Biden döneminin başlaması ile birlikte Beyaz Saray'da radikal değişiklikler meydana geldi

ABD Başkanı Joe Biden ofisinde çalışıyor (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ofisinde çalışıyor (AFP)
TT

Biden döneminin başlaması ile birlikte Beyaz Saray'da radikal değişiklikler meydana geldi

ABD Başkanı Joe Biden ofisinde çalışıyor (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ofisinde çalışıyor (AFP)

Başkan Joe Biden ve yeni ekibi Beyaz Saray’a taşındı. Bu ekip Çarşamba günü dünyanın en güçlü ve zengin ülkesinde sorumluluk makamına geldi.  Beyaz Saray'da başkanın çalışma odası olan ve 'Oval Ofis' olarak anılan odada Biden'la birlikte bir dizi değişiklik gerçekleşti.
CNN'e göre Beyaz Saray 500 bin dolara mal olan titiz bir temizlik sürecinden geçti.  Biden’ın ekibi taşınma sürecinde oldukça sıkı çalışırken kısa sürede Beyaz Saray'daki sahneyi değiştirmeyi başardılar. İlk belirgin fark, Beyaz Saray’daki herkesin "Kovid-19" tedbirleri kapsamında maske takmasıdır. Biden'in Beyaz Saray’daki ilk gününde maske ile verdiği fotoğraf yeni dönemin özelliklerini ortaya koyuyor. Trump imajına bir zayıflık vereceği endişesiyle Oval Ofis'te maske takmayı pek tercih etmiyordu.
Biden yönetimi 400 binden fazla Amerikalının ölümüne neden olan ve ekonominin tüm sektörlerini vuran bir salgını ortadan kaldırmak hususunda daha sert önlemlere başvuruyor.
Yeni dönemde Beyaz Saray’a girmesine izin verilen gazeteci sayısı günde 80'e düşürülürken gazetecilere maske takma ve hızlı bir koronavirüs testinden geçme zorunluluğu getirildi.
Trump'ın görev süresi boyunca açıkça konuşması engellenen Biden’ın Sağlık Başdanışmanı Anthony Fauci, Perşembe günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Koronavirüsle mücadele bilimsel gerçeklere dayanmadığı için rahatlama olmadı. Basın brifing odasına geri dönmek ve bilimin konuşmasına izin vermek bir tür özgürleşmiş duygudur.”
Ayrıca Beyaz Saray Basın Sözcüsü Jen Psaki, günlük basın toplantılarına yeniden başlanacağını ifade etti. Bu toplantılar yıllardır Beyaz Saray medya sisteminin bir parçası ve neredeyse kutsal bir gelenek olarak görülüyor. Ancak Trump döneminde, söz konusu toplantılara neredeyse tamamen ara verildi. Trump bunun yerine sık sık Twitter’ı ve kendisine yakın TV kanallarını kullandı. 
Biden dönemindeki değişikliklerin derin hedeflere işaret ettiğini dile getiren Richmond Üniveristesi Hukuk Fakültesi Profesörü Carl Tobias, konuyla ilgili şunları söyledi: "Biden döneminde yaşanan değişiklikler tarzın ötesine geçiyor, ancak stil de önemli. Federal hükümetin çalışma şeklini büyük ölçüde değiştirmek istedikleri açık. Bu değişiklikler son ana kadar tüm normları, kuralları, yasaları ve gelenekleri ihlal etmekten hoşlanan Trump'ın tarzından radikal bir sapma olduğu anlamına geliyor.”



Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti

Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti
TT

Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti

Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti

Bölge, açık bir çatışma tehlikesini gündeme getiren ciddi askerî ve diplomatik gelişmelere sahne oldu. Kuveyt, İran tarafından düzenlendiğini açıkladığı bir saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, çok sayıda kişinin de yaralandığını duyurdu. Kuveyt Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırının ardından Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, İranlı diplomatları sınır dışı etti ve Tahran yönetimine resmî protesto notası verdi. Benzer saldırıların Bahreyn’i de hedef aldığına dair haberler geldi.

