Wi-Fi'ye bye bye, Yaşasın Li-Fi!

Fotoğraf: lifi.co
Fotoğraf: lifi.co
TT

Wi-Fi'ye bye bye, Yaşasın Li-Fi!

Fotoğraf: lifi.co
Fotoğraf: lifi.co

2015'te Estonya'da ilginç bir şey oldu.
Velmenni şirketi Li-Fi teknolojisini laboratuvarlardan sonra ilk kez ofislerde test etmeye karar verdi.
Amaç tüm dünyanın internet ile bağlantısını sağlayan Wi-Fi teknolojisinin yerine Li-
Fi'yi koymaktı.
1Gbps’lik yani 1024 Mbps (Mbps, yani internetin standart hız birimi) hıza ulaşıldı!
Ben ise milenyumdan 21 yıl sonra bu yazıyı yazarken internete 19Mbps'lik bir hızla ve elbette Wi-Fi ile bağlanıyorum.
(Türkiye'nin sabit internette ortalama hızının 27.86 Mbps ile dünyada 101. dünyada sırada olduğunu aklımdan çıkarmadan...)

Aradan geçen 6 yıl Li-Fi için daha bereketli oldu.
Li-Fi ampulleri sayesinde sadece birkaç saniye içinde bir HD film indirmeye eşit olan veri gönderimi mümkün hale geldi!
Işık tabanlı Li-Fi ışınları, Wi-Fi gibi duvarlardan geçmediği için düşük menzille bağlantı sağlayabilmişti.
Li-Fi teknolojisinde veriler, nanosaniyeler içinde yanıp sönüp ışıkları insan gözüne gözükmeyen LED’ler yardımıyla iletiliyor.
Yüksek hızlara erişmek işte böyle mümkün hale geliyor.
Fikrin mucidi ve geliştiricisi Edinburgh Üniversitesi'nden Profesör Harald Haas.
Haas, Edinburgh Kraliyet Derneği üyesi bir mühendis.
TedX konuşmalarını milyonlarca kişi izledi.
Li-Fi yani "Light Fidelity" teknolojisinin Wi-Fi gibi radyo dalgaları yerine görsel spektrumla veri aktarmaya imkan tanıdığını söylüyor.Bir alıcıya bilgi gönderirken (binary data) hızlıca açılıp kapanan flaş ampulleri kullanılıyor Li-Fi teknolojiside...
İşin Türkçesi, Haas'ın geliştirdiği sistem fazlasıyla meşgul olan radyo frekanslarını
tercih etmiyor.
Bunun anlamı ise daha hızlı internet!
Li-Fi, Wi-Fi'ye göre 10 bin kat daha fazla kapasitenin kullanımına imkân tanıyor.
Laf değil...
Sonuçta Li-Fi bugün kullandığımız Wi-Fi'ye hayat veren radyo sepektrumundan 10 bin kat daha büyük.
Bir başka deyişle potansiyel olarak sınırsız kapasiteye sahip.
Araştırmacılar 1 W'lık LED ampulle dört bilgisayarın yüksek veri hızında internete bağlanabileceğini söylüyor.
Şehrin içinde Wi-Fi noktası bulmak için bir o yana bir bu yana dolaşırken, Li-Fi sokak lambalarının sağladığı ışıktan bile yararlanıp hızlı interneti önünüze seriyor.
Bu yeni teknoloji, Wi-Fi'ın sebep olabileceği baş ağrısı ve kanser gibi sağlık sorunlarının da önüne geçtiğini iddia ediyor.
En azından insanlar için zararlı radyasyonu içermediği kesin.
Wi-Fi sistemlerinin artık bir tıkanma noktasına geldiği çoğu uzmanın malumu.
Sadece uzmanların görüşlerine de gerek yok aslında.
Pek çok kullanıcı da tıkanmayla karşı karşıya.
İşte Li-Fi bu tıkanmayı, hem de çok daha hızlı internet bağlantısı sunarak ortadan kaldırmayı vadediyor.
Sistem, pilot uygulamalarda başarı olsa bile henüz dünya çapında yaygınlaşmadı.
Yine de geleceği Li-Fi'de görenler var.
Çin merkezli teknoloji üreticisi Oppo gibi...
Firma üzerinde çalıştığı yeni akıllı telefonunda Wi-Fi yerine Li-Fi teknolojisini baz aldığını geçtimiz ağustos ayında duyurmuştu.
Peki insanoğlunun ışık üzerinden haberleşmesini mümkün kılan bu sistem hakkında başka neler biliyoruz?
İşte 13 soruda Li-Fi teknolojisi hakkında merak edilenler...
Yanıtlar ise teknolojinin mucidi Profesör Harald Haas'tan...
Gerçekten Wi-Fi'ye bye bye, yaşasın Li-Fi mı?
Eğer Harald Haas haklıysa dünyayı yepyeni bir dönem mi bekliyor?
Tarih kitapları onu çılgın ve devrimci bir bilim insanı olarak mı hatırlayacak yoksa çılgın ve yaptıkları görmezden gelinmiş bir kişi olarak mı?
Karar sizin...
Kuşkusuz biraz da tarihin... 

