Husiler savaşçı toplamak için aşiret çekişmelerini ve yoksulluğu kullanıyor 

Husilerin Sana'daki liderleri tarafından düzenlenen bir toplantı sırasında Husi savaşçıları (DPA)
Husilerin Sana'daki liderleri tarafından düzenlenen bir toplantı sırasında Husi savaşçıları (DPA)
TT

Husiler savaşçı toplamak için aşiret çekişmelerini ve yoksulluğu kullanıyor 

Husilerin Sana'daki liderleri tarafından düzenlenen bir toplantı sırasında Husi savaşçıları (DPA)
Husilerin Sana'daki liderleri tarafından düzenlenen bir toplantı sırasında Husi savaşçıları (DPA)

Husi gurubunun meşru hükümete karşı başlattığı darbeden bu yana savaş yılları boyunca on binlerce Husi milis üyesinin öldürülmesine rağmen Husiler, binlerce aşiret üyesi ve yoksul halkı savaş cephelerine sürüklemeye devam ediyor. Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor: Husiler bunu nasıl başarıyor?
Şarku’l Avsat, çeşitli kaynaklarla temasları ve son dönemdeki medya platformları üzerinden grup liderlerinin hareketlerini takip ederek Husilerin bu konuda iki yöntemi kullandığı sonucuna vardı. Birincisi, ülkenin kuzeyindeki aşiretler arasındaki ihtilafları fırsata çevirmesi. Diğeri ise nüfusun yüzde 80'inden fazlasını etkileyen yoksulluk nedeniyle halkın ihtiyaçlarını sömürmek. Her iki yöntem de Husilerin "orduya alım kaynağı" olarak kabul ediliyor.
Durumu daha da kötüleştiren şey ise, Husilerin maaş ödemelerini durdurmasının yanı sıra, hükümet, ticari şirketler ve yatırımcılar tarafından yapılan işlerin çoğunu da durdurması oldu. Bu nedenle savaş cephelerine katılmak, aylık maaş ve baskı altında uluslararası yardım kuruluşlarından alınan gıda yardımlarını almanın tek yolu haline geldi.
Darbenin başlangıcından bu yana Husi milislerinin takip ettiği askere alma ve savaşçı toplama mekanizmasına aşina olan kaynaklar, ordunun gücünün yaklaşık yüzde 70'inin savaşmayı reddetmesinin ardından Husi milislerinin savaşçı toplamak için takip ettikleri yol hakkında bilgi verdi. Kaynaklar, “Husiler, kuzey bölgelerini işgallerinin başlangıcından beri, Yemen'in kuzeyinde Haşid ve Bekil kabileleri arasında kök salmış aşiret çatışmalarında kendilerine destek bulmak için bazı aşiret liderlerinin desteğini kazanmaya çalıştılar. Husiler özellikle, Yemen’in merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in rejiminin Haşid'in aşiret yönetimi sistemi olduğuna inanan Bekil kabilesinin liderlerini kendilerine çekmeye çalıştı. Özellikle Haşid kabilesinin önemli isimleri rejimin önemli bir parçası ve Haşid kabilesinden Şeyh Abdullah bin Hüseyin El-Ahmar liderliğindeki Yemen Islah Partisi hükümet liderliğinin ön saflarında yer alıyor. 
 