Körfez’deki bu gerilim, İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği ve ülkenin güneyinde can kayıplarına yol açan saldırılarla eş zamanlı olarak yaşandı. İsrail’in Beyrut girişinde bir askerî hedefi vurduğu bildirildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’la mücadelenin sona ermediğini belirterek, İsrail ve ABD güçlerinin olası gelişmelere karşı tam teyakkuz halinde olduğunu söyledi.

Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump, siyasi çözüm sürecini ilerletme çabalarını sürdürüyor. Trump, İran’ın da kabul ettiği bir “nükleer anlaşmanın” şekillenmeye başladığını ve müzakerelerde İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in de yer aldığını öne sürdü. Trump ayrıca, mevcut aşamada ABD’nin bölgeye kara gücü göndermesine gerek olmadığını ifade etti.

İran Dışişleri Bakanı’nın El Meyadin televizyonuna açıklamaları

  • Taraflar karşılıklı olarak paylaşılan metinleri incelemeyi sürdürüyor.
  • İsrail’in Beyrut’a saldırması halinde İran kararlı bir şekilde karşılık verecek.
  • Washington ile iletişim tamamen kesilmiş değil ancak müzakerelerde herhangi bir ilerleme sağlanamadı.

İran Devrim Muhafızları’ndan Tasnim Haber Ajansı aracılığıyla yapılan açıklamalar

  • Kuveyt Havalimanı’na saldırı düzenlemedik.
  • Yolcu terminalindeki hasar, İran füzelerini önleyemeyen ABD yapımı Patriot sistemlerinin hatalı çalışmasından kaynaklandı.
  • Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı çevresinde karşılıklı ateş açtı.

Hürmüz çevresinde yeni gerilim

Çarşamba gününün ilk saatlerinde İran medyası, yaklaşık iki ay önce İran, ABD ve İsrail arasında ilan edilen ateşkesten bu yana yaşanan en tehlikeli tırmanışlardan birinin meydana geldiğini bildirdi. Çatışmaların yeniden Hürmüz Boğazı ve Körfez’in kara suları çevresine taşındığı belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise İran tarafından fırlatılan çok sayıda balistik füze ve insansız hava aracının önlenmesine destek verdiklerini açıkladı. Açıklamada, söz konusu saldırı araçlarının hiçbirinin hedeflerini vuramadığı ifade edildi.

İran müzakere heyetinden açıklamalar

İranlı müzakere heyetinin medya ekibinden bir yetkili, Fars Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu:

  • İslamabad görüşmelerinin ilk aşamasının sonuçsuz kalmasının nedeni, İran’ın nükleer müzakerelere girmeyi reddetmesiydi.
  • Lübnan’ın göz ardı edildiği hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz.
  • ABD ile hazırlanacak mutabakat zaptının nihai hale gelmesi durumunda anlaşma dört aşamalı bir mekanizmadan geçecek.
  • Tahran, Washington’un sunduğu son taslağa henüz yanıt vermedi.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları 7 bini aştı

Şarku’l Avsat, 28 Mayıs’taki ve son olarak pazartesi günü gerçekleşen Kuveyt saldırılarının ardından Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin resmî açıklamalarını temel alarak yaptığı derlemeye göre, Şubat 2026’da savaşın başlamasından Haziran 2026 başına kadar İran’ın Körfez ülkelerine yönelik toplam saldırı sayısı 7 bin 28’e ulaştı.

Bu saldırıların 1.716’sı füze, 5 bin 311’i ise insansız hava araçlarıyla gerçekleştirildi.


Kongre binası baskınına katılan hüküm giymiş bir kişinin Pentagon’da terörle mücadele alanında hassas bir göreve atanması endişe yaratıyor

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)
TT

Kongre binası baskınına katılan hüküm giymiş bir kişinin Pentagon’da terörle mücadele alanında hassas bir göreve atanması endişe yaratıyor

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 6 Ocak 2021’de Kongre baskınına katılmaktan hüküm giymiş bir kişiyi, terörle mücadeleyle ilgili hassas bir ulusal güvenlik görevine atadı. İngiliz gazetesi The Guardian’a göre bakanlık, bazı çalışanların söz konusu kişinin geçmişine ilişkin dile getirdiği kaygıları göz ardı etti.

