Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk : 1 Mart Pazartesi günü ilkokullarımızın tüm sınıf düzeyleriyle açılması kararını aldık

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)
TT

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk : 1 Mart Pazartesi günü ilkokullarımızın tüm sınıf düzeyleriyle açılması kararını aldık

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2020-2021 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde yüz yüze eğitime geçiş sürecinin ayrıntılarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Bakan Selçuk, “1 Mart Pazartesi günü ilkokullarımızın tüm sınıf düzeyleriyle açılması kararını aldık. İlkokul öğrencilerimiz eğitimlerine yine seyreltilmiş şekilde haftanın iki günü devam edecekler” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Kovid-19 ile mücadele kapsamında ara verilen yüz yüze eğitime yeniden dönüş sürecinin ayrıntılarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrasında, "Köy okullarında 15 Şubat'ta eğitim öğretimin başlamasını kararlaştırdık. 8 ve 12. sınıflar ile ilkokul ve özel eğitim okullarındaki eğitim-öğretimin 1 Mart'ta başlaması için hazırlıklara başlanacak” ifadelerini kullanmıştı.

“Tüm çabamız, gayretimiz çocuklarımızı okullarıyla buluşturmak için”
Okulları yüz yüze eğitime açabilmek yoğun gayret gösterdiklerinin altını çizen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Tüm çabamız, gayretimiz çocuklarımızı okullarıyla buluşturmak için, tabii ki, sağlıkla ve güvenle. ‘Sağlık açısından bir risk varsa, orada biz olmayız’ demiştik, aynı noktadayız. Her gün, bazen günde birkaç kez dünyadaki ve Türkiye’deki bilimsel verileri, raporları gözden geçiriyoruz. Büyük bir ekip, verilerin akışını uygulamalarla ilişkilendiriyor. İl il ayrıntılı veriler takip ediliyor. Bilim kurulunun ortaya koyduğu görüşler dikkatle değerlendiriliyor. Fiziksel ve ruhsal sağlık verileri, psiko-sosyal veriler, akademik ölçme değerlendirme verileri karşılaştırmalı olarak dikkate alınıyor” şeklinde konuştu.

“10 bin ders videosu ve on milyonlarca saatlik canlı dersle olağanüstü bir performans sergiledik”
Uzaktan eğitime başlandığı ilk günden bu yana EBA platformu üzerinden yoğun bir performans sergilediklerini belirten Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Türkiye’nin salgın tedbirleri açısından eğitim alanındaki uygulamalarıyla veriye dayalı bir şekilde dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında olduğunu ifade etmek isterim. Uzaktan eğitime başladığımız 23 Mart 2020 tarihinden bugüne kadar, televizyon kanallarında yayınladığımız 10 bin ders videosu ve 10 milyonlarca saatlik canlı dersle olağanüstü bir performans sergiledik. Tüm öğretmenlerimize, eğitim çalışanlarımıza ve bu süreçte sabırla bizlere destek veren velilerimize bu vesileyle şükranlarımı sunuyorum. Eğitimlerine olgunlukla devam eden yavrularımızın da gözlerinden öpüyorum” diye konuştu.

“Daha önce de takvimimizde belirttiğimiz gibi 15 Şubat Pazartesi günü ikinci yarıyıla başlıyoruz”
Köy okulları ve anaokullarında 15 Şubat’ta yüz yüze eğitimin başlayacağına dikkat çeken Bakan Selçuk, “Daha önce de takvimimizde belirttiğimiz gibi 15 Şubat Pazartesi günü ikinci yarıyıla başlıyoruz. Köylerimizde salgının hiç olmadığı ya da düşük seyrettiği görüldüğünden çocuklarımızın eğitiminin salgına bağlı olarak daha fazla aksamaması için köy okullarımızı tüm kademelerde yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Elbette salgının seyrine bağlı olarak il hıfzıssıhha kurulları bazı köylerimizde uzaktan eğitimi önerebilecektir. Okul öncesine verdiğimiz önem malumunuzdur. Bizim için eğitimin başlangıcıdır. Bu sebeple çocuklarımın güçlü bir başlangıç yapmaları ve daha da gecikmemeleri için 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da tam zamanlı açma kararı verdik” açıklamasında bulundu.