Li-Fi nasıl bir teknoloji? Veri transferi ne kadar hızlı olacak? Wi-Fi'nin pabucunu dama atacak mı?
Optik spektrumda devasa bir band genişliğinden yararlanılıyor. Radyo frekans spektrumundan üç kat daha büyük. Bu da daha çok veri gönderip almanız anlamına geliyor. Li-Fi radyo frekanslarının sağladığı sınırlı verilere nazaran muazzam bir veri hattı sunuyor. Li-Fi çok daha basit bir küresel stardart getirecek. Karışıklığın önüne geçtiği gibi maliyetleri de düşürecek.
Li-Fi elektromanyetik parazitlere karşı dirençli bir yapıya sahip.  Bu aynı zamanda radyo frekansları sistemleri ile Li-Fi sisteminin eş konumlu yani aynı yer ve zamanda gerçekleştiği, birbirlerine karışmayacağı anlamına geliyor.

Karışmaktan kastınız ne? Mesela eve gelip Wi-Fi'ye bağlandığımda listede birçok farklı evdeki kullanıcının bağlantısını görebilmem mi? Bunun ne sakıncası var ki?
Bir çok evde bağlantının birbirine karışması birincil suçludur. Özellikle de nüfusun yoğun olduğu büyük apartmanlar ve sitelerdeki internet kullanımına bakıldığında... Li-Fi'de ise gizlilik var. Yani kullanıcı internet sağlayıcının varlığından bile haberdar olmayacak. Sırf bu sebepten internet servis sağlayacıları kullanıcılara yüzlerce Mbps (internetin stadart hız birimi) sözü vermelerine rağmen kullanıcılar 20 Mbps'lik hizmet alıyordu. Duvarların arasından geçen  radyo sinyalleri yaşadığınız apartmandaki diğer odalara kadar sızıyordu. Bu da sinyalin kalitesiyle ilgili sorunları beraberinde getiriyordu. İnternete bağlı cihaz sayısının çoğalmasıyla birlikte sorun sadece daha kötü bir hal alıyordu. İşte Li-Fi karşı karşıya kaldığınız bu sorunu ortadan kaldırıyor. Çünkü Li-Fi teknolojisinin evinizin duvarlarından sızmasına gerek yok. Çünkü radyo sinyalleriyle çatışmıyor ve kapladığı alanı yani menzilini görebildiğiniz gibi sinyallerin karışması da engelleniyor.
Aşağıdaki illüstrasyon aradaki farkı ortaya koyuyor. Bugün kullanılan Wi-Fi teknojisinin ana unsuru radyo frekansları kırmızı ile belirtildi.
Duvarlar arasından sızan Wi-Fi sinyallerin karışmasına yol açtığı gibi güvenliğiniz için de bir tehdit haline dönüşebiliyor. Li-Fi ise tertemiz ve güvenlikli bir bağlantı sağlıyor.

Yani radyo dalgası yerine ışıktan beslenen Li-Fi'nin sağlayacağı sinyaller duvarlar arasında bir hayalet gibi dolaşmıyor?
Evet, Li-Fi teknolojisinin öznesi ışık. Ve ışık duvarladan radyo frekansı gibi geçiş yapmıyor.Doğası itibarıyla akaryakıt istasyonları kimyasal tesisler, nükleer enerji santralleri gibi antenlerin kullanılmadığı yerlerde de güvenli bir internet kullanımı imkanı veriyor. Bu teknoloji çok daha iyi bir kullanıcı tecrübesi sağlıyor. Çok daha güvenilir ve öngörülebilir bir bağlantı sağlanmasına ön ayak oluyor.

Bazı çevreler Li-Fi teknolojisini eleştiriyor. Özellikle Wi-Fi'dan daha pahalı olacağı söyleniyor.
Hayır, Li-Fi daha pahalı olmayacak.

Li-Fi teknolojisinin alt yapısı nasıl inşa edilecek peki?
Aslında Li-Fi bilgisayar haberleşme sisteminde IEEE 802.11bb standardizasyonunu kullanacak.