Gazete, Elias Irizarry’nin son derece gizli askeri operasyonların yönetiminden sorumlu Özel Operasyonlar Ofisi’nde görevlendirilmesinin, bakanlık yetkilileri arasında ciddi endişe ve tedirginliğe yol açtığını aktardı.

The Guardian, haberi ilk olarak The Washington Post’un duyurduğunu belirtti. Gazetenin yayımladığı fotoğrafta Irizarry’nin, Kongre baskınının gerçekleştiği gün elinde metal bir çubuğa benzeyen bir nesne taşıdığı, Donald Trump’ın seçim sloganı olan ‘Amerika’yı Yeniden Büyük Yap’ yazılı şapka taktığı ve bir duvarın üzerinden etrafı izlediği görülüyor.

grthyju
Elias Irizarry (FBI)

Irizarry, saldırının gerçekleştiği sırada 19 yaşındaydı. Kongre baskını, Donald Trump destekçilerinin, 2020 başkanlık seçimlerinin sonuçlarının onaylanmasını engellemek amacıyla Kongre binasına doğru düzenlediği yürüyüşün ardından patlak vermişti. Seçimleri Joe Biden kazanmış olmasına rağmen Trump, başkanlığın kendisinden ‘çalındığını’ öne sürmüştü.

Mahkemede davranışlarından dolayı pişmanlık duyduğunu belirterek özür dileyen Irizarry, buna rağmen davasına bakan yargıç tarafından sert şekilde eleştirildi. Yargıç, Irizarry’nin olaylar sırasında şiddeti durdurabilecek bir konumda olmasına rağmen bunu yapmamasını eleştiri konusu yaptı.

Irizarry daha sonra, olayların yaşandığı dönemde öğrencisi olduğu Güney Carolina’daki bir askeri akademiden mezun oldu.

Mahkeme belgelerine göre Irizarry, güvenlik kısıtlaması bulunan bir binaya izinsiz girme ve içeride kalma suçlamalarını kabul etti. Hakkında 14 gün hapis cezası verildi.

2023 yılında yapılan karar duruşmasında pişmanlığını dile getiren Irizarry, “Bu utancın bir parçası olarak anılacak olmaktan dolayı mahcubiyet duyuyorum. 6 Ocak, gerçekten dehşet verici bir gündü. Bu olay, demokrasimizin İç Savaş’tan (1861-1865) bu yana karşılaştığı en büyük saldırıydı” dedi.

Kararı veren Yargıç Tanya Chutkan ise Irizarry’nin Kongre baskınına karışmadan önceki sicilinin ‘büyük ölçüde takdire değer’ olduğunu söyledi.

Chutkan ayrıca, olaylar nedeniyle ilişiği kesilen askeri akademiye yeniden başvurabilmesi için Irizarry’ye tavsiye mektubu yazmayı teklif etti.

Irizarry, daha sonra Güney Carolina Eyalet Meclisi’nde bir koltuk kazanmak için seçim yarışına katıldı ancak 2024 yılında yapılan Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde başarısız oldu.

Şarku’l Avsat’ın The Washington Post’tan aktardığına göre Irizarry’nin söz konusu göreve atanmasına kimin karar verdiği henüz netlik kazanmış değil.

Buna karşın, Pentagon yetkililerinin, Amerikan demokrasisine yönelik doğrudan ve kapsamlı bir saldırıya katılmış bir kişinin böylesine hassas bir göreve atanma ihtimalinden ciddi rahatsızlık duyduğu belirtiliyor.

Kongre baskını sırasında veya hemen sonrasında beş kişi hayatını kaybetmiş, saldırıyı engellemeye çalışan polis memurlarından dördü ise takip eden aylarda intihar etmişti.

The Washington Post’un haberine göre Irizarry, yaklaşık 40 kişiden oluşan ve terörle mücadele ile düzensiz savaş konularında uzmanlaşan bir ekipte görev yapacak.