“1 Mart Pazartesi günü ilkokullarımızın tüm sınıf düzeyleriyle açılması kararını aldık”
1 Mart tarihinde ilkokulların tüm düzeylerinde ayrıca, 8. ve 12. sınıflarda da yüz yüze eğitimin başlayacağını kaydeden Bakan Selçuk, “1 Mart Pazartesi günü ilkokullarımızın tüm sınıf düzeyleriyle açılması kararını aldık. İlkokul öğrencilerimiz eğitimlerine yine seyreltilmiş şekilde haftanın iki günü devam edecekler. Aynı tarihten itibaren özel gereksinimli öğrencilerimiz için de özel eğitim okullarımız ve sınıflarımız eğitim vermeye başlayacaklar. 1 Mart tarihinde okullarımız, sınav döneminde olan 8. ve 12. sınıf öğrencilerimiz için de kapılarını açacak. Onların verimli bir şekilde sınavlara hazırlık yapmaları ve öğretmenleri ile birebir çalışmaları çok önemli. Bu nedenle öğrencilerimiz eğitimlerine 1 Mart’ta tam zamanlı olarak başlayacak ve bilim kurulunun öngördüğü şartlar çerçevesinde sınıflarda yerlerini alacaklar. Ayrıca, hali hazırda devam etmekte olan Destekleme Yetiştirme Kurslarına bu öğrencilerimizin daha rahat ulaşabilmeleri için sokağa çıkma kısıtlaması olan gün ve saatlerde öğrencilerimiz özel izinli sayılacaklardır. Lise öğrencilerimizin birinci dönemden kalan sınavları, Mart ayı içerisinde planlanarak yüz yüze gerçekleştirilecektir. Bu sınavların kapsamı 1 Kasım 2020’ye kadar geldikleri ders konularını içermektedir” ifadelerini kullandı.

“Geçen dönemde olduğu gibi yine velilerimizin kararına bağlı olacaktır”
Daha önce olduğu gibi yine yüz yüze eğitim konusunda velilerin görüşlerinin öncelikli olacağının altını çizen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, şunları kaydetti:
“Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları elbette geçen dönemde olduğu gibi yine velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Çocuklarını yüz yüze eğitime göndermek istemeyen velilerimizin, durumlarını yazılı olarak bulundukları okullara beyan etmelerini rica ediyoruz. Bu durumda çocuklarımız devamsız sayılmayacak, uzaktan eğitime devam edecek ve müfredattan sorumlu olacaklardır. Hepinizin bildiği gibi, öğretmenlerimiz Kovid-19 aşısının uygulama sıralamasında öncelikli gruba alınmıştı. Süreci hızlandırmak adına, yüz yüze eğitime başlayan öğretmenlerimiz için Şubat ayı içerisinde aşı uygulamasının yapılması planlanmaktadır. Sağlık Bakanlığımızın da tespitleri doğrultusunda özellikle bazı illerimizde salgınla ilgili vaka sayılarının çok düşük seviyelerde olduğu görülmektedir. Önümüzdeki süreçte salgının da seyrine bağlı olarak il hıfzıssıhha kurullarının ve valiliklerin kararı doğrultusunda farklı sınıf düzeyleri ve okul kademelerinde de il bazlı olarak yüz yüze eğitime başlanmasıyla ilgili kararlar alınabilecektir. Uzaktan eğitimin devam ettiği süreçte okullarımızın temizliğini ve TSE standartlarına göre belgelendirme işlemlerini çok hızlı bir şekilde yapabildik. Eksiği olan okullarda önlemler alınmış oldu. Biz, Bakanlık olarak çocuklarımızın, öğretmenleri ve akranlarıyla yüz yüze eğitim alamamasından kaynaklı eğitim eksikliklerinin farkındayız ve yakın takibindeyiz. Bu bağlamda öğrenme kayıplarının giderilmesi için kapsamlı bir programa başlayacağız. Bu konudaki hazırlıklarımızı ve destek kaynaklarımızı önümüzdeki günlerde öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizle paylaşacağız.”



Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
TT

Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Suriye'deki askeri üstünlüğünü korumaya çabalıyor. İsrailli yetkililerden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik artan açıklamalara ve tehditlere, ayrıca Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'de konuşlandığı yönündeki iddialarına rağmen güvenlik kurumundan bir kaynak, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının ardından tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu ilişkilerin dondurulduğundan bahseden raporlara karşın, iki taraf arasında mesajlaşmak ve sürtüşmeden kaçınmak için gizli iletişim kanallarının bulunduğunu ortaya çıkardı.