Ne demek istediğinizi sadece teknolojiyle yatıp kalkanlar anladı sanırım...
Yani Li-Fi telsiz yerel ağ standardı olarak bilinen Wi-Fi'nin teknoloji yapı taşı IEEE 802.11bb  standardizasyonunu kullanacak. Böyle Li-Fi teknolojisi mevcut temel bant yongalarından yararlanacak. Bu durum Li-Fi'ın pazarlama süresini hızlandıracak ve bazı ticari engelleri ortadan kalkmasını da beraberinde getirecek.

Ben LED ışıklara biraz takıldım. Bu, Li-Fi teknolojisinin geniş kitlelere ulaşması açısından olmazsa olmaz mı? Kimi insanlar, mesela ben LED ışıkları günlük hayatında kullanmayı dahi tercih etmiyor, sevmiyor. Kimileri de bu yeni "ışıklı teknolojiyle" mesela karanlık ve ışıksız bir odada yatağa uzanmış bir şekilde nasıl internet kullanabiliceğini merak ediyor.
Bakın bu teknoloji görünebilir led ışıklarını gerektirmiyor. Gizli bir kızılötesi de kullanılabilir. Aslında mevcut Li-Fi ürünlerinde, erişim noktasından (LiFi yönlendiricisinden) mobil terminale bağlantının görünür ışık kullandığını göreceksiniz. Bu, aydınlatma ile yüksek hızlı kablosuz veri iletişimini birleştirmeye yarar.
Bununla birlikte Li-Fi'da mobil terminalden erişim noktasına olan iletişim bağlantısı için kızılötesi spektrumu kullanılır. Çünkü bir mobil cihazın aydınlatmasına gerek yok.

Herkesin merak ettiği ışıkla Li-Fi'nin arasına girersek ne olacağı. Yani bu yeni teknolojiye kullanacak biri ışıkla temas ederse ne olur? İnternet birderbire kesilir mi?
Doğrudan görüş hattı bağlantısı engellenirse Li-Fi'nin  performansı düşecektir. Bu bozulmanın ne kadar büyük olduğu, optik sistemin tasarımına bağlı. En kötü senaryoda veri hızı sıfıra düşer. Bu nedenle Li-Fi sistemini, bir bağlantı kesintiye uğradığında mobil terminalin ikinci bir Li-Fi erişim noktasına bağlanabileceği şekilde tasarlamak çok önemli. Kısacası evet, Li-Fi sistemi iyi tasarlanmazsa böyle bir durumda kesilebilir. Bununla birlikte, sistem iyi tasarlanmışsa, bu senaryonun gerçekleşmesi pek olası değil.

Li-Fi teknolojisinin insan sağlığı ve doğaya olumlu etkilerinden bahsediyorsunuz. Peki ya enerji kullanımına olumlu etkisi var mı?
Işıkların açık olması gerektiğinde, tam olarak aynı ışığın yüksek hızlı bir veri bağlantısı sağlaması net bir enerji avantajı sağlar. Radyo frekansı ile sağlanan Wi-Fi iletişimlerinde, kablosuz sinyal tipik olarak birçok yönden gönderilir. İşte bu nedenle örneğin telefonunuzu Wi-Fi'ye bağlamaya çalıştığınızda çok sayıda Wi-Fi ağı görebilirsiniz. Bu beraberinde çok fazla sinyal enerjisinin boşa harcandığı anlamına gelir. Li-Fi'de ise ışık sınırlı bir alanı kaplar ve bir ışık huzmesini odaklamak için basit lensler kullanmak da mümkündür. İşte tam da bu nedenle Li-Fi kullanırken net bir enerji tasarrufu olacağını söyleyebilirim.

Ortalama bir internet kullanıcısı olarak Li-Fi ile elektrik arasındaki bağlantıyı merak ediyorum. Yani gücünü ışıktan alan bu teknolojinin elektrik kesintileri meydana geldiğinde ne yapacağını... Elektrikler gittiğinde akıllı telefonumdaki 4G bağlantısı üzerinden en azından şarjım bitene kadar birkaç saat daha internette dolanabiliyorum. Böyle bir sorunla karşılaşınca Li-Fi kullanıyor olsam ne yapacağım?
Evet, bu karşılaşılabilecek bir durum. Fakat elektrik gittiğinde evdeki Wi-Fi routerın yani yönlendiriciniz de kapanıyor ve akıllı telefonunuza bağlantı sağlayamıyor. 4G'nin çalışmasınınsa temel nedeni civarda bir yerde bulunan radyo baz istasyonunun elektrik kesintisinden etkilenmemesi veya bir jeneratör ile çalıştırılması... Bu nedenle Li-Fi, böyle bir sorunla karşılaşıldığında bir ev dağıtımında Wi-Fi'den farklı olmayacak.