Söz konusu ekibin görev alanları arasında büyükelçiliklerin güvenliğinin sağlanması, personel kurtarma operasyonları ve rehine kurtarma faaliyetleri de bulunuyor.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, gazeteye yaptığı değerlendirmede, “Kurtarma veya tahliye operasyonlarında bu tür görevler, özel kuvvetler personelimizi karşılaşabilecekleri en karmaşık ve tehlikeli ortamlara göndermeyi gerektirebilir” dedi.

Aynı kaynak, “Bakanlıkta henüz sınırlı deneyime sahip ve kariyerinin başındaki bir kişinin, ayrıca tartışmalı bir geçmişe sahip olmasına rağmen bu kadar hassas bir dosyada görevlendirilmesi, üst düzey yöneticiler açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor” ifadelerini kullandı.

Pentagon Basın Sekreter Vekili Joel Valdez ise e-posta yoluyla gönderdiği açıklamada atamayı doğrulayarak savundu. Valdez aynı zamanda haberi ilk duyuran The Washington Post gazetecilerini de sert sözlerle eleştirdi.

Valdez, “Elias Irizarry genç, nitelikli ve vatansever bir profesyoneldir. Savunma Bakanlığı’ndaki siyasi atamalar arasında yer almasından gurur duyuyoruz” dedi. Açıklamasında The Washington Post’u da hedef alan Valdez, “Irizarry’nin aksine Washington Post’un ulusal güvenliğe önem verdiğine dair bir işaret yok. Gazetenin sicili, her gün gizli bilgileri yayımlayan veya bunların sızdırılmasını teşvik eden düşük standartlı muhabirlerle doludur ve bu durum ülkemize zarar verebilir” ifadelerini kullandı.


Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı: Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
TT

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı: Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)

İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Cafer Esedi, ABD’nin ‘tam teslimiyet’ olarak nitelendirdiği taleplerini sürdürmesi halinde İran’ın ‘savaşla ilgili bir sorunu olmadığını’ söyledi. Esedi’nin açıklamaları, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirmeye yönelik dolaylı temaslar sürerken İran askeri kurumları içindeki sert tutumu yansıttı.

Şarku’l Avsat’ın İran medyasından aktardığına göre Esedi dün sabah yaptığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti’nin ‘elindeki tüm kozları henüz ortaya koymadığını’ belirterek, Tahran’ın gerektiğinde devreye sokabileceği çok sayıda seçeneğe sahip olduğunu ifade etti.

Esedi’nin açıklamaları, İran ile ABD arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve 28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. Taraflar arasında 7 Nisan’dan bu yana kırılgan bir ateşkes yürürlükte olsa da müzakereler henüz kesin bir sonuç vermedi.

Aynı zamanda İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) saflarında görev yapan Esedi, son savaş sırasında ülkenin savunma sanayisinin zarar gördüğünü kabul etti. Ancak şu anda askeri teçhizat üretimi ve silahlı kuvvetlerin desteklenmesinde kullanılan tesislerin ‘düşmanın gözünden tamamen gizli’ olduğunu söyleyen Esedi, İran’ın savunma üretimi alanındaki durumunun hâlâ ‘kabul edilebilir seviyede’ bulunduğunu kaydetti.

sdfbfr
İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Cafer Esedi, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı ile yaptığı röportaj sırasında

Esedi, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçmişte İran’ı ‘taş devrine döndürme’ tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, ülkesinin Amerikan baskılarına boyun eğmeyeceğini söyledi. Esedi, “Elimizde hiçbir şey kalmasa bile taşlarla savaşırız” ifadesini kullandı.

ABD, İsrail ve müttefiklerini ‘yanlış hesaplar yapmamaları’ konusunda uyaran Esedi, Washington’ın İran’dan yalnızca ‘tam teslimiyet’ istediğini, ancak Tahran’ın bunu kabul etmeyeceğini belirtti.

Müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Esedi, ABD ile yürütülen görüşmelerin ‘halkın geçim sorunlarını çözmeyeceğini’ savundu. “Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir” diyen Esedi, Tahran’ın beklemeyi sürdürdüğünü ve ‘savaşla ilgili bir sorunu olmadığını’ ifade etti. Esedi ayrıca, olası bir çatışmaya NATO’nun dâhil olmasının da İran açısından kaygı verici olmadığını söyledi.