İsrail, Şam hükümetine Suriye ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesine karşı olmadığını, ancak sınırlarının yakınlarında yeni bir tehdidin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini vurgulayan bir mesaj iletti. Suriye dosyasının ele alındığı güvenlik kurumu toplantılarından sızan bilgilere göre İsrail, Türkiye'yi bir hasma dönüştürme arayışında değil ve mevcut durumu korumaya çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırmakta hiçbir çıkarı olmadığını belirterek, Tel Aviv'in mevcut her türlü görüş ayrılığı veya gerilimle başa çıkmak için Ankara ile diplomatik çözümleri tercih ettiğini ifade etti.

Ancak güvenlik kaynağından aktarıldığına göre İsrail, mesajların amacına ulaşamadığı durumlarda harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına karşı özellikle de İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin getirilmesi gibi konularda kırmızı çizgiler belirliyor. İsrail, Ankara'nın Suriye’deki havaalanına bir radar konuşlandırmaya ve daha sonra buna Türk askerleri tarafından işletilecek hava savunma sistemleri bağlamaya hazırlandığını ABD'ye bildirdi. İsrail'e göre bu adım bölgesel güç dengesinde bir kırılmaya/dönüşüme yol açabilir.

Tel Aviv, Türklerin Suriye'de ne radar sistemleri ne de önleme bataryaları olmak üzere hiçbir hava savunma sistemi kurmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca İHA pistleri ya da Golan Tepeleri'nde ve hatta Celile'de aynı anda binlerce hedefi vurabilecek binlerce mini İHA fırlatma sistemlerinin getirilmesi de dahil olmak üzere, stratejik dengeleri değiştirecek silahların Suriye'ye sokulmasına izin vermiyor.

İsrail ordusu, Suriye'nin topraklarının geniş bir bölümünde silahsızlandırılması gerektiği ve Suriye semalarında hava üstünlüğünü korumaya kararlı olduğu görüşünde. Bu durum orduya serbestçe hareket etme ve İran ile Irak gibi üçüncü çember ülkelerinde operasyon yapabilme imkânı tanıyor.

cvf
İsrail ordusuna göre Suriye'nin silahsızlandırılması gerekiyor (AFP)

İsrail, Türk sistemlerinin intikali için kesin bir tarih belirlememiş olsa da Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü bu konuşlanmanın olası hedefi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin Suriye'de son derece müdahil olmasına rağmen ülkenin kuzeyindeki varlığını daralttığını ve oradaki pek çok askeri üssünün şu anda boş olduğunu ifade ediyor. Yetkililere göre dünyada pek çok aktörün Suriye'nin istikrarını önemsediği, her şeyden önce de İran'ın ve ortağı Rusya'nın Suriye topraklarına geri dönüşünü engellemeye odaklandığı bir dönemde İsrail, bu mantığın aleyhine hareket ediyor. Böylece yalnızca Suriyelileri değil, başta ABD olmak üzere bölgedeki tüm ilgili güçleri de kendisinden uzaklaştırıyor.

Bu tablo karşısında İsrail'in Suriye'ye yönelik bombardımanlarının Türkleri uzaklaştırmaya yetip yetmeyeceği, diplomatik yolların tükenip tükenmediği ve İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Direktörü Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani ile yaptığı tek bir görüşmenin kesintisiz bir diplomatik sürecin yerini alıp alamayacağı gibi pek çok soru gündeme taşındı.

Bu sorulara verilen yanıtlar kapsamında İsrail'in Ortadoğu'daki pek çok yeni teste cevap üretecek yeni bir politika geliştirmesi gerektiği belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin kuzeyinde tehlikeli ve amaçsız noktasal bir operasyonla övündüğü bir dönemde, burnunun dibinde İsrail'in parçası olmadığı yeni ittifaklar kuruluyor. Yalnızca bombardımanla güvenlik tesis edilemez ve tehditler önlenemez, çünkü bu durum, planlı bir politikanın ve Netanyahu döneminde içi boşaltılan diplomasinin yerini tutamaz. İsrail'in, Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin olarak ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın uyarılarına kulak vermesi ve Türkiye ile bir gerilime girmekten sakınması gerekiyor.