Genel Halk Kongresi Partisi, Husilere karşı şeffaf bir duruş sergiledi
Kaynaklara göre, Bekil kabilesinin önde gelen liderlerinin eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yönetimine karşı olan tutumları, Amran ve Hacce valiliklerinde Haşid kabilesinin kalelerini işgal ettiklerinde bu liderlerin Husilerin yanında durmalarını açıklıyor. 2011 yılında halk ayaklanmaları sonucunda yönetimin devrilmesiyle birlikte Genel Halk Kongresi Partisi, solcu partiler ve liberal aktivistler Haşid aşiretini ve parti sembollerini deviren Husilere karşı şeffaf bir duruş sergilediler.
Kaynaklar, Husilerin başkenti istila edip meşruiyeti devirmesini sağlayan durumun, aşiret içindeki ihtilaflar ile Genel Halk Kongresi Partisi ve Islah Partisi arasındaki siyasi çekişmeler olduğunu belirtti. Bu durum, Husi liderliğinin Bekil kabilesinin önde gelen isimleriyle aşiret ittifaklarını güçlendirmeye istekli olduğunu açıklıyor. Husiler, el-Ahmar ailesi gibi sahneyi terk eden liderler veya Al Culeydan ailesi, Al Atıf ve el-Meşrıki gibi önceki rejime bağlı Haşid şeyhlerinin geri kalanının çekilmesiyle birlikte bunların yerine Haşid kabilesinden yeni aşiret liderleri yaratmaya çalıştı.
Husi grubu, kontrol ettiği bölgelerdeki nüfusa karşı sorumluluklarını yerine getirmeyerek yaklaşık bir milyon memur ve yüzbinlerce askeri personelin maaşlarını ödemeyi kesti. Ayrıca Husiler, sağlık sektörü, su, elektrik ve hizmet sektöründen de elini çekerek, devlet kaynaklarını toplama ve tüccarlara, şirketlere ve çiftçilere çifte vergi koymada aktif oldular.
Başka bir kaynağa göre savaş, Husi liderleri ve cepheye savaşçı göndermekle yükümlü aşiret ve kabile şeyhleri ​​için bir zenginleşme aracı haline geldi. Husiler, tüccarlar, şirketler ve toplumun diğer kesimlerine karşı sert bir şekilde muamelede bulunuyor.  Sadece geçen yıl Husilerin vergi gelirleri yaklaşık 3 trilyon riyale ulaştı (1 dolar yaklaşık 600 riyal). Aynı kaynak açıklamasında, bu vergilerin hiçbir dönemde bu miktara ulaşmadığını ileri sürerek, buna yüzdesini yüzde 100'e çıkardıktan sonra nakit olarak zekat toplama kampanyasının yanı sıra, yüzlerce çiftçiden binlerce torba buğday, mısır ve diğer mahsulleri topladıkları meyvelerden zekat toplama kampanyasının eşlik ettiğini belirtiyor. Ayrıca kaynak, Husilerin topladıkları ürünleri sattığını veya saflarındaki savaşçıların beslenmesi için kullandığını bildirdi. Kaynak açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Bir kabilenin veya bölgenin liderinden 50 kişiyi büyük meblağlar karşılığında savaş cephelerine göndermesini istiyorlar. Husiler bu sayıdaki savaşçıları göndermeleri için liderlere 50 milyon riyal ödüyorlar. Ayrıca aşiret liderleri tekrar ve daha büyük bir sayıyı orduya gönderirse ödül iki katına çıkıyor ve kabilesinde veya bölgesinde konumunu ve nüfuzunu korumasını sağlıyor.”
Husiler, yardım kuruluşlarının savaşçılar dışında yardım dağıtımını engelliyor
Kaynağa göre bu aşiret liderleri, kabiledeki veya bölgedeki yoksulların çocuklarını gönderiyor ve ailelerini aylık 100 dolardan fazla olmayan bir maaş ve uluslararası yardım kuruluşları tarafından dağıtılan yiyeceklerden alınan gıda yardımı almaya ikna ediyor. Husiler, yardım kuruluşlarının yardımların savaşçılarına sağlanması dışında herhangi bir yardım dağıtmalarını engelliyor.
Milislerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan kaynak, savaşçı göndermeyi reddeden aşiret veya bölgenin, başka bir bölgeden veya kabileden bunlara karşılık yenilerinin gönderilmesi için söz konusu masrafları ödemekle yükümlü olduğunu açıkladı. Kaynak açıklamasının devamında şunları kaydetti:
"Aşiretlerden biri, savaşçı göndermemenin bir sonucu olarak 100 milyon riyal ödedi. Ayrıca aşiret ve bölge liderleri asker toplayamazsa tecrit ve makamlarının elinden alınması tehdidi ile karşı karşıya kalabilirler. Bu yüzden halk, ödeme yapamadıkları ve liderlerinin zengin olması için ve  Husi liderliğiyle arası bozularak devrilmesinler diye Husilerin taleplerini reddetmekten kaçınıyorlar.”
Diğer iki kaynağa göre savaşçı toplama ve askere alma hikayesi burada bitmiyor. Husi milisleri, özellikle eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in öldürülmesinden sonra Yemen’in kuzey bölgeleri üzerindeki mutlak kontrolünden yararlanarak rakip aşiretler veya aileler arasındaki eski intikam meselelerine karşı uzlaşma prosedürleri getirdi. Bu nedenle birçok aşiret buna karşılık olarak savaşçılarını cepheye gönderiyor.
Aynı zamanda kabile ve aşiret liderleri, üyelerini Husilerin çıkarlarına hizmet eden bazı kurumlarının başına atayarak mali ayrıcalıklar elde etti. Evi Husi ideolojisinin mülkiyetine dönüştürülen ve oğlu Zekat Otoritesi’nin başına tayin edilen kabile lideri Muhsin Ebu Neştan'ın durumu bu örneklerden biri. Ayrıca, kendisini solun müttefiki olarak sunduğu ve 70’lerin sonunda güneye kaçan eski Gurbetçiler Bakanı Şeyh Mücahid el-Kahali ve Yemen'deki sol hareketle de bağlantılı olan Muhammed Yahya al-Gavli bu isimler arasında yer alıyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.