Esedi, yetkililerin büyük kentlerde sürdürdüğü seferberlik kampanyalarının devam etmesi çağrısında bulunarak, halkın silahlı kuvvetlerin ‘en önemli dayanağı’ olduğunu vurguladı. İran’ın nükleer silaha ihtiyaç duymadığını öne süren Esedi, ülkesinin ‘en güçlü silahının’ sokak ve meydanlardaki halk desteği olduğunu dile getirdi.

Askeri hazırlığı artırmak

Bu arada DMO Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ateşkes sürecinde İran’ın askeri ve operasyonel kapasitesinin daha da güçlendiğini belirterek, geçen dönemin savaş hazırlıklarının artırılması, muharebe kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve savaşın yol açtığı zararların telafi edilmesi için değerlendirildiğini söyledi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’nı ziyareti sırasında konuşan Muhibbi, ‘düşmanın’ yeniden askeri seçeneğe başvurmasının, operasyonların niteliği, çatışma coğrafyası ve kullanılacak silahlar açısından farklı bir savaşa yol açacağını ifade etti. Muhibbi, DMO’nun tüm olası senaryolara karşı hazırlık yaptığını vurguladı.

İran Silahlı Kuvvetleri’nin ateşkes öncesine kıyasla daha güçlü bir konumda bulunduğunu savunan Muhibbi, ‘düşmanın’ hedeflerine ulaşmak için hâlâ askeri seçeneğe güvendiğini öne sürerek askeri cephenin en üst düzey hazırlık durumunu koruyacağını kaydetti.

Daha önce DMO’ya bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani de ABD desteğiyle İsrail’in Lübnan ve Gazze’de yürüttüğü operasyonların, ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan ittifakı bölgesel faaliyet alanını genişletmeye yönelteceğini söylemişti.

Resmî İran medyasına göre Kaani, İsrail operasyonlarının sürmesinin “Direniş ekseninin iki cepheden verdiği desteği genişletme, diğer cepheleri daha etkin hâle getirme ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinin durumunu Hürmüz Boğazı’yla eşitleme kararlılığını ortaya koyacağını” ifade etti.

Kaani’nin açıklamaları, İranlı yetkililerin daha önce İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını yeniden tırmandırması hâlinde deniz yolları üzerindeki baskının Babu’l Mendeb Boğazı’na da taşınabileceği yönündeki uyarılarının ardından geldi.

Hürmüz Boğazı’nın millileştirilmesi çağrıları

Buna karşılık ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), denizde, havada ve karada konuşlu binlerce Amerikan askerinin İran’a uygulanan deniz ablukasını desteklemeyi sürdürdüğünü açıkladı.

CENTCOM dün yayımladığı fotoğraflarda, 31. Deniz Sefer Birliği’ne bağlı Deniz Piyadeleri personelinin Umman Denizi’nde bulunan amfibi hücum gemisi USS Tripoli’de hızlı halatla iniş tatbikatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Tatbikatın, ABD’nin bölgedeki askeri konuşlanması kapsamında yapıldığı belirtildi.

CENTCOM, pazartesi günü yaptığı açıklamada ise 1 Haziran itibarıyla ABD güçlerinin 121 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, İran’a yönelik abluka tedbirlerine uyulmasını sağlamak amacıyla beş geminin faaliyetlerini de engellediğini bildirdi.

Tahran yönetimi de Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü vurgulamayı sürdürdü. DMO Deniz Kuvvetleri Halkla İlişkiler Birimi dün yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde 24 geminin önceden izin alarak ve DMO Deniz Kuvvetleri ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, geçişlerin güvenliğinin de İran güçlerince sağlandığını duyurdu.

Açıklamada, boğaz üzerindeki ‘akıllı kontrolün’ etkin şekilde uygulandığı belirtilirken, yabancı güçlerin ‘Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda yerinin olmadığı’ ifade edildi.