Netanyahu, güvenlik kurumlarının üst düzey yetkililerinin katılımıyla Suriye ve Lübnan dosyalarını görüşmek üzere birden fazla toplantı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, İsrail'deki siyasi kademenin açıklamalarından ve artan tehditlerinden duydukları endişeyi dile getirerek, bu söylemlerin bölgeyi tehlikeli bir güvenlik tırmanışına sürükleme riski konusunda uyardılar.

Özellikle İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli bir maceraya sürüklediğini ve İsrail'in hiçbir tarafın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceğini iddia ettiği açıklamaları dikkati çekti. Katz bu açıklamaları ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın, İsrail'in Ebu Zuhur Havalimanı'na hava saldırısı düzenleme kararında dayandığı bir istihbarat raporunun bulunmadığı yönündeki ifadelerine yanıt verdiği sırada dile getirdi.

İsrail gazetesi Haaretz yayımlanan bir haberde, Katz ile Barrack arasındaki aleni anlaşmazlıkların, ABD-İsrail görüş ayrılıklarının giderek gün yüzüne çıktığı son döneme kıyasla nadir bir durum olduğu değerlendirildi. Haberde ayrıca, ABD yönetiminin Netanyahu'nun iç siyasi arenada karşı karşıya kaldığı kısıtlamaları ve seçmenlerinin gözünde zayıf görünme korkusunu belirli bir ölçüde anlayışla karşılıyor olma ihtimaline dikkat çekildi.

Medya organları askeri bir yetkiliye dayandırdıkları haberlerde, İsrail'in asıl ikileminin, Türklerin Suriye topraklarına gelişmiş silahlar ve teknolojik araçlar yerleştirmeye kalkışması durumunda ne yapacağı noktasında yattığını aktardı. Bu kapsamda, düzenlenen saldırının amacının Ankara ve Şam'a İsrail'in hava üssüne gelişmiş insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve hassas füzelerin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceği mesajını vermek olduğu öne sürüldü.

Öte yandan İsrail ordusu istihbarat birimlerinde eski bir albay olarak çeşitli görevlerde bulunmuş olan Dayan Merkezi araştırmacısı Michael Milstein, ‘Erdoğan rejimini İsrail'e düşman bir hasım’ olarak nitelendirerek, ordunun ve ilgili tüm birimlerin sınır hattına yerleşme çabaları karşısında teyakkuz halinde kalması çağrısında bulundu.

Fakat aynı zamanda Türkiye kaynaklı tehditlerin siyasi bir diyalog ve söylemle bertaraf edilmesinin mümkün ya da İsrail'in Suriye'deki saldırısının nihai ve zorunlu bir çıkış yolu olup olmadığının yanı sıra Ankara ile bir çatışmanın gelişmesi senaryosuna ve bunun uçuş hatları, ticaret ve enerji tedariki de dahil olmak üzere askeri, siyasi ve ekonomik tüm düzeylerdeki sonuçlarına ilişkin tüm analiz ve değerlendirmelerin İsrail'de yapılıp yapılmadığını sorguladı.

Milstein'a göre en kritik ve tehlikeli husus ise 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen diğer tüm cepheler -başta nükleer programının İsrail gündeminin merkezinde yer alması gereken İran olmak üzere- hâlâ aktifken yeni bir cephe daha açmanın ne anlama geleceğine ilişkin sorusuydu.

İsrail'deki birçok siyasi, güvenlik ve askeri merciyle örtüşen bir tutum sergileyen Milstein, “Bizden tamamen nesnel, yalnızca mesleki bir değerlendirmeye dayalı ve iç mutabakata tabi adımlar olarak görmemiz istenen girişimlerin arkasında siyasi saiklerin bulunduğuna dair ciddi şüpheler var. Son yıllarda tam aksini kanıtlayan ve bu tür soruların sorulmasını haklı çıkaran pek çok adım atıldı. Kamuoyu bu soruları sormakla ve aynı zamanda yöneltilen en ufak bir eleştirinin gevşeklik ya da vatanseverlikten yoksunluk olarak nitelendirilmesine karşı çıkmakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı.


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.