindeki etkisine ilişkin küresel endişelerin arttığı bir dönemde yapay zekânın görüşmelerin başlıca gündem maddelerinden biri olacağını söyledi.

Yumuşak diplomasi

Başkan Trump ve First Lady Melania Trump, perşembe akşamı Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda resmi akşam yemeği verecek. Yemek programı ve salonun düzenlemesi Amerikan ve Çin geleneklerini bir araya getirecek şekilde hazırlandı.

Melania Trump, çiçek ve masa dekorasyonlarında kırmızı rengi öne çıkarırken müzik programında Amerikan askeri bandoları ile opera sanatçısı Christopher Macchio yer alacak.

Melania Trump, zirveye eşlik eden yumuşak diplomasi faaliyetlerinde de önemli bir rol üstlendi. Trump ve Şi siyasi görüşmelere devam ederken First Lady, Çin Devlet Başkanı’nın eşi Peng Liyuan’a Smithsonian Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni gezdirdi. Ziyaret, Çin ile ABD arasındaki sanatsal miras ve kültürel alışverişe odaklandı.

fnjy6um
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşini 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (Reuters)

Melania Trump ayrıca akşam yemeğinin hazırlıkları ve ayrıntılarıyla da bizzat ilgilendi. Program cuma günü de devam edecek. Trump ve Melania, Çin Devlet Başkanı ve eşini yeniden Beyaz Saray’da ağırlayarak Kırmızı Oda’da çay içecek. Ardından iki çift, ABD ile Çin ilişkilerine ilişkin tarihi belge ve kayıtları incelemek üzere Ulusal Arşiv’e gidecek.

Trump ve Melania, burada Şi ve Peng’i uğurlayarak devlet ziyaretini tamamlayacak. Bu buluşma, ABD’nin kuruluşunun 250. yılını kutladığı dönemde ayrıca sembolik önem taşıyor.

Zirve öncesinde gelen sonuçlar

Zirvenin ilk somut sonucu, iki liderin müzakere masasına oturmasından önce geldi. ABD ile Çin arasındaki ticari ateşkes 10 Kasım’dan 10 Ocak 2027’ye kadar iki ay uzatıldı.

Bu adım, taraflara daha kapsamlı bir ekonomik anlaşma üzerinde müzakere etmek için ek süre sağlarken iki ülke arasındaki yapısal anlaşmazlıkları henüz çözmüş değil.

cdfvgth
Trump ve Şi, eşleriyle birlikte 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da düzenlenen tören sırasında (Reuters)

New York Times, kararı müzakerecilere ek süre tanıyan iki aylık bir uzatma olarak duyurdu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise görüşmelerin küçük çaplı anlaşmalar dizisiyle yetinmek yerine daha kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma ihtimalinin ele alınmasına dönüştüğünü söyledi.

Bu durum, tarafların yeniden gerilimi tırmandırmama konusunda ortak bir karar aldığı anlamına geliyor.

Önceki ateşkes, ticaret savaşı sırasında karşılıklı tarifelerin son derece yüksek seviyelere çıkmasının ardından gümrük vergilerini düşürmüş ve bunun karşılığında Çin’in nadir toprak elementleri, ABD tarım ürünleri alımları ve yatırımlara ilişkin taahhütlerde bulunmasını öngörmüştü. Ancak uygulamada tarafların performansı farklılık gösterdi.

“Fox News” ise zirvenin, Pekin’in geçen mayıs ayında yapılan anlaşma sırasında verdiği taahhütleri gerçekten yerine getirip getirmediğinin test edilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Özellikle nadir toprak elementleri, tarım ve ticaret alımları ile yatırımlara ilişkin taahhütler öne çıkıyor.

Tarifeler, ileri teknoloji, fikri mülkiyet, yapay zekâ ve Tayvan gibi başlıklar ise hâlâ çözüme kavuşturulmuş değil.

Çin’in baskı kozu

Trump’ın önceki başkanlık dönemindeki ilk ticaret savaşıyla kıyaslandığında müzakere dengesindeki en önemli değişimlerden biri, Washington’ın Pekin’in sahip olduğu nadir toprak elementleri kozunun gücünü fark etmesi oldu.

sfrgth
Şi, 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da Trump’ın konuşması sırasında alkışlarken (Reuters)

ABD’de savunma, teknoloji ve otomotiv sektörleri dahil birçok sanayi kolu, Çin’in üretim ve işleme zincirlerinin önemli bölümünü kontrol ettiği minerallere ve mıknatıslara ihtiyaç duyuyor.

Dolayısıyla denklem artık yalnızca ABD tarifelerine karşı Çin ihracatı şeklinde işlemiyor.

Washington tarifeler, gelişmiş çipler ve finansal piyasalar üzerinden baskı kurabilirken Pekin de tedarik zincirleri ve kritik mineraller üzerinden karşılık verebiliyor.


İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor
TT

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran, yeni ABD ve İsrail saldırılarına maruz kalması halinde çatışmanın coğrafi kapsamını genişletme tehdidinde bulunarak Hint Okyanusu’na ve hatta daha ötesine ulaşabileceği mesajını verdi. Bu açıklama, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğuyla savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerin sürdüğü bir dönemde geldi.

Askeri ve siyasi gerilimin tırmanmasına paralel olarak yeni ABD yaptırımları da İran’ın havacılık sektörünü doğrudan etkilemeye başladı. Uluslararası uçuşlar iptal edilirken İranlı havayolu şirketlerinin bölgedeki başlıca destinasyonlara erişimi engelleniyor.

İran’daki gerilimin tırmandığı bir ortamda, Dini Lider Mücteba Hamaney’in danışmanı Yahya Rahim Safavi dün yaptığı açıklamada, askeri çatışma alanının halihazırda Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e kadar uzandığını belirtti. Safavi, “Olası bir savaşa karşılık bu alanın Hint Okyanusu’na, hatta belki daha ötesine genişlemesi mümkün” dedi.

Hint Okyanusu’na yapılan atıf, İran’ın önceki tehditlerinde dile getirdiği coğrafi kapsamdan daha geniş bir bölgeye ilk kez işaret ediyor. Bölge, İran kıyılarından yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssü Diego Garcia nedeniyle stratejik önem taşıyor.