İran devlet televizyonu da dünyanın çeşitli ülkelerinden gemi sahipleri ve kaptanların, Fars Körfezi Su Yolu İdaresi’ne ait elektronik platform üzerinden günün 24 saati Hürmüz Boğazı’ndan geçiş izni başvurusunda bulunabileceğini bildirdi. Başvuruların incelendikten sonra geçiş izinlerinin verildiği kaydedildi.

İran İslami Şura Meclisi Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi ise Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki ‘egemenliğini pekiştirmeyi’ hedeflediğini söyledi. Guderzi, mevcut çatışmanın yalnızca boğazın sağladığı doğrudan gelirlerle ilgili olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve uluslararası deniz taşımacılığıyla bağlantılı stratejik boyutlar taşıdığını belirtti.

İran devlet haber ajansı ISNA’ya konuşan Guderzi, konunun önemini 1950’li yıllardaki petrolün millileştirilmesi sürecine benzeterek, İran’ın ‘Hürmüz Boğazı’nı millileştirmeyi’ ve ‘potansiyel bir gücü fiili nüfuza dönüştürmeyi’ amaçladığını ifade etti.

Guderzi, dost veya tarafsız ülkelerin gemilerinin, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından belirlenen protokollere uymaları ve Tahran’ın düşmanca olarak değerlendirdiği faaliyetlere karışmamaları şartıyla boğazdan geçebileceğini söyledi. Ancak İran’a karşı kullanılacak silah veya askeri teçhizat taşıyan düşman ülkelere ait gemilere müdahale edileceği uyarısında bulundu.

Hürmüz Boğazı’nın öneminin ‘mali hesapların çok ötesine geçtiğini’ vurgulayan Guderzi, İran’ın rakiplerinin de bu stratejik deniz koridorunun taşıdığı önemin farkında olduğunu dile getirdi.

Irak açıklarında bir gemiye saldırı

Bölgedeki deniz gerilimiyle bağlantılı bir diğer gelişmede, iki Iraklı güvenlik yetkilisi, AFP’ye yaptıkları açıklamada, Panama bayraklı bir yük gemisinin pazartesi günü Irak’ın güneyi açıklarında bir mühimmatın isabet etmesi sonucu ağır hasar aldığını bildirdi.

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) daha önce yaptığı açıklamada, Umm Kasr Limanı’nın 40 deniz mili güneydoğusunda bulunan bir yük gemisinde patlama meydana geldiğini duyurmuştu. Açıklamaya göre gemi daha sonra ikinci kez isabet aldı ve çıkan yangın kontrol altına alındı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ise geminin Umm Kasr Limanı’ndan ayrılmasının ardından İran topraklarından fırlatılan bir seyir füzesinin hedefi olduğunu öne sürdü. Yetkili, saldırının ardından geminin gövdesinde hasar oluştuğunu ve içeriye su sızmaya başladığını söyledi.

fverb
 Tahran’da bir sokakta Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Haziran 2026 (Reuters)

Pazartesi gecesi geç saatlerde DMO, deniz kuvvetlerinin, Umman Körfezi’nde İran’a ait Lion Star gemisine yönelik olduğu belirtilen Amerikan saldırısına karşılık olarak, ‘Amerikan-Siyonist düşmana ait’ olduğunu öne sürdüğü MSC Sariska V adlı gemiyi seyir füzesiyle hedef aldığını açıkladı.

İkinci bir Iraklı güvenlik yetkilisi de İsviçre’de kayıtlı ve Panama bayrağı taşıyan konteyner gemisinin bir füzenin isabet etmesi sonucu meydana gelen patlamaya maruz kaldığını, ardından uluslararası sulara doğru çekildiğini doğruladı.

MarineTraffic verilerine göre gemi, pazartesi sabahı Umm Kasr Limanı’ndan ayrılarak Katar’a doğru yola çıkmıştı.

Olay, bölge ülkelerinin savaşın yol açtığı gerilimler ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının gölgesinde deniz ticaretinin sürekliliğini korumaya çalıştığı bir dönemde yaşandı. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Körfez bölgesindeki deniz taşımacılığı ve enerji tedarik zincirleri üzerinde ciddi etkiler yaratmayı sürdürüyor.