Tamam. Li-Fi teknolojisinin karşı karşıya kaldığı en büyük engel ne? Ya da şöyle sorayım, sorun ne?
Bana göre temelde en büyük sorun Li-Fi teknolojisi etrafında dönen yanlış kanılar. Teknik olarak Li-Fi dünya çapında yüzlerce denemede kendini kanıtladı. Li-Fi, akıllı telefonlara entegre edilebilecek şekilde, bir akıllı telefonun kamera modülünden daha büyük olmayacak bir forma bile sokulup küçültüldü. Veri hızları 1 Gbps ve daha yüksek.
Aslında, şu anda Birleşik Krallık'ta saniyede terabit (Tbps) optik kablosuz iletişim ağları geliştiren TOWS (Terabit Çift Yönlü Çok Kullanıcılı Optik Kablosuz Sistem, Li-Fi için 6G) adlı bir araştırma projesi de sürüyor. Li-Fi için teknoloji eko sisteminin geliştirilmesi önemli. Li-Fi bileşen sağlayıcılarının, sistem geliştiricilerinin ve yazılım/uygulama geliştiricilerinin, LiFi'nin büyük ölçekli pazarda benimsenmesini sağlamak için bir araya gelmesi gerekiyor.
Bir karşılaştırma yapalım isterseniz. Şu anda Li-Fi, multi-milyon dolarlık bir pasta. Li-Fi endüstrisi paydaşlarının bir araya gelip bu pastayı birkaç parçaya ayırması ve arayüzleri tanımlaması gerekiyor. Bu çok milyon dolarlık pastayı, pek çok pazar araştırması kuruluşunun bildirdiği gibi yüzlerce milyar dolarlık pastaya dönüştürecek. Bu nedenle, bu tam süreci destekleyen Light Communication Alliance (LCA) (www.LightCommunications.org) gibi kuruluşlar var.

Çinli teknoloji şirketi Oppo geçen yıl ağustos ayında Li-Fi teknolojisi ile çalışacak yeni akıllı telefonlar geliştireceğini açıkladı. Umutlu musunuz?
Bu haberi gördüğümde kesinlikle çok memnun oldum. Akıllı telefon endüstrisinin bir inovasyonun önünü tıkayacak duvarlara karşı koştuğuna inanıyorum. Li-Fi, benzersiz bir bağlantı yöntemi ve başka türlü mümkün olmayan yeni kullanım durumları sağlamada gerçekten büyük bir fark yaratabilir.

Bir bilim insanızınız. Strathclyde Üniversitesi geçen ekim ayında Li-Fi Araştırma ve Geliştirme Merkezi'ni sahiplenip bünyesine taşıdı. Yine de bir çok insanın aklında şu soru var. Profesör Haas'ın bu teknolojiden çıkarı ne? Para mı yoksa bir şeyi icat etme hırsı mı?
2004'te Li-Fi üzerinde çalışmaya başladığımda,  VLC yani görünür ışık haberleşmesi/iletişimini daha hızlı hale getirmek istemiştik. Bu hedefe ulaşmak için sahip olduğum fikirlerden biri işe yaradı. Almanya, Bremen'deki Jacobs Üniversitesi'nde bir lisans projesinin parçası olarak bir kavram kanıtı yaptık.
Tutkum yeni fikirler üzerinde çalışmak ve icat etmek. Çabuk sıkıldığım için geleneksel şeylere biraz ince ayar yaparak tekrar tekrar yapmayı sevmiyorum. Denediğimiz birçok fikir başarısız oldu, ancak yüksek hızlı VLC veya uzaysal modülasyon gibi bazıları işe yaradı. Şu anda dünyadaki birçok araştırma grubu tarafından geliştirilen ve 5G denemelerinin bir parçası olarak endüstri tarafından uygulanan yeni bir kablosuz iletim tekniğiyle uğraşıyoruz. İnovasyon ve yeni fikirlerle hareket ediyorum. Bir fikrin değeri, teknolojiyi benimseyen veya kullanan her sıradan insanla birlikte katlanarak artar. Bu yüzden kesinlikle yenilik yapmaya yöneliyorum, ancak gerçek olan bu yenilikten kaç kişinin etkilendiği olsa gerek. Bu yüzden Li-Fi konusunda tutkuluyum ve 2012'de bunu herkese ulaştırmak için bir şirket kurdum.



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.