Fransa, özür dilemeden Cezayir'in sömürgeleştirilmesi defterini kapatmak istiyor

Fransız tarihçi Benjamin Stora, iki ülke arasındaki uzlaşı çerçevesinde ‘Hafızalar ve Gerçek’ adlı bir komisyonun kurulmasını önerdi

Cezayir'deki Fransız sömürgeciliğini anlatan 1956 yılına ait bir arşiv fotoğrafı (AP)
Cezayir'deki Fransız sömürgeciliğini anlatan 1956 yılına ait bir arşiv fotoğrafı (AP)
TT

Fransa, özür dilemeden Cezayir'in sömürgeleştirilmesi defterini kapatmak istiyor

Cezayir'deki Fransız sömürgeciliğini anlatan 1956 yılına ait bir arşiv fotoğrafı (AP)
Cezayir'deki Fransız sömürgeciliğini anlatan 1956 yılına ait bir arşiv fotoğrafı (AP)

Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasının üzerinden 60 yıl geçti. Ancak Fransa ile ilişkileri halen eski sömürge devleti olarak çok hassas ve karmaşık bir şekilde devam ediyor. İki ülkenin ortak tarihi mirasının barındırdığı çirkin sömürü imgeleri ve 7 yılı aşkın bir süre devam eden, yüz binlerce insanı mağdur eden ve her türlü baskı ve işkenceye tanıklık eden kurtuluş savaşı, geçmişin izlerinin hafızlardan silinmesini ve geleceğe bakılmasını engelliyor.
Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasından bu yana Fransa’nın 8 kez cumhurbaşkanı değiştirmesine rağmen ‘hafıza savaşı’ sürüyor. Mevcut Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da artık bu kanlı sayfayı kapatmak istiyor. Bu yüzden Fransız tarihçi Benjamin Stora'yı görevlendirerek bunu yapmaya çalıştı. Cezayir, sömürgecilik ve bağımsızlık dönemi tarihi üzerine çalışan en önemli isimlerden biri olan Stora, gerçeği anlatmak amacıyla hazırladığı raporu Macron’a sundu.
Tarihçi Stora, Macron’a sunduğu raporunda, “Cezayir savaşının tarihinin bilinmesi ve akıl gözüyle bakılması önemlidir. Bu, mağdurların rahatlaması için gereklidir” ifadelerine yer verdi. Stora aynı zamanda meselenin ‘gençlere hafıza ile ilgili çatışmalardan kurtulma imkanı vermekle ilgili’ olduğunu söyledi. Stora, Cumhurbaşkanı Macron'un, 2 Ekim'de Les Moreaux’ta yaptığı konuşmada ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele’ olarak tanıttığı yasa tasarısına da değindi. Macron, ‘İslamcı ayrılıkçılığın’ sömürge geçmişinden ve Cezayir savaşından görüntüleri geri getirdiğini belirtmişti. Macron, daha sonra John Afrique dergisinde yayımlanan röportajında, sonuç olarak bu durumun ‘öfke ve kızgınlık duygularını beslediğini’ söyledi.
Macron, soruna ilişkin görüşünü ise şu sözlerle ifade etti:
“İki durum arasında sallanan bir tür salıncakta mahsur kalmış durumdayız. Bir yanda özür ve pişmanlık, diğer yanda inkar ve gurur. Bense uzlaşı istiyorum.”
Macron daha önce 2017 yılında Cezayir’e yaptığı ziyaret sırasında sömürgeciliği ‘bir insanlık suçu’ olarak tanımlamıştı. Geçtiğimiz sonbaharda ise Benjamin Stora'nın raporunun kendisine sunulmasının ardından birkaç önlem alacağına söz verdi. Söz konusu rapor, dün öğleden sonra, Elysee Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı'na resmen teslim edildi.
Rapor 150 sayfadan oluşuyor. Bu da raporun yoğun bir içeriği olduğu, derinlemesine analizlerin yapıldığı ve şeffaf olduğu yönünde düşünceleri körüklüyor. Ancak Elysee’deki kaynaklar, ‘Cezayir’den özür dilenmesi’ gibi bir konunun ‘masada olmadığını’ açıklamakta gecikmediler.
Fransız siyasi kaynaklar ise, Macron’un, iç politik nedenlerden ve özür dilemenin esasen suçun kabulü olduğundan özür dilemeyi reddeden kendinden önceki cumhurbaşkanlarının izinden gittiğini düşünüyorlar.
Öte yandan Cezayir’de göreve gelen tüm cumhurbaşkanlarının yanı sıra siyasi partiler ve parlamento, Paris'ten özür talep ettiler. Bunu, en azından teoride iki ülke arasında ilişkileri normalleştirmek için bir şart haline getirdiler.
Bu nedenle akıllara ilk önce, Fransa'nın Cezayir'i kontrolü sırasında yaptıklarından dolayı özür dilemeyi veya pişmanlık duymayı kesinlikle reddetmesi gelmektedir. Macron ise bunun yerine, özür engelini aşmanın bir yolu olarak gördüğü bir dizi ‘sembolik ve somut’ önlem almayı planlıyor.
Elysee’deki kaynaklar, Macron'un, 25 Eylül'ün savaş sırasında Fransa'nın yanında savaşan Harkileri (Cezayirliler) anma, 17 Ekim'in ‘1961 Paris Katliamını’ ve 19 Mart'ın savaşın sona ermesini anma günü olarak belirmek ve katılmak istediğini açıkladılar.
Fransız bakış açısına göre Macron, Akdeniz'in iki yakasından ortak geçmişe sahip iki ülke arasında ‘uzlaşıya varmak’, geçmişin defterini kapatmak ve gelecek için çalışmak istiyor. Ayrıca bu çalışma sadece iki ülke arasındaki ikili ilişkiler açısından değil, aynı zamanda Cezayir dışında en fazla Cezayirlinin yaşadığı ülke olarak Fransa’nın kamuoyu için de oldukça önemlidir.
Bununla birlikte hafıza çalışmalarına iki girişimin daha eşlik ettiği belirtiliyor. Birincisi, yetkililerin Fransa İslam Konseyi’ni (CFCM) İslam dinin Fransa’nın değerleriyle uyumlu olması için bir çerçeveye sokulması ve siyasal İslam'ın yayılmasını engellemek amacıyla Fransa'da ‘İslam Prensipleri Tüzüğü’nü kabul etmeye zorlamadaki başarısı, ikincisi ise ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele’ olarak adlandırılan ‘cumhuriyetin ilkelerini güçlendiren’ yasa tasarısının Temsilciler Meclisi’nde tartışılmaya başlanması.
Öte yandan Stora raporunda, iki ülke arasındaki uzlaşı çerçevesinde ‘Hafızalar ve Gerçek’ adlı bir komisyonun kurulmasını önerdi. Bununla birlikte Stora, Elysee kaynaklarının yukarıda bahsettiği üç faaliyet dahil olmak üzere Cezayir-Fransa ortak tarihiyle ilgili bir dizi anma etkinliğinin oluşturulması gibi 22 konuda daha tavsiyede bulundu. Stora ayrıca, Hafızalar ve Gerçek Komisyonu’nun gerçeği ortaya çıkarmak ve tarafları uzlaştırmak için Cezayir Bağımsızlık Savaşı'ndan sağ kalanların görüşlerinin paylaşılmasını önerdi.
Öneriler arasında ayrıca Cezayir direnişine liderlik eden Emir Abdulkadir için 4 yılını sürgünde geçirdiği Amboise şehrinde bir anıt dikilmesi ve Fransa'nın 1957'de direniş militanı ve avukat Ali Boumendjel'e düzenlenen suikastı kabul etmesi yer alıyor. Bununla birlikte kayıp Cezayirliler ve Avrupalılar için bir ‘rehber’ hazırlanması önerildi. Stora, Fransa’nın Büyük Sahra Çölü'nde gerçekleştirdiği nükleer deneyler dosyasını ve sömürgecilik dönemindeki Cezayir arşivi dosyasını da unutmadı.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.